• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (2): Kabus

25 Haz2007
 

Korkuyla uyanmasının üzerinden birkaç dakika geçmiş olmalıydı. Ama yattığı yerde kafasının içinde yankılanan sesler, takriben 5 metre önünden geçen tramvayın sesini hala perdeleyebiliyordu. Tamamen kapalı beyaz jaluzilerin üzerindeki yansımadan anlaşılabildiği kadarıyla güneş yeni batmış gibiydi. Göz ucuyla duvardaki saate baktı. Çalar saatinin çalmasına daha 50 dakika vardı. Ancak daha fazla uyuyamayacağını biliyordu. Bu nedenle korkudan kaskatı kesilmiş vücudunu hareket etmeye zorladı. Birşeyler yemeli, ardından da her zamanki rutinine başlamalıydı.

Kabus

Ağır hareketlerle doğruldu. Ancak kendisinde hissettiği farklılık nedeniyle bugünün diğerine nazaran pek de rutin geçmeyeceğini şimdiden anlamıştı. Zaten ilk dakikadan itibaren tamamen rutin dışı gerçekleşti herşey. Duş alıp yemek sipariş etmek yerine, aceleyle yüzünü yıkayıp dışarı çıktı hemen. Kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan sıcak hava, göbeğinde yaşamasına rağmen çok sınırlı temasta bulunduğu koca şehirle tekrar yüz yüze gelmesini sağladı. Hızlı adımlarla her zaman yemek ısmarladığı Sirkeci İstasyon Arkası’ndaki esnaf restoranına doğru ilerlemeye başladı.

Yazının devamı »

 

Boğalar, Lady Ashley ve Gerçek (1): Sıcak Şehir

23 Haz2007
 

İstanbul, tarihinin en bunaltıcı yaz günlerinden birini yaşıyordu. Kızgın güneşin altında kavrulan asfaltlardan saydam dumanlar yükseliyor, klimalardan serpilen su damlacıkları zeminle temas eder etmez buharlaşıyordu. Beyaz şemsiyelerini güneşe siper ede ede şehrin sokaklarında koşuşturan onca insan, cehennemi sıcaklara inat dünyayla boğuşmaya devam ediyor ve böylelikle farkında olmadan tabiatının gereğini yerine getiriyordu.

Sıcak Şehir

Ne de olsa herşey, hayat denilen mücadeleye bir yerlerden tutunmak istemeleriyle ilgiliydi eninde sonunda. Üzerinde yaşadıkları ve nereye doğru yol aldığını bilmedikleri bu küre şeklindeki cisim, öyle ya da böyle insanoğlunun yegane oyun sahasıydı. Bu sahada cereyan eden küçük ve (nisbeten) büyük oyunlarda, belli noktalara odaklanmak, insan tabiatı gereği diğer başka noktaların öncelik sırasını etkiliyordu. İşte bu nedenle, kendilerine ‘iş’ belledikleri şeyleri yapmak üzere beyaz şemsiyelerinin altında hedeflerine doğru ilerleyen insanlar, havaların ısınmasıyla eskisinden de güzel bir sergi alanına dönmüş olan şehr-i İstanbul’un gizemlerine kayıtsız kalıyorlardı.

Yazının devamı »