• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Amerika’yı Kim Keşfetti?

16 Nov2014
 

[16 Kasım 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

İnsanlar, ~70.000 yıl önce Afrika’dan çıktılar ve ~40.000 yıl önce Bering Boğazı’nı geçerek Amerika kıtasına ulaştılar. ~15.000 yıl öncesine gelindiğinde, Amerika kıtasının farklı yerlerinde çok sayıda yerleşim ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla, Amerika’yı 1492 tarihinde (yani sadece ~500 yıl önce) Kristof Kolomb’un keşfettiğini söylemek epey problemli.

Bu problemin temelinde, tarihi belli bir medeniyetin perspektifinden okumak var. Daha objektif bir lisanla konuşma adına, “Avrupalıların Amerika’yı keşfi” gibi kimlikleri özne alan cümleler kurmak, ve hatta mümkün mertebe, “Amerika’yı keşfeden ilk Avrupalılar” gibi (monolitik bir kimlik varsayımı içermeyen) ifadeler kullanmak gerekli.

‘Öğretmenimin Bana Söylediği Yalanlar’

Sosyoloji profesörü James W. Loewen, 1995 yılında yayınlanan Öğretmenimin Bana Söylediği Yalanlar adlı kitabında, ABD okullarında yaygın olarak okutulan 12 ders kitabının içerik analizini yapar.1 Kitap, tarihe yönelik subjektif algıları eleştirir. İnsanların onbinlerce yıldır zaten yaşamakta oldukları bir kara parçasını bulmaya keşif denemeyeceğini, dolayısıyla Kolomb’un ABD’nin ilk değil son kaşifi olduğunu izah eder. Ardından da, analizine dahil ettiği 12 ders kitabına bir dizi önemli eleştiri getirir:

1) Loewen, ABD’de okutulan tarih ders kitaplarının isimlerinin dahi problemli olduğunu söyler. Tarih kitaplarına “Büyük Cumhuriyet” ya da “Amerikan Milletinin Yükselişi” gibi isimler vermeyi yanlış bulur. Kimya kitaplarının “Kimya” ya da “Kimyanın Prensipleri” gibi objektif isimlere sahip olduğunu ve hiç kimsenin bu kitaplara “Molekülün Yükselişi” gibi isimler vermeyi düşünmediğini nazara verir.

2) İnsanların tarihi kendi perspektiflerinden algılamalarının yanlışlığı üzerinde durur. Bir grup insanın, diğerlerine karşı işledikleri suçların “keşif” gibi yanıltıcı kelimelerle örtülmemesi gerektiğini ifade eder. Amerika kıtasının yerli halklarını, sağda solda amaçsızca gezinen avcı-toplayıcı bir insan grubu olarak sunmaktaki dehümanizasyona değinir. Bu çerçevede, bugünkü Illinois eyaleti sınırları içinde yer alan Cahokia adlı şehrin yaklaşık 2000 yıl önce 40.000 civarında nüfusa sahip olduğunu ve o dönemde orta-batıdan Florida’ya, Rocky dağlarından kuzeydoğu Amerika’ya uzanan ticaret yolları üzerinde bulunduğunu belirtir. Bu gibi örneklerle, Amerika yerlileri hakkındaki yaygın kanaatlerin gerçeği yansıtmadığını vurgular.

3) Tarihi şahsiyetler üzerinden insanların kendilerini aklamalarını ve yüceltmelerini yanıltıcı bulur. Kitapların iyi bir Kolomb portresi çizdiğini, bu portrenin gerçeğe karşılık gelmediğini, bu portreden hareketle “Kolomb iyi bir insandı, bizler de iyi insanlarız” ekseninde imalarda bulunmanın yanlış olduğunu söyler. Dahası, Kolomb döneminde (ve sonrasında) yaşanan kimi korkunç hadiselere değinerek, “Belki Kolomb kötüydü ve bizler de kötüyüz” der.2

Kolomb Günü

Kristof Kolomb’un Amerika kıtasına çıktığı 12 Ekim günü, ABD’de halen federal/milli bir tatil olarak kutlanıyor.3 Ancak, ABD’de Kolomb Günü’nü tanımayan eyaletler de var. Kimi şehir hükümetleri ise, federal ve eyalet seviyesindeki düzenlemelerden bağımsız olarak, Kolomb Günü’nü reddediyorlar. Bu konudaki genel trend, Kolomb’u milat kabul eden tarih perspektifinden uzaklaşma yönünde. Amerikan yerlilerinin yok sayılmaması, konunun bir yanı. Diğer yanda ise, Kolomb’un işkence, tecavüz, cinayet ve köleleştirme gibi suçlar işlemiş olması var. Dolayısıyla, gerek ABD’de, gerekse ABD dışındaki Kıta Amerikası ülkelerinde Kolomb Günü artık (zalimi değil mazlumu onore etme adına) Yerli Halklar Günü’ne dönüştürülüyor. Mesela, ABD’de son olarak 2014 yılında Minneapolis ve Seattle şehirleri, 12 Ekim’i Yerli Halklar Günü olarak kutlama kararı aldı.

Tabii, Kolomb Günü’nü savunanlar da var. Ekseriyetle Amerikan sağı içinden çıkan bu (birbirinden farklı) kesimlerin vurguladığı ortak nokta, 1492′nin Kuzey Amerika’da büyük bir gelişimi tetiklemiş olması. Bu kesimler (elbette) Kolomb’un işlediği suçları onaylamıyor. Ancak, kimileri Batı kültür ve medeniyetini, kimileri ise (tıpkı zamanında siyahların köleleştirilmesi konusunda olduğu gibi) hıristiyanlığı ön plana çıkarıyorlar – ki bu yaklaşımlar da hem Amerikan yerlilerini dehümanize ediyor hem de Kolomb ve beraberindekilerin işledikleri suçları gerekçelendiriyor olmaları itibariyle yine aynı ırkçılık ile malul.

Bazı notlar, sorular

1) Loewen, “Kolomb, Amerika’nın ilk değil son kaşifi” diyor. Ama Kolomb aslında “Amerika’yı keşfeden ilk Avrupalı” da değil. Kolomb’dan ~500 sene önce Vikingler bugünkü Kanada’nın doğu kıyılarına gelmişler.

2) ABD’de (en azından 20 yıl önce) yaygın olarak okutulan tarih ders kitaplarının geçmişi belli bir perspektiften ve zaman zaman gerçek dışı verilerle aktarması, her ne kadar yanlış olsa da, anlaşılabilir siyasi nedenlere dayanıyor. Peki Türkiye’deki ders kitapları neden onyıllarca Amerika’yı Kolomb’un keşfettiğini yazdı? Bu subjektif okumayı Türkiye’ye taşımanın makul bir gerekçesi var mı?

3) Batı ülkeleri, uzun süredir, geçmişe ve bugüne dair daha evrensel bir yaklaşım geliştirme çabası içindeler. Hatta, özellikle çokkültürlülüğü benimseyen Batı ülkelerinin, bu konuda belki de tarihin en ciddi akademik ve entelektüel çabasını sergiledikleri söylenebilir. Bu çerçevede ders kitaplarında da ciddi bir değişim yaşanıyor. Bu gelişmelerden ne kadar haberdarız? Ya da: Kendi tarihimizdeki rahatsızlık verici gerçekleri objektif bir şekilde anlamak ve gelecek nesillere objektif bir şekilde aktarmak gibi kaygılarımız var mı?

Sonsöz

Kolomb anlatısı, aslında Foucault ve Gramsci’nin sözünü ettiği türden bir güç, söylem ve hegemonya vakasına karşılık geliyor. Hatta, buna Oryantalizm dahi denebilir. Ama, daha soyut bir seviyede, aslında Oryantalizm diye bir şey yok. Batının diğerlerini küçümsemesi diye bir şey de yok. Güçlü olanın bir hegemonya tesis etmesi ve kendi perspektifinden ürettiği bir söylemle geçmişe (ve aslında bugüne) dair bir hikâye anlatması var. Batı bunu epey bir zaman yaptı. Halen de büyük bir ölçüde yapmaya devam ediyor.

Acaba bugün Batı karşısında ezilen ve için için bir gün onun gibi olmak isteyenler bir gün bu hedeflerine varacak olsalar, neler yaparlar? Bugünün kadim “ecdad” övgüsü ve tarih inkârı, öyle bir zafer sarhoşluğunun tesirinde nasıl bir söylem ortaya çıkarır? ABD’li bir profesör “Belki Kolomb kötüydü ve bizler de kötüyüz” dediğinde bunu takdir edenler, kendi ülkeleri zirveye çıktığında, “Ecdadımız kötüydü ve bizler de kötüyüz” diyebilirler mi?

Notlar:
1 Loewen’ın kitabının giriş bölümü şuradan okunabilir.

2 Takriben yirmi sene boyunca Vermont Üniversitesi’nde ırkçılık dersleri veren James W. Loewen’ın bu kitabı (ve diğerleri), Türkiye gibi eğitim sistemi benzeri hastalıklarla malul olan bir ülke için çok önemli sayılabilecek bir içeriğe sahip. Ancak bildiğim kadarıyla bu kitapların hiçbiri Türkçeye çevrilmiş değil.

3 Kolomb, bu tarihte Bahama adalarından birine çıkmış. O gün itibariyle yerlilerin Guanahani adlı adını verdikleri bu adanın tam olarak hangi Bahama adası olduğu bilinmiyor.

« Önceki Yazı: Ağıt (1972)
Sonraki Yazı: Vurguncular (1971) »
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.