• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Büyük Pinochetler ve Küçük Fevziler

24 Oct2008
 

Darbecilerin, işe koyulmadan önce önlemini almaları gereken en önemli konulardan biri de, cunta komutanlarından herhangi birinin, bir yolunu bulup diğerlerinin ayağını kaydırmak suretiyle tek başına gücü eline geçirmesi ve böylelikle askeri rejimin diktatörlüğe dönüşmesi tehlikesidir. Bu tehlikenin önüne geçebilmek isteyen kimi cuntacılar, darbe konseyinin başına nisbeten daha saf ve hırssız olan, hele hele karizması pek bulunmayan, yaşını başını almış bir komutanı geçirme yoluna giderler.

Augusto Pinochet işte bu gibi bir mantıktan yola çıkan komutanlarla birlikte Şili darbesini gerçekleştirdi. Ama Pinochet’in etrafındaki komutanlar ne denli büyük bir hata yaptıklarını fark ettiklerinde iş işten çoktan geçmişti. Zira Pinochet, aslında hiç de onların zannettikleri gibi memur kafalı, Doğrucu Davut karakterli, bir ayağını çukurda gören, mıymıntı bir adam değildi. Zira diğer komutanların, “Yaşını başını almıştır, işini düzgün yapmayı seven disiplinli bir askerdir, bize yamuk yapmaz” gibi düşüncelerle liderliğine itimat ettikleri Pinochet, dizginleri eline alır almaz kısa sürede etrafındaki kadroyu darmadağın ederek Tek Adam durumuna geldi. Nihayetinde de, kendini Milli Şef (Supreme Chief of the Nation) ilan ederek koca memleketin başına çöreklendi. Pinochet, iktidarı döneminde, basını susturmaktan toplu katliamlara dek ne türlü tipik cunta suçu varsa hepsini işledi. Kimsenin gözünün yaşına bakmadı. İnsanoğlu işte böyledir; bir kez merhametsiz olmayagörsün, yapabileceği korkunç işlere ne ihtiyarlık engel olabilir ne de başka bir şey…

Büyük Pinochet

Pinochet gibi başka örnekler de yok değil elbette. Ama dünya tarihinde bu tür örneklere sıklıkla rastlanıyor olması, her darbe liderinin böyle feci işler yapacağı anlamına gelmiyor. Mesela Humberto de Alencar Castello Branco, kendi liderliğinde gerçekleşen Brezilya darbesinin ardından eline türlü fırsatlar geçti ise de, asla Tek Adam olmak gibi bir dava gütmedi ve hiçbir şekilde zamanında birlikte hareket ettiği mesai arkadaşlarını satıp iktidarı tek başına elinde tutma rüyaları görmedi. Pinochet gibi acımasız bir diktatör olmak ona göre bir şey değildi. Yani, özetle, anasından helal süt emmiş, sağlam karakterli bir adamdı. Zaten nihayetinde işleri kendi doğru bildiği şekilde yoluna koyduktan sonra da kendi kararıyla efendi bir şekilde iktidarı bir başka askere devretti. Bu manalı davranış karşısında bir lahza durup düşünelim: Eline imkan geçer geçmez hemen azıp kudurmak yerine, makul bir çizgide faaliyet göstererek ölçüyü aşmamak, haddini bilen bir insan için ne denli büyük bir fazilettir, öyle değil mi?

Şu da var ki, bu tür durumlar, sadece darbeci yönetimlerde değil, idareciliğin söz konusu olduğu her hassas alanda geçerlidir. Kendisine yetki verilmek zorunda olunan, ancak işini yaparken kendi bildiğini okuması istenmeyen kişilerin, memur kafalı, kuralcı tipler olmasına dikkat etmek her zaman esastır. Mesela Mustafa Kemal’in Kazım Karabekir’e, “Sen beni dinlemezsin, ama o sözümden çıkmaz” diyerek Lozan görüşmelerine İsmet Paşa’yı göndermesi bu çerçevede değerlendirilebilir. Askerlik mesleği içinden daha iyi bir örnek ise, Kemal’in, iktidarı boyunca ısrarla Fevzi Çakmak’ı Genelkurmay Başkanlığı’nda tutmuş olmasıdır. İnançlı olduğu ve namaz kıldığı için Türkiye’de İslami çevrelerin pek bir sevdikleri bu karaktersiz adam, kendisine verilen her türlü katliam emrini yerine getirmekten geri durmamış, 1920 ve 30’lu yıllarda onbinlerce Kürt’ün çoluk çocuk demeden öldürüldüğü katliamları kumanda etmekten çekinmemiştir.

Ancak yukarıda verdiğim bütün bu değerli bilgilerden hareketle, bu türden korkunç ve acımasız eylemlerde bulunabilecek denli gözü dönmüş olmanın sadece güç sahibi kimselere mahsus olduğu fikrine varılmamalıdır. Zira, kendisine verilen herhangi bir işi, “emir kuluyum” diyerek etiğini sorgulamadan yerine getirebilecek ve hatta hiç tanımadığı insanları sırf başka memleketlerde doğmuş oldukları için düşman, hiç tanımadığı başkalarını da sırf cebinde kendisininkiyle aynı kimliği taşıdığı için dost bilecek kadar insanlığından soyutlanmış herkes, gerekli şartların oluşması durumunda benzeri facialara imza atabilme potansiyelini bünyesinde fazlasıyla bulunduruyor demektir. Kötülüğün sıradanlığına delalet eden bu karaktersiz kimseler, aslında sadece Küçük Pinochetler ve dahi Küçük Fevzilerdir. (Beter olsunlar.)

Sonraki Yazı: Jaw Prothesis »
6

Okuyucu Yorumları

 

Levent Cetin says:

October 29, 2008 at 11:43 pm

Askeri yipratmis gibi olmayalim ama cok var o tiplerden. Cuvalla.

 
 

rüştü hacıoğlu says:

May 5, 2009 at 3:14 pm

Bizim komşu mahallenin adı Fevzi Çakmak’tı. Camisi de vardı aynı adı taşıyan. İşte böyle oluyor demek ki: atadan yadigar, sınanmış, garantili alışkanlıklar. Kuyucu Murat Paşa camiileri vardır muhtelif mekanlarda. Antalya’da da var. Mübarek mekan… Bilmeyenin içini huzur, bilenin kin kaplıyor. Ama Valide Sultan camiileri de yok mu? Ne işe yaradığını keşfetmiş ve “koca” kuyucuyu bile aklamış iken küçük fevzilerin lafı mı olur? İyi biliriz, dini bütündü mübareğin… İsmail Hakkı Danişmend’in ne dediğinin ne önemi var?
“…İnançlı olduğu ve namaz kıldığı için Türkiye’de İslami çevrelerin pek bir sevdikleri bu karaktersiz adam, kendisine verilen her türlü katliam emrini yerine getirmekten geri durmamış, 1920 ve 30’lu yıllarda onbinlerce Kürt’ün çoluk çocuk demeden öldürüldüğü dehşet verici saldırıları kumanda etmekten çekinmemiştir…” demişsiniz ya… Tarihsel arka plan depreşti bende de.

 
 

Mustafà Ràví says:

August 15, 2009 at 11:54 pm

“…İnançlı olduğu ve namaz kıldığı için Türkiye’de İslami çevrelerin pek bir sevdikleri bu karaktersiz adam, kendisine verilen her türlü katliam emrini yerine getirmekten geri durmamış, 1920 ve 30’lu yıllarda onbinlerce Kürt’ün çoluk çocuk demeden öldürüldüğü dehşet verici saldırıları kumanda etmekten çekinmemiştir…”
Bu benim aklıma kıldığı namaz ahlâklarını düzeltmeyen, kendilerine merhamet ve diğer güzellikleri aşılamayan kimseler hakkında Hz. Peygamberin sahih bir sözünü (hadisini) hatırlattı. Ahlâk derken, cinsel ahlâkı kasdetmedim elbette. En azından bu bağlamda onu değil.
O sözünde onlara sert bir şekilde beddua ediyordu. Beddua ederken de elbette sadece Allah’ın onlara zaten vereceği cezayı kasdediyordu. Zira “merhamet etmeyene merhamet edilmez” de onun bir diğer sahih senedli sözüdür.
Tabii bunu da mutlak manada algılamamak gerekli. Merhametsizliğe verilecek cezanın şiddeti onun şiddetini geçmez. Ama şiddet deyince de zalimler, meselâ Serdar bey sizin yazınızın sonuna doğru bahsini ettiğiniz küçük zâlimler “oh be” çekmesinler. Yapılan kötülüğün şiddeti pek çok zaman zannedildiğinden çok daha büyük oluyor. İşin aslını da Allah biliyor.
Bu yazdıklarınız, beni FriendFeed’de kendi çapımda yaptığım bir müzakereye geri götürdü. Ö.U. isimli bir yazar beyefendi, iktidarın (muktedirliğin) suistimalini, spesifik olarak dezenformasyonu engellemek için bireysel haklar mücadelesi yapılmasından bahsediyordu. Ben, o mücadelenin de gerekli olduğunu, ama bunun yanında “geleneksel bir tarzda” bireysel ahlâkı, öncelikle dürüstlük ve “kendin için istemediğin şeyi başkaları için de isteme” ilkelerini vurgulamanın da önemli olduğunu söylemiştim… Sanırım sizin verdiğiniz örnekler de benim naçizane tezime destek sağlıyor…

 
 

Mustafà Ràví says:

August 16, 2009 at 1:54 am

Önceki yorumuma bir de müteâkıb aforizmamı eklemek istiyorum. Bu aforizmamı İslâmın temel ahlâkì esasının merhamet olduğu gerçeğine dayandırıyorum. Bakınız en temel duâ formülümüz ne diyor: “Mutlak olarak şefkatli (er-rahman), tamamıyla merhametli (er-rahîm) Allah’ın adıyla…” (Bu arada Allah’ın bu iki isminin bu şekildeki –şimdiye kadar gördüğüm en doğru çeviri olduğuna kanaat getirdiğim– çevirisi, bildiğim kadarıyla, bana aiddir.)
İşte aforizma:
“Merhamete inanmayan kişi, Allah’a ve elçilerine de inanmamıştır.”
Şakalı üslûbumu lütfen hoşgörünüz.
Saygılarımla

 
 

Cahid Kardeş says:

November 6, 2009 at 9:02 am

Bediüzzaman’ın “Kevser Risalesi”ni bulabilirseniz orada “Küçük Fevzi”nin konumunu görebilirsiniz.
Saygılar.

 
 

derin ekşioğlu says:

January 22, 2010 at 11:30 pm

Darbeyi yapanın adı ister Pinochet olsun, ister Branco, ister Kenan Evren ne fark eder? Darbe darbedir ve halka karşı işlenen en ağır suçlardan biridir; elinde silah olanın olmayana karşı uyguladığı orantısız güçtür. Hiçbir şartta ve durumda asla ve asla kabul edilemeyecek bir insanlık ayıbıdır. Yazınızda iyi darbeci kötü darbeci ayrımı yapmış olmanız düşündürücü!

 
 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.