• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Arnavut + Gürcü = Türk

6 Jan2013
 

[6 Ocak 2013 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Bütün ulusal kimlikler, gerçeklerden ziyade kurgulara dayanır. Türk kimliği ise, ziyadesiyle öyledir. Zira, gerçeklere baktığımızda, (1) Orta Asya tarihinde Türk kelimesinin etnik değil, jenerik bir mana ifade ettiği, (2) Oğuzlar’ın Orta Asya’dan Malazgirt’e gelene kadar zaten melezleşmiş oldukları, (3) Malazgirt’e gelenlerin o gün itibariyle Anadolu nüfusunun (takriben) sadece %10’unu oluşturdukları, (4) toplumların lisanlarının değişimine tarihte sıklıkla rastlandığı ve dolayısıyla, bir toplumun lisanından hareketle etnik aidiyeti hakkında bir hüküm verilemeyeceği gibi bir dizi gerçekle karşılaşıyoruz. (Bu konulardaki detaylar için bkz.: 26 Şubat 2012 tarihinde Taraf‘ta yayınlanan “Biz Türk Değildik, Sonradan Olduk” başlıklı yazım.)

Türklüğün genel kabule dayanan (ya da hayal edilen) bir kimlik olduğuna işaret eden gerçekler bunlarla da sınırlı değil. Bugün Türkiye olarak bildiğimiz toplumun, ana hatlarıyla, 1913 ila 1918 yılları arasında (yani Cumhuriyet’ten de önce) İttihadçılar tarafından şekillendirildiğini söylemek mümkün. Şöyle ki, 1913’te bir darbeyle işbaşına gelen İttihadçılar, imparatorluğun kaybedilmiş topraklarından Anadolu’ya doğru akan büyük göç dalgalarını da yönetmek durumunda oldular. Gelen göçmenler müslümandı, ancak farklı etnik kimlikler taşıyorlardı. Sayıları toplamda iki milyonu bulan ve önemli bir kısmı Türkçe dahi bilmeyen bu grupların Türklüğe asimile edilmeleri, İttihadçılara göre, Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilebilmesi için şarttı. Bu nedenle, İttihadçılar, müslüman göçmenlerin iskan politikalarını, onları Türkleştirecek şekilde yürüttüler.

İttihadçıların hedefinde, Arnavutlar, Boşnaklar, Çingeneler, Çerkesler, Gürcüler ve Lazlar gibi (eski ve yeni) göçmenlerin yanı sıra, Araplar ve Kürtler gibi yerli halklar da vardı. Türkleştirme adına uygulanan temel yöntem, bu etnik grupların herbirini küçük kafilelere bölerek Anadolu’nun farklı yerlerine dağıtmak ve bu şekilde çoğunluğun içinde eriyerek Türklüğe asimile olmalarını temin etmekti.

İttihadçılar, bu planın işleyebilmesi için, sivillerin kendi ikamet yerlerini seçme ve seyahat etme gibi temel özgürlüklerini askıya aldılar. Örneğin, iskan yerlerini terk edenler, yakalanıp aynı yerlere geri götürüldüler. Hükümet, Anadolu’nun her yerine sürekli şifreli telgraflar çekerek sevkleri yakından kontrol etti. Örneğin, İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti tarafından 26 Nisan 1914 tarihinde çekilen bir şifreli telgraf, “Ankara’da iskan olunmak üzere 23 hanede 92 nüfus Arnavut” ve Konya’da iskan olunmak üzere “27 hanede 108 nüfus Boşnak muhacir” gönderildiğini bildiriyor ve ilgili kimselerin “bir tarafa savuşmalarına meydan verilmeyerek” iskan mahallerine sevk edilmelerini talep ediyordu.

Takip, sevkin ardından da sürdü. Hükümet, yerel yetkililere, bulundukları bölgelerdeki etnik grupların Türkçe bilip bilmediklerinin, biliyorlarsa etraflarındaki Türk köylülerle etkileşmeye başlayıp başlamadıklarının ve hatta etnik kıyafetlerini giymeye devam edip etmediklerinin dahi düzenli olarak takibini yaparak asimilasyon sürecini uzaktan gözlemledi. Ayrıca, her bölgeden düzenli olarak gelen raporlarla, Anadolu’nun farklı bölgelerindeki yeni etnik dağılım tetkik edildi ve müteakip sevk kararları bu bilgiler doğrultusunda alındı.

1918 yılına dek, Anadolu halkının yarıdan fazlasının yeri değişti. Göçmenler, ekseriyetle, (aynı yıllarda tehcir edilen) Rum ve Ermenilerin evlerine yerleştirildiler. (Bakanlar Kurulu, 20 Mayıs 1915 tarihinde bu yönde bir karar almıştı.) Bu süreçte, Türkçe olmayan köy isimleri de değiştirildi ve 1071’den beri Türk yurdu olan Anadolu konsepti yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Zira, İttihadçıların sistemli çalışmalarından da anlaşılabileceği gibi, asıl değiştirilen, insanların yerleri değil, kimlikleriydi. Benzeri İttihadçı politikaları Cumhuriyet de sürdürdü ve Anadolu halkı, böyle böyle Türk oldu. Bir Arnavut ile bir Gürcü evlendi; çocukları Türk doğdu.

Kitap Notu:
Konu hakkındaki detaylara, Fuat Dündar‘ın 2001 yılında İletişim Yayınları tarafından yayınlanan İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası (1913-1918) adlı kitabından ulaşılabilir.

1

Okuyucu Yorumları

 

efe says:

January 28, 2013 at 10:26 pm

Bu yazınız ve ‘Biz Türk Değildik, Sonradan Olduk’ ve ‘Milliyetçiliğin Anlamsızlığı’ yazılarınızda işlediğiniz konulara, özellikle dil değişimi hatta oluşumu açısından bir örnek olarak da İngiltere’nin Normandiyalılar tarafından fethi sonrası İngilizcenin geçirdiği değişim verilebilir. Kendileri de İngilizler gibi Cermen kökenli olmalarına rağmen Fransa’ya yerleştikten çok kısa süre sonra yerli halkın diline asimile olmuşlar, İngiltere’yi fethettikten sonra da İngilizcenin köklü değişimine neden olmuşlar. Kimse de, ‘Siz de Cermenoğullarındansınız biz de, ne diye bu Latin dilini konuşuyoruz, birbirimizi karşılıklı asimile ediyoruz!’ dememiş. Ama bu zamanda azcık tarihine meraklı, ‘Ne güzel dilimiz varmış, bu Normandiyalılar berbat etmiş.’ diyen İngilizler var. Milliyetçiliğin yükselişinden sonraki dönemde yaşayan insanlar için daha eski çağlardaki dönemleri anlamak, kavramak zor oluyor.

Serdar Bey, iki sorum olacak. Eğer bilginiz dahilindeyse ve yanıtlayabilirseniz sevinirim.

1) Özellikle İslamiyet’in doğuşu öncesi ve Hristiyanlığın yayılışı dönemlerinde Türki kabileleri genellikle ya homojen ya da Moğollarla karışık bir yapı içinde görüyoruz. Daha sonraları daha güneyde Perslerle bir kaynaşma var. Bu bağlamda, örneğin Azerileri ve Anadolu’ya ilk giren Türkleri Perslerle karışmış hatta Türkleşmiş(Türkçe konuşmaya başlamış) Persliler olarak tanımlayabilir miyiz?

2) Anadolu Müslümanları kimlerdir? İttihad ve Terakki’nin iskan politikaları dönemindekileri kastetmiyorum. Ondan çok daha önceden Anadolu’da yaşayıp, kendilerini böyle tanımlayan insanlar. Türk ve Kürtler dışında. Eğer Müslüman olan Rumlar ya da Ermenilerse etnik kimliklerini kaybetmelerinin sebebi nedir? Türkçe konuşup kendilerini yalnızca Müslüman olarak adlandırmaları biraz ilginç. Sonuçta gayri müslimler de günlük hayatlarında belki de çoğunlukla Türkçe konuşuyorlardı. Örneğin Ermenilerin Türkçe’yi dualarına, kendi alfabelerine kadar hayatlarına dahil ettiklerini biliyorum.

Teşekkürler!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.