Hemen her devrimin kendi değerlerini ve bu değerlerin hayata geçirildiği dönemi kutsayarak kendine özgü bir asr-ı saadet konsepti içinde sunmuş olduğu gerçeği, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yılları için de geçerli. Bu nedenle, 20. yüzyıl Türk tarihi resmi kalıpların dayattığı mitolojik sunumdan soyutlandığı ölçüde, kurgu ve gerçeklik arasındaki farklar da belirginlik kazanıyor.

Muzafferlerce yazılan 20. yüzyıl Türk tarihinin göz ardı edilmek istenen gerçekleri belirginlik kazandığında, çok da fazla ayırt edici niteliğe sahip olmayan, tipik bir güç paylaşımı ve dayatma tablosu ortaya çıkıyor. Yapılan değerlendirmelerde bilimsel anlamda herhangi bir hassasiyetin gösterilmeyip, olay ve şahısların hakim kılınmak istenen ideolojiye yakınlıkları ölçüsünde ele alınıp ona göre muamele gördükleri rahatlıkla söylenebilir. Söz konusu döneme ait olan onca olay teker teker derinlemesine incelemeye tabi tutulduğunda, (önceki yazılarda değinilen türden) korkunç hadise ve haksızlıklara rastlanması bu nedenle şaşırtıcı olmaz.










