• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Battal Gazi’nin İntikamı (1972)

31 Dec2013
 

Yönetmen: Natuk Baytan
Senaryo: Duygu Sağıroğlu
IMDb
Fragman


Filmin Özeti

Bizanslı Şovalye Andrea Alfons (Bilal İnci), kardeşi Kiryos Alyon’un intikamını almaya yemin eder. Bu amaç doğrultusunda, Battal Gazi’yi (Cüneyt Arkın) ve müslüman olarak karşı tarafa geçen Hammer Usta’yı öldürmek, ve Anadolu’daki bütün müslümanları kılıçtan geçirmek niyetindedir.

İşe koyulduğunda, ilk önce (müslüman olunca Ahmed Turani adını alan) Hammer Usta’yı öldürtür. Ardından da Battal Gazi’nin oğlunu ve karısını kaçırtır. Onları kurtarmak üzere Amoryon Kalesi’ne gelen Battal Gazi’yi esir alması ile birlikte ise, olaylar yeni bir boyut kazanır.

Battal Gazi'nin İntikamı (1972)

Şöyle ki, Battal Gazi’nin karısı, müslüman olarak Ayşe adını almış olan eski Bizans prensesi Elenora’dır (Meral Zeren). Şovalye Andrea, Ayşe’ye eski dinine geri dönmesini ve karısı olmasını teklif eder. Aksi takdirde, onu çarmıha gerdirerek yaktıracaktır. Ayşe, bu tehdide aldırmaz ve Şovalye Andrea’nın her iki teklifini de reddeder. Bunun üzerine, Şovalye Andrea dediğini yapar ve Battal Gazi’nin gözleri önünde onu çarmıha gerdirip yaktırır.

Bu trajediye şahit olan Battal Gazi, kendisini de öldürmelerini ister. Ancak, Şovalye Andrea’nın farklı bir planı vardır: Battal Gazi’yi hemen öldürmeyecek, oğlu Ali’yi (Yaman Coşkun) Battal Gazi’ye düşman bir hıristiyan olarak yetiştirecektir. Böylece, Battal Gazi bir gün öz oğlu tarafından öldürülene dek yıllarca acı içinde yaşayacaktır.

Şovalye Andrea, bu uzun vadeli intikamını derhal yürürlüğe koyar. Battal Gazi’nin oğlu Ali’ye Aris adını verir. Aris, Şovalye Andrea’yı amcası zannederek büyür. Babasının ise, Şovalye Andrea’nın kardeşi Kiryos Alyon olduğunu zannetmektedir. Babası olduğunu zannettiği Kiryos Alyon’u öldüren Battal Gazi’ye ise büyük bir kin duymakta ve Petro’dan (İhsan Gedik) kılıç dersleri alarak onu öldüreceği güne hazırlanmakta ve her gün bilenmektedir. Şovalye Andrea ise, zaman zaman Battal Gazi’ye uzak mesafeden oğlunu izletmekte ve bir hıristiyan olarak büyüdüğünü görerek acı çekmesini temin etmektedir.

Battal Gazi bu şekilde sekiz sene Bizans’ta esir kalır. Nihayetinde, bir yolunu bularak kaçar ve oğluna yeniden kavuşabilmenin bir yolunu aramaya başlar. Bu süreçte, yolu Prenses Anjela (Meral Zeren) ile kesişir. Prenses Anjela, Battal Gazi’nin öldürülen karısı Elenora/Ayşe’nin teyzesinin kızıdır ve ona çok benzemektedir. Dahası, Prenses Anjela, Şovalye Andrea ile evlenme arefesindedir. Ancak, durum bu olsa da, ikili arasında duygusal bir yakınlık doğar.

Battal Gazi ile Şovalye Andrea arasındaki mücadele zorlu olur. Şovalye Andrea, müslüman köylülere büyük eziyetler eder ve çok kan döker. Nihayetinde, Battal Gazi’yi esir almayı da başarır. Bunun üzerine, yıllardır planladığı intikamını da artık almaya karar verir. Battal Gazi’yi öz oğlu ile dövüştürecektir! Battal Gazi, bu çarpışmada ya ölecek ya da öz oğlunu öldürecektir. Şovalye Andrea, Battal Gazi’nin sağ çıkması durumunda ise, gözlerine mil çektirmeyi ve ömrünün sonuna dek “evlat katili olmanın acısıyla ve köpekler gibi sürünerek” yaşamasını temin etmeyi planlamaktadır.

Bu plan çerçevesinde, oğlu Ali/Aris (Sertan Acar), demir bir maske ile Battal Gazi’nin karşısına çıkar. Karşılıklı olarak kılıçlarını çekerler. Aralarında zorlu bir mücadele olur. Bir noktada, Battal Gazi’nin vurduğu bir kılıç darbesi, rakibinin demir maskesini kafasından uçurur ve Battal Gazi oğlu ile yüz yüze gelir ve şaşkınlık içinde oğluna gerçeği açıklar. Oğlu ona inanmayınca da, kılıcını yere atar. Zira, bir baba olarak öz oğluna kılıç çekmesi mümkün değildir. Oğlu ise, ona ölümcül darbeyi indirmek üzere kılıcını havaya kaldırdığında, kolu taş kesilir. Bunun nedeni, henüz küçük bir çocukken babasına, “Sana gerçekten el kaldırırsam eğer, dilerim Tanrı’dan en ağır cezaya çarptırsın beni; sadece ellerimi değil, bütün vücudumu taş kessin” demiş olmasıdır.

Kolunun taş kesildiğini gören Aris, nedamet getirerek babasına sarılır ve Battal Gazi’nin hatırlatması üzerine kelime-i şehadet getirerek yeniden Ali olur. Sonrasında, babası ve diğer müslüman esirlerle birlikte kaledeki Bizanslılarla savaşmaya başlar. Neticede, müslümanlar, Şovale Andrea ve adamlarını öldürür ve Amoryon Kalesi’ni ele geçirip Osmanlı sancağını kale gönderine çekerler.

Filmin yansıttığı zihniyet

Bu filmde de, geleneksel cinsiyet rolleri belirgin – ki, hikayenin yüzyıllar önce geçiyor olması itibariyle bu normal. Örneğin, filmin ilk sahnelerinde Battal Gazi, oğluna, “Silah sözü işittin mi babanı, yemek sözü işittin mi anneni dinleyeceksin” diyor. (dakika 2:30-2:41) Aynı yaklaşımı yansıtan bir diğer benzeri diyalog ise şöyle:

Çocuk yaştaki Ali: “Beni de beraber götür, baba.”

Battal Gazi: “Anneni erkeksiz bırakıp da ikimiz birden gidemeyiz oğul. Yokluğumda kötü bir şey olursa kim koruyacak onu?”

Çocuk yaştaki Ali: “Elbette ben!” (dakika 8:00-8:24)

Kimi sahneler ise, gelenekselliğin ötesine geçerek kadınların ganimet gibi algılandığını gösteriyor. Örneğin, serinin ilk filminde, Battal Gazi, Prenses Elenora ile ilişkiye girdikten sonra bunu müstehzi bir tavırla Elenora’nın nişanlısı Kiryos Alyon’a söylüyor ve bunu yapmaktan adeta mutluluk duyuyor. Bu filmde ise, Kiryos Alyon’un kardeşi Şovalye Andrea, çoktan Battal Gazi ile evlenip Ayşe adını almış olan Elenora’ya hıristiyanlığa dönüp kendisiyle evlenmesini teklif ediyor. Yine bu filmde, Elenora’nın teyzesinin kızı olan Prenses Anjela, Şovalye Andrea ile evlenme arefesinde iken, Battal Gazi ile aralarında bir aşk doğuyor.

Özetle, tıpkı toprak ve diğer zenginlikler gibi, kadınlar da iki taraf arasındaki varlık transferine konu oluyorlar. Dahası, filmler her ne kadar Türk/müslüman tarafını iyi, Bizans/hıristiyan tarafını kötü tasvir etme gayretinde olsa da, bu konudaki çifte standartlar, kötücüllüğün aslında senaryoların dışavurduğu zihniyette olduğunu ima ediyor.

Örneğin, Anjela esir alındığında, Battal Gazi’nin adamlarından Ezrail (Hikmet Taşdemir), Zıpzıp (Necdet Kökeş) ve Ayıboğan (Yusuf Sezer), böylesine güzel bir kadını ellerine geçirmiş olmanın doğurduğu şehvetle ona tecavüz etmeye kalkıyorlar. Ancak, onlar Anjela’nın üzerine yürümekte iken, Battal Gazi “Rahat bırakın kızı” diyerek devreye giriyor ve Anjela’yı kurtarıyor. Üstelik, Battal Gazi (önceden hayatını kurtarmış olduğu için) Anjela’yı serbest de bırakıyor. Diğerleri, “Delirdin mi sen, Battal Gazi? Elimize böyle bir fırsat geçmişken?” diye itiraz ettiklerinde ise, Battal Gazi şu cevabı veriyor: “Fırsat diye kadınları kullanmak, bizim yiğitliğimize yakışmaz.” Ardından da, resmi bir üslupla Anjela’ya güvence veriyor: “Babanızın sarayına varıncaya kadar, güvenliğimiz tarafımızca sağlanacaktır.” (dakika 1:04:23-1:07:05)

Kaba kuvvetin her konuda belirleyici olduğu bir ortamda, esir alınan bir prensesi koz olarak kullanmak neden yiğitliye yakışmıyor? Esir prenses ile (sözgelimi) karşı taraftaki önemli bir esirin takasını teklif etmektense, onu serbest bırakıp savaşa devam etmek daha mı “yiğitçe”? Diğer yandan, bu yiğitlik, esir alınan bir prensese (ya da bir başka kadına) tecavüz etmeye neden engel değil? Bir tek Battal Gazi mi yiğit, yoksa yiğitlikten kasıt sadece esir kadınları koz olarak kullanmamak mı?

Çifte standartın bir diğer örneği ise, sonradan Battal Gazi’ye katılacak olan Zıpzıp’ın, kendi halinde atıyla gitmekte olan bir Bizanslıyı öldürüp kesesindeki altınlara el koyduğu sahne. (dakika 33:17-33:47) Film, Bizanslılara yönelik bu gibi cinayet ve gasp örneklerini hiçbir şekilde problematize etmediği gibi, Bizanslıların aynı doğrultudaki davranışlarını onların kötücüllüklerinin bir göstergesi olarak sunuyor. Aradaki tek fark, Bizanslıların cinayet ve tecavüz gibi fiilleri sadistçe saiklerle işliyor olmaları. Örneğin, bir köylü, kara şovalyelerden biri kendisine Battal Gazi’nin yeri sorduğunda, “Bilsem de söylemem, pis papaz!” cevabını veriyor. Bunun üzerine, ilgili kara şovalye, kahkahalar atarak köylüyü ateşe veriyor. (dakika 40:16-40:28) (Bu noktada, papaz kelimesinin sıklıkla bir hakaret olarak kullanılması da önemli.)

1. Lider ululaması
Film, Battal Gazi’nin varlığını galibiyet ve hürriyet, yokluğunu ise mağlubiyet ve esaret nedeni olarak sunuyor. Örneğin, Battal Gazi’nin gelmekte olduğunu gören taş ocağı esirleri, derhal isyan ederek silahlı gardiyanları alt ediyorlar. Dahası, bunu yapmaları için Battal Gazi’nin fiili yardımı değil, onu uzaktan görmeleri dahi yeterli oluyor. Bu sahne karşısında da, Battal Gazi gelmeden önce neden kendilerini müdafaa etmedikleri sorusu ortaya çıkıyor. (dakika 36:22-36:54)

Benzeri bir durumu, kara şovalyelerin köy baskınında görmek de mümkün. Kara şovalyeler köylüleri öldürüp kadınlara tecavüz ettikten sonra, geriye kalanları hizaya sokuyorlar. Ardından, kara şovalyelerden biri, hizaya dizilmiş köylülerden yaşlı bir adamı çekip alarak, “pis müslümanların kanı” ile kirlenmiş olan çizmelerini yalattırıyor. Ancak, Battal Gazi’nin birden ortalıkta görünmesinin ardından, köylüler birkaç saniye içinde köyün kontrolünü yeniden ellerine geçiriyorlar. Aynı dakika içinde roller değişiyor. Az önce yaşlı köylüye kanlı çizmelerini yalattıran kara şovalye, (bu yaşlı köylünün ayaklarını yalamaya layık olmadığı için) onun bastığı yeri yalamak durumunda kalıyor. (40:37-41:45)

Tek başına olayların seyrini değiştirebilen Tek Adam’ın büyüklüğü ölçüsünde takipçilerinin değeri de küçülüyor ve hatta hayatları dahi önemsizleşiyor. Örneğin, Şovalye Andrea, Malatya’yı yaktırıyor, onca insanı öldürtüyor, bu süreçte onca kadın tecavüze uğruyor; ancak herşeyden sonra Şovalye Andrea kale içinde Battal Gazi’nin adamlarını sırıklara bağlatmış öldürtmek üzereyken, adamlardan biri ona şöyle haykırıyor: “Bizi yaksan bile, Battal’ın kılına dokunamayacaksın” (dakika 1:00:25-1:01:33)

2. Bir tuhaflık: Kılıçlı ritüel

Şovalye Andrea’nın filmin ilk sahnelerinde ettiği yemin tam olarak şöyle: “Ben, İsa’nın yeminli şovalyesi Andrea Alfons, din düşmanımız Battal Gazi tarafından öldürülen kardeşim Alyon’un ruhu üzerine yemin ederim ki, intikamı en kanlı şekilde alınacaktır.” Bu yeminin ardından, Şovalye Andrea kılıcını çekip hayava kaldırdığında, orada hazır bulunan diğer kara şovalyeler de ona katılıyorlar. Kılıçlar bu şekilde havada iken, Şovalye Andrea devam ediyor: “Elimizdeki bu kutsal kılıçlar, Anadolu’da kesilmemiş tek bir müslüman kellesi kalmayana kadar kınlarına girmeyecektir.” Ardından, bütün şovalyeler hep birlikte bağırıyorlar: “İntikam! İntikam! İntikam!” (dakika 4:17-4:56)

Filmin son saniyelerinde, benzeri bir kılıçlı ritüeli karşı tarafın da gerçekleştirdiğini görüyoruz. Battal Gazi ve arkadaşları, kale gönderine çekilen sancağı hep birlikte kılıçlarını havaya kaldırarak selamlıyorlar.

3. Filmin adı

Film, Şovalye Andrea’nın uzun vadeli ve acımasız intikam planını konu alıyor. Battal Gazi ise, bu intikam planı doğrultusunda yılları zehir olduktan sonra bir şekilde kendisini kurtarıp Andrea’yı öldürüyor. Yani film, Şovayle Andrea’nın son anlara dek başarılı gittiği söylenebilecek intikam alma planının hikayesi. Ama nedense filmin adı, Andrea’nın değil, Battal Gazi’nin İntikamı. (Acaba olayları karşı tarafın perspektifinden görmekte zorlanıyor olmamızın bir yansıması olabilir mi?)

4. Bazı Mantıksızlıklar

(1) Battal Gazi’nin adamları Bizans şehrine sızabilmek için dansöz kılığına girerler. Şehrin kapısındaki asker kim olduklarını sorduğunda, içlerinden biri, “Şovalye Andrea Efendimiz’in tören için istediği dansözler bunlar” der. Asker yüzlerini görmek istediğinde ise, aynı kişi, “Müslüman karısı bunlar, yüzleri kat’iyyen açılmaz” cevabını verir. (dakika 1:15:01-1:15:57) Filmde diğer müslüman kadınların saçları dahi görünürken, bu dansöz müslüman kadınların neden yüzlerinin bile açılamayacağı belli değildir.

(2) Battal Gazi’nin öldürülmek üzere sırıklara bağlanmış olan adamları, Şovalye Andrea’nın sözlerine her nasılsa her birlikte cevap verirler. Misal, “Canımız Battal Gazi’ye feda olsun; elbet öcümüzü alacak senden!” (dakika 1:02:16-1:02:49)

(3) Battal Gazi, şölende ilk oku atmak üzere ayağa kalkar. Yayına dört tane ok koyup elmalara nişan alır. Bir sonraki sahnede, tahta sütun üzerine konmuş dört elmanın dördünün de isabet aldığını görürüz. Her ok ayrı bir elmayı delmiş, ancak bu oklar her nasılsa tamamen geçmeyerek elmanın içinde kalmıştır. Dahası, elmalar, fizik kurallarını ihlal edercesine halen tahta sütunların üzerinde durmaktadırlar. (dakika 6:42-7:16)

(4) Birinci filmin sonunda Bizans İmparatoru olarak taç giyen Şovalye Hilaryon rolünde olan Reha Yurdakul, bu filmde Musa Baba adlı ilgisiz bir karakteri canlandırıyor. Olaylar ve karakterler arasındaki süreklilik, nedense bu karakter özelinde dikkate alınmamış.

(5) Battal Gazi’nin oğlu olduğunu öğrenen Ali/Aris, derhal kelime-i şehadet getiriyor. İnanç, babadan oğula mı geçer? Daha da önemlisi, insan, hayata dair (özellikle formatif yıllarında edindiği) algılarını bir anda bir kenara koyabilir mi?

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.