• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Beyaz Türk Nasıl Bakar, Ne Görür, Ne Anlar?

30 Jan2011
 

[30 Ocak 2011 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Türkiye’de kendilerini “beyaz Türkler” olarak nitelendiren bir kesim var. Bu kesimin mensupları, ekseriyetle, hayat tarzlarının tehdit altında olduğu iddiasıyla gündeme geliyorlar. İdeolojik anlamda homojen değiller. Ancak kimi tavır ve refleksleri, belli bir zihniyet yapısını paylaştıklarını ima ediyor. Belki hepsinden önemlisi de, halkın geri kalanına nazaran daha eğitimli, nitelikli ve görgülü oldukları düşüncesinde olmaları.

Beyaz Türklerin daha nitelikli olma iddiaları, zihinlerinde hem kendilerine hem de başkalarına dair belli imgeler taşıdıkları anlamına geliyor. Tabii bu imgelerin, kendilerine dair olanlarının yüceltici, başkaları hakkındakilerin ise küçültücü öğeler içerdiğini tahmin etmek zor değil. Beyaz Türklerin nisbeten daha açık sözlü olanları, başkalarını nasıl gördüklerini zaten zaman zaman açıkça dile getiriyorlar… “Göbekli ayı”, “bidon kafalı”, “uzun kollu kısa bacaklı” gibi imgeler, bu konuda ilk akla gelen örnekler.

Bir neandertal resmine karşılık gelen bu tasvirler, işin içinde küçümsemenin yanısıra öfkenin de varolduğunu ima ediyor. Bu öfkenin nedenlerini de, yine aynı kesimin yazdıklarında ve söylediklerinde görebilmek mümkün. Beyaz Türkler, özetle, küçümsedikleri kimselerin (1) kendilerinden sayıca daha fazla olmalarından, (2) ekseriyetle AKP’ye oy vermelerinden ve (3) sosyal alanda eskisine nazaran daha görünür hale gelmiş olmalarından rahatsızlık duyuyorlar. “Ayaklar baş oldu” şeklindeki yakınmalar da zaten bu gibi rahatsızlıkların bir ifadesi.

Bütün bunlar karşısında ilk akla gelen soru, böylesine kaba bir imgenin gerçeğe ne derece tekabül ettiği… Son Türkiye seyahatimde söz konusu “neandertal”lerle biraz zaman geçirme fırsatım olduğundan, bu soruya cevap teşkil edecek birkaç gözlemde de bulundum. Bu gözlemler arasından önemli bulduğum bir tanesini aktarmak istiyorum:

Bir sivil toplum örgütünün daveti üzerine Çemberlitaş’ta bir konuşma yapmıştım. Konuşma sona erince yanıma gelen bir grup okur, kısa bir sohbetin ardından beni bir akşam Küçükçekmece’deki mahallelerinde “çayla börek yemeye” davet etti. Gittim. Evde yenip içilen yemek, çay ve böreğin ardından, mahalledeki derneğe geçtik. Orada bizi bekleyenlerle kısa bir tanışmanın ardından, davet sahiplerinden Rüştü Hacıoğlu, gün içerisinde şahit olduğu bir hadiseyi merkeze alan kısa bir giriş konuşması yapmak üzere derneğin konferans salonunun sahnesine geçti. Rüştü’nün şahit olduğu hadise, bir polis memurunun, bir şeyler izah etmekte olduğu vatandaşın omzuna elini koyarak ona yaslanmış ve onunla o şekilde konuşmuş olmasından ibaretti. Rüştü, rastladığı polis memurunun o vaziyetinin, otoritenin vatandaşa yukarıdan bakan tavrının tipik bir yansıması olduğunu söylüyordu. Ancak bu konuşmayı benim için ilginç kılan asıl nokta, Rüştü’nün, sırf bu sahneyi dinleyicilere aktarabilmek için, civardaki bir giyim mağazasından bir vitrin mankeni ödünç almış olmasıydı. Rüştü, bunu yapmasının nedenini, “Buradaki hiçbir arkadaşımı rol icabı da olsa öyle bir duruma sokmak istemedim” diyerek açıklamıştı.

Açıkça belliydi ki, otoriteyi ciddi bir şekilde sorgulayan, ancak bunu reaksiyoner bir tavırla değil, kendilerinin ve etrafındakilerin birer birey olduğu bilinciyle yapan insanların arasındaydım. Öyle görünüyordu ki, bu kişiler, devletin (ve belki de tıpkı devlet gibi kendilerini merkezde konumlandıran bazı kesimlerin) onlara davranış şekillerinden bıkmışlardı ve artık bu durumu daha fazla sineye çekmek istemiyorlardı.

Orada yaptığım konuşmanın ardından soru-cevap kısmına geçtiğimizde, mahalle (ya da kendi ifadeleriyle “periferi”) sakinlerinin düşünsel anlamda monolitik bir yapıya sahip olmaktan uzak olduklarını da gördüm. Mesela, içlerinden bazıları ekonomik kaygılarla sosyal devlet yanlısı bir pozisyon alırken, bazıları da sadece düşünce özgürlüğü gibi konulara odaklanıyordu. Kimileri iktidar partisine daha yakın dururken, kimi diğerleri ise partinin bazı uygulamalarına sert eleştiriler getiriyordu. İçlerinde, adını dahi duymadığım yazarlardan alıntılar yapanları da yok değildi.

Beyaz Türklerin “baskıcı” olmakla da itham ettiği “mahalle”lilerin söylediklerine bakılırsa, artık Türkiye’nin hemen her şehrinde ve İstanbul’un hemen her semtinde bu şekilde bir araya gelen insanlar, kimi zaman kendi aralarında kimi zaman da çağırdıkları konuklarla, ortaya çıkmasını istedikleri daha güzel bir Türkiye’yi konuşuyorlarmış. Bu durum, ayağındaki prangalar artık bir parça gevşemiş olan Türkiye halkının, her demokraside son derece sıradan olan bu gibi faaliyetlerle yeni yeni tanışmaya başladığı anlamına geliyor – ki bu da, demokrasinin olmazsa olmazlarından biri olan sivil toplumun örgütlenmesi adına son derece olumlu bir gelişme.

Bunun bir neandertal manzarası olmadığı herhalde herkes için yeterince açıktır. Ancak aynı derecede açık olan bir diğer şey var ki, o da, mahallelinin, kadınıyla erkeğiyle, beyaz Türklerin yolda görünce selam vermek bir yana, yüzlerini dahi ekşittikleri kimseler oldukları… Bu tavrın hangi şekilci nedenlere dayandığı herhalde herkesin malumudur. Öyle anlaşılıyor ki, beyaz Türkler, insana özgü “önce görüp sonra kategorize etme yerine, önce kategorize edip sonra görme eğilimi”ni çok aşırı bir uca taşımışlar. Zaten beyaz Türklerin halkı tanımamalarının da, sevmemelerinin de, Türkiye adına hep yanlış öngörülerde bulunmalarının da nedeni bu.

Paylaş:
2

Okuyucu Yorumları

 

makif says:

31 January 2011 at 12:34 AM

Serdar hocanın zikrettiği konuşmaya ben de katıldım ve Küçükçekmece ekibi ile tanışma fırsatım oldu;

-Bu Küçükçekmece ekibi lokal bir grup mu yoksa benzer gruplar İstanbul’un hatta Anadolu’nun diğer bölgelerinde mevcut mu?

-Eğer bu gruplar Türkiye’de yaygınsa ismi önemli üniversiteler arasında geçen bir üniversiteden mezun olan birisi olarak artık eğitimli olmanın üniversite okumakla ilgisinin olmadığını düşünmeye başlayacağım.

-Bu gruptan başka hiçbir yerde yok ve sadece Küçükçekmece’de mevcut ise bunun sebebi nedir? Neden imajı diğer ilçelerle karşılaştırıldığında çok da iyi olmayan Küçükçekmece?

Ve bu gelişmelerin bilgi kaynaklarına ulaşımın demokratikleşmesiyle, sivil inisiyatiflerin gelişmesiyle ilgisi nedir?

Değişen Türkiye’nin gerisinde kaldığımı hissettiren Rüştü abiye ve arkadaşlarına selamlar…

 
 

Levent Cetin says:

3 February 2011 at 12:22 AM

Takildigim, anlamadigim belki anlamak istemedigim bir nokta var. Aydinlatan olursa sevinirim.

Beyaz Turkler kavramiyla 2000 li yillarda tanistim. Sonradan Oray Eginin bir yazisindan Ufuk Guldemir’in Turkiye siyasi kavramlari dagarcigina ekledigi bir soz oldugunu ogrendim. Sosyoloji bildigimi, Weber’i derinligine okudugumu iddia edemem ama her toplumda belirli olcude katmanlasmalar, ayrismalar olmasinin sagliksiz olmadigini da duymustum. Turkiye’de bu sosyal katmanlasmanin olmasinin normal (ve otonom) bir sey oldugu “Beyaz Turkler” tarafindan dile getiriliyor zaman zaman. Bunu Cumhuriyet Donemi Turkiye Burjuvazisi olarak algilayip ona gore yorumlamaya calistim okuduklarimi.
Zaten yapay olan “Turkluk” kavramina bir de irksal renk farkina delalet eden “beyazlik” eklenmesiydi beni rahatsiz eden. Amerika’daki siyah-beyaz ayriminin, iki farki irkin mensubu insanlarin siradan bir sosyolojik oturmanin ilerisinde farkli bir kimya ile gerceklestigini bilmek icin de toplumbilim alimi olmaya saniyorum gerek yoktur. Kaldi ki, bir grubun kendine “ev sahibi beyazlar” yakistirmasi yapip, kendi disinda kalanlari “buraya sonradan gelmis” beyaz olmayanlar olarak nitelendirmesi de korkunc gorunuyor boyle bakinca. Nitekim ilkokulda kume calismasi yapmis her birey kendi kumesini evrensel kumeden cikardiginda ne kaldigini tanimlamak zorunda oldugunu da bilir. O zaman kendine beyaz diyen insanlar aslinda diger grubu da “n.g..r” olarak tanimlamis olmuyor mu?
Biri bana “bunlari yanlis anlamissin, isin asli, ozu sudur” dese iyi olacak galiba. Ulkemde irkciyim diye gerine gerine dolasan insanlar olmasini dusunmek beni korkutuyor cunku.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.