Medeniyetler Çatışması (10): Sonuç
6 Ara2006Samuel Huntington’ın fikirlerini daha çok Türkiye ekseninde ele alan 9 yazı sonucunda ortaya çıkan tablonun, Türkiye’de hakim olan ‘Dünya Savaşı tellalı Huntington’ resmiyle taban tabana zıt olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Huntington’ın fikirleri ülkemizde (maalesef) gerçekte olduğundan epey farklı bir şekilde algılanıyor. Huntington’ın çalışmalarını okuma zahmetine girmek yerine, kendisinin şahsını ‘planlanan küresel çatışmaların fikir babası’ ilan eden güruha katılmak elbette çok daha kolay. Hal böyle olunca, Huntington’dan bahsetmek de, üçüncü sınıf gazetelerdeki (kendini komplo teorisyeni zanneden) köşe yazarlarına kalıyor.
‘Medeniyetler çatışması’ ifadesinin insanları ürküttüğü elbette gerçek. Ancak bunun nedenini, Huntington’ın kuramının niteliğinden ziyade, oluşturulan sahte Huntington alıgısında armak daha doğru olur. Türkiye’de ciddi ciddi tartışılan sahte Huntington kuramını izah etmek için 9 yazı yazmak gerekmiyor. Bu konsepti, ‘farklı din ve kültürlerin birbirini yemekte olduğu ve şiddetin daha çok ABD tarafından körüklendiği’ bir 21. yüzyıl tablosu’ olarak özetlemek mümkün.
Bu türden çıkarsamalar yapanların Huntington’dan yaptıkları herhangi bir alıntıyla argümanlarını desteklediklerine şahit olmak epey zor. Zaten böyle bir alıntı teknik olarak da mümkün değil, zira Huntington kitabının hiçbir yerinde medeniyetlerin savaşına şahit olacağımızı söylemiyor. Huntington’ın tezinin temel noktası, sadece ve sadece, Soğuk Savaş’tan sonra günümüz politikalarının şekillenmesinde belirleyici olan unsurun politik ideoloji değil, kimlik olacağı. Yani Huntington bir savaştan söz etmiyor. Dünya tarihi boyunca zaten varolmuş olan kamplaşmaların, bundan böyle politik ideoloji değil, kimlikler doğrultusunda gerçekleşeceğini belirtiyor o kadar.
Bu noktada sorulacak soru, ‘kimlik algısının en üst çatısını oluşturan medeniyetlerin birbirleriyle ne derece uyumlu ya da uyumsuz oldukları’ oluyor elbette. Ancak Huntington bu noktada dahi bir savaştan söz etmiyor. Hatta tersi yönde ifadeleri de yok değil. Zira kitabında, ‘Belli başlı dünya medeniyetlerin merkez ülkeleri arasında bir savaş çıkması imkansız olmasa bile, fazlasıyla ihtimal dışı’ dahi diyor Huntington! Yani Türkiye’deki sözde analistler Huntington’ı ‘kendi söyledikleriyle’ değil, ‘onun ağzına koydukları cümlelerle’ yargılıyorlar.
Medeniyetlerin İttifakı
Bugün itibariyle ‘medeniyetlerin ittifakı’ adına çalışmaların yapılıyor, anlaşmaların imzalanıyor olması, Samuel Huntington’ın tezini sonuna kadar destekliyor olsa da, Türkiye’deki hakim algı, bu gelişmelerin Huntington’ın ‘çatışma’ tezine karşı, ‘ittifak’ antitezinin güçlendiği anlamına geldiği şeklinde!
Her ne kadar Huntington, ‘medeniyetler savaşacak’ değil, ‘gruplaşmalar medeniyetler bazında olacak’ demiş de olsa, Türkiye’nin algı sorunlu yazarları için bu durum herhangi bir anlam ifade etmiyor. Zira söz konusu yazarların hemen hepsi, ya Huntington’ı hiç okumamışlar, ya da ‘belirleyicilik’, ‘çatışma’ ve ‘savaş’ gibi kavramların arasındaki farklı algılamaktan acizler. Bu nedenle de, medeniyetlerin çatışmasının da, savaşmasının da, ittifakının da, ‘medeniyetlerin belirleyiciliğini’ teyit eden farklı gelişmeler olduğunu fark edemiyorlar.
Medeniyetler Çatışması başlıklı yazı dizisinin tamamını buradan .pdf formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
01. Giriş
02. Medeniyetler Bazında Ülkeler
03. Kararsız Ülkeler
04. Kemalizm ve Batılılaşma
05. Kemalizm ve Başörtüsü
06. Kemalist Devrimler
07. İslami Diriliş
08. Merkezsiz İslam Medeniyeti
09. Diğer Konular
10. Sonuç



Okuyucu Yorumları
Ömer Faruk YAZICIOGLU says:
6 Aralık 2006 at 10:48 PMSerdar Bey,
Çalismalarinizi zevkle okuduk. Katilmadigimiz yerler olduysa da “Ellerinize saglik!” demek gerekiyor. (Bunca emeginizin ufacik bir karsiligi olarak.)
Huntington özelinden hareketle, çogu kisinin herhangi konuyu bilmeden ve ögrenmek için gayret göstermeden, biliyormusçasina ahkam keserek ileri sürdügü muhalif ve hamasi konusmalardan ne denli midemizin bulandigini söylemeye bilmem gerek var midir? Kisilerin, en iyi yapabilecekleri ve de en iyi donanima-bilgiye sahip olduklari islerle ilgili konusmak hakki oldugunu düsünüyoruz. Yoksa her kafadan lüzumsuz sesler çikacaktir ve bu seslerin tek getirisi, lüzumsuz lakirdilarin görünmez çuvallara doldurularak bosaltilacaklari yeni fikir çöplükleri olacaktir. Insanlarin bir kisminin dahi bu çöplükten beslenmesi ise, son derece bulasici bir hastaliga mahal verecektir.
Bu hastaliklarin önlenebilmesi için, sizin de belirttiginiz üzere, daha çok okumali ve arastirmaliyiz. Fikr-i sabit ile bosa zaman harcamamali ve bilimin gösterdigi yönü takip etmeliyiz. Hele ki memleket meselelerinde duygusalliga mahal verilmemelidir. Bizse bunun tam tersini yapmakla adeta iftihar ederiz, ki bunu ne akla hizmet yapariz bilemiyorum.
Hasili, çalismalariniz için tekrar tesekkür eder, yenileri içinse kolayliklar dilerim.
Suat Öztürk says:
7 Aralık 2006 at 1:39 AMSerdar Bey,
Huntington hakkındaki ezberleri bozacak, nefis bir diziydi, elinize sağlık. Merkez Huntington gibi görünebilir ama aslında “medeniyetler” bağlamında çok önemli bir değerlendirme..
Mutlaka okunması gereken arşivlik bir yazı dizisi..
Teşekkürler..
blue says:
13 Aralık 2006 at 11:33 AMElinize sağlık Serdar Bey. Siz de olmasanız akıntıya bırakıp gideceğiz fikirlerimizi…
Mustafa Aydemir says:
10 Mart 2010 at 11:02 PMGerçekten de takdire şayan bir yazı dizisi olmuş. Kaleminize sağlık. Gerçekten tarihe ve günümüze iyi niyetle yaklaşan bir yazar tanımaktan çok menunum.
“Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır”, sözündeki gibi sonuçta toplum olarak geleceğimiz ve gelmek zorunda olduğumuz nokta, “özellikle yakın tarihimizin özgürce değerlendirilebilmesi” olacaktır.
Fakat, “hem kendimizi algılama, hem de değişme ve gelişme yeteneğimizin” sorunlu olduğu gerçeğinden hareketle, söz konusu noktaya gelmenin biraz zaman alacağı ve de sancılı olacağı da muhakkak.
Yazılarınızla bu sürece yaptığınız katkılardan dolayı şahsım adına size teşekkür ederim.