• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

“Benim atalarım Rum muydu, Hıristiyan mıydı? Hâşâ!” [Halil Berktay]

9 Sep2010
 

Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın “İhtida ve Türklük” başlıklı yazısından:

[H]em Müslümanlığı en ileri tektanrıcı inanç sistemi sayacaksın. Habire tekrarlayacaksın. Dolayısıyla başka dinlerden İslâmiyete geçişi “doğal” sayacaksın. Hem de bu, apayrı bir “din dersi” kompartımanında duracak. Tarihin diğer iplik ve eksenlerini hiç etkilemediği farzedilecek.

Dolayısıyla bu diyarın nasıl Turchia ve sonra Türkiye olduğunu, “Orta Asya’dan göç yoluyla” diye açıklamaya devam edeceksiniz.

Zaten Heath Lowry’nin de bundan otuz küsur yıl önce dikkatini çekmiş bu garabet. Lowry halen Princeton’da; önde gelen bir Osmanlı Tarihi profesörü. 1970’lerde ise UCLA’de doktora öğrencisi. Tez araştırması ve yazımını 1973-80 arasında (Robert Kolej ve sonra) Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliği sırasında gerçekleştiriyor. Konusu, fetih sonrası Trabzon’da ihtida; daha net olarak, Trabzon Şehrinin İslâmlaşma ve Türkleşmesi, 1461-1583 (B.Ü. Yayınları, 1981).

Lowry, bu konuya nasıl vardığını tezi ve kitabının Giriş’inde anlatıyor. Bir diğer ünlü tarihçi, Speros Vryonis jr, Lowry’nin UCLA’den hocası. Vryonis’in zamanında çok ünlü eseri The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century (1971), Anadolu’daki Yunan/Rum varlığının inişe geçmesinin kapsamlı bir İslâmlaşma süreciyle elele gittiğini savlıyor. Ben de, diyor Lowry, “onbirinci yüzyıl Anadolusunun büyük ölçüde Hıristiyan olan ve yine büyük ölçüde Rumca konuşan nüfusunun, onaltıncı yüzyılda aşırı derecede Müslüman ve büyük ölçüde Türkçe konuşan bir nüfusa dönüşmesindeki en büyük etkinin… İslâmlaştırma süreçleri” olduğunu paylaşıyordum. Ancak ekliyor: bunun vaka etüdleriyle desteklenmemesi, Vryonis’in çalışmasının en büyük zaafını oluşturuyordu. Kendisi, işte böyle bir vaka etüdü (case study) yapmak için Trabzon üzerinde yoğunlaşıyor –ve gerçekten de, 1481-86, 1523, 1553 ve 1583 yıllarına ait tahrir defterlerine bakarak, kent nüfusunun bileşiminde Hıristiyanlıktan Müslümanlığa doğru büyük bir değişimin meydana geldiğini ortaya koyuyor.

Fakat işin daha da ilginç yanı, Heath Lowry’nin çalışmasının karşılaştığı tepkiler. Boğaziçi Üniversitesi’nin kitabı basması, tam 12 Eylül sonrasına denk geliyor. Lowry 80’de Amerika’ya dönmüş; orada öğreniyor ki kitabı çıkar çıkmaz toplanmış veya toplatılmış, bir daha da dağıtılmamıştır. 8 Şubat 2009’da yapılan (internette mevcut) bir röportajda Lowry, “Gerçekte hiçbir zaman yasaklamadılar ama biri [!] üniversite rektörüne ‘bizden izin alıncaya kadar bunu çıkartma’ demiş” diye aktarıyor. Sıkıyönetimin tam neye kızdığı biraz karışık. Röportajcının getirmeye çalıştığı nokta, muhtevanın değil sadece kapağın sakıncalı bulunduğu. Lowry buna tam evet de demiyor, hayır da demiyor. Trabzon’un İslamlaşması ve Türkleşmesi başlığının, “Yeni Cuma Camii adıyla camiye çevrilen Ayios Evgenios isimli Bizans kilisesi”nin Abdülhamid albümlerinden alınma bir fotoğrafıyla yanyana gelmesinin, “kapakta yanlış anlaşılacak [!] malzeme var, isim de her tarafa çekilebilir [!!]; o yüzden isim de kapak da değişsin [!!!]” türü bir rapor ve telkine yol açtığını anlatıyor.

Tabii bu kadarı da yeterince rezalet. O zamanlar ve maalesef bugün de, devletin ve resmî ideolojinin bilim, gerçek, özgürlük anlayışının ne olduğunu gözler önüne seriyor. Ama bir adım ötede, doğrusu hiç aklıma yatmıyor, bunun, bütün kabahatin kapakta olduğu şeklinde yorumlanması. Madalyonun bir yüzünde, İslâmlaşmadan duyulacak gurur varsa, diğer yüzünde, Hıristiyan ahalinin kitle halinde Müslümanlaşmasının “özbeöz Türklük” diye bir şeye pek yer bırakmaması duruyor. Bu da kaldırılır gibi değil, Türk ırkçılığı veya işte o ırkçı damarıyla birlikte milliyetçiliği açısından. Trabzon’un (veya başka herhangi bir kentin), kesif Türkmen gruplarının (göç veya devletin sürgün etmesi sonucu) dışarıdan gelip buraya yerleşmesiyle Türkleşmiş olması yeğleniyor. Dönemin Boğaziçi Tarih öğretim üyeleri sorunu böyle hatırlıyor. Zaten Lowry’nin atıfta bulunduğu anonim raportörün “isim de her tarafa çekilebilir” demesi bile, biraz bunu yansıtıyor.

“Ne yani, benim atalarım Rum muydu, Hıristiyan mıydı ? Hâşâ!” Geçmişte ne zaman bir tıp araştırması, kan grubu dağılımlarının Rum ve Ermenileri andırdığını ortaya koysa, Trabzonluların celâllenip sokağa döküldüğünü de unutmayalım. Fakat demek ki Türk ırkçılığı, gelip insanları güzellikle Müslümanlaştırmış olmaktansa, illâ fethetmiş olmayı tercih ediyor.

2

Okuyucu Yorumları

 

Neira says:

December 31, 2011 at 10:01 am

Bugün Trabzon civarında Rumca konuşan postuslu müslümanlar vardır. Karadeniz’de anadili Türkçe olmayan azınlıklar var ama herkes Kürtlerden bahsediyor, diğerlerinden etraflıca sözeden hiç yok.

 
 

Ronî says:

January 10, 2012 at 2:56 am

“…Türklük tarifine girebilmek için(…)fedakârlıkta bulunan zavallı ‘Kürtler’ vardır. Bu yeni evrede Türkçü olurlar. Türk olan bir Türk ırkçısından daha keskin Türkçü olurlar…” Yasin Ceylan’ın “İdeal Kürt kimdir?” adlı yazısından iktibas ettim. “Kürt” yerine istediğiniz kavmin adını yazabilirsiniz, böylece neden Kürt’lerden başka kavimlerden söz edilmediğinin cevabını belki buluruz. Memleketin heterojen bölgelerinde nedense baskın bir milli hassasiyet var. Yazının tamamı için:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=960801&Date=28.10.2009&CategoryID=42

Sevgiler….

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.