• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Budizm Barış Dinidir, Budist Katliam Yapmaz

7 Oct2012
 

[7 Ekim 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Geçtiğimiz Temmuz ayında, Burma’da Budistler çok sayıda müslümanı korkunç şekillerde öldürmüştü. Bunun üzerine, Twitter‘da, “Budizm bir barış dinidir. Budist katliam yapmaz” şeklinde bir girdi yapmış ve ardından, “Nasıl oluyormuş?” diye sormuştum. Amacım (elbette) yaşanmakta olan katliamı inkar etmek değil, müslümanlar arasında son derece yaygın olan bir tavra ayna tutmaktı. Zira, müslümanların işlediği suçlar gündeme geldiğinde dile getirilen, “İslam barış dinidir“, “Müslüman soykırım yapmaz“, “Müslüman terörist olamaz” gibi argümanları anlamlı ve ikna edici bulanların, bu noktada durup biraz düşüneceklerini umuyordum. Ne var ki, aldığım yanıtlar, çoğu insanın neyi kast ettiğimi dahi anlamadığını göstermişti.

Bangladeş Örneği
Geçtiğimiz hafta, Bangladeş’te, ülkenin kısa tarihi boyunca gerçekleşen en şiddetli etnik saldırılar yaşandı. Budist bir gencin Facebook’a Kuran’a hakaret içeren bir fotoğraf yüklediği iddiasıyla ayaklanan müslümanlar, Budistlerin yaşadığı farklı bölgelere giderek onlarca Budist tapınağını tahrip ettiler ve olayla hiçbir ilgisi bulunmayan masum insanların evlerini yaktılar, dükkanlarını yağmaladılar.

Böyle olaylar karşısında Türkiye’de sergilenen yaygın tavır, bu türden şiddet eylemlerini müslümanların ezici bir çoğunluğunun tasvip etmediğini ve yapılanların zaten İslam’a da uygun olmadığını belirtmekle sınırlı kalıyor. Görünüşe bakılırsa, bir kez bu yönde fikir beyan eden bir müslüman, kendi zihninde konuyu çözüme kavuşturarak kapatmış oluyor. Ancak ilk bakışta gayet makul görünen bu sözler, aslında son derece yanlı ve umursamaz bir tavrı yansıtıyor.

Birkaç Soru
· İşlenen suçların failleri Budistler olduğunda, “Budizm bir barış dinidir, Budist katliam yapmaz” şeklinde kestirilip atılan basit ve genelleyici bir açıklamayı kabul edilir bulmazken, aynı argümanla başkalarının müslümanlar konusunda ikna olmasını beklemek ne derece makul?

· Geçen hafta Bangladeş’te yaşananlar Türkiye’de de haberlerde yer bulduğu halde, neden pek tepki uyandırmadı? Eğer Arakan’da olduğu gibi Bangladeş’te de mazlumlar müslüman, zalimler Budist olsaydı, hakim tavır yine bu yönde mi olurdu?

· Dünyanın herhangi bir yerinde müslümanlar bir saldırıya uğradığında hemen tepki göstermeden önce konunun arka planını ve detaylarını araştırma alışkanlığı Türkiye’de (İslami kesimin içinde ve dışında) neden yaygın değil? Müslümanların her zaman mağdur durumda olduklarına (ya da hiçbir zaman zulmetmediklerine) neden bu kadar eminiz? 2003’ten beri sürmekte olan ve zalimin de mazlumun da müslüman olduğu Darfur gibi trajedilerle (ve bu soykırımın dünyadaki pek çok ülkeye girdiği anda tutuklanacak olan sorumlularının Ankara’da ağırlanmasıyla) pek ilgili olmamamızın nedeni de, ortada zihnimizdeki kalıba oturan bir düşmanın bulunmaması mı?

· Olaylara bu şekilde bakma alışkanlığında olan insanların makul söylemler ve işlevsel çözümler üretebilmeleri ne derece mümkündür? Kendilerini her durumda mazlum olarak gören insanlar, hep hak edilmemiş bir haklılık duygusuyla hareket etme eğiliminde olmazlar mı? Her iki tarafta da bu karakterdeki insanların çoğunlukta olması, barışın temin edilmesi ve sürdürülebilir kılınması ihtimalini nasıl etkiler?

Sonsöz
“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın.” (Maide 8)


SEVAN NİŞANYAN NOTU
Bu hafta gündemde olan bir diğer empati merkezli konu da, Sevan Nişanyan’ın Hz. Muhammed hakkındaki bazı yorumları oldu. Öncelikle şunu belirtmek gerekli ki, Nişanyan’ın sözlerini nefret söylemi olarak nitelendirmek pek mümkün değil. Zira, nefret söylemi, ölçüleri belli olmayan bir kavram değil ve Nişanyan’ın sözleri bu ölçülere uymuyor. Ancak bu, Nişanyan’ın sözleri ya da üslubu eleştirilemez demek değil. Ne var ki, bu noktada da, yine aynı empati sorunu karşımıza çıkıyor. Şöyle ki, hıristiyanların teslis inancı da, Tanrı sözü olduğuna inandıkları İncilin sıhhati de, Türkiye’de sıklıkla bahis (ve maalesef, alay) konusu olur. Yine Türkiye’de, yahudilerin nasıl da dünyanın başına bela bir ırk oldukları üzerine “akademik” makaleler dahi yayınlanır. (Bkz.: Roni Margulies’in Taraf‘ta yayınlanan 11 Ağustos 2012 tarihli yazısı.) Filmlerimiz (1,2,3), gazetelerimiz, romanlarımız, gayrimüslimleri aşağılayan nefret söylemi örnekleriyle doludur. Ama biz yine de Sevan Nişanyan’a “müslümanları incittiği için” kızarız. Tabii derdimiz inançlara saygı falan değildir. Biz başkalarının inançlarına yerli yersiz dil uzatsak da, herkes bizim inancımıza saygı duysun isteriz. Hepsi bu.

Paylaş:
« Önceki Yazı: Kelle Kulesi
3

Okuyucu Yorumları

 

Sevan Nişanyan says:

12 October 2012 at 12:25 AM

Serdar,

Müslümanlığın özünün (peki, “Türk Müslümanlığının” diyelim, daha az tartışmak gerekir belki) Milleti Hakime ideolojisi olduğunu, bu dinin bundan başka herhangi bir gerçek içeriği olmadığını düşün, bir an için, hipotez olarak. Bak nasıl pırıl pırıl aydınlanıyor her şey.

“Biz, bu dine mensup olduğumuz için üstünüz. Egemeniz. Sizi sustururuz, başkasıyla alay etme hakkına biz sahibiz” diyorlar. Bunu sorgulayınca çileden çıkıyorlar. Tarih boyunca – ve bugün – çok ezilmişler çünkü. O ezilmişliğin acısını sembolik bir üstünlükle çıkarmaya çalışıyorlar.

Vaktiyle ataları Müslümanlığı sırf bu avantajı uğruna kabul etmiş. Şimdi sözleşme bozulunca çok öfkeleniyorlar. Hani biz üstündük? Hani reayaya dilediğimiz gibi küfredebiliyorduk? Boşuna mı bunca çektiğimiz eziyet? diye baş kaldırıyorlar.

 
 

gökmen dülgeroğlu says:

12 October 2012 at 5:51 PM

Kafirun Suresi
1. De ki: “Ey Kâfirler!” (örtenler, gizleyenler)
2. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem.”
3. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
4. “Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim.”
5. “Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz.”
6. “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

Kafirun suresinde açıklandığı gibi, Islam’da tebliğ vardır zorlama yoktur.

 
 

Fatma Goybulak says:

13 October 2012 at 4:22 AM

Merhaba Serdar Bey,

Taraf ‘tan Ramazan Rasim’in asagidaki yazisi, Nisanyan’in kendisine yakismayan uslubu ile alakali dusuncelerimi cok iyi yansitmis. Tesekkurler Ramazan Bey.

“İmanın giriş kapısının şifresi iki kelimeden oluşur.

User: İlah yoktur. (La ilahe)

Password: Allahtan başka. (İllallah)

Yani imanın ilk şartı ateist olmaktır. Bağıra bağıra Tanrı yoktur demektir. İkinci adımı ise daha yüksek sesle Allah’ın tek olduğuna inandığını beyan etmektir.

Sevgili Peygamberimize peygamberlik geldiğinde, Allah’ın mesajlarını tebliğ etmesi gereken kitle ateist değildi. Hepsi koyu dindardı. Dinlerinin tonlarca tanrısı vardı. Hazreti Muhammed’in önce onları varolduklarına inandıkları onlarca tanrının olmadığına inandırması ve “La ilahe” demeye ikna etmesi gerekiyordu. Putlarını kıran, adeta mıntıka temizliği yapan bir kafa ancak “illallah” diyebilirdi.

Namazdan önce, oruçtan önce, hacdan önce, zekâttan önce, içki yasağından önce ilk Müslümanlar ateist oldular. Önce Tanrılarını inkâr ettiler.

Bu durumda; Sevan Nişanyan gibi bir ateist, cahiliye döneminin kudretli savaşçısı, aslan avcısı Hamza’dan imana daha yakındır. Mıntıka temizdir. İman şifresinin yarısını kendi çabasıyla hâlihazırda bulmuş ve beyan etmiştir. Geriye yarısı kalmıştır.

Bugünlerde Hazreti Muhammed’e (SAV) daha önce de Allah’a (CC) hakaret eden yazılarından dolayı sert tepkilere maruz kalan Nişanyan aslında iman konusunda yolu yarıladığının farkında. Nişanyan’ın yazdıklarını okurken; Türk filmlerinde daha önceden yaşadığı travmalardan dolayı aşktan korkan ve deli gibi âşık olduğu adamı kendisinden uzaklaştırmak isteyen, isterken de ipin ucunu kaçıran Türkan Şoray’ın Hale Soygazi’nin ünlü klişe repliğini hatırladım. “Seni sevmiyorum Adnan. Sen benim için bir gönül eğlencesiydin. Fikret’i kıskandırmak için yaptım. Ben bu şaşalı dünyaya aidim, sen ise bir hiçsin, beni taşıyamazsın, dümbelek” deyip bir de üstüne kahkaha patlattığı o meşhur sahne hani.

Adnan ise malum tepkiyi gösterir ve “Kahpe” diye bağırıp Osmanlı tokadını gözleri aşkla dolu kadının yüzüne aşkedip sahneyi terk eder. Bu kritik bir hatadır. Hâlbuki Adnan sabretse, kadının gözlerinin içine baksa, “bize bir şans ver” dese. “Sen sevmesen de ben seni seviyorum, seni aşka ikna etmek istiyorum” dese herşey bambaşka olabilirdi. Tabii filmin hiçbir ticari başarısı olmazdı o ayrı.

Nişanyan’ın mahalleye girmiş sarhoş narası misali bağıra bağıra yaşamak istediği ateizmi pek centilmence değil, evet. Pipisini herkese göstermek isteyen erkek çocuk heyecanında bir özgürlük kullanımı bu. Hele bunu Yanlış Cumhuriyetin endişeli modernleri gibi “Özgürlüklerimizi elimizden alacaklar, yetişin” diye yapması da pek bir tuhaf. “Aptallar inandığınız peygambere bak”ın, “Pis kâfirler cehennemde cayır cayır yanacaksınız”dan da pek farkı yok. Böyle konuşulan bir toplumda ne demokrasi olur, ne diyalog, ne kapı önü, ne market sırası, ne asansör sohbeti…

Ama yahu bir düşünelim: biz Müslümanların da ateistlerle birlikte yaşama kültürü var mı? Her şeyi düşünen atalarımız, gayrımüslimlerle birlikte yaşayacağımızı hesaba katmışlar ama gün gelecek birileri de ateist olacak diye hiç düşünememişler. Ateist bir adam da bütün hayatını dininize saygım sonsuz samimiyetsizliğinde geçiremez herhalde.

Haydi, şimdi sınav vakti geldi.

Ben diyorum ki Nişanyan gibi memleketteki siyasi putlarından birkaçını devirmiş zeki bir adam “La İlahe” diye bağırınca, bir Müslüman’a düşen, an gelir belki “İllallah” der diye sabırla beklemektir. En azından bizim Allah’ımız böyle davranmamızı ister.

Nişanyanlara da düşenler var ama artık onları da kendi Evrendeki Enerjileri söylesin.”

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.