• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Başörtülü Kıza Mektup

10 Jun2012
 

[10 Haziran 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Gözü yaşlı, başörtülü kız,

Hiç boşuna ağlama. Kendin ettin kendin buldun.

Neden gittin o törene? Ne geçiyordu aklından? Kürsüye çıkacaktın, üzerinde okulunu birincilikle bitirdiğin yazılı olan plaketi alacaktın, ailen o plaketi görüp seninle gurur duyacaktı ve hayat böyle mutlu bir şekilde akıp gidecekti, öyle mi? Öyle olmadığını gördün. Ve o plaketi alsan da öyle olmayacağını, olamayacağını belki anlamaya başladın.

O müdireye ne kadar teşekkür etsen azdır. O müdire, hayatta belki de hiç kimsenin yapamayacağı kadar büyük bir iyilik yaptı sana. Çünkü, onun sayesinde, içinde yaşadığın masal dünyasından bu genç yaşında uyanmanı sağlayabilecek önemli bir tecrübe yaşadın. Herhalde artık gerçeği kendine itiraf etmeye başlamışsındır: O okul senin okulun değil. Hiçbir zaman da olmadı. Bu gerçeği önceden kabullenebilmiş olsan, o törene gitmeyi de, o kürsüye çıkmayı da, sana verecekleri o uyduruk plaketi almayı da zül addederdin.

O müdireye kızma. Çünkü, o ve diğerleri, bu gerçeği senden hiçbir zaman gizlemediler. Hatta derslerde, törenlerde, müsamerelerde bunu sana defalarca anlattılar. Nasıl oldu da anlamadın?

Okula girdiğinde bahçede bir şey dikkatini çekmedi mi? Dersteyken hiç başını biraz kaldırıp tahtanın üzerine de mi bakmadın? Onları 86 senedir oralara boşuna mı koyuyorlar zannediyorsun? Sizlere okuttukları kitaplar, ettirdikleri yeminler, aslında herkesten çok seni (ve daha farklı özellikleri nedeniyle onlar gibi olmayan bazı arkadaşlarını) hedef alıyordu, fark etmedin mi? Yıllarca kafana vura vura anlattılar. Kimliğini terk etmeni, ruhunu onlara satmanı talep ettiler. Orasının senin okulun olmadığını anlayabilmen için daha ne yapmaları gerekiyordu? Kusura bakma ama, gözünün açılması için ille de başına böyle bir şey gelmesi gerektiyse, kabahati biraz da kendinde ara.

Sabahlara kadar ders çalıştığını, bu sayede okulunun birincisi olduğunu söylüyorsun. Belli ki zeki bir kızsın. Ama keşke daha az çalışsaydın, ve bütün vaktini içine konduğun konsept dahilinde başarılı olmaya harcamak yerine, biraz da o konseptin kendisini sorgulamaya kafa yorsaydın. Bunu yapsaydın, o okulun birincisi olmak belki de sana o kadar da cazip gelmeyecekti.

O okul senin okulun değildi. Hiçbir zaman da öyle olmadı. İçinde sana iyi niyetle yaklaşan (ve hatta seni diğerlerinden koruyan) bazı öğretmenlerin de çalışıyor olması, bu gerçeği görmeni engellemesin. O okul, seni değiştirmek, başkalaştırmak ve çatık kaşlı bir hortlak imgesine ömür boyu kul köle etmek için kuruldu. Bugün bayramdır diye size okuttukları şiirler, yaptırdıkları yürüyüşler, giydirdikleri soytarı kıyafetleri, hep bu amaca hizmet etmek için vardı. Eğer bu gerçeği gerektiği ölçüde anlayabilseydin, onların sana vereceği hiçbir ödüle zaten baştan tenezzül etmezdin.

Ama yazık ki, ettin. Onlar da sana kendileri gibi olmayan herkese onyıllardır davrandıkları gibi davrandılar. Dayanamadın, ağladın. Çünkü, gerek yaşın, gerekse Cumhuriyetin seni ittiği sosyal statün itibariyle onlar kadar güçlü değilsin. Hatta epey zayıfsın. Ve bu zayıflığın gazetelere haber oldu. Şimdi bu haberleri yazan ve okuyan çokları, senin o ağlayan fotoğrafına bakarak sana acıyor ve seni acındırıyorlar. Böyle yaparak senin durumundaki kızların haklarını aradıklarını zannediyorlar. Halbuki “Bu kızın günahı ne?” mealindeki sözlerle yaptıkları da aslında senin gibi ağlamaktan başka bir şey değil.

O aptalların hiçbirini dinleme. Ezik insanlardan rehber olmaz. Onlar, “Bu kız da kürsüye çıksa ne olur?” demenin ne denli vahim bir öğrenilmiş çaresizlik ve ne denli karaktersizce bir öykünme olduğunun dahi farkında değiller. Onlar, sen de kürsüye çık istiyorlar. Sen de o tuhaf ritüellere iştirak edersen sorunlar çözülecek zannediyorlar. Halbuki o çarkın içine daha da girdiğin ölçüde, sen de ister istemez o kötücüllüğü kanıksayacak, ve o bayağı yapının bir parçası olacaksın.

İyi düşün. Hayatın boyunca, daha çok “müdire hanım”larla karşılaşacaksın. Ama onların önünde hep böyle itilip kakılmak istemiyorsan, sana yardım ederken ufkunu daraltacak iyi niyetli dostları da, “kininin davacısı” olmanı öğütleyen devri çoktan geçmiş şairleri de dinleme.

Kin tutmak, nefretle düşünmek, problemli, pasif-agresif insanların işidir. Sen işe o müdireyi affederek (ama asla unutmamaya kararlı olarak) başla. Ve büyük bir soğukkanlılıkla, geleceğe dair iyi düşünülmüş bir plan yap.

Neticede, o okul senin okulun olmasa da, bu ülke senin ülken. Ve savaşın daha yeni başlıyor.

Kendini yetiştir. Güçlü ve onurlu olmayı öğren. Ve bir daha sakın sana fındık fıstık atıyor diye düşmanının ayağına gidip maymun olma.

7

Okuyucu Yorumları

 

rujdi says:

June 10, 2012 at 11:28 am

Bir Serdar Kaya klasiği…Tam da böyle ya da buna yakın bence de…

 
 

galyaa says:

June 10, 2012 at 9:08 pm

Yazıyı okurken nefesimiz kesildi. Nihal Atsiz’ın çocuğuna yazdığı mektup tonunda olmuş.

 
 

Emin says:

June 11, 2012 at 9:30 am

Bakamadığımız açılardan bakıp harika bir şekilde dile getirmenize hayranım. Ülkemizde tam olarak anlaşılamamanız belki üzücü. Ama tüm dünyaya hitab eden birisiniz. Ve bence bu daha önemli.

 
 

Ekrem says:

June 13, 2012 at 9:47 pm

Sadece ‘türbanlılar’ için geçerli değil bence bu yazılanlar, Türkiye’de birilerininbir takım sistemlerin istediği gibi olmayan hemen herkese hitap ediyor.

Elleriniz dert görmesin, teşekkürler..

 
 

Ayşe Çobanoğlu says:

August 17, 2012 at 12:26 pm

Bu ülke topraklarında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü “çatık kaşlı hortlak imgesi” olarak görmeyen ve ona çok şey borçlu olduğumuzu düşünen, kendi dinine ve başkalarının dinine saygılı, islamiyeti içinde özümsemiş, yüce Allah’ı ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’i seven, dini yasakları hayatına sokmamaya çalışan, hak hukuk tanıyan, kendinden çok başkalarını düşünen, başkaları mutlu ise ben de mutlu olurum diyebilen, onuru için yaşayan, asaleti yüksek insanlar yok mudur?

Olimpiyatları seyrederken sadece Kanada milli marşı eşliğinde Kanadalı sporcuların gözyaşlarına mı ortak oldunuz merak ediyorum.

 
 

Serdar Kaya says:

August 17, 2012 at 8:21 pm

Sizin gibi dusunen insanlar elbette var. Hatta sayilari da az degil. Yazida zaten buna bir itiraz yok.

Ben bir rejimden soz ediyorum, siz ise kendinizden bahsediyorsunuz.

Konuyu Kanada’ya getirmeniz ise, hem ilgisiz, hem de nezaketsiz. Tipik bir ad hominem tavir.

 
 

Ayşe Çobanoglu says:

August 18, 2012 at 12:23 am

Yine bir okuyucu yorumunu işinize geldiği gibi anlayıp cevap vermişsiniz. Halbuki ne demek istediğim ortada. Yukarıda kendimi anlatmıyorum. Mütedeyyin Atatürkçü’ nün tasviri o.
Etrafta çok şakşakçınız var üzülmeyin. Bazıları da muhalefet etsin ki ortam şenlensin. Hem “de” ve “ki” eklerinin nerede ayrı nerede bitişik yazılması gerektiğini de biliyorum.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.