• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

23 Nisan, 24 Nisan

23 Apr2014
 

[23 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Bizim çocukların bayramı

1937 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, Dersim’de bebekleri ve çocukları dahi içeren bir toplu imha emri verdi. 23 Nisanlarda, işte bu cumhurbaşkanının “çocuklara armağan ettiği” bayramı kutluyoruz. Bu çelişkinin eskiden belki bir mazereti vardı; Dersim ile ilgili gerçekler, Türkiye’de Kürt ya da Alevi olmayanlarca çok fazla bilinmiyordu. Bugün ise durum farklı. Ne var ki, gereken insani tepki halen ortaya çıkmış değil.

Şayet çocukları farklı kategorilere ayırmayı ve bu kategoriler doğrultusunda onların hayatlarına farklı değerler biçmeyi sürdürmek gibi bir niyetimiz yoksa, neredeyse Cumhuriyet tarihi ile yaşıt olan bu komediye artık bir son vermek zorundayız. Zira, 1937 yılında Sabiha Gökçen’in bombaları ve ardından jandarmaların süngüleriyle can veren çocuklar da çocuktu. Onların da yaşamaya bizler kadar hakkı vardı. Ama tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkan sözler, ölüp gitmeleri için yeterli oldu.

23 Nisanlarda bayram yapmak ve sunaklara çelenkler bırakmak, bu çocukları ve devlet şiddetine maruz kalan nice diğerlerini görmezden gelmek anlamına geliyor. Bu bir ikiyüzlülük. Ve bu ikiyüzlülük, artık kronikleşmiş ve adeta karakterimiz haline gelmiş durumda. Dersim çocukları, Roboski çocukları, Ramazan Dağ, Uğur Kaymaz, Cüneyt Ertuş, Ceylan Önkol, Berkin Elvan ve daha nicelerine (1, 2) ancak seçici olarak “üzülmek”, siyasi malzeme kılamadıklarımızı ise görmezden gelmek ve hatta suçlamak da yine bu ikiyüzlülüğümüzle ilgili.

23 Nisanlarda halen bayram yapıyoruz. Çünkü, aslında sadece bazı çocukları çocuk (ve hatta sadece bazı çocukları insan) olarak algılıyoruz. Birinci cumhurbaşkanımızın öldürdükleri “bizim” çocuklarımız olsaydı, herhalde bu konuya bakışımız bugünkü ile aynı olmazdı. Neyse ki, cumhurbaşkanımız başkalarının çocuklarını öldürttü. Bu sayede, 23 Nisanlarda neşe dolabiliyoruz. Bir de tabii O’nu çok özleyebiliyoruz.

Hürriyet Bayramı

Bu vesileyle belki belirtmek gerekli… Siyasetimizin meclis tecrübesi 23 Nisan 1920′de başlamadı. Dahası, 23 Nisan, bir milat değil, olayların doğal süreci içinde doğmuş bir sonuçtu: 11 Nisan 1920′de Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasından sadece 12 gün sonra, Ankara’da yeni bir meclis açıldı. Bu yeni meclisin üyelerinin büyük çoğunluğu da, kapatılan İstanbul meclisinden geldi. Yani, (bazı konjonktürel gerçeklikler mahfuz olmakla birlikte) asıl konu, İstanbul’daki milletvekillerinin işgal altındaki hilafeti kurtarmak üzere yer değiştirdiklerini zannetmelerinden ibaretti.

İstanbul’daki ilk meclis ise, 1876′da açılmıştı. 1878′de fesh olunmasının ardından 1908 yılında yeniden faaliyete geçmiş ve bu ikinci açılışın gerçekleştiği 23 Temmuz günü Hürriyet Bayramı ilan edilmişti.

Hürriyet Bayramı, 1908′den 1935′e dek resmi bayram olarak kutlandı. Bugün, 1923′ü bir milat kılabilme adına, bu sürekliliği görmek istemiyoruz. Zira, bazı gerçekleri kendimizden ve başkalarından saklayabilmemiz için, sadece çocukları değil, meclisleri de zihnimizde keyfi kategorilere ayırmamız gerekiyor.

24 Nisan

Yarın ise, 24 Nisan. Yani, yüzbinlerce çocuğun ölümü ile sonuçlanan, sağ kalan öksüz ve yetim çocukların ise hayatları boyunca tarifsiz acılar çekmelerine neden olan büyük bir facianın ilk adımlarından birinin yıldönümü.

İttihat ve Terakki yönetimi, bundan takriben 100 yıl önce, 20 ila 45 yaşları arasındaki bütün Ermeni erkekleri askere aldı. Ancak, askere alınmaları, silah altına alındıkları anlamına gelmiyordu. Onlara silah verilmedi. Zira, öldürmeleri değil, ölmeleri isteniyordu. Bu nedenle, böyle bir sonucu kaçınılmaz kılacak son derece ağır işlere sürüldüler; ve öldüler.

Ermeni erkeklerin “askere alınmaları”nın ardından, Ermeni evlerinde bulunan bütün silahlar (kimi zaman bıçaklar dahil) devlet tarafından teslim alındı. Artık geriye silahsız kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kalmıştı. Bu insanlar, bir ölüm yolculuğuna çıkarıldılar. Doğu Anadolu ve Suriye, kadınların ve yaşlıların yanı sıra, yüzbinlerce çocuğa da mezar oldu.

Eğer çocukları gerçekten seviyor isek, bundan sonra biraz da 24 Nisan çocuklarını hatırlamamız gerekmez mi?

« Önceki Yazı: Yezid dönemi (680-683)
Sonraki Yazı: Bu Bir Kureyş Hikayesi »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.