• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Sauna Muhabbetleri: BMW’li Adam

1 Tem2015
 

Breaking Bad‘in ilk sezonunda enteresan bir sahne vardır. Walter White arabasını bankanın otoparkında boşalan yere tam park edecektir ki, üstü açık bir BMW kullanan bir adam ondan önce davranarak ilgili yeri kapar. Adam bir yandan gayet itici tavırlarla bağıra bağıra telefonda konuşmaktadır.

Yazının devamı »

 

İlk Kadınlı Balo, İlk Dans

30 Haz2015
 

Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938 adlı kitabından bir pasaj:

Anlaşıldığına göre ilk balo Türk Ocağında verilmiştir. O zaman Türk Ocağı, eski Ankara’da, Şengül hamamı yanında eski bir Ermeni mektebi binasında çalışıyordu. O güne ait anılar, balo gecesini şöyle canlandırır. Bu harap binanın salonunda, duvar diplerine sandalyeler dizilmiştir. Herkesin sus pus sıralanıp oturduğu, sessiz, hareketsiz, hatta kadınsız sanki bir mevlit toplantısı. Gazi’nin; Orman Çiftliğinin istasyon binası yapılınca orada verdiği balo, daha hoş sahneler gösterir. Burası küçük, iki katlı, basit bir binadır. Balo bu binada verilecekti. Şehirden beş altı kilometre berideki bu istasyona Gazi, davetlilerini birkaç tren vagonunda götürür. Çünkü hem muntazam yol yoktur, hem yeteri kadar otomobil bulunmaz… Davet sahibi, misafirlerini, trende, kompartımanları dolaşarak selamlar.

Yazının devamı »

 

Tanzimat, Mecelle ve Cumhuriyet [Aydemir]

30 Haz2015
 

Şevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938 adlı kitabından bir pasaj:

Tanzimat aslında, Osmanlı ülkesinde yaşayan Hıristiyanları korumak bahanesiyle Türkiye’ye müdahale vesileleri icat eden yabancı devletlere karşı, bir oyalama ve korunma tedbiri sayılabilir. Müslüman ve Hıristiyan tebaanın eşitliğini, “mal ve can emniyetini” ilan ederek, dıştan baskıları mümkün olduğu kadar önlemek çabasından pek de ileriye gidemez. Fakat Tanzimatla beraber ne de olsa, Batı esaslarından faydalanılarak bazı kanunların çıkarılmasına geçilmiştir. Ama medenî hukuk, Mecelle denilen bir kanunlar manzumesi içinde toplayan bu harekette de Şark fıkhından (Doğu dini hükümlerinden) ayrılınamadı. Batı usulünde mahkemeler yanında, şer’iyye mahkemeleri devletin hukuk yapısında devam etti. Arada bazı Fransız kanun sistemlerinden faydalanmaya çalışılmıştır. Zaten o devirde bizim için Batı ve medeniyet demek Fransa demekti. …

Yazının devamı »

 

Koalisyon Notları

28 Haz2015
 

Bir

Bir partinin kendi görüşlerine uzak olan bir parti ile koalisyona gitmesi, prensiplerinden ödün verdiği anlamına gelmez. Doğru bulduğu prensiplerin kısmi olarak da olsa hükümette temsil edilmesini istediği anlamına gelir.

Parti siyasetinin varlık nedeni de zaten budur. Partiler, üretilen politikalar üzerinde kendi değerlerinin ve prensiplerinin belirleyici olmasını isterler. Seçimlerde bu farklı prensipler yarışır ve neticede ortaya bir meclis tablosu çıkar. Bu tablo bazen tek bir partinin iktidarına izin verir, bazen vermez.

Yazının devamı »

 

Şapka Kanunu [Aydemir]

26 Haz2015
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Mustafa Kemal batı giyinişine karşı daima sempati duymuştur. Bu arada biri onun kırmızı fese karşı antipatisini belirten, diğeri de Avrupalılar gibi giyinmeye özentisini sâfiyane bir şekilde meydana vuran iki küçük hatırasını verelim. Bu hatıralarının biri, 1920’de [1910 olmalı – SK] Belgrat istasyonunda geçen küçük bir olaydır. O yıl, Fransa’daki Pikardi manevralarında ordu namına bulunmak üzere Paris’e doğru yola çıkmışlardı. İki arkadaştılar. İkisinin de İlk Avrupa gezisiydi. Bindikleri Şark ekspresi daha Türk sınırlarından çıkar çıkmaz o, başındaki fesi çıkardı. Yol arkadaşı Binbaşı Selâhattin Bey kapalı, muhafazakâr bir subaydı. Tren Belgrat istasyonunda beklerken Selâhattin Bey orada dolaşan satıcı çocuklardan bir şeyler almak istedi. Başından kırmızı fesini hiç çıkarmıyordu. Alışverişte de biraz fazla hesaplı ve pazarlıkçıydı. Satıcı Sırp çocukları Selâhattin Beyin bu halinden sıkıldılar. Evvela fesiyle alay etmeye başladılar. Sonra davranışlarını daha da ileri götürdüler ve bir şeyler haykırarak kaçıp gittiler. Selâhattin Bey hâlâ, bu olaya vesile veren kırmızı fesini çıkarmamayı millî bir gurur meselesi sayıyordu. Mustafa Kemal ise ya başı açık ya kasketliydi. Yol boyunca iki arkadaş, fesle şapka üstünde tartışıp durdular.

Yazının devamı »

 

Doktor Civanım (1982)

24 Haz2015
 

Yönetmen: Kartal Tibet
Senaryo: Safa Önal, Memduh Ün
IMDb


Filmin Özeti

Ruşen Ağa ve İhsan Ağa aynı köyde yaşayan iki esnaftır. Her ikisinin de tarlaları vardır. Ayrıca, Ruşen Ağa (Ali Şen) sinema, İhsan Ağa (İhsan Yüce) ise çayhane işletmektedir. Birbirleri ile rekabet halindedirler. Ancak rekabetten her ikisi de zarar gördüğü için, bir gün buna bir son verirler ve “Biz katırlar, eşekler gibi birbirimize çifte attıkça, köylü faydalanıyor. Birlik olursak [köy halkının] hepsini istediğimiz gibi yolarız!” diyerek anlaşırlar. (0:13-3:15)

Yazının devamı »

 

Diktatörlük Korkusu [Aydemir]

24 Haz2015
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

1925 yılının ilk aylarında İstanbul basını sadece, olanları küçümsemek ve Ankara’yı yıpratmakla meşguldü. … Bir diktatörlük ve bir diktatör korkusunu ortalığa yayıyorlardı. Onlara göre diktatör, tabii Gazi Mustafa Kemal olacaktı. …

İşte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bu şartlar altında, asabi bir hava içinde doğdu.

6 Mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından yaşananlar neticesinde İstanbul basınının diktatörlük korkularını gerçek oldu. Hatta, bu yeni dönemin ilk uygulamalarından biri de, İstanbul basınını susturmak üzere Ankara’dan İstanbul’a bir İstiklal Mahkemesi göndermekti. Aynı kitabın 209. sayfasında Süreyya Takrir-i Sükun Kanunu hakkında şunu söylüyor: “Bu kanun, iki tarfı keskin öyle bir kılıçtı ki, hükümet ve rejim onu, ya inkılapları yerleştirmek için olağanüstü bir dayanak olarak kullanacak, yahut bizzat hükümeti sert bir diktatörlüğe sürükleyebilecekti.”

Eğer durum bu idi ise, o zaman İstanbul basınının “Bir diktatörlük ve bir diktatör korkusunu ortalığa yayıyor” olmasını herhalde eleştirmemek gerekli.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 198-199.
 

Tartışılmazları Tartışabilmek

23 Haz2015
 

Her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de dini ve seküler bazı kutsallar var. Ancak Türkiye’de bu kutsallar hakkında konuşmak, fikir belirtmek hep zor olageldi. Ülkenin oturmuş bir eleştiri kültürü zaten yoktu; halen de yok. Belki biraz da bu nedenle, eleştiri bir yana, ilgili kutsallara ilişkin ululama içermeyen nötr ifadeler dahi çoğu zaman hakaret olarak algılandı.

Türkiye’nin (ve aslında dünyanın) bugün geldiği noktada herhangi bir gerçekliği tartışılmaz kılabilmek pek mümkün değil. Dahası, insanlar artık her konuyu rahatlıkla tartışabilmek istiyorlar. Sürekli kimi dokunulmazlık sınırlarını gözeterek ve adeta cambazlık yaparak yazmak ya da konuşmak zorunda kalmak, giderek daha fazla geçmişte kalan bir şey.

Sosyal normlar değişiyor – ve tartışılmazları olan olmayan her kesimden insan bu süreçten nasibini alıyor. Otoriter ya da ataerkil çizgide bulunan pek çok insan dahi ifade hürriyetinin sınırlarını tek taraflı olarak belirlemeye hakkı olmadığını (ve bunu istese bile artık zaten yapamayacağını) yavaş yavaş fark etmeye başlıyor. Ne var ki, pek çok diğerleri, geçmişteki yasakları bugün de sürdürmek istiyorlar. Kutsalları sorgulayanlara hukuki (ve hatta hukuk dışı) yaptırım talep edenler halen hiç az değil.

Bu noktada soru şu: Bu gibi tehditkar tavırların fazlaca yerleşik olduğu bir ortamda fikir üretmeye çalışanlar, kendilerini nasıl ifade etmeliler?

Yazının devamı »

 

Mısır’ın Paralel Evrenleri

16 Haz2015
 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, buradan çok uzaklarda bir gezegende Mısır 1 adında bir ülke varmış. Bu ülke, 30 senedir acımasız bir diktatör tarafından yönetilmekteymiş. Haliyle, ülkenin durumundan pek kimse memnun değilmiş. Ama çokları korkudan seslerini çıkaramıyorlarmış. Ancak gün gelip de diktatörün iktidarı oğluna devretmeye hazırlandığı söylenir olunca, insanlar “Bir 30 sene daha bu çileyi çekmeye dayanamayız!” deyip sokaklara dökülmüşler ve günlerce hep bir ağızdan diktatörlüğe artık bir son verilmesini istediklerini haykırmışlar.

Yazının devamı »

 

Davud ve Calut

17 May2015
 

Davud ile Calut’un kıssası Eski Ahit’te Samuel I adlı surede yer alır. Final şöyle:

“Davud böylece bir sapan ve taşla Filistinliye [Calut’a] galip geldi; elinde bir kılıç bulunmaksızın Filistinliyi [Calut’u] yere yıktı ve onu öldürdü. Davud koştu ve onun üzerine çıktı. Filistinlinin kılıcını aldı ve kınından çıkardı. Onu öldürdükten sonra, kılıçla kafasını kesti.” (Samuel 17: 50-51)

Yazının devamı »