• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Bilim insanları işbaşında [Yıldırım Türker]

7 May2007
 

Bilim insanları işbaşında, Yıldırım Türker / Radikal

Geçtiğimiz ekim ayında Gündem gazetesinde Nusaybin’in Kuru (Xirebaba) köyünde köylüler tarafından bulunan toplu mezardan fotograflar yayımlandı. Pek çok kafatası ve kemik fotoğrafları. Mezar yeri için kazılan araziden geniş odalı bir mağara, mağaradan birçok kemik çıkmıştı. İsveç’te ‘soykırım uzmanı’ olarak görev yapan Prof. David Gaunt, mezarın 1915 ve sonrasında katledilmiş Ermeni ve Süryanilere ait olabileceğini iddia etti. İddianın İsveç Parlamentosu’na taşınması üzerine Halaçoğlu, hodri meydanı çekip Gaunt’a ortak araştırma önerisinde bulundu. Önceki gün ilk araştırma yapıldı.
İsveç’ten kalkıp gelen profesör Gaunt’u sevimsiz bir sürpriz bekliyordu. Nitekim on beş dakika süren ‘saha çalışması’nın ardından durumun ‘bilimsel açıdan bir kâbus’ olduğunu söyleyecekti.

Radikal’de konuyla ilgili haberi hazırlayan İsmail Saymaz, haberine Mardin Süryanisi Sait Yıldız’ın dediklerini de eklemiş. Yıldız üzgünmüş. Ama bu topraklarda yaşayan bir doğal zanlı olarak herhalde şaşırmamıştır. Şöyle demiş: “Gelmeden önce mezarın temizlendiğini duymuştuk. Ama bu kadarını tahmin etmedik.”
TTK (Tarih Tahrip Kurumu) Başkanı Halaçoğlu, Cumhuriyetini seven mutlu bir Türk. Yani bir Mutlu Türk Bilim İnsanı.

Profesör Doktor Necla Arat, son ‘laik şahlanış’ mitinglerinin düzenleyicilerinden, militan ruhlu bir bilim insanı.
Geçen gün ekranlarda gururlu bir panelist olarak yerini almıştı. Karşısındaki düşman güçlerin askeri muhtıras konusundaki kaygı ve eleştirilerini içtenlikle anlamıyordu. Münazarasını üstüne kurduğu ‘fikir’ şuydu: ‘Mühendisler, işadamları, aydınlar, siyasetçiler fikirlerini söyleyebiliyor da askerler neden vatandaş olarak fikirlerini belirtmesin? Onların fikirlerini belirtmesinden neden rahatsız oluyorsunuz?’ Askerin hassas vatandaş olarak portresini demokrasi mücadelesi diliyle çizebilmek hanımefendi gibi yüksek rütbeli bir sosyal bilimcinin demokrasi tanımına değerli bir katkısı olarak geçmeyecek literatüre.
Askerin fikir ve taraf belirtmesinin silah çekmek anlamına geleceğini, silahlı olanın malumat değil ancak talimat vereceğini, kaldı ki arkasında onca darbe olan askerin ağzını hayra açmayacağını bu rütbeli bilim insanına kim öğretecek?
Cumhuriyeti konusunda son derece hassas ve kıskanç olan Arat, aynı hassasiyeti demokrasiden esirgediği gibi karşısındakilerden de esirgemekte bir beis görmüyordu. Sözgelimi idam edilmiş babasının resmi önünde oturmuş olarak programa bağlanan Aydın Menderes’in yüzüne karşı 60 darbesini savunuyor, darbeler içinde bir darbe bilirim edasından hiç taviz vermiyordu. Bu demokrasi uzmanı sosyal bilimciye göre darbenin iyisi de kötüsü olurdu.
Arat’ın askerinin apoletinden toz aldırmayan tavrı yeni değildi elbet. kendilerini bundan 4 yıl önceki kahramanlık performansından hatırlıyoruz.
2002 yılında Almanya Köln’de bir panele konuşmacı olarak katılan Avukat Eren Keskin’in söyledikleri üzerine Hürriyet gazetesi bir haber yapmış, aynı panele konuşmacı olarak katılan Necla Arat’ın da görüşlerine yer vermişti. Keskin panelde ordu-siyaset ilişkisinden söz etmiş, gözaltında tecavüzlerde, tecavüz eden asker sayısının polis sayısından fazla olduğunu ama Türkiye’de ordunun bir tabu olduğundan şikâyet edilemediğini anlatmıştı. Arat, duruma müdahale ediyor, askerine ‘tecavüzcü’ diyen avukatı milletine ve gerekli mercilere şikâyet ediyordu.
Bu haber ve demeç üzerine, Genelkurmay Başkanlığı Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
2003 yılının şubat ayında yapılan duruşmaya Prof. Dr. Necla Arat tanık olarak, Av. Eren Keskin de sanık olarak katıldılar. Arat’ın sözlerine dayanarak hazırlanan iddianamede Eren Keskin’in Türk ordusuna tecavüzcü dediği belirtiliyordu.
Arat orada da gururluydu. “Ben de düşünce özgürlüğünden yanayım.
Onun Köln’deki toplantıda kişisel düşüncelerini açıklaması hakkıdır. Ancak, Türk devleti ve ülke bütünlüğü açısından zarar veren ve Türkiye’nin zararına söylemleri karşısında bilinçli bir vatandaşlık davranışı şeklinde bir tepki verdim. Bosna’daki tecavüzleri bütün dünya biliyor.
Burada bir-iki münferit olay yaşanmışsa bile, bunların belgesi yok” diyordu. Arat, Eren Keskin’in sorusunu da yanıtlıyordu: “Almanya’dan döndükten iki-üç gün sonra bana telefon edildi, Genelkurmay Başkanı’nın benimle görüşmek istediği söylendi. Kendisi bana nezaketle, tepki ve duyarlılığım için silahlı kuvvetler adına teşekkür etti. Gazetede çıkan haberler üzerine beni aradığını söyledi. Genelkurmay Başkanı dışında pek çok vatandaş aradı ve teşekkür etti.” Av. Eren Keskin savunmasında, şimdiye kadar söylediklerinin hep arkasında durduğunu, söylediklerinden ceza almaktan korkmadığını belirtiyor ve karşısındaki bilim insanına, bilim adına da vazgeçilmez olan şu dersi veriyordu: “İnsan hakları savunuculuğunun milliyeti olmaz. Ben insan hakları adına bir şey söylüyorsam, kimin rencide olacağıyla ilgilenmem.”
Yerim yetse daha kimler var anlatacak. Şu kadarını söyleyerek bitireyim.
Türk bilim insanlarımız teyakkuzda. Çocuğum yüksekokullar okusun, bilim insanı olsun diye çırpınırken bir daha düşünün. Hem askeri okullar parasız.

0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.