• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

AKP-Cemaat Çatışmasını Aslında Konuşamıyoruz

22 Dec2013
 

[22 Aralık 2013 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

1. Seçici algı

Atlara gözlük takarlar; ta ki hayvan sağa sola değil önüne baksın, görmesi isteneni görsün. İnsan ise çoğu zaman kendisini gönüllü olarak sınırlandırır. Zihin konforunu sürdürme adına yolsuzluk görmesi gerekiyorsa yolsuzluklara, örgütlü kadrolaşma görmek istiyorsa örgütlü kadrolaşmalara odaklanır. Bu şekilde, gerçeklerin sadece bir kısmını görse de, gördükleri yine de gerçektir. Bu sayede, pozisyonuna olan inancı artar. Hatta, bu denli açık bir gerçeği başkalarının nasıl olup da göremediklerine hayret etmeye başlar! Dolayısıyla da, onlarda kötü niyet aramaya mecbur olur; ve insanları itham etmeyi alışkanlık haline getirir. Bu alışkanlığı ölçüsünde de, baştan kendi zihnine çizdiği sınırların esiri olur. Sağlıklı düşünemez hale gelir. Ancak ne mutlu ki yalnız değildir. Kendisiyle aynı dertten muzdarip olan başkaları da vardır; ve onlarla çevrili olduğunda kendisini evinde hisseder.

2. Dış bağlantı algısı

Devletlerin ya da diğer uluslararası aktörlerin çıkarları kimi zaman örtüşür, kimi zaman örtüşmez. Farklı aktörlerin menfaatlerinin sürekli aynı istikamette olması zordur. Kimi zaman ittifak etmek, kimi zaman da ihtilafa düşmek, her zaman aynı fikirde olmaktan daha doğaldır. Dolayısıyla, iki aktörün aynı istikamette tavır aldıklarını görür görmez (1) birlikte hareket ettiklerine, (2) ittifak halinde olduklarına ya da (3) içlerinden birinin diğeri hesabına çalıştığına hükmetmek doğru olmaz. Kaldı ki, her olayı uluslararası bir komplo ile açıklamak, insanı aksi ispat edilemeyecek (yani sınanamayacak) argümanlarla düşünmeye mahkum eder. Böyle bir insan, zihninde kurduğu ya da başkalarından duyduğu senaryolara inanmayı fikir zannedecek hale gelir. (Bütün bunlar, Uluslararası İlişkiler lisans eğitiminde birinci sınıfı başarıyla bitirmiş olan bütün öğrencilerin malumudur.)

3. İslami kesimin kabalığı

Müslümanlar kardeş değildir. En azından Türkiye’dekiler değiller. Hiçbir zaman da olmadılar. YouTube’da geçirilecek birkaç saat bile, bu gerçeği görme adına yeterlidir. İslami camianın içindeki farklı kanaat önderlerinin ya da onların takipçilerinin (kimi zaman minimal siyasi ya da teolojik farklılıklardan ötürü) birbirlerini son derece çirkin bir üslupla itham etmeleri Türkiye’de son derece sıradandır. Hatta kimi zaman bununla da yetinmeyip (İslam dinince tehlikeli addedilmesine rağmen) birbirlerini kafir ilan edenler de az değildir. İhtilafa mevzu olan her konuda, saflar gayet belirgindir. Yani, ittifak kriteri, dini aidiyet değildir. Belirleyici olan, teolojik farklılıklar ve dinen daha doğru bir zemine oturduğu düşünülen siyasi pozisyonlardır.

Özetle, dini inançlar, kardeşlik ya da ittifak kadar, ihtilaf da üretirler. Bu ihtilaflarda, (sıklıkla iddia edilenin aksine) “rahmet” emaresine rastlamak da zordur. Zira, fikirlerin çarpışmasından umulan, hakikatin tecelli etmesi değil, karşıt fikrin yok edilmesidir. Dikkat edilecek olursa, bu kavgacı tavırlarda asıl belirleyici olan semavi doğrular değil, beşeri görüşlerdir. Yani, tıpkı seküler kamplarda olduğu gibi, İslami gruplar arasında da, A görüşünde olan, B görüşünde olana muhaliftir.

Sonsöz

Din burada bir perde. Aslında dindarların değil, insanların çatışmalarını izliyoruz. Siyasetimiz genel olarak kaba. Dindarlarımız da bundan muaf değil. Ancak, bu şekilde değil bir yere varmak, konuşabilmek dahi mümkün olamıyor.

[Konuya devam edeceğim.]

Paylaş:
« Önceki Yazı: Battal Gazi Kimdir?
Sonraki Yazı: Battal Gazi Destanı (1971) »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.