Geçen hafta bir konferans için New Orleans’taydım. Öğle arasında otelin lobisinde otururken karşı koltuktaki kişinin de Türk olduğunu fark edince, “Merhaba” dedim. Haliyle tanıştık… Deniz Tansi… Yeditepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisiymiş. Gayet de hoşsohbet bir insan… Haliyle epeyce sohbet ettik, ardından da birlikte yemek yedik.
Yazının devamı »
Seattle’daki küçük bir “donut” dükkanının bahşiş kutusu. (22 Şubat 2007)

Dickinson College’dan Yardımcı Doçent Edward Webb, ISA 2010 konferansında Türk eğitim sistemi konulu makalesini sunarken. (17 Şubat 2007)
Webb, görüntüdeki slaytta, 1956 tarihli bir ders kitabının Selahattin Eyyubi’yi bir Türk lider olarak tanıtıyor olduğuna dikkat çekiyor.

Sinema girişine konmuş. “Bizden söylemesi” demek istiyor.

Sene 2001. ABD’nin küçük bir şehrinde, o zamanki evimden 2000 küsür mil uzakta bir yerdeyim. Kullandığım kamyonetin römorkunun lastiği patladı. Neyse ki yükü sabitlemek için alet edevat alışverişi yapabileceğim bir yere gelmiştim. O açıdan şanslıydım yani. Hemen yakında bir lastikçi de varmış. Önce oraya gittim. Lastiğe baktılar… “Bu az bulunan bir lastik, şimdi sipariş etsek ancak yarın gelir” dediler. Haliyle hoşuma gitmedi… Ama yapacak bir şey de yok… Siparişi verdim.
Yazının devamı »
Bir İngilizce-Osmanlıca sözlük edinmek, şayet yoksa bir şekilde yazmak istiyorum. Tabii, “Ne var ki bunda?” denebilir. Ama bu sözlük bildiğimiz sözlüklerden olmayacak. Sadece belli kelimelere yer verecek. Mesela “synonymously” kelimesine bakacaksın, “müteradif” diyecek. Ya da “implicit” kelimesine bakacaksın, “zımni” diyecek.
Yani?
Yazının devamı »
17 Ocak 2010 tarihinde “Atatürk Kızları Foucault Okumaz!” başlıklı yazıya bırakılan yorum:
Bu kadar saçma bir metin okumamıştım. Siz kendinizi nereye koyuyorsunuz ki, tesadüfen açtım bu sayfayı, bencesizi kimse okumaz. Anti Atatürk düşünce üretmeniz için kimbilir ne kariyer kazandınız ve cebiniz ne metelikler gördü. “Asıl siz Atatürk’ü iyi okuyun. Çok şey kaçırmışsınız” diyeceğim ama bu kafayla bir şey anlayabileceğinizi sanmıyorum.
Evet, kim bilir…
Mezgit ve Patates (Haddock and Chips), her daim 5.99 dolar iken, mübarek Cuma gününe özel olarak sadece 2.99 dolar. IKEA Food’un değerli katkılarıyla… (Soslar, soldan sağa: Ketçap, ketçap, ketçap, tartar sosu, mayonez, ranch.)

İstanbul gibi her köşesinde tarihten izler bulunan bir şehrin kapsamlı bir “mekan sözlüğü”ne sahip olmaması (şayet gerçekten yoksa) büyük bir kayıp. Mesela 1730 yılında, 13 yıllık sadrazam, enteresan insan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, isyancıların taleplerine boyun eğen III. Ahmet’in emriyle boğdurulmuş, ardından da, sarayın Alay Köşkü tarafından ceseti isyancıların önüne atılmıştı. Böyle bir eserde, kısa bir süre sonra o ceseti sokaklarda sürükleyerek parça parça edecek olan o isyancıların Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı bekleştikleri o yeri görebilmek mümkün olabilirdi. Ya da ne bileyim, Tanzimat Fermanı olarak da bilinen Gülhane Hatt-ı Humayunu, 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane Parkının her neresinde okunmuş ise görmek, bilmek güzel olmaz mıydı?
Bunlara ek olarak tabii bir de bu yerlerin herbirine tabelalar konarak yayaların, bastıkları yerleri toprak diyerek geçmeyip tanıyabilmelerine yardımcı olmak da güzel olurdu. Tabii bu yapılabilecek olanların en azı. Yoksa işin bir de sanat boyutu var. Değil mi ki bir şehrin sanat eserleri, o şehrin tarih ve kültürünün ifade bulduğu, cisimleştirildiği yapıtlardır? O zaman mesela Tanzimat Fermanı’nın okunduğu yere konulacak heykellerde o anı tablolaştırmak ve fermanın metnini rölyeflere işlemek fena mı olurdu? (Her yere aynı çatık kaşlı, gelen geçene azarlar gibi bakan heykeller dikmekten daha iyi bir fikir olduğuna eminim.)
Dün süpermarketten çıkarken gördüm. Kapıya yakın bir yere kocaman bir yardım kutusu koymuşlar. Üzerinde “Gıda bağışlarınız çevredeki ailelere gitmektedir” (Your food donations go to local families) yazıyor. Yani koca alışveriş arabasını doldurup çıkışa yönelmiş olan insanların, satın aldıkları herşeyi arabalarının bagajına doldurmadan önce bir kısmını da ihtiyaç sahiplerine bağışlamak isteyebilecekleri düşüncesinden hareketle hayata geçirilmiş olan son derece basit ama bir o kadar da anlamlı bir uygulama. Devletten-insana değil, insandan-insana sivil bir dayanışma esasına dayanıyor olması itibariyle de ayrıca güzel.
Yazının devamı »

