• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Battal Gazi Destanı (1971)

26 Şub2011
 

Film, Malatya Beyi’nin huzurunda açılıyor. İlk duyduğumuz cümle şu: “Koskoca Bizans İmparatorluğu el kadar Malatya Beyliğine neden haraç ödesin!?” Bu soruyu soran kişi, kendisini “Amoryon valisi Leon’un kardeşi, Bizans kartalı Kiryos Polemon” olarak tanıtıyor. Kiryos Polemon’un sorusunu, Malatya Serdarı [Başkomutanı] Hüseyin Gazi (Cüneyt Arkın), Malatya Bey’inden müsaade isteyerek cevaplıyor: “Beş yıldır ödediğiniz haracı artırmak niyetindeyiz.”

Tabii bu cevap, soruyu yanıtlamıyor. Dolayısıyla koskoca Bizans İmparatorluğu’nun el kadar Malatya Beyliğine neden haraç ödemesi gerektiğini öğrenemiyoruz. Dahası, şaşkınlığımız bir parça daha artıyor. Çünkü Hüseyin Gazi’nin açıklamasından, “koskoca Bizans İmparatorluğu”nun sahiden de beş yıldır “el kadar Malatya Beyliği’ne” haraç ödemekte olduğunu anlıyoruz! Dahası, Malatya Beyliği bu haracın miktarını artık yeterli bulmadığından artırılmasını talep ediyor!

Bu gerçeğin bizzat Malatya Serdarı tarafından dile getirilmesi karşısında ister istemez “Bu adaletsizliğe isyan eden Polemon haklı galiba. Adam boşuna bu kadar veryansın etmiyor, beş yıldır canına yetmiş olmalı” diye düşünüyoruz. Zira şayet Malatya Beyliği’nin Bizanslılardan haraç almak gibi (muhtemelen Türklüğünden ileri gelen) doğal bir hakkı yoksa, bu şartlar altında Polemon haklı olmalı. Ama neyse ki, Hüseyin Gazi çok geçmeden yeniden söz alarak bu kuşkulu durumu açıklığa kavuşturuyor: “Beni öldürmek istediğinizi biliyorum”. Bu noktada anlıyoruz ki, durum baştan zannettiğimiz gibi değil. Bizanslılar aslında perde arkasından kirli işler çeviren kötü insanlar ve dolayısıyla da haraç ödemeyi hak ediyorlar.

Malatya Serdarı Hüseyin Gazi ile Kiryos Polemon arasında geçen bu bir parça sert diyaloğun ardından, Polemon, Malatya Bey’ine doğru yürüyor ve çok daha nazik bir üslupla, “Kardeşim Leon’a isteklerinizi bildireceğim Ömer Bey, umarım Serdarınızın küstahlığı bir savaşa sebep olmaz” diyor. Ancak Ömer Bey, kendisine bir yanıt vermeye tenezzül etmek yerine yanındaki şahsa dönerek, “Kiryos Polemon’u uğurlayıver Abdülselam” diyor.

Abdülselam, Kiryos Polemon’u uğurlarken, bu ikilinin arasında geçen diyalogdan, Abdülselam’ın Bizans’tan rüşvet alan bir hain olduğunu ve Malatya Serdarı Hüseyin Gazi’nin suikasti için Bizanslılara yardımcı olmakta olduğunu öğreniyoruz. Abdülselam’ın gerek görüntüsü gerekse ismi itibariyle daha şarklı bir imgeye karşılık gelmesi ve beylik içerisindeki (sonradan Arap olduğunu öğreneceğimiz) siyahi birinin bu ihanetin içinde olması, Türk olmayandan şüphe duyma yönünde güçlü imalar içeriyor.1

Görüşmenin ardından, Hüseyin Gazi, Abdülselam ile birlikte, çocuk yaştaki oğlu Cafer’in silahşörlük dersleri aldığı Akkoyun Düzü’ne gidiyor. Burada, Hüseyin Gazi’nin oğlunun son derece yetenekli bir çocuk olduğunu öğreniyoruz. Hüseyin Gazi, oğlunun kılıç talimini bir süre izledikten sonra, ona Anadolu’da yenişemediği tek kişi olan Kayserili ünlü silahşör Hammer Usta’dan söz ediyor ve gelecek yıl kendisini ona çırak yollayacağını söylüyor. Cafer’in hocası Tebabil, bunu duyunca, “Olur mu Hüseyin Gazi? Kafirin ürettiği kılıçtan hayır gelir mi?” diye itiraz ediyor. Ancak Hüseyin Gazi, Hammer’in herşeyden önce mert bir insan olduğunu, mert olmayan bir insanın iyi bir silahşör de olamayacağını belirtiyor. Buradan, mertliğin, kafirliğin neden olduğu fenalığı dahi ortadan kaldırabilen çok önemli bir özellik olduğunu öğreniyoruz.

Talim alanındaki konuşma ve çalışmalar bu şekilde sürerken, bir noktada Abdülselam bir hileyle Hüseyin Gazi’yi Bizans topraklarında bulunan Süleyman Gazi Türbesi civarına gönderiyor. Orada Vali Leon, kardeşi Polemon ve Testor, Hüseyin Gazi’nin karşısına çıkıyor. Kendisine Bizans’tan haraç almaktan vazgeçmesini, yoksa öleceğini söyleyen Leon’a, müstehzi bir ifadeyle, “Buldunuz ölümden korkacak adamı” diye cevap veren Hüseyin Gazi, bu üçlünün ve yanlarındakilerin oklarına maruz kalıyor. Vücuduna çok sayıda ok saplanmasına rağmen onlarla savaşmaya devam eden Hüseyin Gazi, onca insana güç yetiremeyerek orada ölüyor.

Hüseyin Gazi’nin öldürüldüğü Süleyman Gazi Türbesi’nin Bizans topraklarında olması bu noktada önemli. Zira böyle bir durum, bir yandan Anadolu’nun Türklere ait olduğunu ima ederken, diğer yandan da Bizanslıları işgalci durumuna sokuyor ve kendilerinden haraç almayı gerekçelendiriyor.

Hüseyin Gazi öldürüldükten sonra, oraya gelen hain Abdülselam’ın Polemon’dan bir kese altın aldığını görüyoruz. Polemon, kendisine, “Ömer Bey şimdi öç almaya kalkışır. Malatya’yı Amoryon’a savaş açmaktan vazgeçireceksin” diyor. Buradan, Polemon’un Ömer Bey ile görüşmesi esnasında savaş istemediğini belirtmesinin barışseverlikten değil, Türklerden korkusundan ileri geldiğini anlıyoruz.

Sonraki sahnelerde, Hüseyin Gazi’nin oğlu Cafer’in, Amoryon oklarıyla öldürülmüş olan babasının yanına geldiğini görüyoruz. Babasını defneden ve mezarının üzerine bir fidan diken Cafer’in ağzından şu cümleler dökülüyor: “Bu fidan babamın kanıyla beslenerek büyüyecek. Öfkemle hıncımla beslenerek ben de büyüyeceğim. Babamın öcünü alıp Malatya’ya serdar olacağım.”

* * *

Bir sonraki sahnede, fidan büyümüş, küçük bir ağaç haline gelmiştir. Artık büyüyüp genç bir savaşçı olmuş olan Cafer (Cüneyt Arkın), mezarın başında babasıyla konuşmakta ve önceden Bizans’tan haraç alan Malatya’nın, artık Bizans’a haraç öder hale gelmiş olmasından yakınmaktadır. Bu yakınmanın da ima ettiği gibi, filmin tasvir ettiği dünya, güç üzerine kuruludur. Zayıfların güçlülere haraç ödemek durumunda olduğu bu dünyada yapılması gereken şey, güçlenmek ve haraç ödeyen durumdan, haraç ödeten duruma geçmektir.

Bu duygularla yüklü olan Cafer, intikamını almak üzere babasının mezarından Bizans’a doğru yola çıkmak üzeredir. Bu esnada, babasının yıllar önce ona verdiği öğüt zihninde yankılanır: “Sakın Hak yolundan, doğruluk yolundan ayrılma oğul. Tanrı sana büyük güçler bağışladı. Bunları daima iyilik yolunda kullan.” Babasının bu öğüdünü, “Hiçbir zaman Hak yolundan ayrılmayacağım baba” diyerek onaylayan Cafer, atına atladığı gibi Bizans yolunu tutar. Tanrı’nın ona verdiği güçleri Hak yolunda kullanmasının zamanı gelmiştir.

Cafer Bizans’a vardığında, kale kapısındaki nöbetçiden babasını öldüren Vasilas Leon’un artık Bizans İmparatoru olduğunu öğrenir. Kardeşi Polemon, abisinden boşalan Amoryon valiliğine oturmuş, Testor ise, kale kumandanı olmuştur.

Cafer, ilk önce Testor’u haklar. Babasının 17 yarasına karşılık onu 17 kılıç darbesiyle öldürür. Sonrasında, saraya girer. Orada Prenses Elenora (Meral Zeren) ile karşılaşır ve ondan çok etkilenir. Elenora da onu rüyasında görmüştür. Saraydaki askerler Cafer’in varlığını sezdiklerinde, Cafer, Elenora’nın odasına girer. Sarayı arayan askerler bir süre sonra Elenora’nın odasının kapısını yumruklamaya başladıklarında, Prenses Elenora, Cafer’den saklanmasını ister. Cafer ise, “Saklanmak, düşmandan kaçmak töremizde yok bizim” cevabını verir. Ancak Prenses Elenora’nın ısrarı ve hatta yalvarması sonucunda, “Güzel gözlerinin hatrı için sultanım” diyerek, onun hatrına saklanır.

Askerler gittikten sonra, Cafer ile Prenses Elenora arasında kısa bir konuşma geçer. Cafer, onun İmparator Leon’un kızı olduğunu öğrenince şaşırır. “Leon gibi bir iblisten senin gibi bir melek nasıl türemiş hayrettir” diyerek hayal kırıklığını ifade eder ve “Hoşçakal düşman beldenin yaman güzeli” diyerek oradan ayrılır. Ancak birbirlerine aşık oldukları açıktır.

Sonraki sahnelerde, Cafer, Kiryos Polemon’un karşısına çıkar. Polemon’un etrafı çok sayıda insanla çevrilidir. Cafer kendisini tanıtıp “Babamın kanını sormaya geldim” dediğinde, orada bulunan herkes ona güler. Sonrasında, Polemon ve Cafer kılıçlarına davranırlar. Birbirlerine hitap ediş şekilleri ilginçtir:

- “Hazır ol sefil Türkmen!”

- “Hele davran Bizans kargası!”

Cafer sarayda bir odaya kıstırdığı Polemon’u kılıcıyla (ve yine 17 yerinden yaraladıktan sonra) boğazını keserek öldürür.

Bir sonraki sahnede, Cafer, Malatya Beyi’nin huzurundadır. Testor ve Polemon’un kellelerini getirmiştir. Beyliğin yöneticilerini (halen serdar olan Abdülselam’ın aksi yöndeki çabalarına rağmen) savaşa ikna ettikten sonra, onlar savaş hazırlığı yapmaktayken tek başına yola koyulur. Karşısına çıkan bir Bizans birliğine tek başına meydan okur. “Malatya adına savaşmaya geldim. Karşımda dövüşecek er arıyorum” der. Bizanslılar onu öldürmesi için bir asker gönderirler, ancak Cafer askeri öldürür. Sonrasında karşısına çıkması için gönderdikleri diğer askerleri de birer birer öldürmeyi başarır.

Cafer karşısına çıkanları bu şekilde öldürmekteyken, Prenses Elenora da orada bulunmakta ve Cafer’in öldürülmesinden korkmaktadır. Yanında bulunan rahibeye, dövüşlerde Bizans askerlerini tutması gerekirken Cafer’i tuttuğunu, bu duruma anlam veremediğini söylemektedir.

Bu sahnelerde, Hammer Usta’yı da (Fikret Hakan) görmüş oluruz… Hammer Usta da uzaktan düelloları izlemekte ve Cafer’in savaşçılığından övgüyle söz etmektedir. Yanındaki kişi karşı taraftan birine yönelik bu övgülerin nedenini anlamakta zorlandığında, Hammer Usta, “Düşman da olsa, önce mertlikten yiğitlikten yanayım” diyerek duruma netlik kazandırır.

Cafer (sırayla) çok sayıda Bizans askerini öldürdükten sonra, dövüş sırası Hammer’e gelir. Karşılaştıklarında, Cafer kendini tanıtır ve Hammer Usta’ya kendisinin ve babasının hayranlığından söz eder. Hammer Usta da Hüseyin Gazi hakkında övgü dolu sözler söyler. İkisinin de bir diğerine karşı savaşmakta gönlü olmasa da, Hammer Usta’nın ifadesiyle “Çare yok”tur… Dövüş başlar… Amcasının katilini sevmekte olduğu gerçeğini artık kendisine itiraf etmiş olan Prenses Elenora’nın dudaklarından “O ölürse ben de ölürüm” sözleri dökülmektedir. Hammer Usta ve Cafer, gün batımına kadar yenişemezler. Ertesi güne kadar dövüşe ara verilir.

* * *

Gece, Prenses Elenora, ölmesini istemediği Cafer’i ikna etmek üzere onun yanına gider. Birbirlerine aşklarını itiraf eden Elenora ve Cafer geceyi birlikte geçirirler.

Ertesi gün, dövüş yine başlar. Hazırlıklarını tamamlayan Malatya ordusu da gün içerisinde aynı mevkiye varır. Dövüş sürmektedir. Ancak gün battığında Cafer ve Hammer Usta yine yenişememişlerdir. Dövüş yine bir sonraki güne ertelenir. Ancak o gece ilginç şeyler yaşanır…

* * *

Yeniden Cafer’in yanına gitmek isteyen Prenses Elenora, yolda nişanlısı Kiryos Alyon’a yakalanır ve Alyon’un emri üzerine odasına geri döner. Kiryos Alyon, durumdan şüphelenmiştir ve Elenora’nın nereye gittiğini öğrenmek için, sürekli Elenora’nın yanında bulunan rahibeye işkence etmeye başlar. Bir rahibenin yarı çıplak vaziyette ve kanlar içinde kalacak şekilde kırbaçlandığı sahneler, filme hakim olan şovenizmin erkek-egemen yönünü de yansıtır. Kiryos Alyon’un, işkenceye rağmen gerçeği söylemeyen rahibeyi, “Alın bu kahpeyi” diyerek Bizans askerlerine verdiği müteakip sahnede söyledikleri ise, erkek-egemen bakışın da ötesinde anlamlar ifade eder: “Tanrı’ya adadığı mukaddes bekaretini Bizans ordusuna hediye ediyorum. Alın, keyfinizi yapın. Götürün. Pis leşini bir çukura atarsınız.”

Askerler rahibeye tecavüz etmek üzereyken, Cafer onu kurtarır. Rahibenin ardından, kurtarılma sırası Prenses Elenora’ya gelmiştir. Zira Kiryos Alyon, nişanlısı Elenora’nın gizlediği gerçeği öğrenemeyince, “Benim olacaksın Elenora, tek kurtuluş yolu bu” diyerek ona tecavüz etmeye kalkmıştır. Ancak neyse ki, Cafer zamanında yetişerek onu da kurtarır.

Bir sonraki sahne, bir Yeşilçam klasiği haline gelmiş olan 40 Bakire “Tapınağı”nda geçer: Zırhlı kapıda, “40 bakireye tapmaya, bal yanaktan tatmaya geldim” parolasını söyleyen ve kendisini Şovalye Heraklit olarak tanıtan Cafer, içeriye girer. Ancak onun hemen ardından askerleriyle oraya gelen Kiryos Alyon, “Bu kerhaneyi başınıza yıkacağım” diyerek içeriye dalar ve Cafer’i kovalamaya başlarlar. Erkek egemen anlayış, bu sahnelerde de fazlasıyla belirgindir. Kadınları aşağılayan “kahpe”, “fahişe” gibi sözler havada uçuşur. Cafer’in Alyon’a söylediği, nişanlısıyla yattığını ima eden sözler de yine aynı maskülen çerçevede değerlendirilebilir: “Askerlerinle fahişelerin yerini değiştir, Öküzbaş Alyon! Boynuzlu olduğundan sana fahişe kumandanlığı yaraşır.”

Cafer, Alyon ve askerlerini atlattıktan sonra, gizlice 40 Bakire Tapınağı içerisinde Hammer Usta’nın bulunduğu odaya girer. Hammer Usta, orada “Anadolu’nun en ünlü fahişesi” Faustina ile birliktedir. Cafer gizlendiği köşeden ortaya çıktığında, Hammer Usta onu gördüğüne çok sevinir. Cafer, orada kendisine bir teklifte bulunur: “Dinine” güreş yapacaklardır. Kazanan diğerinin dinine ve safına geçecektir. (Kişinin safını ya da güvenilirliğini belirleyen kriterin duruma göre Türklük ile müslümanlık arasında gidip gelmektedir.)

Cafer ve Hammer Usta, Faustina’nın yatağının yanıbaşında güreşe tutuşurlar. Hammer Usta güreşi kaybeder ve ardından oracıkta dizleri üzerinde oturup ellerini açarak kelime-i şehadet getirir. Müslüman olmasının ardından Cafer ona Ahmed Turani adını verir. Karşılığında Cafer de, Hammer Usta’dan Battal adını alır. Böylelikle Hammer Usta hem hidayete ermiş, hem de taraf değiştirmiş olur.

Ertesi gün Battal Gazi ve Ahmed Turani, birlikte Malatya beyini ziyarete giderler ve İmparator Leon’u öldürmek üzere Bizans seferine çıkacaklarını bildirirler. Yolda, karşılarına, sırıklara oturtulmuş Türk kelleleri çıkar. Bizanslılar “Ya Battalsa” şüphesiyle bir sürü Türk’ü öldürmüşlerdir.

* * *

Saraya varmalarının ardından Battal Gazi yakalanır ve ardından sarayın işkencecisi Kolat‘ın ağır işkencesi altına girer. Ölmeden acı çektirmenin bütün usüllerini bildiğini öğrendiğimiz Kolat da, Battal Gazi’nin direncini takdir eder: “Mahkumun dayanıklısı insana meslek zevki veriyor. Şimdi bütün kemiklerini teker teker kırarım, ölmeden önce et yığını haline gelir.”

Kolat, bu dediğini ne yazık ki gerçekleştirir. Battal Gazi’nin vücudundaki bütün kemikleri kırar ve (kendi ifadesiyle) Battal Gazi’yi bir “sürüngen” haline getirir.

Eş zamanlı olarak yaşanan bir diğer gelişmeyle, Prenses Elenora, Leon’un aslında gerçek babası olmadığını, hatta onun babası ve Bizans tahtının gerçek sahibi olan Şovalye Hilaryon’u zindana attırdığını öğrenir. Sonrasında gerçek babasını bulur ve Ahmed Turani’nin de yardımıyla Battal Gazi’yi işkencehaneden kurtarırlar. Ancak Battal Gazi kıpırdayacak durumda bile değildir.

Kolat

Şovalye Hilaryon, Battal Gazi’yi iyileştirme adına “Doğu’nun en namlı hekimlerini, en namlı kimyagerlerini” bulur. Bu kimseler, Battal Gazi’yi onun için hazırladıkları özel bir kalıbın içine koyarlar. Bir zaman sonra kalıp çıkarıldığında, Battal Gazi ayağa kalkar. Ancak eski gücüne kavuşması zaman alacaktır. Bu süreçte zaman zaman ümidini kaybeder. Başaramayacağını düşünür. Ancak çok yakın bir geçmişte müslüman olmuş ve Malatya Beyliği’nin safına geçmiş olan Ahmed Turani’nin ona moral veren cümleleri ilginçtir: “Başaracaksın, Battal! Yenilmek töremizde yok bizim!” (Hammer Usta’nın müslümanlığı içselleştirme seviyesi, onu kurtarmak için papaz kılığında Bizans zindanına giren Battal Gazi’ye söylediklerinde de görülür: “Boyun devrilsin pis papaz, defol git buradan! … Karga suratlı pis papaz!”)

* * *

Filmin son sahnelerinde, Battal Gazi, Ahmed Turani, Şovalye Hilaryon ve yanlarındakiler, Bizans sarayına baskın düzenlerler. Battal Gazi, İmparator Leon’u 17 yerinden yaraladıktan sonra öldürerek babasının intikamını alır. Ardından da, imparatorluk tacını, gerçek sahibi olan Şovalye Hilaryon’un başına koyar. Bu esnada, kısa bir süre sonra kayınpederi olacak olan imparatora öğütte bulunmayı da ihmal etmez: “Sakın Hak yolundan, doğruluk yolundan ayrılma, Hilaryon. Halkına efendilik değil, kulluk et.” Hilaryon, cevaben Battal Gazi’ye “Sağol Battal Gazi, Elenora sana emanet…” der. Ancak Elenora o günden sonra artık Elenora olmayacak, nihayet Battal Gazi ile evlendikten sonra Ayşe Sultan adını alacaktır.

1 Filmde, Bizanslıların ağzından siyah tenlilere yönelik “Pis Arap”, “Küstah zenci” gibi ırkçı ifadeler de yer alıyor. Arapların Türkiye’de yaygın olarak siyah tenli zannedilmelerinden ileri gelen bu ırkçı ifadeler de ayrıca önemli.

Paylaş:
3

Okuyucu Yorumları

 

Ruveyda kılıç says:

26 Şubat 2011 at 6:43 PM

bunun gibi fimlerle büyümüş biri olarak, aşırı derecede ürktüğümü söyleyebilirim. Yine de Allah’ın sevgili kuluymuşum ki henüz normal bir insanım..

 
 

şinasi yakut says:

28 Şubat 2011 at 12:34 AM

Sayın Serdar Kardeşim,

Bu filmi onlarca defa izledim, fakat hiç böyle düşünmemiştim. Devletlerin sinema, dizi ya da tiyatroya neden ödenek ayırdıklarını şimdi anlıyoruz. İnsanların aklını almak içinmiş.

Kuran’da Allah bizlere Müdessir suresinde özbenliğini temiz tut ve bütün pisliklerden kaçın derken devletler devreyegirip zihinlerimizi kirletmişler.

Baba Allah razı olsun.

Saygılar

 
 

Hüsnü Şahin says:

31 Ekim 2011 at 9:36 PM

Basit bir Cüneyt Arkın filiminde bilinç altına verilmek istenen bu kadar mesaj varsa Hollywood filimlerinin mesajlarını merak ediyorum doğrusu. Acaba seyrettiğimiz filimler dolayısıyla bizim düşüncemiz bildiğimiz nice bilinç altı ön yargıları kurulmuş farkına varmadan

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.