• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Battal Gazi Destanı (1971)

23 Dec2013
 

Yönetmen: Atıf Yılmaz
Senaryo: Ayşe Şasa, Atıf Yılmaz
IMDb


Filmin Özeti

Malatya Serdarı Hüseyin Gazi, üç Bizanslı tarafından pusuya düşürülerek öldürülür. Bu trajedinin ardından, Hüseyin Gazi’nin henüz çocuk yaşta olan oğlu Cafer (sonradan, Battal Gazi), babasının katilleri olan Leon, Polemon ve Testor’dan bir gün intikam almaya yemin eder. Yıllar geçip büyüdükten sonra, bu yeminine sadık kalarak intikamını almak üzere harekete geçer. Babasının her üç katilinden de intikamını başarıyla alan Battal Gazi, bu süreçte Bizanslı Prenses Elenora ile tanışır. Nihayetinde, Bizans orduları başkumandanı olan nişanlısı Kiryos Alyon’dan ayrılan Elenora, müslüman olup Battal Gazi ile evlenerek Ayşe Sultan adını alır.

Battal Gazi Destanı (1971)

Filmin yansıttığı zihniyet

1. Bizans İmparatorluğu’ndan haraç alan Malatya Beyliği

Film, Malatya Beyi’nin huzurunda açılıyor. İlk duyduğumuz cümle şu: “Koskoca Bizans İmparatorluğu el kadar Malatya Beyliğine neden haraç ödesin!?” Bu cümle, Bizanslı bir ziyaretçiye ait. Bu kişi, kendisini, “Bizans kartalı Kiryos Polemon” olarak tanıtıyor. Polemon’un sorduğu sorunun cevabını bilemiyoruz. Zira, koskoca Bizans İmparatorluğu’nun el kadar Malatya Beyliğine haraç ödemesi için ortada gerçekten de bir sebep varmış gibi görünmüyor.

Malatya Serdarı [Başkomutanı] Hüseyin Gazi (Cüneyt Arkın) söz aldığında, şaşkınlığımız daha da artıyor. Zira, Hüseyin Gazi, Kiryos Polemon’un (Ali Taygun) sorusunu ciddiye almak bir yana, “Beş yıldır ödediğiniz haracı artırmak niyetindeyiz” gibi bir sözle karşılık veriyor.

Tabii bu söz, Polemon’un sorusunu cevaplandırmadığı gibi, (haracın miktarını artırmayı gündeme getirmesi nedeniyle) soruyu daha da önemli kılıyor. Bu şartlar altında da, “Bu adaletsizliğe isyan eden Polemon haklı galiba. Adam boşuna bu kadar veryansın etmiyor, beş yıldır iyi bile dayanmış…” diye düşünmek mümkün.

Peki, komşu ülke Bizans’tan misafir gelen bir yöneticiye karşı böyle düşmanca davranışların nedeni ne? Polemon’un savaş istemediğini belirtmesine rağmen Malatya Beyliği neden Bizans ile daha makul bir ilişki kurmak istemiyor?

Hüseyin Gazi yeniden söz aldığında, bu soruların cevabını da öğreniyoruz: “Beni öldürmek istediğinizi biliyorum.” Bu noktada anlıyoruz ki, durum baştan zannettiğimiz gibi değil. Yani, Malatya Beyliği sebepsiz yere Bizans elçisinin üzerine gitmiyor. Bizanslılar perde arkasından çirkin komplolar kuruyorlar ve dolayısıyla da, maddi bir külfet altına sokulmayı hak ediyorlar. Ayrıca, Polemon’un, Malatya Beyliğini savaştan vazgeçirmeye ikna etmesini için casus Abdülselam’a (Ekrem Gökkaya) rüşvet vermesinden de anlıyoruz ki, barıştan yana sözler etmesinin nedeni iyi bir insan olması değil, Türklerden korkması.

Bu sahneler, sadece aralarında ihtilaf bulunan iki taraf arasında gerçekleşen bir görüşmeyi aktarmıyor. Aynı zamanda, bir tarafı iyi, diğer tarafı da kötü olarak tasvir ediyor. İyi taraf, seyircinin de kendisini yakın hissettiği, Türk tarafı. Kötü taraf, ise komşu ülke Bizans. Daha da önemlisi, Türk tarafının iyi olduğu yönündeki varsayım, normal şartlar altında olumsuz addedilen haraç alma ya da saygısız, ofansif tavırlar sergileme gibi fiillerdeki kötülüğü de maskeliyor, gerekçelendiriyor. Bu durum, kimi bariz mantıksızlıklara karşı körleşmeyi de beraberinde getiriyor. Dolayısıyla da, “koskoca Bizans İmparatorluğu”nun “el kadar Malatya Beyliği”ne haraç ödemesindeki mantıksızlık hen normalize oluyor, hem de arzulanır hale geliyor.

2. Türkün Türkten başka dostu yoktur

Bizanslılar kötü. Peki, diğerleri nasıl?

Filmin hemen bir sonraki sahnesinde, Abdülselam ile Kiryos Polemon arasında geçen gizli bir diyalogdan, Abdülselam’ın Bizans’tan rüşvet alan bir hain olduğunu ve Malatya Serdarı Hüseyin Gazi’nin suikasti için Bizanslılara yardım ettiğini öğreniyoruz. Abdülselam, gerek görüntüsü gerekse ismi itibariyle daha Orta Doğulu bir imgeye karşılık geliyor. Beylik içerisindeki (sonradan Arap olduğunu öğreneceğimiz) siyahi bir tellalın da (Arap Celal) aynı ihanet çemberinin içinde olması, Arapların Türkleri arkadan vurduğuna yönelik yaygın inanışa göndermede bulunduğu gibi, sadece gayrimüslimlerden değil, Türk olmayan müslümanlardan da şüphelenmeyi telkin ediyor.

Bizanslı karakterler de siyah tenli insanlara atfen “Pis Arap”, “Küstah zenci” gibi ırkçı ifadeler kullanıyorlar. Bu gibi ifadeler, Arapların Türkiye’de yaygın olarak siyah tenli zannedilmelerini dışavurması itibariyle de önemli.

Bir diğer enteresan öğe ise, filmin, ilgili siyahi casusa “sefil bir Arap” olduğunu kendi ağzıyla da söyletmesi. Şöyle ki, filmin (başka tuhaflıklar da barındıran) bir sahnesinde, Bizanslı askerler, Battal Gazi’yi yakalama amacıyla mevzilendikleri noktalardan geçen herkese tek tek Battal Gazi olup olmadıklarını sormakta, Battal Gazi olduğundan şüphelendikleri insanları öldürmektedirler. Bu şekilde, ilgili siyahi Arap casusu da durdurmuşlardır. Adam, yalvara yakara kendisinin Battal Gazi olmadığını anlatmaya çabalamaktadır. Tam o sırada, rahip kılığına girmiş olan gerçek Battal Gazi de aynı kontrol noktasına gelir. Battal Gazi, siyahi adamın, “İnanın bana Battal değilim, sadece sefil bir Arabım” diye yakınmakta olduğunu duyunca, atından iner, adamı inceler ve Bizanslı askere dönerek, “Bu adam Battal değil; olsa olsa pis bir casus olabilir” der. Arap casusun cevabı ilginçtir: “İyi bildiniz. Gerçekten pis bir casusum, aziz peder.” (dakika 39:01-40:58)

3. Gavurun iyisi olur mu?

Peki, kimlikler ne kadar homojen? Türklerin arasında kötü, Bizanslıların arasında iyiler var mı?
Bizanslılar arasında üç iyi karakter öne çıkıyor: Hammer Usta, Prenses Elenora ve Şovalye Hilaryon. Filmde, Hammer Usta’nın adını ilk kez Hüseyin Gazi’den duyuyoruz. (Daha sonra Battal Gazi adını alacak olan) oğlu Cafer’in Akkoyun Düzü’nde Tevabil Usta (Baki Tamer) ile yaptığı kılıç talimini izleyen Hüseyin Gazi, oğluna gelecek yıl kendisini Anadolu’da yenişemediği tek kişi olan Kayserili ünlü silahşör Hammer Usta’ya çırak yollayacağını söylüyor. Cafer’in hocası Tevabil Usta, bunu duyunca, “Olur mu Hüseyin Gazi? Kafirin öğrettiği kılıçtan hayır gelir mi?” diye itiraz ediyor. Ancak Hüseyin Gazi, Hammer’in herşeyden önce mert bir insan olduğunu, mert olmayan bir insanın iyi bir silahşör de olamayacağını belirtiyor. Buradan, mertliğin, kafirliğin neden olduğu fenalığı dahi ortadan kaldırabilen çok önemli bir özellik olduğunu öğreniyoruz.

Aynı argümanı, daha sonra, Hammer Usta’dan da (Fikret Hakan) işitiyoruz. İlgili sahnede, Hammer Usta ile Bizans orduları kumandanı Kiryos Alyon (Erden Alkan), Cafer’in Bizanslı askerlerle düellolarını izliyorlar. Hammer Usta’nın sürekli Cafer’in savaşçılığından övgüyle söz etmesi üzerine, Kiryos Alyon onu anlamakta zorlanıyor. Bunun üzerine, Hammer Usta, “Düşman da olsa, önce mertlikten yiğitlikten yanayım” diyerek duruma netlik kazandırıyor.

İkinci iyi Bizanslı karakter ise, Prenses Elenora (Meral Zeren). Battal Gazi’nin Bizans sarayındaki askerlerden kaçarken Prenses Elenora’nın odasına girmesiyle ilk kez yüz yüze gelen ikili, derhal birbirine aşık oluyor. Bunun hemen sonrasında yaşananlar da ilginç… Sarayı arayan askerler bir süre sonra Prenses Elenora’nın odasının kapısını yumruklamaya başladıklarında, Elenora, Battal Gazi’den saklanmasını istiyor. Battal Gazi ise, “Saklanmak, düşmandan kaçmak töremizde yok bizim” cevabını veriyor. (Acaba, “Öyle şeyleri ancak siz yaparsınız” mı demek istiyor?) Battal Gazi’nin baştan odaya girmiş olması her ne kadar bu sözle açık bir tezat teşkil etse de, Prenses Elenora’nın ısrarı ve hatta yalvarması sonuç veriyor ve Battal Gazi, “Güzel gözlerinin hatrı için sultanım” diyerek, onun hatrına saklanıyor. Tehlike geçtiğinde de, “Hoşçakal, düşman beldenin yaman güzeli” diyerek oradan ayrılıyor. Bu olaydan sonra, Elenora’yı hep Battal Gazi’ye elinden geldiğince yardım ederken görüyoruz.

Üçüncü iyi karakter Şovalye Hilaryon (Reha Yurdakul) ise, Bizans’ın imparatorluk tacının, gerçek sahibi. Görev başındaki İmparator Vasilas Leon (Kerim Afşar) ise, Hilaryon’u zindana attırarak tahtı işgal etmiş bulunan kötü bir adam. Hilaryon, aynı zamanda Prenses Elenora’nın da gerçek babası. Şovalye Hilaryon, filmin sonunda, hakkı olan Bizans tahtına geçtiğinde, imparatorluk tacını başına Battal Gazi koyuyor. Battal Gazi’in bunu yaparken (kısa bir süre sonra kayınpederi olacak olan) imparatora öğütte bulunmayı da ihmal etmemesi de dikkate değerdir: “Sakın Hak yolundan, doğruluk yolundan ayrılma, Hilaryon. Halkına efendilik değil, kulluk et.” Hilaryon da cevaben Battal Gazi’ye “Sağol Battal Gazi, Elenora sana emanet…” der. Ancak Elenora o günden sonra artık Elenora olmayacak, nihayet Battal Gazi ile evlendikten sonra Ayşe Sultan adını alacaktır.

Bu üç iyi karakterden hareketle, filmin Bizanslıların ya da hıristiyanların kategorik olarak kötü yansıtmadığı söylenebilir. Ancak bu üç karakterden ikisinin bir noktada İslam’ı seçmesi de bu noktada önemlidir. Kaldı ki, üçüncü iyi karakter Şovalye Hilaryon Bizans imparatoru olduktan sonra artık neredeyse işin tanımı gereği hıristiyandır.

4. Kırk Bakire Tapınağı

Yeşilçam filmlerinde, hak din olan İslam’ı seçen Bizanslıların kelime-i şehadet getirdikleri sahnelere rastlamak nadir değil. Ancak bunlar arasında, Hammer Usta’nın müslüman oluş şekli, ayrıca değerlendirilmeyi hak edecek kadar ilginçtir.

Hammer Usta’nın İslam ile şereflenmesi, bugün itibariyle bir Yeşilçam fenomeni haline gelmiş olan Kırk Bakire Tapınağı’nda gerçekleşir. Şöyle ki, Kiryos Alyon ve askerlerinden kaçmakta olan Cafer, kendisini Şovalye Heraklit olarak tanıtmak ve “Kırk bakireye tapmaya, bal yanaktan tatmaya geldim” parolasını söylemek suretiyle Kırk Bakire Tapınağı’na girmeyi başarır. Ancak onun hemen ardından askerleriyle oraya gelen Kiryos Alyon, “Bu kerhaneyi başınıza yıkacağım!” diye bağırarak içeriye dalar ve askerleriyle birlikte Cafer’i kovalamaya başlarlar.

Erkek egemen anlayış, bu sahnelerde de fazlasıyla belirgindir. Kadınları aşağılayan “kahpe”, “fahişe” gibi sözler havada uçuşur. Cafer’in Alyon’a söylediği, nişanlısı Prenses Elenora ile yattığını ima eden sözler de yine aynı çerçevede değerlendirilebilir: “Askerlerinle fahişelerin yerini değiştir, Öküzbaş Alyon! Boynuzlu olduğundan sana fahişe kumandanlığı yaraşır.

Cafer, Alyon ve askerlerini atlattıktan sonra, gizlice Kırk Bakire Tapınağı içerisinde Hammer Usta’nın bulunduğu odaya girer. Hammer Usta, orada “Anadolu’nun en ünlü fahişesi” Faustina (Aynur Akarsu) ile birliktedir. Cafer gizlendiği köşeden ortaya çıktığında, Hammer Usta onu gördüğüne çok sevinir. Cafer, orada kendisine bir teklifte bulunur: Dinine güreş yapacaklardır; kazanan diğerinin dinine ve safına geçecektir.

Cafer ve Hammer Usta, Faustina’nın yatağının yanıbaşında güreşe tutuşurlar. Hammer Usta güreşi kaybeder ve ardından oracıkta yere oturup ellerini açarak kelime-i şehadet getirir. Müslüman olmasının ardından Cafer ona Ahmed Turani adını verir. Karşılığında Cafer de, Hammer Usta’dan Battal Gazi adını alır. Böylelikle Hammer Usta hem hidayete ermiş, hem de taraf değiştirmiş olur.

5. İntikam duygusu ve savaşçılık

Film, intikam duygusunu ve savaşçılığı yüceltiyor. Örneğin, babasını defneden ve mezarının üzerine bir fidan diken Cafer’in ağzından şu cümleler dökülüyor: “Bu fidan babamın kanıyla beslenerek büyüyecek. Öfkemle hıncımla beslenerek ben de büyüyeceğim. Babamın öcünü alıp Malatya’ya serdar olacağım.

Bir sonraki sahnede, yıllar geçmiş, fidan büyümüş, küçük bir ağaç haline gelmiştir. Artık genç bir savaşçı olan Cafer, mezarın başında babasıyla konuşmakta ve önceden Bizans’tan haraç alan Malatya’nın, artık Bizans’a haraç öder hale gelmiş olmasından yakınmaktadır. Bu yakınmanın da ima ettiği gibi, filmin tasvir ettiği dünya, güç üzerine kuruludur. Zayıfların güçlülere haraç ödemek durumunda olduğu (ve gücü ölçüsünde haraç miktarını artırdığı) bu dünyada yapılması gereken şey, güçlenmek ve haraç ödeyen durumdan, haraç ödeten duruma geçmektir.

Dahası, Hak olan davranış biçimi de budur. Cafer, intikamını almak üzere babasının mezarından Bizans’a doğru yola çıkmak üzere iken, babasının yıllar önce ona verdiği öğüt zihninde yankılanır: “Sakın Hak yolundan, doğruluk yolundan ayrılma oğul. Tanrı sana büyük güçler bağışladı. Bunları daima iyilik yolunda kullan.” Babasının bu öğüdünü, “Hiçbir zaman Hak yolundan ayrılmayacağım baba” diyerek onaylayan Cafer, atına atladığı gibi Bizans yolunu tutar. Tanrı’nın ona verdiği güçleri Hak yolunda kullanmasının zamanı gelmiştir.

Cafer’in bu süreçte yaptığı şeylerden biri de, halen Malatya serdarı olan ve gizliden gizliye Bizans için çalışan Abdülselam’ın aksi yöndeki çabalarını boşa çıkararak Malatya Beyi’ni savaşa ikna etmektir. Bu yaklaşıma göre, güçlü olmanın göstergesi komşular ile barış değil, savaş durumunda olmaktır.

Peki, “komşularla savaş” nasıl gerekçelendirilebilir? Filmin bu çerçevede yaptığı en yaygın gerekçelendirme, komşuların kötücüllüğüdür. Bizans kötüdür, ve saldırı yolu ile gerekli ders verilmezse, Malatya Beyliği üzerindeki kötü planlarını uygulamaya koyacaktır. Dahası, Bizans, açık bir savaş ilanı yerine, (Hüseyin Gazi’ye suikast gibi) sinsi yöntemleri tercih etmektedir.

Komşularla savaşı gerekçelendiren daha ikincil bir öğe ise, Anadolu’nun bir Türk yurdu olduğu düşüncesidir. Örneğin, Hüseyin Gazi’nin öldürüldüğü Süleyman Gazi Türbesi, Bizans topraklarındadır. Demek ki, Bizanslılar, tarihte Türklere ait olan bir yeri işgal etmişlerdir.

6. Bir kötücüllük örneği: İşkenceye uğrayan rahibe

Yeniden Battal Gazi’nin yanına gitmek isteyen Prenses Elenora, yolda nişanlısı Kiryos Alyon’a yakalanır ve Alyon’un emri üzerine odasına geri döner. Kiryos Alyon, durumdan şüphelenmiştir ve Elenora’nın nereye gittiğini öğrenmek için, sürekli Elenora’nın yanında bulunan rahibeye (Melek Görgün) işkence etmeye başlar. Bir rahibenin yarı çıplak vaziyette ve kanlar içinde kalacak şekilde kırbaçlandığı sahneler, filme hakim olan şovenizmin erkek-egemen yönünü de yansıtır.

Kiryos Alyon’un, işkenceye rağmen gerçeği söylemeyen rahibeyi, “Alın bu kahpeyi!” diyerek Bizans askerlerine verdiği müteakip sahnede söyledikleri ise, erkek-egemen bakışın da ötesinde anlamlar ifade eder: “Tanrı’ya adadığı mukaddes bekaretini Bizans ordusuna hediye ediyorum. Alın, keyfinizi yapın. Götürün. Pis leşini bir çukura atarsınız.

7. Enteresan karakter: Kolat

Battal Gazi Bizans sarayında yakalanınca, sarayın başişkencecisi Kolat’a (Yusuf Sezer) teslim edilir. Kiryos Alyon’dan öğrendiğimize göre, Kolat, ölmeden acı çektirmenin bütün usüllerini bilmektedir ve Battal Gazi’yi ağır bir işkenceye tabi tutar.

Kolat, Battal Gazi’nin Battal Gazi’nin işkenceye direncinin yüksek olmasını takdir eder ve ona uyguladığı işkenceyi yeni bir aşamaya taşımadan önce ağzından şu sözler dökülür: “Mahkumun dayanıklısı insana meslek zevki veriyor. Şimdi bütün kemiklerini teker teker kırarım, ölmeden önce et yığını haline gelir.”

Kolat, bu dediğini yapmış ve vücudundaki bütün kemikleri kırmak suretiyle Battal Gazi’yi bir “sürüngen” haline getirmiştir. (dakika 52:30-53:37)

8. Filmden meşhur diyaloglar

(a) Elinde kılıcıyla Bizans sarayında tek başına hücuma geçen Battal Gazi:

– “Kahpe Bizans! İlk günden doğru yolu şaşırttı bize!” (dakika 17:07-17:20)

İlk günden kasıt hangi gündür? Şayet kast edilen Malazgirt Savaşı ise, bunda Bizans’ın suçu nedir? (Saldıran taraf Türkler değil midir?) Bir de, Bizans Türklere doğru yolu şaşırtma adına tam olarak ne yapmıştır? Ayrıca, şayet Türkler, Bizans yüzünden ilk günden doğru yolu şaşırmış iseler, Türklerin o günden bugüne hep sapkın kimseler olageldiklerini kabul etmek gerekmez mi?

(b) Polemon ile Battal Gazi kılıçlarını çekerler:

Polemon: “Hazır ol, sefil Türkmen!”

Battal Gazi: “Hele davran Bizans kargası!” (dakika 17:20-19:10)

(c) Nişanlısı Elenora’nın gizli gizli Battal Gazi ile buluşmakta olduğunu öğrenince deliye dönen Kiryos Alyon, rahibeye işkence etmesinin ardından Elenora’yı eline geçirir ve “Benim olacaksın Elenora, tek kurtuluş yolu bu” diyerek bir çadırda ona tecavüz etmeye kalkar. O sırada Battal Gazi çadıra girerek sevgilisini kurtarır:

Kiryos Alyon: “Bana Delibaş Alyon derler, Elenora!”

Battal Gazi: “Ben Öküzbaş Alyon diye duymuştum, Şovalye. Yanlış mı söylemişler?” (dakika 31:57-33:02)

9. Bazı mantıksızlıklar

(1) Şovalye Hilaryon, Kolat tarafından bütün kemikleri kırılan Battal Gazi’yi iyileştirme adına, “Doğu’nun en namlı hekimlerini, en namlı kimyagerlerini” bulur. Bu kimseler, Battal Gazi’yi beton gibi özel bir kalıbın içine koyarlar. Bir zaman sonra bu kalıp çıkarıldığında, Battal Gazi ayağa kalkar. Ancak eski gücüne kavuşması zaman alacaktır. Bu süreçte zaman zaman ümidini kaybeder. Başaramayacağını düşünür. Ancak çok yakın bir geçmişte müslüman olmuş ve Malatya Beyliği’nin safına geçmiş olan Ahmed Turani’nin (Hammer Usta) ona moral veren cümleleri ilginçtir: “Başaracaksın, Battal! Yenilmek töremizde yok bizim!” Doğrusu, Ahmed Turani, daha düne kadar Bizanslı olan bir askerdir. Battal ile aynı töreyi paylaşıyor olduğunu düşünmesi ilginçtir. (dakika 59:22-1:00:11) (Ayrıca, film çoğu zaman töre kelimesini yanlış olarak, adet, kültür, gelenek ekseninde anlamlarda kullanır.)

Hammer Usta’nın müslümanlığı içselleştirme seviyesinin yüksekliği, onu kurtarmak için papaz kılığında Bizans zindanına giren Battal Gazi’yi tanımayıp tepki gösterdiğinde söylediklerinde de dışavurur. Zira, daha düne kadar hıristiyan olan Hammer Usta, artık papaz görmeye dahi dayanamıyor gibidir: “Boyun devrilsin pis papaz, defol git buradan! … Karga suratlı pis papaz!” (dakika 1:08:07-1:09:24) (Bu sözleri daha tuhaf kılan, papazın suratının aslında Battal Gazi’ye ait olması.)

(2) Filmde çok sayıda mantıksızlık örneği var. Örneğin, bütün vücudu beton gibi bir kalıba alınan ve kemikleri kaynayana dek o şekilde kalan bir adam ihtiyaçlarını nasıl görür? Ya da, bir insanın yüzünü siyaha boyarsa, koskoca Bizans İmparatoru onu her zaman gelen siyahi elçiden ayırt edemez mi? Ya da, askerler Battal Gazi adında (simaen tanımadıkları) bir adamı bulmak istiyorlarsa, bunun yolu, yoldan geçen herkese tek tek Battal Gazi olup olmadığını sormak mıdır? Bu şekilde rastgele bir sürü adam öldürülür mü? Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bu dizi, ekseriyetle kimlik eksenli mantıksızlıklara odaklanıyor.

Paylaş:
1

Okuyucu Yorumları

 

Cihan says:

1 July 2015 at 10:08 AM

Merhaba, filmle ilgili baska detaylar da eklenebilir ama genel olarak birkac sey soylemek istiyorum: Bu tur efsaneleri (Tarkan da sayilabilir) kurguya dokup film yapmak bence harika bir fikir. O doneme kadar cok az ornegi var; gerci sektor de cok yeni. Bu tur filmleri yapmanin hem teknik hem sosyal sartlar anlaminda zorluklari dikkate alinirsa yapilan islerin takdire sayan oldugunu soylemek isterim. Her ne kadar gerceklikten uzak, kalitesiz sahnelerle de dolu olsa da bu filmlerde emegi gecen insanlara hep saygi duymusumdur. Size de notlariniz icin tesekkur ederim. Selamlar

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.