• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Beyzbol

8 Mar2011
 

Geçenlerde uzun yıllardan sonra ilk kez bir rahatsızlık geçirdim ve hastaneye gitmem gerekti. Acilde kaydımı yaptırdım, sonra da geçtim bir koltuğa oturdum ve beklemeye başladım. Karşımdaki duvara asılı televizyonda bir beyzbol maçı oynanmaktaydı.

Bu maç, orada bekletildiğim iki saat boyunca çektiğim sancılara sancılar ekledi. Çekmeyen bilmez: Dünya üzerinde bu beyzbol denilen oyundan daha sıkıcı olanı yok gibidir.

Bir Katman Aşağı (Katman 1)
Biz Türkler alışık olmadığımız şeyleri sevmeyiz. İster beyzbol olsun, ister başka bir şey; bizim için fark etmez. Mesela futbol izlemeye alışmışsak ve karşımıza beyzbol gibi bir oyun çıkmışsa, merak edip vakit ayırıp da bu oyunun kurallarını öğrenmeye çalışmayız. Hatta alışkın olmadığımız bir şeyle karşılaşınca merak duyup anlamaya çalışmak yerine burun kıvırıp ukalalık ederiz. Merak her ne kadar en değerli insani özelliklerden biri olsa da, bu burun kıvırma tavrı Türkler için ne yazık ki çok klasiktir.

Ancak ne var ki benim bunu söyleyerek tipik bir Türk tavrı sergilemem, söylediğim şeyin yanlış olduğu anlamına gelmez. Yani beyzbol hakikaten de son derece sıkıcı bir oyun olabilir. Hatta zaten öyledir.

Ama tabii şimdi bu kadar sözden sonra benim gibi bir Türke1 (haklı olarak) inanmak istemeyebilirsiniz. O nedenle aynı şeyi koskoca Amerikalıların dahi söylediğini belirtmek isterim. Zira hakikaten de, ABD’de beyzbol hiçbir şekilde Amerikan futbolunun popülaritesinin yanına bile yanaşamamaktadır.

Bir Katman Daha Aşağı (Katman 2)
Yıllar önce ABD’de Türk bir arkadaşımın evindeydim. Bir önceki acil servis ziyaretim kadar yıllar önce olmasa da yine de yıllar önceydi. Günlerden Pazardı ve kendisi televizyonda Amerikan futbolu izlemekteydi. Bir noktada içeriye bir Türk daha girdi ve arkadaşımın Amerikan futbolu izlediğini görünce bu spor dalı hakkında ileri geri laflar etmeye başladı. Türkiye’de de sıklıkla duyduğumuz türden şeylerdi bunlar. Efendim ne anlamı varmış bu adamların böyle zırhlı şeyler giyip sonra birbirlerine girmelerinin falan filan… Klasik Türk tepkileri…

O böyle söyleyince, arkadaşım da ona oyunun kurallarını bilip bilmediğini sordu. Bilmiyormuş. Bunun üzerine arkadaşım ona mutlaka öğrenmesini, zira Amerikan futbolunun hayatında gördüğü en heyecanlı oyun olduğunu söyledi. Sonra da oyunun ne kadar zekice tasarlanmış olduğu, her an herşeyin olabilmesine müsaade ettiği ve dolayısıyla heyecanı sürekli yüksek tuttuğu ekseninde birkaç şey söyledi.

O gün itibariyle ben de Amerikan futbolunun kurallarını bilmiyordum. Bugün itibariyle de bilmiyorum. Ama o gün orada duyduklarımdan sonra arkadaşıma tamamen hak verdim ve Amerikan futbolunun müthiş bir eğlence aracı olduğu konusuna tam anlamıyla ikna oldum. (Hem bunca insanı stadyumlara dolduran ya da ekran başına hapseden bir oyun kesinlikle sıkıcı olamaz.)

Bir Katman Yukarı (Katman 1)
Acil servisin televizyonundaki beyzbol maçı L.A. Angels ve Kansas City arasındaydı. İlk önce birinci takımın adı dikkatimi çekti. “Ne kadar saçma” diye düşündüm. Hani Türküm ya, o yüzden böyle bir tavır sergilediğim düşünülebilir. Hatta belki bu düşünce doğrudur da… Ama ne yalan söyleyeyim, adı zaten İspanyolca “melekler” anlamına gelen bir şehrin beyzbol takımına böyle bir isim konmuş olması bana biraz tuhaf geldi. Her ne kadar bu isimle kast edilenin “Los Angeles Melekleri” olduğu belli olsa da, neticede bu ifadenin “Melekler Melekler” anlamına geliyor olmasını pek içime sindiremedim.

Sonra, biraz oyuna bakayım belki sancımı unuturum diye düşündüm. Zira fırsat bu fırsattı. Kuzey Amerika’da geçirdiğim uzun yıllar boyunca kanal değiştirirken ne zaman bir beyzbol oyununa denk gelsem, bir saniye bile durmamış diğer kanala geçmiştim. Dolayısıyla bu oyunun kurallarını ya orada sancı çekmekteyken öğrenecektim, ya da bir daha hiç öğrenemeyecektim. Çünkü hayatım boyunca kaç kez daha acil serviste bekleyeceğim, bunların kaçında karşımdaki televizyon olacağı ve o televizyonda bir beyzbol maçı olacağı meçhuldü. Haliyle dişimi sıkıp izledim.

Öncelikle belirtmek isterim ki, anladığım kadarıyla, beyzbolda olayın özü, topu fırlatan bir adamla o topa gelişine vurmaya çalışan adam arasında geçiyor. Haliyle birinin topu çok hızlı bir şekilde fırlatıp adama vurdurmaması, diğerinin de ne yapıp edip elindeki sopayla topa gelişine yerleştirmesi gerekiyor.

Bu manzara karşısında ister istemez bu işte de bir branşlaşma olması gerektiğini, nasıl futbolda kaleci ile forvetin görevleri birbirinden çok farklıysa, burada da böyle bir durum olması gerektiğini düşündüm. Yanımda oturmakta olan refakatçime sorduğumda, beni teyit etti. Gerçekten de, adamlardan bazıları fırlatıcılıkta, bazıları da vuruculukta uzmanmış.

Bunu öğrenince, bir kariyerin ve daha da önemlisi koca bir hayatın böylesine boş bir şeyle harcanmasının korkunçluğu karşısında bir parça hayıflansam da, o an için işin bu yanını göz ardı etmeye çalışarak izlemeye devam ettim… Elinde sopa olan adam topa vuramayınca ne olduğu belliydi: Hiçbir şey olmuyordu. Bu kişinin çoğu zaman topa vurmayı başaramıyor olması da, oyunun neden bu denli sıkıcı olduğu konusunda son derece net bir fikir veriyordu.

Peki ya elinde sopa olan adam topa vurmayı başarınca ne oluyordu? Bunu anlayabilmek için, olan bitenin korkunçluğu ile birlikte sancımı da biraz daha göz ardı etmem gerekti. Netice itibariyle şöyle bir kanaate vardım: Bu adam topa vurduğunda uzağında bulunan takım arkadaşı topu eliyle yakalayıp sahanın bir köşesinde beklemekte olan diğer arkadaşına fırlatıyor. Bütün bunlar olurken, karşı takımın oyuncusu da çoktan bu son noktaya doğru koşmaya başlamış olduğundan, olay orada düğümleniyor: Karşı takımın oyuncusu o noktaya toptan önce varırsa topu atanlar, top önce varırsa da topa vuranlar puanı alıyor.

Şayet birbirinden kabiliyet düşmanı iki takımın maçına denk gelmediysem, bütün olay bu!

Yazıklar olsun!

Bir Katman Daha Yukarı (Acil Servis)
Acil Servis

1 Yazar burada “Türk” kelimesini ırki anlamda kullanmamış. “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan” falan demek istemiş.
10

Okuyucu Yorumları

 

Ruveyda Kılıç says:

March 8, 2011 at 2:29 pm

Geçmiş olsun.

 
 

nistrorache says:

March 8, 2011 at 3:09 pm

“Türkler hep şöyledir, Türkler hep böyledir.” şeklinde konuşmak da gene tipik bir Türk özelliği sanırım. Halbuki tanısan, belki Türkler de müthiş insanlardır. 🙂

 
 

Deniz says:

March 8, 2011 at 10:00 pm

Yanlış tespitler. Hastalıktan olsa gerek.

 
 

makif says:

March 9, 2011 at 9:32 am

Bizim çelik çomak gibisi var mı?

 
 

blue says:

March 15, 2011 at 1:25 pm

Amerikan futbolu rugby’den bozma. Onu da futbol oynarken sıkılıp topu eline alıp kaleye bodoslama giren bir İngiliz keşfetmiş – ne keşif ama! “Bizde olsa” adamı döverlerdi…

“Hem bizim öyle gavur oyunlarına ihtiyacımız yok, ciritimiz var, güreşimiz var, yakan top bile bin basar bence…” şeklinde tipik Türk refleksleri de bunlara ilave olunabilir…

 
 

Pikachu says:

March 29, 2011 at 6:37 am

Beterin beteri vardir demisler. Ya televizyonda curling acik olsa idi?

 
 

Ekrem says:

March 31, 2011 at 10:56 pm

geçmiş olsun..

 
 

gitsemdiyorum says:

July 20, 2011 at 3:09 pm

Konuyla alakası yok ama yazmadan edemeyeceğim: Demek o çok gelişmiş* ülkede bile acil serviste iki saat beklediniz, demek sorun bizde değil! 🙂

Bir sağlık çalışanı olarak hastaların beklemekten ne kadar nefret ettiğini biliyorum, hatta çoğu zaman sağlıkçıların da insan olduğu gerçeğini gözardı edecek kadar kaçınıyorlar beklemekten, ve onları bekletmemizi bizim ayıbımız olarak görebiliyorlar…

İnsanın yarası olunca nasıl da manasız yerlerden kendine pay çıkarıyor değil mi? Hayat ‘bizim’ görüp yaşadığımızdır, aslında ne olduğu değil.

* “Çok gelişmiş” tabiri burada sadece bizi aşağılayan hasta ve yakınlarına bir göndermedir.

 
 

Serdar Kaya says:

July 22, 2011 at 2:22 pm

Kucuk bir aciklama: Iki saat bekledim ama bu doktoru gormek icindi. Yoksa iceri girdikten 10 dakika kadar sonra hemsire ilgilenmisti.

Sanirim sistem boyle calisiyor. Once hemsire goruyor, gerekli kaydi hazirlayip sizi siraya sokuyor, sonra da muayeneyi doktor yapiyor. Herhalde acil mudahale gerektiren hastalari iki saat bekletmiyorlardir. (Herhalde boyle bir seyi Turkiye’de de yapmazlar.)

 
 

Neira says:

December 31, 2011 at 5:21 am

Gerçekten acil durumda olan hastayı 5 dakika bile bekletmezler. Öncelik ambulansla gelenlere, ağır travma, kalp krizi geçiren hastalara verilir. Salonda oturup bekleyecek durumda olanlar sırasını bekler. Kötü durumda olanı check in sırasında kapıda farkederler, tekerlekli sandalyeyle triage odasına götürür kalbine, tansiyonuna, iç kanama ihtimali olup olmadığına bakarlar, acil durum gibi görünüyorsa bekletmedik doktora gösterirler. Bir zamanlar acile sık sık, kimi zaman da ambulansla gittiğimden iyi biliyorum.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.