Tek parti iktidarı, 1920′li yıllarda Türkiye’de gerçekleştirdiği sosyal, kültürel ve politik değişimlerin her birini bir ‘devrim’ olarak adlandırdı ve bu köklü değişimlerin bütününe bağlı kalmayı ve onları korumayı ‘devrimcilik’ olarak nitelendirdi. Böylelikle, halkçılık-devletçilik-milliyetçilik ilkelerinin oluşturduğu bütünsel yapının gereği milliyetçi ve korporatist bir ideolojiye sahip olması beklenen halkın, sosyal ve kültürel anlamda da belli konulara bakışının şekillendirilmiş olması umuluyordu.

1931 ve 1935 yılı CHP programları partinin devrimcilik ilkesini birbirine çok yakın ifadelerle tanımlıyor. Ancak 1931 yılı programında, ‘Fırka, milletimizin bir çok fedakarlıklarla yaptığı inkılaplardan doğan ve inkişaf eden prensiplere sadık kalmayı ve onları müdafaa etmeyi esas tutar.’1 şeklinde bir tanımlama yapılırken, 1935 yılı programında ihtilalciliği dışlayan bir cümle de yer alıyor:
‘Parti devlet yönetiminde, tedbir bulmak için derecel ve evrimsel prensiple kendini bağlı tutmaz. Ulusumuzun sayısız özverilerle başarmış olduğu devrimlerden doğan ve olgunlaşan prensiplere bağlı kalmak ve onları korumak parti için esastır.’2








