• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

AKP’nin 14 Yılı (1): Demokratik Özgürlükler

5 Feb2017
 

ABD merkezli araştırma kuruluşu Freedom House, her yıl üç ayrı konuda özgürlük raporu yayınlıyor. Demokratik özgürlükler (Freedom in the World), basın özgürlüğü (Freedom of the Press) ve internet özgürlüğüne (Freedom on the Net) odaklanan bu üç rapor, ilgili sene zarfında özgürlükler konusunda yaşanan gelişmeleri özetlemenin yanı sıra, her ülkenin bir dizi kriter doğrultusunda puanlandığı bir endekse yer veriyor. Bu yazı, Türkiye’nin AKP yönetiminde geçirdiği son 14 sene zarfında özgürlükler konusunda yaşanan gelişmelerin Freedom House verilerine nasıl yansıdığına odaklanıyor.

Demokratik özgürlükler

1973 yılından beri hazırlanmakta olan Dünyada Özgürlükler başlıklı yıllık raporlar, Freedom House’un en eski ve en popüler yayınları durumunda. Raporlara eşlik eden endeksler, Sivil Özgürlükler ve Siyasi Haklar adlı iki ana kısımdan oluşuyor. Endeksteki her ülke her yıl bu iki kısmın herbiri için 1 (en çok özgür) ila 7 (en az özgür) arasında bir tam sayı değeri alıyor. Bu iki değerin ortalaması, ilgili ülkenin özgürlük/demokrasi puanı kabul ediliyor.

Ancak Freedom House son yıllarda sadece 1 ila 7 arasındaki bu rakamları değil, bu rakamların dayandığı indikatörlerin aldığı değerleri de açıklıyor. Daha nüanslı ölçümlere imkan tanıyan bu değerler, 1 ila 100 arasında değişiyor. Sivil Özgürlükler başlığı altındaki dört indikatör şöyle:
(1) ifade ve inanç özgürlüğü,
(2) kurumlaşma ve örgütlenme hakları,
(3) hukukun üstünlüğü, ve
(4) kişisel otonomi ve bireysel haklar.

Siyasi Haklar başlığı altında ise üç indikatör var:
(1) seçim süreci,
(2) siyasi çoğulculuk ve katılım, ve
(3) idari işleyiş.

Bu indikatörlerin herbirinin altında başka indikatörler yer alıyor. Yani üç katmanlı bir endeksten söz ediyoruz. Dolayısıyla, sadece Dünyada Özgürlükler raporlarının detaylı incelemesi dahi, kitap boyutunda müstakil bir çalışmayı gerektiriyor. Bu kısa yazı ise, sadece özet bir değerlendirme içeriyor ve yukarıda bahsi geçen indikatörler bir araya geldiğinde, Sivil Özgürlükler ve Siyasi Haklar ana kategorilerinde Türkiye özelinde nasıl bir tablo ortaya çıktığına odaklanıyor. Aşağıdaki grafik, bu tabloyu yansıtıyor.

Freedom House, Dünyada Özgürlükler Endeksi, Türkiye (nüanslı değerler, 2002-2016)

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının ardından, hem sivil özgürlükler hem de siyasi haklar alanında belirgin bir yükseliş göze çarpıyor. Ancak 2005’ten itibaren (özellikle sivil özgürlükler alanında) yükseliş sona eriyor ve yatay bir seyir başlıyor. 2011’de sivil özgürlükler, 2014’de ise siyasi haklar inişe geçiyor ve bu trend 2016 sonuna dek hızlanarak devam ediyor.

Grafik, Türkiye’nin AKP dönemindeki demokratik kazanımlarının 2015 yılında ortadan kalktığını ve 2016 itibariyle ülkenin 2002’nin dahi gerisine düştüğünü gösteriyor olması itibariyle de önemli. Freedom House verilerini başlangıcından bugüne yansıtan (nüanssız) grafiğe baktığımızda, 2017 başı itibariyle Türkiye’nin özgürlükler seviyesinin 1996 ila 2001 arasındaki dönem ile aynı düzeyde olduğunu görüyoruz. Ama tabii Türkiye’de 2002 öncesinde ezilenler ile 2017 itibariyle ezilmekte olanlar aynı kesimler değil. (İlk grafik ile bütünselliği sağlayabilme amacıyla, aşağıdaki grafikte data değerlerini tersyüz ettim. Bu nedenle, aşağıdaki grafikte 1 en az, 7 ise en yüksek özgürlük değerine karşılık geliyor.)

Freedom House, Dünyada Özgürlükler Endeksi, Türkiye (nüanssız değerler, 1973-2016)

Eğer Türkiye 2002 sonrasındaki demokratik kazanımlarını yitirmiş ve neticede 1996-2001 arasında bulunduğu noktaya geri gelmiş ise, neden bazı insanlar ülkenin hiç bu denli kötü bir tecrübe yaşamadığı yönünde görüş bildiriyorlar? Ya da, onların aksine, kimi diğerleri nasıl oluyor da her şeyin abartıldığını, Türkiye’nin aslında bugün itibariyle daha önce hiç olmadığı kadar iyi bir durumda olduğunu iddia edebiliyorlar? Birinci soruya, kabaca üç (birbirini yadsımayan) cevap vermek mümkün.

(1) Henüz genç yaşta olmak ve sadece bir karanlık döneme şahit olmuş olmak.

(2) Ülkenin tarihini bilmemek ve 1920-2002 arasında toplumun bir ya da daha fazla kesimine kabus edilmemiş tek bir onyıl dahi bulunmadığından habersiz olmak.

(3) Özgürlük algısının 1990’lardan 2017’dek değişmiş, çitanın yükselmiş olması. Örneğin, Kürtçe eğitime bugün gösterilen direnç, 1990’larda Kürtçe lisanı için dahi geçerliydi. Kürtçenin serbest olmasının ülkeyi böleceği, dolayısıyla yasaklanmasının daha doğru olduğu düşüncesi hakimdi.

Hem birinci, hem de ikinci soruya cevap olabilecek dördüncü bir Türkiye gerçeği de var:

(4) Kendisini ait hissettiği kesimin yaşadığı mağduriyetlere duyarlı olurken, başkalarının acılarını çok fazla önemsememek ve hatta bu mağduriyetleri gerekçelendirmek. Bu tavır, sorunların çözülmesi adına birlikte adım atmayı zorlaştırıyor ve daha da kötüsü, siyaseti bedel ödetme aracı haline getiriyor. Yukarıdaki 44 yıllık demokrasi grafiğinin kabaca yatay bir seyre karşılık gelmesinin nedenini biraz da burada aramak gerekli.

Bütün bunlara ek olarak, bir de Türkiye’ye özgü olmayan, genel bir perspektif sorunu var. İnsanlar, yakın tarihte yaşanan hadiseleri gerçekte olduklarından daha büyük ve önemli addetme eğilimindeler. Örneğin, Donald Trump’ın başkan olmasının ardından yaşanan gelişmeler üzerine bazı ABD’liler geçtiğimiz günlerde, “Bu ülke hiç bu kadar bölünmemişti” gibi yorumlar yaptılar. Böyle bir iddia doğru olabilir mi? Mesela ABD, iç savaş döneminde (1861-1865) bile bugünkü kadar bölünmemiş olabilir mi? Herhalde olamaz. Ama 240 yıllık bir tarihe bugünün gündemi içinden bakınca, öyle zannetmek doğal.

Paylaş:
1

Okuyucu Yorumları

 

A.A. says:

28 March 2017 at 10:22 AM

Serdar Hocam,

Geçenlerde bu yorumu Sevan Nişanyan’ın blogunda da yazmıştım.

Şu anda Türkiye’de inanılmaz bir ezber ve endoktrinasyon üretimi var. Bu, sizin zaten üzerine kitap yazdığınız üzere, eskiden beri sistemli bir biçimde mevcut olan bir durumdu.

İktidarın değişmesiyle birlikte, ezberin ve endoktrinasyonun içeriği (ya da rengi diyelim) değişti; ancak bunların üretiminde hiçbir gerileme yok. Hatta, iletişim kanallarının artışıyla birlikte bunların ülke nüfusuna nüfuz etme oranının arttığını iddia ediyorum.

Sizin gibi meselelere uluslararası seviyeden bakan kişiler, bu iktidar ezberi bataklığında nefes alabildiğimiz tek oksijen sahasını oluşturan bir avuç kişiden birisiniz.

Çok teşekkür ederim.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.