• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Benim Adım Kerim (1967)

2 Feb2014
 

Yönetmen: Kemal Dilbaz
Senaryo: Yılmaz Güney
IMDb


Filmin Özeti

Kısa bir zaman zarfında, bir fabrikatör, bir kahya ve bir konsomatris öldürülür. Polis, bu üç cinayetin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünür ve faillerin peşine düşer.

Cinayeti soruşturan ekipteki polislerden biri de Kerim’dir (Yılmaz Güney). Ancak, Kerim sivil çalışmakta, ilköğretim çağındaki oğlu Levent (Levent Özdilek) dahil herkesten gerçek mesleğini gizlemekte ve kendisini insanlara sümüklüböcek tüccarı olarak tanıtmaktadır.

Benim Adım Kerim (1967)

Sivil Polis Kerim, bu cinayetlerin peşine de yine aynı sıfatla düşer ve çok geçmeden şüphelileri tespit eder: Soruşturulan cinayetlerin ikisinde, öldürülen fabrikatör Rasim Bey’in idari işlerine bakan Halil Bey (Tuncer Necmioğlu) ve adamlarının parmağı vardır. Ancak, Halil Bey ve yardımcısı Niyazi (Danyal Topatan), Kerim’in cinayetleri aydınlatmak üzere olduğunun farkına vardıklarından tetiktedirler ve nihayet bir çatışma sonunda onu yakalarlar.

Halil Bey’in adamları, Kerim’i bir traktöre bağlar ve yerde sürükleye sürükleye çiftliklerine götürürler. Ancak, Kerim, orada öldürülmeden önce ellerinden kurtulmayı ve Halil Bey dahil herkesi tek başına etkisiz hale getirmeyi başarır. Herşey bittikten sonra olay yerine gelen polis, Halil Bey’i tutuklar.

İki Yan Hikaye

Bu basit senaryoya, iki de yan hikaye eşlik eder. Bu hikayelerden biri, Sivil Polis Kerim ile oğlu Levent ile arasındaki sorunlu ilişki üzerinedir. Levent, (psikopat denecek derece) soğuk bir şekilde konuşan bir çocuktur ve babasını hiç sevmemektedir. Hatta, gayet monoton bir tonla bunu sürekli dile getirir (dakika 6:23-8:32). Neticede, babasına olan sevgisizliğine dayanamaz ve evden ayrılmak, yatılı okumak istediğini söyler. Kerim, oğlunun bu isteğini kabul eder. (dakika 10:54-13:07) Neden sonra Levent yatılı okuldaki arkadaşları ile konuşmaktayken, babasını neden sevmediğini öğreniriz: “Babam gibi olmamak için bütün gayretimi sarf ediyorum. Babam, karı gibi yemek pişirir, bulaşık yıkar, çamaşır yıkar. Biraz da iyi araba kullanır o kadar.” (dakika 50:34-51:24) Levent’in babasına bakışı, onun bir polis olduğunu öğrenmesinden ve gangsterlerle mücadelesine şahit olmasından sonra adeta 180 derece değişir. O ana dek sürekli hiç sevmediğini söylediği babasına ilk sözleri “Seni çok seviyorum, baba!” olur. (dakika 59:32-59:50) Bu sahneler, geleneksel cinsiyet rollerini ve temel ölçüsü güç olan otoriter zihniyeti yüceltmek için çekilmiş gibidir.

Senaryoya eşlik eden ikinci hikaye ise, Polis Kerim’in öldürülen fabrikatör Rasim Atasoy’un kızı Birsen Hanım’a (Birsen Menekşeli) verdiği hayat dersidir. Birsen Hanım, hayatı boyunca hep ihtiyacı olan herşeye sahip olagelmişse de, mutsuzdur. Babasını da sevmemiştir. Hatta babasının ölümüne bile üzülmediğinden, öldürülmüş olup olmadığını da umursamamaktadır. Polis Kerim olaya müdahil olduğunda, Birsen Hanım’ın sorununu hemen anlar ve ona yardımcı olur. Yaptığı şey basittir: Birsen Hanım’ı arabasına bindirir ve ona fakir mahalleleri gezdirir. Bu günübirlik yolculuk, Birsen Hanım’ın hayatını değiştiren bir deneyim olur. Zira, varlıklarından haberdar dahi olmadığı insanların sıkıntı ve sefalet içindeki hayatlarına şahit olmuştur. Birsen Hanım gördüklerinden, o kadar etkilenir ki, hayatını büsbütün değiştirir. Herşeyini fakirlere dağıtır ve civardaki bir köye yerleşip çiftçiliğe başlar. Polis Kerim onu ziyaret etmek üzere ilgili çiftliğe gittiğinde, Birsen Hanım’ın bütün dertlerinin bittiğine, hem bunalımdan kurtulduğuna, hem de insanları sevmeye başladığına şahit oluruz: “İyiyim. Şimdi daha kuvvetliyim. Çalışıyorum. Terliyorum. Emeğimle geçiniyorum. … Hayatımda ilk defa yaptığım bir işten memnunluk duyuyorum. İnsanları seviyorum. Onlar da beni seviyorlar.” (dakika 1:00:24-1:02:20)

Filmin yansıttığı zihniyet

1. Sermaye düşmanlığı (ya da soykırımcı bir komünizm)

Film, farklı karakterin ağzından sürekli tüccarları kötülüyor. Örneğin, ilk sahnelerden birinde, Polis Kerim’in oğlu Levent tüccarları şöyle kötülüyor: “Ne iş yapar bu tüccarlar? … Alırlar, satarlar, herkese kazık atarlar!” (6:45-7:25)

Henüz bir çocuk olan Levent’in bu sözleri, her yerde rastlanabilecek türden, öylesine edilmiş bir laf gibidir. Ali Ağa’nın (onunla parası için birlikte olan) karısı Nevin’in (Nuran Aksoy) tüccarlar hakkında sarf ettiği sözler ise, senaryonun bir diğer “laf sokma” çabası gibidir: “Sen tüccara benzemiyorsun; tüccarlar senin kadar akıllı değiller çünkü.” (15:16-15:25) Senaryonun akışı ile de pek bir ilgisi olmayan bu sözün, herhangi bir zeka pırıltısı barındırdığını söylemek zordur.

Filmin son sahneleri ise, bu gibi sataşmaların çok ilerisine giderek, asıl çerçeveyi sunar: Yaşanmakta olan, bir sınıf çatışmasıdır. Polis Kerim ise, “sümüklüböceklerle savaşmak” suretiyle bu mücadelede üzerine düşeni yapmaya çalışan bir devrimcidir. Takriben iki dakikalık sahne, filmin manifestosu gibidir ve içerdiği imalar itibariyle, Türk solunun (şiddete mesafeli olmak bir yana) şiddeti temel mücadele biçimi olarak algılamasının erken dönem örneklerinden biridir:

Polis Kerim (oğluna hitaben): “… mühim olan vermesini bilmektir. Yakındakilere, uzaktakilere, bütün insanlara yardım için varlığını ortaya koyunca kişiliğini bulur insanoğlu. Büyür, değer kazanır, sümüklüböcek olmaktan kurtulur, kutsallaşır ve yaşantısını hak eder. Yarının dünyası böyle insanların çoğunlukta olduğu bir dünya olacak. Kendini ona göre hazırla. Ve yarının daha doğru, daha mutlu dünyasının geliş şartlarını değiştiren, yarını uzaklara itmek isteyen hastalıklı bünyelerle, sümüklüböceklerle savaşmakla kendi payına düşeni yapmaya çalışan babanı, sana gereken ilgiyi göstermediği için hoşgör, affet.”

Levent: “Sen affet beni baba. Sana söz veriyorum; bundan sonra sümüklüböceklere karşı savaşında bedenimle olamasam bile, yüreğimle yanında olacağım.”

Polis Kerim: “Şimdi nereye gidelim oğlum? Malatya’ya mı Diyarbakır’a mı?”

Levent: “Yetişmeni istiyorum baba. Her yere yetişmeni istiyorum. Bütün sümüklüböcekleri yok edelim!” (dakika 1:02:58-1:04:17)

Bu manifesto-diyalog, Birsen Hanım’ın emeğe yaptığı vurgunun hemen ardından gelir. Birsen Hanım, yaşadığı şehri ve sahip olduklarını terk etmiş ve bir tarlada çalışmaya başlamıştır. Filmin verdiği mesaja göre, Birsen Hanım bu şekilde hem mutluluğu bulmuş, hem de sümüklüböcek olmaktan kurtulmuştur. Bu mesaj ile hemen arkasından gelen (yukarıdaki) diyalog birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo ürkütücüdür.

Herşeyden önce, film, (klasik Marksist bir yaklaşımla) sadece el emeğini yüceltir. Ancak bu kadarıyla yetinmeyerek, kazançlarını ter dökmeden elde eden ve başkalarıyla paylaşmayan insanları “sümüklüböcekler” olarak nitelendirir. Bu nitelendirme, tipik bir dehümanizasyon örneğidir ve 1994 Ruanda Soykırımı öncesinde günlerce Tutsilere “hamamböcekleri” şeklinde atıfta bulunarak katliamın zihinsel alt yapısına katkıda bulunan radyo yayınları ile aynı doğrultudadır. Diyalogun sonunda yapılan bütün sümüklüböcekleri yok etme çağrısı ise, soykırımcı yaklaşımın itirafı gibidir.

Bütün bunlar, filmi bir diğer yönü itibariyle daha ilginç kılar: Filmin çekilmesinden sekiz sene sonra, Kamboçya’da yukarıdakilerin tamamını hayata geçiren bir soykırım yaşanır. 20. yüzyılın dört büyük soykırımından biri olan bu soykırımda, el emeğini ve köylülüğü yücelten Kamboçyalı komünistler, takriben iki milyon “sümüklüböceği” öldürürler – ki bu rakam Kamboçya’nın o zamanki nüfusunun dörtte birine karşılık gelir.

Komünistlerin hedefinde şehirli ve eğitimli insanlar vardır. Dolayısıyla, sadece gözlüklü olmak (yani eğitimli görünmek) dahi pek çok insanın hayatını kaybetmesi için yeterli olur. 1975 ila 1979 yılları arasında gerçekleşen Kamboçya Soykırımının sonunda, Kamboçya’nın şehirleri hayalet şehirler haline gelir. Çünkü, amaç tarıma dayalı bir toplum inşa etmek olduğundan, devrimciler, sakinlerini öldürdükleri şehirlere yerleşmemiş ve kırsal alanda yeni bir tarım toplumu kurmaya çalışmışlardır.

Benim Adım Kerim, Kamboçya’da yaşananların çok da uzağına düşmeyen, ideoloji temelli bir otosoykırımı yüceltiyor. Karşıt bellenenlerin dehümanizasyonundan (Bkz.: Sümüklüböcekler), silahlı bir mücadele ile yok edilmek istenmelerine, ideoloji merkezli bir çatışmadan, el emeği ve köy hayatının yüceltilmesine dek filmin her spesifik vurgusu, Kamboçya Soykırımında yaşananlar ile aynı doğrultudadır.

2. Cinsiyetçilik

Film, kadınlar hakkında kategorik, cinsiyetçi ifadelere yer vermekten çekinmez. Örneğin, Polis Kerim’in karısı, “745 liralık polis maaşıyla geçinemedi”ği için kocasını terk etmiştir. Kerim (bu durumu oğluna izah ederken) şu sözleri sarf eder: “Kadınlar ister oğlum. Sadece isterler ve hiçbir zaman da sadece aldıklarıyla yetinmezler. Hak edip etmediklerini düşünmeden daima isterler, isterler, isterler… Oysa mühim olan vermesini bilmektir.” (dakika 1:02:22-1:22:59)

Benzeri bir tavrı, kocası Ali Ağa’dan “para tırtıklamak” peşinde olan Nevin Hanım’da da gözlemlemek mümkündür. İlgili sahnede, Polis Kerim’in müstehzi tavırlarla (ve adeta karşısındaki insanı aptal yerine koyarak) Nevin Hanım’a yakınlaşabilmesi de, filmin kadınlara bakışını yansıtması itibariyle ayrıca önemlidir. (dakika 26:26-26:52)

Sonradan, bu ikilinin birlikte vakit geçirdiğini öğrenen Halil Bey ile Nevin Hanım arasında geçen diyalog da enteresandır:

Halil Bey: “Yattın mı?”
Nevin Hanım: “O nasıl laf? Çıldırdın mı?”
Halil Bey: “Yattın mı?”
Nevin Hanım: “Hiçbir kadın yaptıklarını söyleyecek kadar cesur değildir. Bunu bile bile yalanlarına inanırız. İnanırız!” (dakika 33:28-33:49)

3. Tek Adam zihniyeti

Polis Kerim, herşeyiyle bir Tek Adamdır. Sahada tek başına hareket ettiği gibi, soruşturmayı da neredeyse tek başına yürütür. Emniyet’teki toplantılara pek uğramaz. Uğradığında da, doğru dürüst görüş belirtmez. Cinayetler hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, “Ben gerizekalıyım biraz geç düşünürüm” gibi muhatabını ciddiye almayan, tuhaf cevaplar verir. (dakika 8:32-9:05) Teşkilat içindeki tavırlarına bakılırsa, kimin amir, kimin memur olduğu dahi belli değildir. Örneğin, masa arkasındaki yaşını başını almış kişi, Kerim ile az önce senli benli konuşmakta iken, Kerim’in bir noktada kendisini, “Konuşmamı kesmeyin!” diyerek terslemesine üzerine “Afedersiniz” deyiverir. (dakika 29:20-30:08) Filmin sonlarına doğru, Kerim’in silahlı bir çeteyle çatışmak üzere tek başına yola çıkması da yine Yeşilçam’a özgü bir kahramanlık örneğidir. Şöyle ki, Yeşilçam kahramanları, kolay kolay başkalarıyla birlikte hareket etmezler. Ya tek başlarınadırlar, ya da etraflarında, bir tür saygı ilişkisi içinde oldukları fedai ayarında kimseler vardır. (Bu gibi rol modellerini ortaya çıkaran zihniyet, ve bu rol modellerinin kültürde mevcut olan geçimsizliği ve kavgacılığı -yani aynı zihniyeti- pekiştirmesi, incelemeye değer bir konudur.)

Diğer detaylar

1. Enteresan öğe

Halil Bey, biraz enteresan bir karakter. Tavırları, ruh hastası olduğunu ima ediyor. Ancak, film bu konuda çok fazla arkaplan bilgisi vermiyor. (Kaldı ki, Yeşilçam karakterleri de zaten psikolojik çalışması yapılmış karakterler değil.) Halil Bey hakkında, yedi ya da on sene hapis yattığı, üç sene evvel Ankara’da bir yeraltı mahzeninde dişlerinin ve tırnaklarının söküldüğü ve intikam alma isteği ile dolu olduğu dışında pek bir şey öğrenemiyoruz. Halil Bey’in yer aldığı ilginç sahneler için bkz.: (dakika 35:20-35:41) (dakika 36:27-36:48) (dakika 37:09-37:42) (dakika 57:13-57:23)

2. Bir Yeşilçam klasiği: Patron fırçası

Yeşilçam filmlerinin vazgeçilmez sahnelerinden biridir: Mafya babası ya da patron ayarındaki kötü kişi (misal, Turgut Özatay ya da Bilal İnci) bir dolu adamını kahramanın üzerine salar. Bu kahraman (misal, Yılmaz Güney ya da Cüneyt Arkın) bu adamların bir kısmını öldürür, bir kısmını yaralar ve neticede yakalanmadan ellerinden kurtulur. Bir sonraki sahnede, geri dönen adamların patronun karşısında dizildiklerini görürüz. Patron haliyle öfkelidir ve adamlarına hakaretler eder, hatta bazen dayanamaz bir yandan yumruklar: “Beceriksizzlerrrrrr!.. Utanmazzzlarrrrr!.. İşe yaramazzzlarrrr!.. On kişi bir adamı alt edemediniz!..

Bu filmdeki patron fırçası için bkz.: (dakika 25:36-25:51)

3. Yeşilçam’a özgü amatörlükler

Amerikan filmlerinin klasik sahnelerinden biridir: Büyük bir kamyonetin direksiyonundaki adam, demir çerçeveli ve içleri tel örgülü kapıya doğru ilerler, hiç hız kesmeden kapıya çarpar ve orta yerindeki kiliti kırılan kapı, iki yana doğru açılır. Bu filmde de buna benzer bir sahne var. Ancak, (muhtemelen gece olduğundan seyircinin durumu anlamayacağı düşünülerek) demir kapı yerine incecik tahtalardan bir sözde kapı hazırlanmış. Kamyonun çarpmasıyla birlikte bu ince tahtalar lastik gibi eğriliyor. (dakika 24:10-24:20)

4. Anlamsız sahne

Bir parti verilmektedir. Halinden bir parça sarhoş olduğu anlaşılan bir adam, yanındaki kadına şöyle der: “Kadın dediğin de üç beş çeşit fırkalar; kimi yüksekten uçar, kimi de böyle gagalar işte.” (23:45-24:03) Bu yedi saniyelik sekansın filmin geri kalanı ile hiçbir bağlantısı yoktur. Bu anlamsız sözden ne anlamamız gerektiği de meçhuldür. Şayet anlatılmak istenen bu gibi yerlerde bulunan insanların ne derece boş ya da “yoz” kimseler oldukları ise bile, bunun yolu bu mudur, emin değilim.

5. Bir mantıksızlık

Her Yeşilçam filminde olduğu gibi bu filmde de mantıksızlıklara denk gelmek zor değil. Polis Kerim, ileride kendisine Ali Ağa’nın çiftliğinde (ve hatta çiftliğin spesifik bir yerinde) işkence edeceklerini nereden biliyor ki, ilgili yere silah ve bıçak bırakıyor? Emniyet’te cinayetleri çözmekle uğraşan polisler sabah olduğunda neden akşamdan kalma gibiler? Neden baş ağrısından şikayet ediyorlar? Masada neden içki şişeleri var? (Orası meyhane mi?) Örnekler artırılabilir… Ancak bir sahne var ki, mantıksızlığı çok daha vahim bir boyuta taşıyor.

Polis Kerim, cinayet dosyalarını incelerken, iki cinayet arasında bazı paralellikler tespit ettiğini söylüyor ve ardından, gayet ciddi bir tonla, tespit ettiği ilk paralleliği dile getiriyor: “[Cinayete kurban giden] Ahmet Kargılı ile Rasim Atasoy arasındaki münasebet, birinin denizde ölmesi, öbürünün denizci olarak askerliğini yapmış olması.” (dakika 28:58-30:08)

Belki de ben anlayamamışımdır. Ne de olsa büyük sanatçı… Sözlerinin hikmetinden sual olunmaz.

1

Okuyucu Yorumları

 

şerafettin says:

September 11, 2015 at 3:11 pm

mantıksızlık kısmında ki sorununuz muhtemelen filmi tam izleyemediniz veya dikkatinizi vermediniz. ölen kişi denizi sevmiyor yüzme bilmiyor ama çiftlikte tekneyi görüyor ve içinden ölen kişiye ait bişiler çıkıyor ( daha sonra belli oluyor).

münasebet anlaşılmıştır umarım.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.