• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Battal Gazi’nin Oğlu (1974)

21 Jan2014
 

Yönetmen: Natuk Baytan
Senaryo: Duygu Sağıroğlu
IMDb
Fragman


Filmin Özeti

Müslümanlar, Bizanslılar ile girdikleri bir savaşta büyük zayiat verirler. Bütün askerlerini kaybeden Battal Gazi (Cüneyt Arkın), yaralı bir şekilde tek başına Malatya’ya döner. Şehir, Bizans ordusunun saldırısına uğramak üzeredir. Bu nedenle, Battal Gazi, kadın ve çocukları (hayatta kalabilmeleri için) uzaklara gönderir ve onlara zaman kazandırmak için kendisini Malatya Kalesi’nin kapısına bağlatır.

Antuan (Bilal İnci) ordusuyla birlikte Malatya’ya geliğinde, Bizans askerleri şehrin kapısından girebilmek için Battal Gazi’ye hücum ederler. Ancak onu alt edebilmeleri ilk başta mümkün olmaz. Neden sonra, ancak uzaktan mızraklar atmak suretiyle onu öldürmeyi başarır ve Malatya’yı fethederler.

Battal Gazi'nin Oğlu (1974)

Ancak bu zaferin hemen ardından Bizanslı Büyücü (Atıf Kaptan), gayet endişe verici bir kehanette bulunur. Büyücü’ye göre, Battal Gazi ölmüş olsa da, oğlu yaşamaktadır. Henüz bebeklik çağında olan bu çocuk, büyüyecek, intikam ateşiyle yanıp tutuşacak ve nihayetinde Antuan’ı öldürerek babasının intikamını alacaktır. Dahası, Türkler yeniden “Anadolu’nun tek ve değişmez hakimi” olacaklardır.

Bu kehaneti işiten Antuan, Battal Gazi’nin Oğlu’nun hemen bulunup öldürülmesi emrini verir. Askerler bu emir üzerine derhal yola çıkarlar.
Askerlerin yola çıkmalarının hemen ardından, Antuan bir de iyi haber alır: Karısı Maria, ikiz doğurmuştur. Ancak Antuan bu habere sevinmek yerine, kendisine bu haberi getiren kişiyi iki yakasından tuttuğu gibi şu soruyu sorar: “Kız mı, erkek mi?” Bebeklerden birinin kız diğerinin erkek olduğunu öğrenince de, derhal karısı Maria’nın (Nevin Nuray) yanına gider ve ona da şu soruyu sorar: “Hangisi oğlan?” Cevabı öğrenen Antuan, oğlunu kucağına alır. Ardından da, Maria’ya şu sözleri söyler:

Talihin varmış, Maria. Eğer sadece kız olsaydı, seni de çocukları da öldürmeye yemin etmiştim. Benim için önemli olan baba olmak değil, soyumu sürdürmek, bir erkek evlat sahibi olmak. Oğluma iyi bak, Maria. Eğer ona bir şey olursa, seni ellerimde boğarım.”

Sarayda bunlar yaşanırken, askerler de, Malatya’dan kaçan kadın ve çocukların yerini bulurlar. Bizanslı komutan (Turgut Savaş), hangi bebeğin Battal Gazi’nin Oğlu olduğunu öğrenmek ister. Aksi takdirde, bütün bebekleri öldürecektir. Türk anneler Battal Gazi’nin karısını ve bebeğini ele vermezler. Bunun üzerine, Bizanslı komutan, dediğini yapmaya başlar. Halbuki, onca bebeği boşuna öldürmektedir. Çünkü, Battal’ın karısı Ayşe Hatun (Mine Sun) oradan uzaklaşmış ve peşindeki askerleri atlayarak bebeğini gizlemeye koyulmuştur.

Ayşe Hatun, bebeğini, alelacele bulduğu tahtadan bir çamaşır leğenine koyar ve bu leğeni nehir kenarındaki çalılıklara bağlar. Ancak, geri döndüğünde, iplerin çalılıklardan kurtulduğunu ve nehrin bebeği alıp götürdüğünü görür. Bebek kaybolmuştur…

Ayşe Hatun, dehşet içinde nehrin akıntısı istikametinde koşarak oğlunu aramaya koyulur. Biraz ilerlediğinde, Antuan’ın karısı Maria’nın ikizleri ile nehir kenarında piknik yaptığını görür. Bunun üzerine, oğlunu aramayı bırakarak, Maria’nın erkek bebeğini kaçırır. Amacı, kendilerine bu kötülüğü yapan Antuan’ın oğlunu öldürerek intikam almaktır.

Maria, oğlunun yerinde olmadığını gördüğünde korkuya kapılır. Ancak, öz oğlunun kaybolduğuna üzülmekten ziyade, Antuan’ın kendisini öldüreceğinden korkmakta gibidir. Bu korkuyla etrafa bakmaya başlar. Nehirde Battal Gazi’nin Oğlu’nu görünce, kundaktaki bebeği alarak kendi oğlunun yerine koyar ve saraya geri döndükten sonra korkusundan Antuan’a bir şey söylemez.

Bu gelişmeden haberi olmayan Antuan mutludur… Komutanı kendisine yalan söylediğinden, Battal Gazi’nin Oğlu’nun öldüğünü zannetmektedir. Halbuki gerçek oğlu, Battal Gazi’nin karısı Ayşe Hatun’un elindedir ve sarayında kendisinin değil Battal Gazi’nin Oğlu’nu büyütmektedir. Bu aldanmışlık içinde, oğlu için büyük hayaller kurmaktadır: “Yeryüzünün en büyük silahşörü olarak yetiştireceğim seni; adını duyan Türklerin ödleri patlayacak!

Ancak görüntü itibariyle herşey yolunda gibi dursa da, bazı enteresan gelişmeler de yaşanmıyor değildir. Örneğin, Battal Gazi’nin Oğlu, Maria’nın sütünü emmemektedir. Bunun üzerine, Antuan, “Emzikli bir kadın bulalım” der. Ancak, Battal Gazi’nin Oğlu, diğer kadınların da sütünü emmez. Etrafta süt anne kalmayınca, Bizanslı askerler bir de Türk mahallesine bakarlar ve Battal Gazi’nin karısı Ayşe Hatun’u kucağında çocukla görünce zorla tutup getirirler. Karşısında müslüman bir süt anne gören Antuan, “Allah kahretsin! Bula bula müslüman bir kadın mı getirdiniz?” sözleriyle bu duruma tepki gösterir. Ancak, başka bir süt anne kalmadığından, çare yoktur. Deneme yapılır ve bebeğin yeni getirilen kadının sütünü emdiği görülür. Antuan “oğlu” kurtulduğu için sevinir; ama hayretini ifade etmeyi de ihmal etmez: “Şu Tanrı’nın hikmetine bak… Bunca hıristiyan dururken, benim oğlum bir müslüman Türk’ün sütüyle büyüyecek demek…” Ayşe Hatun bu şekilde öz oğlunun süt annesi olarak göreve alınır.

Aradan yıllar geçer ve Battal Gazi’nin Oğlu çocukluk çağına gelir. Ancak, davranışları itibariyle biraz farklıdır. Annesi ona papaz efendi ile ders saatinin geldiğini söylediğinde gitmek istememekte, hatta “o papazın pis suratını görmek istemiyorum ben!” gibi tepki dolu sözler sarf etmektedir. Tepkisi sadece kendisine ders veren papaza yönelik de değildir. Çocuk, büyüdüğünde bütün papazların kafasını keseceğini söylemektedir!

Sonraki yıllarda da durum değişmez. Battal Gazi’nin Oğlu, yetişkin bir insan olduğunda, babası olduğunu düşündüğü Antuan’ı dahi sevmemektedir. Diğer yandan, Türklere karşı merhametlidir. Örneğin, özgürlükleri için başkaldıran Türk esirlere kötü davranılmasını istemez ve bunu yapan Bizanslı askerlere engel olur. Hatta, Türk esirlerin idam edileceğini öğrendiğinde, onları kaçırır. Bütün bu davranışlarında bir tuhaflık olduğunun kendisi de farkındadır. İkiz kardeşi olduğunu zannettiği İren’e (Zerrin Arbaş) bu düşüncelerini şu şekilde açar: “Nedense İren, çocukluğumdan beri acayip bir his var içimde. Bu elbiseler, bu saray, hatta şovalyelik rütbesi bile rahatsız ediyor beni…

Battal Gazi’nin Oğlu’nun bu tavırları, çeşitli vesilelerle onunla karşılaşan başkalarını da şaşırtır. Örneğin, (şaşırtıcı derecede He-Man’e benzeyen) Kara Gülle (Yavuz Selekman) adlı bir Türk yiğidi, şaşkınlığını şu cümlelerle ifade eder: “Öyle bir yiğidin o domuzların içinde ne işi var, anlamıyorum. … Kılıcına baksan bir Türk kadar usta ve çabuk; yüreğine baksan bir müslümanınki kadar temiz… Ama gel gör ki, görünüşte tam bir Bizanslı…” (İşin tuhafı, bu sözleri sarf eden Kara Gülle, aslında Antuan’ın gerçek oğludur. Onu öldürme düşüncesiyle annesinden kaçıran Ayşe Hatun’un sonradan böyle bir kötülüğü yapmaya eli varmamış ve bu Bizans prensini Türkler arasında büyütmüştür.)

Battal Gazi’nin Oğlu’nun kimliği ile tamamen ters düşen tavırlarına Antuan da bir açıklama getirmekte zorlanmaktadır. “Sanki kendi kanımdan bir oğul değil de, bir düşman var karşımda” diye düşünen Antuan, işin içinden çıkamayınca Büyücü’ye danışır. Büyücü, önce sihirli küresine Antuan’ın kanından birkaç damla akıtır ve ardından ona yine kötü bir haber verir: Antuan ölecektir. Onu, Battal Gazi’nin Oğlu öldürecektir. Antuan, Büyücü’nün bu sözlerine anlam veremez. Zira, Battal Gazi’nin Oğlu yıllarca önce ölmüştür. Ancak, Büyücü, Antuan’a küreyi gösterir ve kendi oğlu sanarak büyüttüğü kişinin aslında Battal Gazi’nin Oğlu olduğunu izah eder.

Bu haberi alan Antuan, önce yıllar evvel kendisine yalan söyleyen komutanını, sonra da karısı Maria’yı öldürür. Ardından da, Battal Gazi’nin Oğlu’nu öldürmesi için Kumandan Vasilios’a (Hikmet Taşdemir) emir gönderir. Ne var ki, komutan bu emri yerine getiremeden önce Battal Gazi’nin Oğlu gerçekleri öğrenir ve Türklerin yanına kaçar. İlk işi, Kara Gülle, Saksağan (Süheyl Eğriboz), Zıpzıp (Necdet Kökes), Mengene Hasan (Sönmez Yıkılmaz), Ayıboğan (Yusuf Sezer) ve diğerlerine gerçek kimliğini açıklamak olur. Babasının yıllar önce yere saplanan (ve hiç kimsenin kıpırdatamadığı) kılıcını bulunduğu yerden çıkarınca, kimliği konusunda hiç kimsenin bir şüphesi kalmaz ve onu kendilerine lider seçerler.

Battal Gazi’nin Oğlu’nun kendi saflarına katılmasıyla birlikte, Türkler Bizans’a karşı yeniden ofansif bir tavır alırlar. Antuan ise, Büyücü’nün söyledikleri nedeniyle Battal Gazi’nin Oğlu’nu öldürmek için elindeki bütün imkanları seferber etmeye çalışmakta, komutanlarına gerekirse her ağacın arkasına bir asker yerleştirmelerini söylemektedir.

Ne var ki, bu denli geniş çaplı bir saldırı için Bizans’ın elinde yeterli sayıda asker yoktur. Bu duruma bir çare olarak, Kaptan Markos’tan yardım istemek gündeme gelir. Ancak, Kaptan Markos, karşılıksız olarak babasına bile yardım etmeyecek karakterde bir insandır. Bu nedenle de, Antuan, Kaptan Markos’un daha önce ilettiği Prenses İren ile evlenme isteğini kabul etmenin iyi bir fikir olacağını düşünür ve (kızının arzusu hilafına) Kaptan Markos’a bu evlilikten şeref duyacağı haberini gönderir. Ardından da, kızını bir odaya hapseder. Ancak İren bir şekilde Türk tarafına ulaşarak yardım istemeyi başarır. Bunun üzerine, Kara Gülle Bizans sarayına gelir, fakat yakalanır.

Bu noktadan sonra, ilginç bir gelişme yaşanır. Antuan, öz oğlu olduğunu bilmeden Kara Gülle’ye işkence etmeye başlayınca, ona verdiği her acıyı İren de hisseder. Bu şaşırtıcı gelişme üzerine, İren ile Kara Gülle’nin ikiz kardeş oldukları anlaşılır. Ancak, kan bağı, Kara Gülle’yi safını değiştirmeye ikna etmez. Bunun üzerine, Antuan, Kara Gülle’yi hapsettirir. Ancak, Battal Gazi’nin Oğlu, diğer Türkler ile birlikte kaleye girerek onu kurtarır. Ardından da, Kaptan Markos’un gemisine giderek İren’i kurtarırlar.

Bu olayların nihayetinde, İren müslüman olur ve Battal Gazi’nin Oğlu ile evlenir. Fakat, mutlulukları derhal kesintiye uğrar. Türklerin saklandıkları yeri öğrenen Antuan, hepsini yakalatır ve işkence altına alır. Ancak Türkler bu şekilde baştan bir miktar zayiat verseler de, sonradan kurtularak kaleyi ele geçirirler. Neticede de, Battal Gazi’nin Oğlu (Büyücü’nün öngördüğü gibi) Antuan’ı öldürür.

Filmin yansıttığı zihniyet

1. Kan ve süt

Film, hem (İslami gelenekte de yeri olan) Musa-Firavun kıssalarından birine hem de Kral Arthur’un kılıcı Excalibur’a atıflarda bulunuyor. Ancak, bu atıflarla çizdiği çerçevede, serinin diğer filmlerinin ötesine geçecek derecede biyolojik-ırkçı bir perspektif ortaya çıkarıyor. Bir Türkün Bizans sarayında da büyüse neticede yine bir Türk olacağı düşüncesi, bu varsayımı dışavuran en belirgin gerçeklik. Dahası, film, kimliğinden habersiz büyüyen bir Türkün diğer Türklere merhametle yaklaşırken, Rumlara ve Rum kültürüne dair öğelere nefret duyacağı gibi da varsayıyor. Battal Gazi’nin Oğlu’nun henüz çocuk yaşta iken “pis papaz” gibi ifadeler kullanması ve büyüdüğünde bütün papazların kafasını keseceğinden söz etmesi, bu doğrultuda yorumlanmaya müsait davranışlar.

Battal Gazi’nin Oğlu’nun hıristiyan kadınların sütlerini emmemesi de bu noktada önemli. “Helal süt” emmiş olma, “sütü bozuk” olmama gibi deyimleri literal olarak sunan ve reel alana çeken bu sahneler, iki karşıt kimlik arasındaki çizgiyi derinleştirdiği gibi, Öteki durumunda olan Rum/Bizans kimliğinin aşağılığını da vurguluyor.

Kara Gülle’nin Battal Gazi’nin Oğlu hakkında söyledikleri, Öteki durumunda olan Bizans’ın Türk perspektifinden nasıl göründüğünün bir özeti olarka okunabilir: “Öyle bir yiğidin o domuzların içinde ne işi var, anlamıyorum. … Kılıcına baksan bir Türk kadar usta ve çabuk; yüreğine baksan bir müslümanınki kadar temiz… Ama gel gör ki, görünüşte tam bir Bizanslı…” Ancak, bu noktada bir çelişki de göze çarpmıyor değil. Zira, Türkler “temiz” ve Bizanslılar da “domuz” ise, domuzlar arasında yetişen bir Türk’ün temiz kaldığı gibi, Türkler arasında yetişen bir Bizanslının da domuzluktan çıkamaması gerekmez mi? O halde, Kara Gülle nasıl iyi biri olabiliyor?

Film, bu çelişkiyi yine süt ile açıklıyor. Kara Gülle ile süt kardeşi olduklarını öğrenen Battal Gazi’nin Oğlu, şu cümlesiyle duruma bir izah getiriyor: “Aynı sütü emdiğimiz başından beri belliydi zaten.” (49:15-49:37) Demek ki, Türk/müslüman sütü, domuzluk dahil olmak üzere türlü dertlerin devasıdır ve kirli bir insanı temiz hale getirebilir.

2. Mükerrer temalar

İntikam: Düşman ile hesaplaşmak, serinin bu filminde de Türklerin adeta varlık sebebi durumunda. Hatta, filme göre, Türkler için hayatın düşmanla hesaplaşma dışında pek bir anlamı yok gibi. Battal Gazi’nin filmin ilk sahnelerinde bütün askerlerini (yani Türklerin bütün yetişkin erkeklerini) savaşta kaybettikten sonra söyledikleri, bu hayat anlayışını özetliyor: “Oğlumun yaşaması gerek, Ayşe. Bütün şehit çocuklarının yaşamaları gerek. Ta ki çocuklarımız yaşayıp büyüsünler, düşmandan öcümüzü alsınlar. Şehitlerin mezarlarında rahat uyumalarını istiyorsanız, bu öç mutlaka alınmalıdır.” (2:08-2:29) Yani, bütün yetişkin erkekler ölmüştür. Bu nedenle, kadınların çocuklarını daha uzakta, emin bir yere götürmeleri ve orada büyütmeleri gerekmektedir. Ancak bunun öncelikli nedeni çocukların hayatlarını kurtarmak değil, büyüyüp düşmandan intikam almalarını temin etmektir.

Kurtarıcı Lider: İntikamın alınması, yine ancak bir Kurtarıcı Lider’e kavuştuktan sonra gerçekleşir. Harekete geçmek için, Battal Gazi’nin Oğlu gibi birinin gelip babasının kılıcını saplandığı yerden çıkarması gerekir. Bunu yapan kişi derhal lider seçilir ve onun arkasında savaş başlar.

Güzel Bizans prenses: Güzel Bizans prensesini gelin alma geleneği bu filmde de bozulmaz. Hatta, filme bakılırsa, Battal Gazi’nin Oğlu ile İren’in birbirlerini hayat boyu ikiz kardeş bilmiş olmaları bu noktada önemsiz gibidir. Film, bu iki gencin, Battal Gazi’nin Oğlu’nun gerçek kimliği ortaya çıkar çıkmaz adeta otomatikman sevdalı hale gelmelerine herhangi bir izah getirmez.

Geleneksel cinsiyet rolleri: Evlenmeden hemen önce müslüman olan İren’in, Battal Gazi’nin Oğlu’na yönelik tavırları da derhal değişir. Düğünün ardından İren’in odasına giren Battal Gazi’nin Oğlu, birlikte büyüdüğü İren’i duvaklı şekilde karşısında görür. Sadece gözleri görünen İren’in yüzünü açar ve yeni kıyafetlerinin ona çok yakıştığını söyler. Düne kadar her ikisi de hıristiyan olan bu çift, hafızalarını silmiş ve yeni bir boyuta geçmiş gibidir. İren’in cevabı şöyle olur: “İren değil, Ayşe benim ismim. Cariyeniz, kulunuz, köleniz olmaya Tanrı huzurunda yemin ettim.” Neyse ki, Battal Gazi’nin Oğlu cevaben daha ılımlı sözler söyler: “Kölem değil, Allah’ın emri peygamberin kavliyle karım, hayat yoldaşımsın benim.” (1:11:07-1:11:50)

3. Bazı mantıksızlıklar

Bizans’ın kötücülüğüne eşlik eden dengesizliğin zaman zaman mantık sınırlarını zorlamasına bu filmde de rastlamak mümkün. Örneğin, Ayşe Hatun Bizans askerlerince tutulup saraya getirilir. Süt anne olarak denenecektir. Deneme yapılmadan önce Antuan şöyle der: “Eğer senin sütünü de emmezse, ülkedeki bütün erkek çocukları öldürücem!” (19:08-19:47) Antuan herhalde, “Benim oğlum ölecekse, ülkemde başkalarının oğulları da yaşamasın” demek istemektedir.

Antuan’ın Kaptan Markos ile evlenmeye karşı çıkan kızı İren’e söyledikleri de, kötücüllüğe eşlik eden dengesizliğe bir diğer örnek olarak görülebilir: “Öldürmekten de beter ederim seni! Yüzünü gözünü saç yağına bularım! Ömrünün sonuna kadar cılt yaralar içinde süründürürüm seni!

Bunun dışında, Yeşilçam’ın tipik mantık hatalarına bu filmde de rastlamak mümkün. Mesela, Battal Gazi neden kendisini kale kapısına bağlatıyor? Bu şekilde oklara, mızraklara hedef olması çok daha kolay değil mi? Saraya süt anne olarak alınan bir kadın, Antuan’ın müslümanlara yönelik nefretine rağmen çocuk büyüyünce nasıl hala orada olabiliyor? Antuan’a Battal Gazi’nin Oğlu’nun öldürüldüğü konusunda yalan söyleyen Bizanslı komutan, aradan geçen yirmi senede nasıl hiç yaşlanmamış olabiliyor? İren, Battal Gazi’nin Oğlu’na mektup yazarken parşomen kağıdı kullanırken, papazın sırtına yapıştırılan eşek resmi nasıl beyaz A4 kağıdına çizilmiş olabiliyor? Malatya civarında gerçekleşen bir çatışmada deniz, gemi ve gemiciler ne arıyor? (Benzeri örnekleri epey artırmak mümkün.)

Bir de, mükerrer mantık hataları var. Antuan, oğlunun büyüyünce Battal Gazi’nin tıpkısının aynısı haline geldiğini nasıl fark etmiyor? Neden bu durumun olası nedenleri üzerinde düşünmüyor? Ya da, Battal Gazi’nin Oğlu eğer gerçekten bileğine vurulan kalın zincirleri koparacak güçte ise, neden onca gün zincirli vaziyette yaşıyor? Neden kendisine saldırılacağını bildiği halde, eli kılıçlı adamlar yanına gelmeden önce zincirlerini koparmıyor ve onlarla bir süre zincirli vaziyette savaşıyor?

Senaryodaki amatörlüklerden kaynaklanan mantıksızlıklar da ayrıca incelenebilir. Filmin başlarında, Battal Gazi’nin Kundaktaki Oğlu’nu bulmayı başaramayan Bizanslı komutan, yanındaki iki askere, saraya öldürdükleri bebeklerden birini götürerek Antuan’ı kandıracağını söylüyor. Sonra da, bu plan bir sır olduğu için, bu iki askeri derhal öldürüyor! Bir başka sahnede, adamlarının süt anne bulamadıklarını gören Antuan, onlara (senaryoya göre aslında yerini bilmedikleri) Türk mahallesine de bakmalarını söylüyor. Adamlar, saraya bir Türk kadını getirdiklerinde ise, “Allah kahretsin! Bula bula müslüman bir kadın mı getirdiniz?” diye onlara çıkışıyor.

Bu gibi amatörlüklerin yanı sıra, bir de senaryoyu zorlamaya dair örnekler var. Mesela, Antuan, oğlunu şu ifadeyle şovalye ilan ediyor: “Hıristiyan düşmanı Rum beylerine karşı gösterdiğin üstün başarıdan dolayı Tanrı’nın huzurunda şovalye ilan ediyorum seni.” Demek ki, o devirde hıristiyan düşmanı bazı Rum beyleri varmış ve Battal Gazi’nin Oğlu böyle adamlarla savaşmış. Yani, elini müslüman kanına bulamamış.

4. Kefere Şarabı

Doğrudur; Bizans filmlerinde, bir Türk elini müslüman kanına bulamaz; gider kefereyi öldürür. Bir Türkün keferenin prensesleriyle sevişmesinde de bir mahzur yoktur. Bunlar da ilgili filmlerin mükerrer temaları arasında. Ama bu film bu çerçeveye bir de “kefere şarabı”nı ekliyor.

Kaptan Markos’un gemisini ele geçirildikten sonra, Ayıboğan, (İren ile evlenecek olan) Battal Gazi’nin Oğlu’na, “Birkaç fıçı şarap alalım, düğününüzde lazım olur” diyor. Mengene Hasan, bu teklife şu cevabı veriyor: “Kefere şarabı içilmez, Ayıboğan; ben bulurum.” (1:09:37-1:09:51) Demek ki, müslüman adam kefere şarabı içmez; müslüman şarabı içer.

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.