• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

15.-17. Yüzyıl Osmanlı Ekonomisi ve Gayrimüslimler [Mahçupyan]

25 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

16-17. yüzyıldan itibaren Avrupa tarihi birbirine devlet diyen, millet diyen birtakım şirketlerin karşılıklı çatışması diye de okunabilir.
Doğulular da birdenbire Batılıları kapılarında görüveriyorlar. İlk sızma tabii ki ticaret yoluyla oluyor. … [E]şitsizlikler üstüne kurulu olan Doğu’da adalet çok önemli. Adaletin de çok temel bir özelliği maddi unsurların dengeli bir şekilde dağıtılması ve insanların hayatlarını idame ettirebilmeleri. Oysa Batı sürekli çatışma ve büyüme, yeni servetlere el koyma eğiliminde olduğu için daima tükettiğinden daha büyük bir hâsılat elde etti. Bu hâsılat da üretim değil, ganimetti. Dolayısıyla orada fiyatlar sürekli yükseliyordu. Aynı şeyin fiyatı, 1400’lerde Osmanlı’da ve diyelim İtalya’da aynı fiyattayken yüz yıl sonra Avrupa’da üç misline çıktı. O zaman bu malı Osmanlı’dan alıp Avrupa’ya getirmek çok kârlı hale geldi. Bu Osmanlı için feci bir durumdu tabii. Osmanlı bütün üretiminin, neyin nerede kullanılacağının tek tek belirlendiği bir makro plan çerçevesinde çalışan bir sisteme sahipti. Diyelim ki İzmir’in bir köyünde üretilen buğdayın ülkenin neresinde kullanılacağı belliydi. Şimdi İngiliz, Fransız gelip köydeki buğdaya yüksek bir fiyat verip alırsa sistem bozulmuş oluyordu. Osmanlı bu süreçten bir darbe yedi. Bunun sonucu büyük enflasyon dönemidir. 1450’den 1650’ye kadar süren ve fiyat artışının engellenemediği bir dönemdi bu. 200 yıl sürekli fiyatların arttığı ama bunun mesela her yıl yüzde yarım ya da yüzde bir gibi dikkat çekmeyecek şekilde yaşanmasıydı. Ama 200 yıl içinde Osmanlı’nın dengesi bozulmuş oldu. Osmanlı kendisini yeni duruma adapte etmek için fiyatları yükseltmeye yanaşmadı çünkü fiyatları yükseltmek demek bütün düzeni yeniden kurmak demekti. Bunu yapamadığı için parayı iğdiş etti. Paranın içindeki altın ve gümüşten çalmaya başladı. O zaman da buradaki tüccarlar Avrupa parası istemeye başladılar çünkü o daha kıymetli ve daha güvenilir.
Bu sürece tersten de bakmak lazım. Osmanlı’daki bir sürü tüccar daha fazla para kazanmak için Avrupalı tüccarlarla işbirliği yapmak istiyor. Ticaretin mantığı bu… Avrupalılarla işbirliği konusunda yabancı dil bilen gayrimüslimler elbette daha başarılı oluyorlar. 16. yüzyıldan itibaren gayrimüslimlerin Avrupalılarla ortaklık kurduklarını ve çok başarılı olanların yurtdışında temsilcilikler açtıklarını görüyoruz. Bir süre sonra gayrimüslimler güçlendikçe Batı’nın ajanı olmaktan çıkıp millileşiyorlar. “Biz yeterince güçlüyüz, bu Batılılara ne ihtiyacımız var. Batılı gemisiyle gelsin, malı limandan alsın ama içeriye giremesin” diyorlar. Batı dünyası Osmanlı’ya Bağdat demiryolu için baskı yaparken Ermeni ve Rum tüccarlar buna karşı çıkıyor. Bu aktörlerin davranışları konjonktüre göre değişiyor yani kimin millet, devlet lehine çalıştığım söylemek kolay değil, ama aslında herkes kendi çıkarı için uğraşıyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 73-75.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.