• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Arabanın Anahtarları

24 Jan2010
 

Sene 2001. Ohio’nun küçük bir şehrinde, o zamanki evimden 2000 küsür mil uzakta bir yerdeyim. Kullandığım kamyonetin römorkunun lastiği patladı. Neyse ki yükü sabitlemek için alet edevat alışverişi yapabileceğim bir yere gelmiştim. O açıdan şanslıydım yani. Hemen yakında bir lastikçi de varmış. Önce oraya gittim. Lastiğe baktılar… “Bu az bulunan bir lastik, şimdi sipariş etsek ancak yarın gelir” dediler. Haliyle hoşuma gitmedi… Ama yapacak bir şey de yok… Siparişi verdim.

Ancak hava soğuk… Ben ise, nasıl olsa kamyonetin içi sıcak diye Kaliforniya’dan ince giysilerle gelmişim. Haliyle ihtiyaçlarım var… O yüzden söz konusu alet edevat mağazasına girip önce eldiven ve saire aldım. Ardından da römorku ve yükü sabitlemek için gerekli olan bir iki alet, zincir ve saire aldım. Ancak aldığım şeyler her zaman uymadığı için ikide bir mağazaya girip çıkıp bir başka şeyle değiştirmem de gerekiyordu. Bir de tabii, hiç kimsenin beni tanımadığı bu yerde bir iki arkadaş edinmemin iyi olacağının da farkındaydım. O nedenle ödemeleri hep aynı kasada yapıyordum. Ödemeyi yaptığım kasiyer kız da, kasanın bulunduğu yerden aracı ve gidip gelip neler yaptığımı görebildiği için, “Good luck” falan diyordu her seferinde.

Neticede alacaklarımı aldıktan ve orada yapabileceklerimi yaptıktan sonra kimi diğer ihtiyaçlarım için başka yerlere gitmem gerekti. Zira hem orada herşeyi bulamamıştım, hem de kamyoneti ve römorku orada bırakıp otele falan gitmek istemediğimden araçta uyumaya karar vermiştim – ki bu da alınması gereken birkaç şey daha olduğu anlamına geliyordu. İşte bu nedenle, oradaki işlerimi bitirdikten sonra son bir kez daha mağazaya girip, kasiyer kıza, “I need your car keys” dedim.

İnsanın hiç tanımadığı birinden böyle bir şey istemesi Türkiye’de mi daha zordur, ABD’de mi emin değilim. Zira her iki kültürde de bu durumu çok zor ve şüpheli kılan belirgin kodlar var. Bu nedenle kasiyer kız içeri girip arabasının anahtarlarını istemem karşısında doğal olarak şöyle bir durakladı… Kısa bir süre için bir şey diyemedi. O sırada ben de ona sanırım, “Beni tanımadığını biliyorum, ama zor bir durumdayım ve arabana ihtiyacım var” gibi bir şeyler söyledim. Bunun üzerine kız da biraz daha düşündü, ardından da, sanki içinden “Acaba sonradan çok pişman olacağım bir şey mi yapıyorum?” dermişçesine kararsız bir ifadeyle anahtarları bana verdi.

Anahtarları aldım. Arabaya atlayıp gittim. İşlerimi gördüm. Sonra da geri geldim tabii!

Kızın adı Denise’ti. Ben geldikten sonra biraz sohbet ettik. “Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım, biliyor musun?” dedi bana. Ben de, “Ben de daha önce hiç tanımadığım birinden arabasının anahtarlarını istememiştim” dedim. Akşam olup Denise işten çıkınca, birlikte yemek yemeye karar verdik. “Buralarda bir Olive Garden var mı?” diye sordum. Varmış. Atladık arabaya, yaklaşık 10 dakikada oradaydık. Sebze çorbası, makarna falan derken epey sohbet ettik. Sonra da geri dönüp birlikte kamyonette Athena dinledik. Ben de yer yer sözlerini İngilizce’ye tercüme ettim falan…

Derken Denise’in erkek arkadaşı gelip bana bir iki battaniye getirdi – ki gece araba üşümeyeyim. Birlikte oradan ayrılmalarından hemen önce Denise bana, “Olive Garden’a gitmeseydik burada benzin istasyonu yemeği (gas-station food) yemek zorunda kalacaktın, öyle değil mi?” diye sordu, bir parça acırcasına bir ses tonuyla. Ama tabii mesaj bana değildi.

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

Ekrem says:

24 January 2010 at 2:49 AM

Anlamadığım sizin kamyonla ne işiniz vardı? Amerika’da benzin ucuz diye galiba.. 🙂

 
 

Levent Cetin says:

25 January 2010 at 5:51 PM

Ben de artik oturup Kanada’da taksi soforlugu maceralarimi yazsam iyi olacak. Istaha geldim 🙂

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.