• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Anadolu Cumhuriyeti

27 Mar2011
 

[27 Mart 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Anadolu bir orman. Ancak devlet, 80 seneyi aşkın bir zamandır bu coğrafyanın bir milli park olduğunu iddia ediyor. Problemin kaynağı bu. Konunun bugün itibariyle gelip dayandığı noktada yaşanan ise, tabelayı indirip indirmeme kavgası.

Ne var ki, bu epey boş bir kavga. Zira, herşeyden önce, bir ormanın girişine milli park tabelası asmak, oranın bir orman olduğu gerçeğini değiştirmez. Dahası, milli park olmak zannediği kadar güzel ve avantajlı bir şey değildir.

Ulusal Kimlik
Günümüzde pek çok insanın ezelden beri varolduğunu zannettiği uluslar, (Türk ulusu da dahil olmak üzere) mazisi 200 yılı çok fazla aşmayan, dolayısıyla da kimlikleri birer kurgudan ibaret olan topluluklardır. Eflatun’un asil yalanını (noble lie) andıran bu kurgunun sorumlusu, ulus-devletlerdir.

Ulus-devletlerin en önemli ayırt edici özelliklerinden biri, sınırları içerisindeki herkesi yapay ulusal kimliklere asimile etme kaygılarıdır. Devletle ilişkilendirilen ulusal kimlik, belli bir etnisite ya da kültüre dayanıyor olduğundan, zaman içerisinde diğer kimlikleri ikinci plana atan ya da dışlayan bir hüviyet de kazanır.

Aile Benzerliği
İki asırdır yaşanmakta olan onca acı tecrübenin ardından, ulusal kimlikler günümüzde ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Bunun başlıca iki nedeni var. Birincisi, küreselleşen dünyada insanların giderek daha fazla mobilize olmaları ve her ülkenin içinde giderek daha fazla sayıda azınlık grubunun oluşması. İkinci neden ise, bu şartlar altında eskisinden de fazla sorgulanan ortak paydaların birleştiren değil bölen kategoriler olduklarının fark edilmesi.

Şöyle ki, ırk, din, dil, kültür, ideoloji ya da tarih gibi kategorilerin hiçbiri, bir toplumu tek başına tanımlayamaz. Her toplumda (ve özellikle her açık toplumda) bu kategorilerin herbiri altında birden fazla sosyal grup yer alır. Bu gerçek, ulus-devlet kültürünü aşamamış insanlar için fazlasıyla rahatsız edicidir. Zira bu kültürden gelen insanlar, arkasında devlet desteği olan hakim kimliği yüceltme ve herkesten aynı tavrı bekleme eğilimindedirler. “Ne mozaiği ulan; mermer mermer!” şeklindeki çıkışlar, bu ayrımcılığın bir dışavurumudur.

Bu yaklaşımın dayandığı varsayım, bir toplumun ancak ortak paydalarla ayakta durabileceği düşüncesidir. Halbuki toplumlar ortaklık değil, benzerlik esası üzerine kuruludur. Bu gerçeği, Ludwig Wittgenstein’in 1968 yılında formüle ettiği aile benzerliği kategorilerinden hareketle şemaya yansıtmak mümkün:

Anadolu Cumhuriyeti

Yukarıdaki şemada, A, B, C, D, E ve F kategorilerinin herbirinin Türkiye’deki (Türk, Kürt, Ermeni, Alevi, laik gibi) farklı bir kimliğe karşılık geldiğini düşünelim. Bu harflerin yanlarında yer alan rakamlar ise, ilgili kimliklerin taşıdıkları (dil, din, ırk, hayat tarzı gibi) özellikler olsun.

Dikkat edilecek olursa, kutucukta yer alan altı özellik arasında herkesçe paylaşılan herhangi bir ortak payda yok. Örneğin, bir Ermeni müslüman olmayabilir, bir Arnavut Türk ırkından değildir ya da bir Kürt Türkçe bilmeyebilir. Ancak ne var ki, şemadaki bu gibi “eksiklikler”, bir insanın çok sayıdaki özelliklerinden sadece biri durumundadır. Yani herkesin, geriye kalan diğer noktalarda toplumla arasında ciddi genişlikte bir kesişim alanı mevcuttur. Örneğin, müslüman olmayan bir Rum Türkçe konuşabilir, Arnavutlar ve Kürtler çoğunlukla müslümandır, ya da bu toplulukların herbiri içinde dini ya da seküler hayat tarzına sahip insanlar vardır. Dolayısıyla, ortak payda diye bir şey varsa bile, bu olsa olsa hepimizin bütüne nisbeten eksik olma halimiz olabilir – ki bu da toplumsal hayata dair eşitler arasında bir ilişki ima ediyor olması itibariyle son derece barışçıl bir bakışı da beraberinde getiriyor.

Bütün bunlardan anlaşılabileceği gibi, aile benzerliği kategorilerinin en kritik özelliği, hiçbir ortak paydası bulunmayan sosyal grupların bile birbirlerine pekala çok benziyor olabilecekleridir. Yurtdışında gördüğümüz bir vatandaşımızı kimliği ne olursa olsun tanıyabilmemizin, hal ve tavırlarında bir benzerlik sezebilmemizin nedeni de budur. Hatta, aynı yakınlığı, (sözgelimi) bir Türk, ABD’de (vatandaşımız olmayan) Arap, Fars, Yunan ya da Ermeniler ile karşılaştığı durumlarda da hissedebilir.

Dolayısıyla, yukarıdaki şema gerçeğe tekabül eder. Aşağıdaki ise, adına Türkiye Cumhuriyeti denmiş olan bir kurgudur:

Türkiye Cumhuriyeti

Bu şemaya göre, Anadolu’da herkes bir… Ayrı gayrı yok…

Gerçi, şemanın gerçeklikle ilişkisi biraz kopuk. Ama kabul etmek gerekli ki, gayet hizalı, nizamlı, intizamlı.

Daha ne olsun?

Paylaş:
1

Okuyucu Yorumları

 

İlhan İstutmaz says:

8 October 2012 at 10:24 PM

Burada herhalde eski yazılara küçük düzeltmeler yapabiliyorsunuz. Şu Wittgenstein – 1968 meselesini değiştirin lütfen. Adamın ölümü 1951, alakalı metin Felsefi Araştırmalar’ın ilk yayını 1953, ‘aile benzerliği’ kavramının kullanıldığı birinci kısmın yayınlanacak hale gelme tarihi 1946. (Wittgenstein 1968) diye bir atıf gördüyseniz, tahminim, Anscombe çevirisinin 3. basımına olduğu yönünde. Yazınızın içeriğini etkilemese bile, “ne oluyoruz?!” dedirtiyor.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.