• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
 
 

Çağrı Filmi Neleri Görmezden Geldi? (2): Mekke’nin Fethi

18 Nov2016
 

Çağrı, Mekke’nin fethini kansız tasvir eder. Bu tasvire göre, mü’minler barışçıl bir şekilde Mekke’ye varırlar ve kendilerine geçmişte düşmanlık eden herkesi affederler. Buna karşılık, Mekkeliler de hatalarını anlayarak müslüman olurlar. Neticede, Kabe putlardan “temizlenir” ve yeni bir dönem başlar…

Bu anlatı, İbn-i İshak’ın (epey) sterilize edilmiş bir versiyonudur. Zira, Çağrı her ne kadar Ebu Süfyan ile yapılan görüşme ya da Kabe’deki putların yıkılması gibi hadiseleri ekrana yansıtırken İbn-i İshak’taki detaylara neredeyse bire bir sadık kalsa da, aynı kitaptaki diğer bazı hadiseleri sistemli olarak görmeyerek çok farklı bir fetih tablosu ortaya çıkarır.

Medine ordusu
İbn-i İshak, mü’minlerin takriben 10,000 kişilik bir ordu ile Mekke yakınlarına vardıklarını söyler ve ordunun büyüklüğüne şahit olan Ebu Süfyan’ın takdir ile karışık şaşkınlığını nakleder. Mekkeliler böyle bir orduya karşı koyabilecek güçte değillerdir. Yani Mekke’de bir savaşın yaşanmamış olması, kan dökmeme prensibinden ziyade, caydırıcı gücü yüksek olan bir ordunun varlığından ileri gelir.

Mü’minler, basit bir diplomatik görüşmenin ardından şehrin idaresini Ebu Süfyan’dan devralırlar. Ciddi bir çatışma yaşanmaz. Ancak hiç kan dökülmemiş de değildir. Aralarında Amr bin Hişam’ın (Ebu Cehil) oğlu İkrime’nin de bulunduğu bir grup, şehre girmekte olan orduya saldırı düzenler. Halid bin Velid’in süvarilerinden birkaçı bu saldırıda hayatını kaybeder. Saldırganların ise 12 ya da 13’ü öldürülür, diğerleri kaçar.

Ölüm listesi
İbn-i İshak’a göre, Mekkelilere bir duyuru yapılmıştır: (1) Kabe’ye, (2) Ebu Süfyan’ın evine ya da (3) kendi evine sığınan herkes emniyette olacaktır. Kabe ile Ebu Süfyan’ın evinin birlikte anılması, iktidarı teslim eden Ebu Süfyan’ı onore etme adına yapılmış bir jesttir. Yoksa, kendi evinde zaten emniyette olacak bir insanın ayrıca Ebu Süfyan’ın evine sığınmaya elbette ihtiyacı olmaz. Kaldı ki, İbn-i İshak’a bakılırsa, bazı insanlar için aslında Kabe dahi güvenli değildir. Zira, Hz. Muhammed’in, Kabe’nin örtüsü altına saklansa dahi çıkarılıp öldürülmeleri emrini verdiği bir grup insan vardır.

Bu kişilerden biri, Abdullah bin Sa’d’dır. Çünkü, İslam dinini kabul etmiş, hatta vahiy katipliği yapmış, ancak daha sonra putperestliğe geri dönmüştür.

Bir diğer örnek, Abdullah bin Hatal’dır. Hz. Muhammed’in ona zekat toplama görevi vermesi üzerine yola çıkmış, ancak yolda kendisine yardımcı tayin edilen kişiye kızıp onu öldürmüş, sonra da (muhtemelen kısastan çekindiği için) Medine’yi ve İslam dinini terk etmiştir. Abdullah bin Hatal’a dair anlatıyı ilginç kılan, kendisinin iki şarkıcı kadın ile olan arkadaşlığıdır. Zira, bu iki kadın Hz. Muhammed hakkında müstehzi şarkılar söyledikleri için ölüm listesine dahil edilmiştir. İbn-i İshak bu iki kadından birinin öldürüldüğünü, diğerinin ise önce kaçtığını, ancak sonra Hz. Muhammed’den bağışlanma dilemesi üzerine affedildiğini nakleder.

Bir diğer örnek, Mikyas bin Hubabe’dir. Ensar’dan birinin yanlışlıkla kardeşini öldürmesi üzerine o da ilgili kişiyi öldürmüş ve sonra da Mekke’ye kaçarak putperestliğe geri dönmüştür.

Bir diğer örnek, Sara adlı kadındır. Şayet İbn-i İshak’ın aktardığı bilgiler sınırlı değil ise, Sara’nın Hicret’ten önce bir kez Hz. Muhammed’e hakaret etmiş olmak dışında bir suçu yoktur. Sara, Mekke’den kaçmış, ancak Ömer’in halifeliği döneminde bir asker Mekke civarında bir vadide izini bulup onu öldürmüştür.

Bir diğer örnek, Huveyris bin Nukayd’dır. Suçu, Sara’nınki ile aynıdır.

Bir diğer örnek, İkrime’dir. Şehre giren Medine ordusuna saldırdıktan sonra Yemen’e kaçmıştır. Ancak karısı Ümmü Hakim’in Peygamber’e giderek müslüman olmaya karar verdiğini söylemesi ve kocası için bağışlanma dilemesi üzerine İkrime affedilir. Bunun ardından, Ümmü Hakim Yemen’e gider ve kocasını geri getirir. Böylelikle İkrime de müslüman olur.

Muhalif temizliği
Mekke’nin fethi sonrasındaki infazlar, tipik bir muhalif temizliğine karşılık gelir. Muhalefete son vererek bağışlanma dileyenlerin affedilmesi de bu noktada önemli. Zira, böyle bir uygulama, muhaliflerden ziyade muhalefeti affetmeyen bir siyaset tablosunu ima ediyor.

Bunca infazın gerçekleştiği Mekke ve civarında cinayetin yasak olması ise, ayrıca önemli. İbn-i İshak’ın bu konuda aktardığı bir anekdot, ilgili tezatı ya da bu tezatın gerekçelendiriliş şeklini anlamaya yardımcı olabilir: Mekke’nin fethinin ardından, mü’minlerden biri, putperest bir Mekkeliyi dininden ötürü öldürür. Bu hadiseden bir gün sonra, bir muhacir aynı sebeple kendi kardeşini öldürmeye kalkar. Ancak bir arkadaşı ona bunu yapmamasını öğütler ve ona Hz. Muhammed’in bir gün önceki öldürme hadisesi üzerine yaptığı konuşmayı nakleder. Hz. Muhammed bu konuşmasında (özetle) şunları söylemiştir: (1) Kendisinden önce, hiç kimsenin Mekke’de kan dökmeye ya da Mekke’nin ağaçlarını kesmeye hakkı olmamıştır. (2) Allah Mekke’de kan dökme hakkını sadece kendisine vermiştir. (3) Ancak bu hak geçicidir ve bundan sonra Mekke’de kan dökmeye kendisinin de yetkisi yoktur. (4) Her ne kadar bu ölümler bir nebze faydalı olsa da, artık yeteri kadar kan dökülmüştür ve daha fazlasına gerek yoktur.

Ne var ki, kan dökmenin yasaklanması, sadece Mekke için geçerlidir. Zira, İbn-i İshak, Mekke’nin fethinin ardından Taif gibi civar şehirlere seferler düzenlendiğini ve çok sayıda putperestin öldürüldüğünü nakleder. Bu seferlerin ardından, sıra Arabistan yarımadasında peygamberlik iddia eden diğer kişilere, yahudilerin yaşadıkları bölgelere, ve hristiyan Bizans’a gelir. Bedir öncesinde nefs-i müdafaa ile sınırlı olan savaş izni artık genişlemiş gibidir. Bazı alimlerin, Kafirun suresinin “Sizin dininiz size, benim dinim bana” şeklindeki son ayetinin Mekke dönemi için geçerli olduğunu söylemeleri de bu perspektif ile aynı doğrultudadır.

Bir not: Sara
Mekke’nin fethine dair anlatılar, öldürme ve affetme kararlarında sosyal statünün de etkili olduğunu ima eder. Örneğin, Sara, Mekke’de Abdülmuttalipoğullarının kölesi iken azad edilmiş olan, muhtemelen fakir bir kadındır. Hind ise, Bedir Savaşı’ndan beri (624-630) Mekke’yi yönetmekte olan Ebu Süfyan’ın karısıdır. Hind, Hz. Hamza’yı öldürtmüş, onun cesedini parçalatmış ve hatta ciğerini çiğnemiştir. Ama yine de ölüm listesinde yer almaz.

Hind’in fetihten sonra müslüman olması, bu tezatı bir nebze açıklayabilir. Hatta, İbn-i İshak, Hind’in başlangıçta olası bir cezadan çekindiği için Hz. Muhammed’in karşısına halkın içinde ve tamamen örtülü olarak çıktığını söyler. Ancak dahası da vardır… Hind, kimliğini açıkladıktan hemen sonra, Hz. Muhammed ona bir dizi nasihatte bulunur. Ne var ki, Hz. Muhammed (muhtemelen kız çocuklarını kast ederek) “Çocuklarınızı öldürmeyeceksiniz” dediğinde, Hind cevaben, “Ben onları büyüttüm, ve sen onları Bedir’de öldürdün; bu işleri sen daha iyi bilirsin” cevabını verebilmiştir. Hind’in cüretkar tavrı, sosyal statü ve siyasi ilişkilerin bir dizi ayrıcalığı da beraberinde getirdiğini ima eder.

İbn-i İshak, Hind’in bu cevabı üzerine Ömer’in kahkahayı patlattığını da söylüyor. Ne kadarı doğrudur bilinmez… Ama bu sahneler ile filmdekiler arasında ciddi farklılıklar olduğu muhakkak.

HZ. MUHAMMED YAZI DİZİSİ
1. Hz. Muhammed Hakkında Ne Biliyoruz?
2. Çağrı Filmi Neleri Görmezden Geldi? (1): Bedir ve Uhud
3. Çağrı Filmi Neleri Görmezden Geldi? (2): Mekke’nin Fethi
0

Okuyucu Yorumları

 

Yorum Ekle:

Wordpress hesabınız var mı? Yorum yapmak için Log in yapın.

 
 
 

 

Yorumunuzu göndermeden önce lütfen yorum kurallarını hatırlayın.