• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (10): Yüzleşme

27 Aug2007
 

Turco aniden uyandı. Görünüşe bakılırsa kafede oturduğu yerde uyuyakalmıştı. Gözlerini açtığında ilk olarak avucunun içindeki kahve bardağını gördü ve gayri ihtiyari bir dürtüyle küçük bir yudum aldı. Hala ılık olan sert kahve midesine doğru süzülürken, masasının üzerine Ernest Hemingway’in ‘The Sun Also Rises’ adlı kitabının epey eski bir baskının bırakılmış olduğunu gördü. Kitabı eline alarak sayfalarını karıştırdı. Her sayfası hala yerinde olsa da, kitap epey el değiştirmişe benziyordu.

Yüzleşme

Turco kahvesinin geri kalanını bir dikişte bitirdikten sonra kitabı eline alarak masadan kalktı ve Montoya Oteli’ne doğru yürümeye başladı. Artık bu şehirde çok fazla işi kalmadığını anlamıştı.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (9): Gerçek

26 Aug2007
 

“Bugüne dek tesiri altında olduğun düşünce sistemi, varlık denen şeyi değerlendirme adına doğru yaklaşımlarda bulunmana engel oldu Turco. Almış olduğun kültür, aklını ve muhakeme yeteneğini köreltti. Ama nedenini bilmesen de, sana çeşitli ipuçları vereceğim. Bu ipuçları zihnindeki soruları yanıtlayamayacak. Ama sana çeşitli çıkış noktaları sunacak. Ancak unutma ki bunlar asıl duyman gereken şeyler olmaktan biraz uzak. Çünkü sana sadece hal-i hazırda bir mana ifade edebilecek şeyler söyleyeceğim. Zaten böyle yapmayıp doğrudan konunun özüne girseydim, bu sefer hiçbir şey anlayamayacaktın. Şimdi en azından verimli bir başlangıç rampasına sahip olacaksın. O nedenle iyi dinle. İşte birinci ipucun:

Gerçek

“İsa’dan takriben 300 yıl kadar önce Uzak Asya’da Zhuangzi adlı bir bilge yaşardı Turco. Buranın ne olduğunu ve kendisinin burada ne aradığını merak eder dururdu. Bu yolda da senden çok daha fazla mesafe kat etmişti. Zhuangzi yıllar boyu burada olup bitenleri gözlemledi. Varlığın her bir parçasından bir ders çıkarmaya çalıştı. Ancak hepsinden önemlisi, bu işi kendi konum ve rasyonalitesiyle sınırlamadı. Mesela bir kelebeği izlerken ‘Zhuangzi kelebekten ne öğrenebilir?’ diye düşünmedi. Zhuangzi’yi unuttu. Doğrudan kelebek oldu. Gün geldi kelebekle öylesine hemdem oldu ki, o noktadan sonra bazı şeylere farklı bir gözle bakabilmeyi başardı.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (8): Bunalım

12 Aug2007
 

İnsana huzur ve mutluluk veren yörelerin dünya cenneti olarak nitelendirildiği bu hayatta, Pamplona muhakkak dünya cehennemine karşılık geliyor olmalıydı. İnsan ruhuyla beslenen ve açlığını tatmin edip semirdiği ölçüde cazibesine kapılanları ruhsuzlaştıran bir dünya cehennemi.

Sükun

Pamplona, şehrin sınırları içerisine girdiği andan itibaren onu çepeçevre kuşatmaya başlamış ve ona her seferinde daha da korkunçlaşan sahneler göstermişti. Önce kaçınılmaz sonlarına doğru onursuzca koşmaya itilen boğalar, ardından da kaç zamandır gününü de gecesini de zehir eden akıl almaz vahşet görüntüleri.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (7): Gösteri

9 Aug2007
 

Her işin olduğu gibi arenada boğa katletmenin de bir adabı, gelenekselleşmiş bir usülü vardır. Ancak yine belirtmek gerekir ki, her işin olduğu gibi, arenada boğa katletmenin usülleri de yöreden yöreye farklılık gösterir.

Kan Kokusu

Bütün bu farklı usüllerin içerisinde en köklü ve yerleşik olanı elbette ki İspanyol tarzıdır. İspanyol tarzı katl, üç aşamada gerçekleşir:

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (6): Montoya Oteli

8 Aug2007
 

Büyük gün geldi ve boğalar koştular. Yaşamak zorunda bırakıldıkları karşısında yüz ifadelerine kimi zaman şaşkınlık hakim oldu, kimi zaman öfke, kimi zaman da korku… Onca bağırış çağırış arasında neye uğradıklarını bile anlayamadan bir daha dönmemek üzere akıp gittiler Pamplona sokaklarından.

Eziyet

“¡Ahí va! ¡Ahí va!” Bütün bunları eğlenceli bulanların hayattan anladıkları bu olsa gerekti… Hepsi hayatlarının en mutlu gününü yaşıyor gibiydiler.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (5): Pamplona

6 Aug2007
 

Pamplona sokakları gün geçtikçe daha da kalabalıklaşıyordu. Ancak herkes Temmuz ayının yaklaşmasını ve festivalle birlikte doruğa ulaşacak olan insan selinin şehri bir an evvel mahşer yerine döndürmesini bekliyordu.

Ruhsuz Şehir

İlk kez geliyor olmasına rağmen o da hissediyordu olacakları. Haftalardır karış karış yürüdüğü bu sokaklara kısa bir süre sonra adım atmak bile mümkün olmayacaktı. Yaz aylarında kimi karınca yuvalarının etrafı nasıl kıvıl kıvıl oluyorsa, Pamplona da işte öyle olacaktı! Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler şehre sığmayacak, bir yolunu bulup şehre girebilenler de, her metrekaresinde en az 6 kişinin bulunduğu sokaklarda yürümek için yer bulamayacaklardı.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (4): Iberia

30 Jun2007
 

Iberia adlı demirden bir kuş, Atina adlı şehirden havalanarak Madrid adlı şehre doğru yol almaya başladı. Güneş adlı sıcak küreden yayılan ışınlar, an(!) itibariyle dünya adlı gezegenin Avrupa adlı kıtasına dike yakın bir açıyla düşmekteydi. Demir kuş rotasındaki irtifaya yükseldikten sonra, Maria / Iberia adlı etten kemikten bir kabin görevlisi, servis arabasındaki değişik adlardaki içeceklerin servisine başladı. Adlarını bilmediği her yolcuya tek tek birşey içmek isteyip istemediklerini sorarak arka sıralara kadar ilerledi. Sabahın erken saatlerinde Madrid adlı şehirden Atina adlı şehre gelirken de aynı şeyi yapmıştı.

İberya

Maria / Iberia sondan üçüncü sıraya geldiğinde yüksek volümlü müzik eşliğinde yüzünde garip bir ifadeyle uyuyan yolcuyu farkeder farketmez alışkın olduğu hızlı değerlendirmelerinden birini yaptı ve yolcunun uykusunun yeterince derin olduğu düşüncesiyle kendisini uyandırmamanın daha doğru olacağına karar verdi. Ardından da derhal güleryüzünü tekrar takınarak sondan ikinci sıraya doğru ilerledi.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (3): Düzenleyiciler

27 Jun2007
 

“Ne yapıyor şu anda?”

“Az önce restorana girmişti, efendim. Şimdi yemeğini yiyor. Bir yandan da ne yapacağını düşünüyor.”

“Güzel. Bulmacanın ne kadarını çözebildi?”

Düzenleyiciler

“Çok küçük bir kısmını, efendim. Gerek boğaların varlığı, gerekse sokağın ve insanların görünüşlerinden hareketle beyninin ona ‘İspanya’da geçen’ bir oyun oynadığını düşünerek kendisinden beklenen bir sonuca varmıştı biliyorsunuz ikinci günün sonunda. Ardından da, internet üzerinde biraz araştırma yaptı. Salıverilen boğaların koşusunun İspanya’da her yıl düzenlenen festivallerde önemli bir yer tuttuğunu öğrendi. Önceki yıllarda televizyon haberlerinde İspanya’da sokaklarda koşan boğaları ve onlardan kaçışan insanları izlemiş olduğunu dikkate almıştık baştan zaten.”

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (2): Kabus

25 Jun2007
 

Korkuyla uyanmasının üzerinden birkaç dakika geçmiş olmalıydı. Ama yattığı yerde kafasının içinde yankılanan sesler, takriben 5 metre önünden geçen tramvayın sesini hala perdeleyebiliyordu. Tamamen kapalı beyaz jaluzilerin üzerindeki yansımadan anlaşılabildiği kadarıyla güneş yeni batmış gibiydi. Göz ucuyla duvardaki saate baktı. Çalar saatinin çalmasına daha 50 dakika vardı. Ancak daha fazla uyuyamayacağını biliyordu. Bu nedenle korkudan kaskatı kesilmiş vücudunu hareket etmeye zorladı. Birşeyler yemeli, ardından da her zamanki rutinine başlamalıydı.

Kabus

Ağır hareketlerle doğruldu. Ancak kendisinde hissettiği farklılık nedeniyle bugünün diğerine nazaran pek de rutin geçmeyeceğini şimdiden anlamıştı. Zaten ilk dakikadan itibaren tamamen rutin dışı gerçekleşti herşey. Duş alıp yemek sipariş etmek yerine, aceleyle yüzünü yıkayıp dışarı çıktı hemen. Kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan sıcak hava, göbeğinde yaşamasına rağmen çok sınırlı temasta bulunduğu koca şehirle tekrar yüz yüze gelmesini sağladı. Hızlı adımlarla her zaman yemek ısmarladığı Sirkeci İstasyon Arkası’ndaki esnaf restoranına doğru ilerlemeye başladı.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (1): Sıcak Şehir

23 Jun2007
 

İstanbul, tarihinin en bunaltıcı yaz günlerinden birini yaşıyordu. Kızgın güneşin altında kavrulan asfaltlardan saydam dumanlar yükseliyor, klimalardan serpilen su damlacıkları zeminle temas eder etmez buharlaşıyordu. Beyaz şemsiyelerini güneşe siper ede ede şehrin sokaklarında koşuşturan onca insan, cehennemi sıcaklara inat dünyayla boğuşmaya devam ediyor ve böylelikle farkında olmadan tabiatının gereğini yerine getiriyordu.

Sıcak Şehir

Ne de olsa herşey, hayat denilen mücadeleye bir yerlerden tutunmak istemeleriyle ilgiliydi eninde sonunda. Üzerinde yaşadıkları ve nereye doğru yol aldığını bilmedikleri bu küre şeklindeki cisim, öyle ya da böyle insanoğlunun yegane oyun sahasıydı. Bu sahada cereyan eden küçük ve (nisbeten) büyük oyunlarda, belli noktalara odaklanmak, insan tabiatı gereği diğer başka noktaların öncelik sırasını etkiliyordu. İşte bu nedenle, kendilerine ‘iş’ belledikleri şeyleri yapmak üzere beyaz şemsiyelerinin altında hedeflerine doğru ilerleyen insanlar, havaların ısınmasıyla eskisinden de güzel bir sergi alanına dönmüş olan şehr-i İstanbul’un gizemlerine kayıtsız kalıyorlardı.

Yazının devamı »