• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Bitter çikolata bayramı [Etyen Mahçupyan]

3 Oct2008
 

Bitter çikolata bayramı, Etyen Mahçupyan / Taraf

Ramazan bayramının arifesindeyiz… Rumlar terk ettikten sonra adını değiştirerek ‘bize ait’ kılacağımızı sandığımız Kuzey Ege kasabalarından birinde… Otelimizde daha ziyade eğitimli, aydın, modern insanlar var… Günün çeşitli zamanlarında ‘doğru’ giysileriyle arzı endam ediyor, yemeden içmeden anlıyor, Hürriyet ve Cumhuriyet okuyorlar…
Ramazan bayramının ilk günü… Kahvaltıda bu eğitimli, aydın, modern insanların öpüşüp bayramlaştıklarına tanık oluyoruz. Ardından cep telefonları açılıyor ve başkalarının da bayramı kutlanıyor. Bunda ne gariplik var ki diye sorabilirsiniz… Ama bayramlaşma biter bitmez yeniden malum gazetelere, yaklaşan İslami tehlikeyi haber veren sütunlara gömülünüyor. Günün sonrasında bayramla ilgili neredeyse tek bir kelime bile duymuyoruz. Sabah öpüşmesi bayramın gereğini yerine getirmiş anlaşılan…
Laik kesimde herkesin böyle bir latent ikirciklilik içinde olduğunu söylemek haliyle doğru olmaz… Bu kesimin içinde inancı bireyselliğe indirip Müslümanlığın cemaatçi kalıplarından uzaklaşırken, İslami kodlar üzerinden deist bir anlayış geliştirmiş olanlar var… Tabii ayrıca inancı tümüyle reddeden, bu sorunsalı son karşılaşmaya havale edenler de mevcut. Bu iki kesimin bayramla herhangi bir ilişkisi yok, ama sonuçta kendileriyle daha barışık ve samimi bir tavır içindeler.
Oysa laik kesimin geri kalanında epeyce sıkıntılı bir ruh hali görülüyor. Bir yandan İslam’ı baskıcı bir dinsel rejime çanak tutan bir din, Müslümanları ise söz konusu ‘şeriat’ düzenine eğilimli insanlar olarak görüyor; ama aynı zamanda da “biz de Müslüman’ız” demek istiyorlar. Bunda da bir gariplik görmeyebilir, hatta bu gelişmenin sağlıklı yönüne dikkat çekebilirsiniz. Çünkü herhangi bir inancın inananlar nezdinde heterojenleşmesi, onun cemaatçi siyasetten uzaklaşmasının, daha fazla ‘inanç’ olabilmesinin yolunu da açar. Dahası konuşmayı ve merakı artırdığı ölçüde söz konusu dindarlığın entelektüel temelini güçlendirme fırsatı verir.
Ama bunun için asgari bir samimiyet gerekir… Bu da seçtiğiniz dinin akidelerine uymakla, ya da uymadığınız akidelere ilişkin tutarlı ve tatmin edici bir yorum geliştirmekle mümkündür. Ancak o zaman söz konusu dinin diğer takipçileri sizi ciddiye alır ve sizin de inançlı olduğunuzu kabullenebilir. Bizdeki laik kesim ise İslam’ın genel kabul gören hiçbir şartına uymadığı halde ‘Müslüman’ sayılmak gibi garip bir isteğe sahip. Gündelik bir pratik olarak namaz kılmayan, cenaze dışında camiye gitmeyen, zekât vermeyen, oruç tutmayan, hele hacca gitmeyi aklına bile getirmeyen; ama bayramları kutlayan garip bir ‘dindar’ kimliği bu…
Müslümanların özellikle başörtüsü sayesinde görünür olmasından ve bu görünürlüğün ‘bizim sokaklarımızı bile’ eline geçirmesinden önce bir sorun yoktu. Laik kesim kendi inançlılığı üzerine pek düşünmez, hatta bunu bir zaaf olarak görürdü. Müslümanlık -belki de aynen demokratlık gibi- kendiliğinden sahip olunan, hayata geçmesi gerekmeyen bir kimliksel nitelikti… Ama muhafazakârların kamusal alana girmeleriyle birlikte -yine belki de aynen demokratlık gibi- Müslümanlık da laik kesimin ‘eksiği’ olarak belirdi. Bu durum laiklerin bir bölümünü dinle ilişki kurmaya sevk etti, çünkü dinle hiçbir ilişkiye sahip olmadan ‘Müslüman’ olmak laik kesim için bile inandırıcı değildi…

Paylaş:
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.