• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
banner
 
 

Burnundan Soluyan Otobüs Yolcusu

31 Ağu2009
 

90′lı yılların ortalarıydı… Şehirlerarası bir yolculuk için otobüse binmiştim. Araç hareket ettikten kısa bir süre sonra yanımda oturan orta yaşlı kişinin, durduğu yerde kendi kendine son derece öfkeli tavırlar sergilediğini farkettim. Tuhaf bir şekilde burnundan soluyor, derken birden oturuş şeklini değiştiriyor, mesela bir elini çenesinin altına koymuş vaziyette hışımla etrafa bakarken, biraz sonra hafifçe yerinden kıvrılıp bir parça farklı bir vaziyette yeniden koltuğuna yerleşiyordu.


Bir süre sonra bir sigara yaktı. O dönemde kapalı yerlerde sigara yasağı uygulaması henüz söz konusu değil… Ancak şu var ki, mevsim Ramazan. Bu nedenle de, adam neye ya da kime yönelik olduğu belli olmayan öfkeli hareketlerle sigarasını çekip etrafa üfleyedururken muavin geldi ve biraz çekingen bir tavırla, “Afedersiniz beyefendi, sigaranızı söndürebilir misiniz?” diye sordu. Bizimki de, biraz heyheyleri üzerinde bir ses tonuyla, “Niye söndürecekmişim??” diye çıkıştı. Ancak muavinin neden böyle bir talepte bulunduğunu bildiği her halinden anlaşılıyordu. Muavin kendisine cevaben, otobüste oruçlu yolcuların bulunduğunu, rahatsız olabileceklerini söyleyince, “Rahatsız oluyorlarsa tutmayacaklar efendim! Bana karışmaya ne hakları var! Dayanamıyorsa tutmayacak! Bakın ben dayanamıyorum, tutmuyorum!” dedi.

Bunun üzerine, zaten ezik ezik konuşan muavin, bir şey demeden uzaklaştı. Bizimki de, burnundan soluya soluya sigarasını içmeye devam etti. Sonra da, tahmin edilebilecek türden tavırlarla sigarasını koltuğun kültablasında söndürdü.

O gün, adamın sigarasını yakmadan önceki tavırlarından, böyle bir şeyi planladığı sonucunu çıkarmıştım. Yani biraz sonra sigarasını yakacağını ve muhtemelen muavinden ya da çevresindekilerden şu ya da bu şekilde tepki göreceğini biliyordu diye düşünmüştüm.

Bu hikayeden çıkarılabilecek önemli dersler olduğunu düşünüyorum. Ancak tek tek irdelemek yerine, düşüncelerimi sorularla ifade edeceğim:

(1) Muavin neden pek de sağlam pabuça benzemeyen, hatta hafiften hırpani kılıklı da olan bu adam karşısında ezik bir tavırla konuşuyordu?

(2) Adamın etrafındakilere yukarıdan bakması (ya da bakmaya çalışması), içinde bir şeylerin rahatsızlığını hissediyormuş gibi davranması ve rahatsızlığı böyle bir tavırla ifade etmesi neden ileri geliyordu?

(3) Adam muavine sert bir tavırla karşılık verince muavin neden aynı ezik tavrı sürdürerek adamın yanından uzaklaştı? Adamdan sigarasını söndürmesi yönündeki talebinin meşru olmadığını fark ettiği için mi, yoksa başka bir sebepten ötürü mü?

Artık kapalı alanlarda sigara içme konusunda oluşturulmuş güçlü sosyal normlar var. O nedenle bugün benzeri bir tavrı sergilemeye kalkacak bir kişiye yönelik reaksiyon, muhtemelen 15 yıl öncekinden çok daha farklı olur. Peki insanların birbirlerine yönelik davranışlarının daha anlayışlı ve nezaketli olabilmesi için ille devlet eliyle getirilen yasaklara ve kimi zaman hepten abartılan normatif uygulamalara mı ihtiyaç var?

Dünyanın neresine gidersek gidelim, yerel kültür hakkında hiçbir fikrimiz olmasa bile, kimi davranışların nerede olursa olsun tepki ile karşılanacağını biliriz. Zaten sağduyu kelimesi ile ifade edilen de, konu hakkında hiçbir önbilgimizin olmadığı durumlarda sonuca muhakememizi kullanarak ulaşmaya çalışmaktır. Yani kapalı alanda sigara yasağının olmadığı durumlarda, (mevsim Ramazan olsun olmasın) başka insanlar bundan rahatsız olacak da olsa orada sigara içmekte bir mahzur yok mudur?

Burada konu tabii ki sigara ya da oruç değil. Benzeri sorular, Ramazan ayında “kantinde” yemek yiyen ya da bir şeyler içenlere saldırabilecek denli gözü dönmüş insanlar için de sorulabilir. Ama tabii farkındayım: Benim girizgah olarak kullandığım hikayenin ayırt edici özelliği, işin bu yönüne ek olarak yukarıdaki üç soruyu da sorabilmeme olanak tanıması. O nedenle konunun bu nihai yönü ile ilgili soruyu da buraya ekliyorum:

(4) Bütün bunların demokratlık-liberalizm ilişkisi ekseninde anlamı nedir?

Paylaş:
7

Okuyucu Yorumları

 

Mustafà Ràví says:

31 Ağustos 2009 at 6:05 PM

Hocam, selâmlar, saygılar.
İzniniz olursa bazı cümlelerinize kendi çapımda, naçizane ilâveler yapmak istiyorum. Buyrunuz:
“Dünyanın neresine gidersek gidelim, yerel kültür hakkında hiçbir fikrimiz olmasa bile, kimi davranışların nerede olursa olsun tepki ile karşılanacağını biliriz.”
Zaten modernizmin amacı da yerel anlayış farklarını ve hatta bugünkü benzerliklerini bile yok etmek değil mi? Liberal batılılar ve batıcılar bile, aslında Kuzey Amerika ve Kuzey-Batı Avrupa siyâsî, kültürel ve akademik çevrelerinde aydınlanmadan bu yana oluşmuş zihniyetin, dünya görüşünün bütün dünyaya yayılması ve hâkim olmasını arzuluyorlar. Onların Kemalistlerden ve diğer faşizan eğilimli ideolojilerin müntesiblerinden görünür tek farkı, bu sürecin baskıyla değil, mümkün olduğunca daha kansız ve daha yumuşak yollarla olmasını isteyişleri…
Bu durumda, bu şahıs tam bilinçli bir batılılaşmacı, modernist gibi davranmış. O muavin çocuk da ezikliği ile modernizmin hâkim, dominant, baskın olduğu bir toplumsal düzene itaat etmiş sadece. Olayı ben böyle anlıyorum.
“Benzeri sorular, Ramazan ayında “kantinde” yemek yiyen ya da bir şeyler içenlere saldırabilecek denli gözü dönmüş insanlar için de sorulabilir.”
Hocam, burada aklıma arkadaşımın Hüseyin Üzmez’den –henüz bu skandallar çıkmadığı sıralarda– rivayet ettiği (aktardığı) bir olay geldi.
Üzmez demiş ki o ülkücüyken, ülkücü arkadaşlarıyla beraber Ramazan aylarında oruç tutmadıkları ve/veya sigara içtikleri bahanesiyle solcuları döverler, sonra da belirledikleri odalarına girip beraberce sigara içerlermiş!
İşin dinî fanatizmden değil, bir tür ideolojik ve “futbolumsu” taraf tutmadan, bu yöndeki bir fanatizmden kaynaklandığını düşünüyorum.
Benim ilkokulu bile tarlalarda çalışarak ve formaliteden bitirmiş, okuma yazması bile zayıf olan, köylü annem bana hep şöyle der; büyükleri ona öyle öğretmiş: “Oğlum, gâvura haksızlık etmekten çok sakın. Öte dünyada Müslümandan helâllik alırsın/hakkını Müslümana helâl ettirirsin, ama gâvurdan helâllik alamazsın/sana hakkını helâl etmez. Onlara kötü bir söz bile etme.”
Ülkemizdeki ve hatta bütün yeryüzündeki geleneksel ve köylü (ve sıklıkla kendisine yobaz yaftası vurulan) dindarlık işte gerçekte böyle bir şey.
Annemle ve genel olarak toplum içinde yaptığım bu gözlemlerimin de katkısıyla, H. Üzmez’in anlattığı örneği genellemek çok yanlış olmaz kanaatindeyim: Solcuları sigara içiyor diye döven adamlar, aslında gelenektekinden çok farklı, çok “modern”, çünkü ulusçu ve batılı anlamda “ideolojik” tavırlar sergileyen insanlar.

 
 

Levent Cetin says:

31 Ağustos 2009 at 6:51 PM

20′li yaslarda bir genc olarak siz bir tepki verebildiniz mi bu sahsa?

 
 

Levent Cetin says:

31 Ağustos 2009 at 7:16 PM

Okuldayken alisveris yapmak icin haftasonlari Ulus meydanina giderdik. Bir haftasonu yine ramazana denk gelmisti. Arkadasim “bak ne gosterecegim sana” dedi. Cebinden bir sigara cikartti ve yakti. Yakar yakmaz yoldan gecen ne kadar hilal biyikli varsa gecerken omuz atmaya baslamisti.
Oruc tutmayanlara dindarlardan tepki gosterene sahit olmadim ama milliyetci-muhafazakar takimi bu konuda daima eli sopaliydi diyebilirim.
Birileri liberalizmin sinirsiz ozgurluklerini kalkan olarak kullanip “yaparim ulan size ne” boyutuna tasiyabiliyorlar. Ozellikle yerel anlamda “ayricalikli” ve “doldurulmus” gucler.
Demokratligin burada bariz ustunlukleri var da, demokratligi “enforce” etmek mumkun mu? Ya da soyle sorayim, demokratlik nasil hayata gecirilir?

 
 

Ozgur Sarisik says:

1 Eylül 2009 at 2:18 AM

Sevgili Arkadaslar,
Bence bagiran cagiran adam yuzde yuz hakli. Konu orada sigara degil ki. Oruc tutan arkadaslar orucu kendilerine tutuyorlar. Orada orucu arac olarak kulanmamasi gerekirdi muavinin. Bu konuda size Bakara suresini dikkatle okumanizi (Turkce) oneririm. Allah her zaman inandiginiz seyin karsisinda durunuz diyor. Adam da aynen onu yapiyor. Herkesin inandigi seye baskalarinin saygi duymasi gerekir. Eger sahislar oruc tutacaksa bunu hangi sartta olursa olsun Allah’in huzurunda kabul ediyorlar. Bu durum oruc tutmayanin sorunu degil ki.

 
 

Baris says:

1 Eylül 2009 at 9:47 PM

Bence burada kriter oruc ya da ramazan degil, sigaranin dumaninin rahatsiz edici olmasi. Oruc tutanlar orucu kendilerine tutuyorlar, kimse onlar rahatsiz olmasin diye onlarin yaninda sigara icmemek, ya da yemek yememek durumunda degil.
Cok uzaklara gitmeye gerek yok. Benzer olaylari, mudehaleleri bugun de fazlasiyla yasiyoruz.
Umraniye’de yasiyorum. Nerdeyse her sabah, ramazan davulcusu sabahin korunde yarim saat, evet tam yarim saat davul caliyor. Bu nasil bir seydir, ise giden insanlar var, coluk var cocuk var hasta var. Zaten Istanbul’da adim atsan cami, camiden rahatsiz degilim isteyen kimseyi rahatsiz etmedigi surece istedigini yapsin ama ezan gurultusu olacak sey mi (benim acimdan evet gurultu, kimseyi incitmek icin soylemiyorum). Kimsenin hoparloru alip da avazi ciktigi kadar bagirtip beni rahatsiz etmeye hakki olmamali. Alarm var, ezan okuyan programlar var, isteyen alsin kursun namazini kilsin, basimin ustunde yeri var.
O zaman ben de yeni bir din cikartayim, gecenin ortasinda ibadete cagri diye aciyim muzigin sesini! Gel gor ki bunlari acik acik soylesem herhalde islam alerjili, anti demokratik falan filan diye aninda damgalanirim, damgalansam iyi herhalde bir de uzerine siki bir sopa yerim.

 
 

Enes Yalçın says:

2 Eylül 2009 at 11:10 AM

Serdar Bey sormuş zaten, ama benim de aklıma ilk olarak demokratlık- liberallik tartışması geldi, bu anıyı okyunca. Şöyle ki, liberalizm kişilerin bireysel özgürlükleri sağlandığında hiçbir problem kalmayacağını öngörüyor, fakat sosyal etkileşimin olduğu umumi alanlarda ise çözümü yine fazla naif bulduğum bir ‘kimse kimseye karışmasın’ mottosuyla çözüm arıyor.
Demokratlık ise, toplumun, bireylerin alt alta toplamından daha fazla -ya da farklı- bir şey olduğunun farkında ve sosyal etkileşim alanındaki potansiyel problemlere anlayış ve beraber yaşama bilinci meselesinden bakıyor. Ayrıca, huzurlu (peaceful) bir toplumsal hayatın özgürlüklerin belirlenip öylece bırakılarak değil, toplumsal meselelerin yine toplumsal bir çözüm süreciyle halledilebileceğinin farkında olması demokratlığı daha ayakları yere basan bir yaklaşım yapıyor.
Burada liberalizmin, bahsettiği özgürlüklerin uygulayıcısı, vaz edicisi vs. gibi kimliklerin kim olacağı, uyumlu toplum yolunda yapacakları düzenlemelerin hangi zihni altyapıya ya da ahlaki sisteme dayanacağı da bana göre ayrı bir problem. Bireyleri somut ve soyut fanuslara alarak, basit bir “kimse kimseye karışamaz” bakışıyla meselelerin hallolabileceğini zannetmiyorum.(Burada Atilla Yayla’nın liberalliğin kişinin beyninde sadece bir bileşen olduğunu düşündüğünü de hatırlayarak hakkını verelim, ihtiyaç duyulan “zihniyet” konusunda yukarıda yaptığım kadar kolay ve düz yoldan da eleştirilmemeli liberaller.)
Bu olay için düşünecek olursak, otobüste sigara içen kişinin sigara içmesi, rahatsız etmenin ötesinde oradaki kişilerin orucunu bozuyor (tabii maruz kalma durumu var, orası başka mesele) ve toplumsal hayatın mahiyeti de bu meyanda zaten:
Bizim aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz bir şey başkasını rahatsız edebilir veya kişisel yaşamını kısıtlayabilir. Hemen aklıma köpek değdiğinde abdesti bozulduğu için, köpeklerini gezdiren insanların köpeklerinden kaçması ve akabinde insanların “korkma, bir şey yapmaz” yollu sözleri geliyor. Doğal olarak onun neden rahatsız olduğunun farkında değiller, ama bir arada yaşama pratiği de anlamadan kabul edebilmenin üzerine kuruluyor bence. O yüzden bu gibi meselelere basit bir bireysel özgürlükler meselesinden bakmamak gerektiği düşüncesindeyim, yoksa herkesin birbirini anlamasını beklersek -gerçek manasıyla anlamak burada bahsettiğim, kavramın yalama olmasının zararları işte, vurgulamak gerekiyor- çok işimiz var. Hedefimiz anlama çabası içinde bir toplum olmalı!

 
 

HİDAYET says:

24 Kasım 2009 at 2:19 AM

Senelerce yüzümüze tüttüre tüttüre, saatlerce şehirlerarası otobüslerde “dayılık” ve “ayılık” yapanlara hakkımı hiç helal etmiyorum. Zehir zıkkım içsinler.

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.