• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • No Featured Posts Found
 
 

1924’te Okyar Hükümeti’nin Kurulması [Aydemir]

8 Mar2011
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

İsmet Paşa kabinesinin ömrü uzun olmadı. 22 Kasım 1924’te İsmet Paşa istifa etmek zorunda kaldı. … Kabinenin kurulması işi, mutedil bir şahsiyet olan Fethi Beye verildi. Kabine kuruldu. …

Yeni kabine şöyle teşekül etmişti:

Fethi Bey (Okyar); Başvekil ve Milli Müdafaa Vekili,
Mahmut Esat Bey (Bozkurt): Adliye Vekili (İzmir),
Recep Bey: Dahiliye Vekili ve Mübadele Vekili (Kütahya),
Şükrü Kaya Bey: Hariciye Vekili (Menteşe),
Mustafa Abdülhalik Bey: Maliye Vekili (İzmir),
Saraçoğlu Şükrü Bey: MaarifVekili (İzmir),
Hasan Fehmi Bey: Ziraat Vekili (Gümüşhane),
Ali Cenani Bey: Ticaret Vekili (Gaziantep),
Fevzi Bey: Nafia Vekili (Diyarbakır),
Dr. Mazhar Bey: Sıhhiye Vekili (Aydın).

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 196.
 

“Mustafa Kemal bir anı düşkünü değildir” [Aydemir]

25 Aug2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Mustafa Kemal bir anı düşkünü değildir. Gerek Çanakkale, gerek doğru cephesine, gerek Sakarya muharebe meydanlarına bile sonradan ziyaretlerde bulunmamıştır.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 185.
 

1924’teki Yeni İsmet Paşa Kabinesi [Aydemir]

12 Aug2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Yeni kabine şöyle kuruldu:

Başvekil ve Hariciye Vekili: İsmet Paşa (Malatya),
Milli Müdafaa Vekili: Kazım Paşa (Balıkesir),
Dahiliye Vekili: Ferit Bey (İstanbul),
Maliye Vekili: Abdülhalik Bey (Çankırı),
Ticaret Vekili: Hasan Bey (Trabzon),
Ziraat Vekili: Zekai Bey,
Adliye Vekili: Mustafa Necati Bey (İzmir),
Sıhhiye Vekili Dr. Refik Bey (Saydam; İzmir),
Maarif Vekili: Vasıf Bey (Çınar; İzmir),
Nafıa Vekii: Süleyman Sırrı Bey,
İmar, İskan Bekili: Celal Bey (Bayar; Saruhan)

Ordunun siyasetten ayrılmasına gelince? Erkanıharbiye-i Umumiye Vekaletinin [Genelkurmay Bakanlığı’nın] kaldırılması, Genelkurmay Başkanının kabineden çıkarılarak, bu servisin müstakil teşkilatlandırılması, bu konuda en esaslı adımı teşkil ediyordu. Fakat askerlerin ve kumandanların aynı zamanda mebus olmalarını sağlayan usul henüz yürürlükteydi. Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi generaller, aynı zamanda mebus bulunuyorlardı.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 163, 164.
 

29 Ekim 1923 Sonrasında Yeni Kabine [Aydemir]

27 Jan2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Kabine şöyle teşekkül etti: Başvekil: İsmet Paşa (Malatya mebusu), Şer’iye Ve­kili: Mustafa Fevzi Efendi (Saruhan mebusu), Erkânı Harbiyei Umumiye Ve­kili: Müşir Fevzi Paşa (İstanbul mebusu), Dahiliye Vekili: Recep Bey (Kütahya mebusu), Maliye Vekili: Hasan Bey (Gümüşhane mebusu), Müdafaai Milliye Vekili: Kâzım Paşa (Balıkesir mebusu), İktisat Vekili: Hasan Bey (Trabzon mebusu), Adliye Vekili: Seyit Bey (İzmir mebusu), Maarif Vekili: Safa Bey (Adana mebusu), Nafia Vekili: Muhtar Bey (Trabzon mebusu), Sıhhiye Vekili: Refik Saydam Bey (İstanbul mebusu), İmar, İskân Vekili: Mustafa Necati Bey (İzmir mebusu).

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 152.
 

Hareket Ordusu’nun II. Abdülhamid’i Tahttan İndirmesi [Aydemir]

18 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

13 Nisan 1908’de Hareket Ordusuna, bu orduya kumanda etmek üzere seçilen Selânik Redif Fırkası Kumandanı Hüsnü Paşanın kurmay heyetine aktif bir surette katılan Mustafa Kemal, tam İstanbul’a girileceği sırada bu ordunun kurmay reisliğinden alındı. Hareket Ordusu 15 Nisan günü Selânik’ten hareket etmişti. Birlikler Hadımköyü’ne geldiği zaman Şevket Turgut Paşa kumandasında Edirne Gönüllüleri de bu orduya katıldı. 19 Nisan’da Hüsnü Paşa beyannamesini yayınladı. 21 Nisan’da da İstanbul üzerine yürüyeceğini Selânik’te Üçüncü Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşaya bildirdi. Fakat işte bu haber verme, Selânik’te, İttihat ve Terakki umumî merkezinde uzun müzakere ve tartışmalara yol açtı. Neticede Hareket Ordusu kumandanlığının III. Ordu Kumandanı Mahmut Şevket Paşaya, Hareket Ordusu Kurmay Başkanlığının da, Berlin’deki ataşemiliterlik vazifesinden, Selânik’e dönen Enver Beye verilmesine karar verildi. Onun yanına gene cemiyetin merkez heyetinden ve güvenilen elemanlarından Binbaşı Hafız Hakkı Bey katılacaktı. Mustafa Kemal böylece ön plandan çekilmiş oldu.
Bu yeni kumanda kadrosu, Hareket Ordusu Yeşilköy’e gelir gelmez idareyi eline alır. Enver, Hareket Ordusu Kurmay Başkanı olunca, Mustafa Kemal’in gene önünü kesmiş oldu. Yeşilköy’de yani tam son icra safhasında arka planda kalan Mustafa Kemal’de, Enver Beyin bu tayini kim bilir nasıl iç buhranlarına yol açmıştır.
Ondan sonraki hikâyeler malumdur. Hareket Ordusu İstanbul’a girer. Abdülhamit tahtından indirilir. İsyanın önderleri cezalandırılarak, diğer avcı taburları erleri, İstanbul’dan ağır hizmetlere sürülürler. Kendisi veliaht olduğu halde hep sarayında hapsedilen ve 19 yıldan beri padişahın yüzünü bile görmemiş olan Reşat Efendi isminde iyi niyetli, ama yaşlı ve pıhtılaşmış bir şehzade, padişah olur. Ona verilen bu taht her şeyden evvel İttihat ve Terakki’nin ona bir hediyesi sayılmak gerekir. Zaten Reşat Efendiye, oturduğu dairede, padişah olacağını tebliğ eden ve kendisini dairesinden alarak gerekli tören (biat töreni) yapılmak üzere Topkapı Sarayına götüren gene Hareket Ordusu ve cemiyet üyelerinden küçük rütbeli üç subaydır. O bu tahtta daima bir gölge olarak oturacaktır. Gerçi padişahın tahttan indirilmesine ve Reşat Efendinin padişahlığına 27 Nisan’da Yeşilköy’de, bir arada toplanan Mebusan ve Âyan Meclisleri karar verirler. Ama bu Meclislerin dayandığı, Mahmut Şevket Paşa ile Selânik ordusu ve İttihat ve Terakki’dir. 27-28 Nisan’da biri Türk, biri galiba Kürt veya Arap, biri Arnavut, biri Ermeni ve biri de Yahudi olan bir heyet Abdülhamit’e halifelik ve padişahlıktan indirildiğini bildirir.
Bu heyetin Yahudi âzâsı olan Emanuel Karasu, Selânik’te, Talât Bey de dahil olduğu halde ileri gelen İttihatçıların girdiği mason locasının üstadıdır. Talât Beyi, meşrutiyetten önce Selânik postanesindeki yerini bir ihbar dolayısıyle kaybedince, ona kendi yazıhanesinde iş veren bu avukattır. Abdülhamit tahttan indirilme kararını sükûnetle dinlemiş, fakat bir Yahudi’nin kendisini halifelikten indiren bir heyette yer almasının garipliğini belirtmekten çekinmemiştir. Bazı yayınlara göre Emanuel Karasu, daha önce Abdülhamit nezdinde, Filistin’e Yahudiler için göç hakları almak üzere, Siyonistlerin bazı teşebbüslerine de katılmış ve bu teşebbüsler padişah tarafından sertlikle reddedilmiştir.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 145-147.

 

II. Meşrutiyetin İlanı Sonrasında Yaşanan Birkaç Olay [Aydemir]

17 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

İhtilâlin Paris lideri Ahmet Rıza Bey bile ihtilâl olduğu halde İstanbul’a ancak 25 Eylül 1908 günü dönebilmişti. Dışarıdaki Genç Türklerin ikinci kanadının, “Adem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsî” grubunun önderi olan Prens Sabahaddin de ondan az önce, 2 Eylül 1908’de ve gurbette ölen babası Damat Mahmut Paşanın kemiklerini de alarak dönmüştü. Sonra bunlara birer Selânik seyahati de tertip edildi. Prens Sabahaddin’le İttihatçılar bir birleşme gösterisi yaptılar. Ama bu birleşme gerçekte hiçbir zaman olmadı.
Hulâsa bütün bu karışıklıkları, yerleşmemişlikleri takibeden ve ortada herkesin hem muhabbeti, hem husumeti kendisine yönelen İttihat ve Terakki Cemiyetinin, bir türlü hâkim olamadığı bu gelişmeler içinde, nihayet 13 Nisan 1908’de İstanbul’da avcı taburlarının isyanı, yani Selânik’i ön plana, icra alanına çıkarmaya mecbur kılan olay (o zamanki tarihle 31 Mart hadisesi) patlak vermişti.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 144.

 

II. Meşrutiyet “İhtilal”i Sonrasında Ülkenin İçine Düştüğü Belirsizlik Hali [Aydemir]

16 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

20 Kasım 1908’de yapılan seçimlerle, 17 Aralık 1908’de Âyan ve Mebusan Meclisleri açılmıştı. Bu meclislerde Ahmet Rıza Bey Mebusan Meclisi reisliğine, Talât
Bey de birinci reis vekilliğine seçildiler. Mecliste İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları ezici bir çoğunluktaydı.
Fakat cemiyet hâlâ partileşmemişti. Hâlâ idareciler gölgedeydi, hâlâ açık bir program propagandasına girememişti. İç, dış meseleler ve siyasî gelişmeler
üzerinde davranışları belli değildi. Gerçi İttihat ve Terakkici gazeteler (bilhassa “Tanin”) vardı. Liderler feragatli görünüyorlardı. Fakat komitacı ruhu
devam ediyordu. Cemiyet, Mebusan Meclis’inde ezici bir çoğunluk elde ettiği halde hâlâ parti değil, komita idi. Bu hal hem kendisine, hem memlekete çok
pahalıya mal oluyordu. Ortada bir belirsizlik, bir emniyetsizlik vardı.
Cemiyet ihtilâl sonrası için hazırlanmamıştı. İhtilâl sonrası kadrosunu da önceden hazırlamamıştı:
– İhtilâlden sonra ne olacak?
şeklinde, Önyüzbaşı Mustafa Kemal’in, daha ihtilâlden önce gizli toplantılarda ortaya attığı ve o yüzden gözden düştüğü görüşler, acı bir şekilde
doğrulanıyordu. Demek ki:
– Hele meşrutiyet ilân edilsin, hele 1877 Mithat Paşa Anayasasına dönelim. Ondan sonrası kolay,
görüşü doğru değildir.
İşte ihtilâl olmuştu. 1877 Anayasası yürürlüğe girmişti. Mebusan ve Âyan Meclisleri açılmıştı. Ama kazan kaynıyordu. Memleket rahat değildi. İmparatorluk
büsbütün parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya idi. Memleket içinde “îttihad-ı anâsır” denilen ve bütün millî toplumların birliğini amaç edinen formül, daha
şimdiden havada idi. Her tarafta Arap, Arnavut, Kürt kulüpleri kuruluyordu. Bunların ardında bilinmeyen faaliyetler cereyan ediyordu. Gerçi, 10 İstanbul
mebusundan beşi Müslüman, beşi Hıristiyandı. Mecliste de her milliyetten mebuslar vardı. Ama bu kâfi gelmiyordu. Bir parti lâzımdı. Güçlü, aktif bir hükümet
ve ülkeyi yeniden tertipleyici hâkim bir siyaset lâzımdı. Bunlar ise yoktu… Emniyetsizlik havası devam ediyordu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 144.

 

1908 Yılında Osmanlı Hanedanı ve Hükümet [Aydemir]

15 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Padişah zaten tükenmişti. Abdülhamit, arkasında bin bir suçun, bin bir ihmalin, bin bir zulmün sorumluluğunu taşıyordu. Niçin ve nasıl konuşacaktı. Hanedan çürümüştü. Hanedan mensupları cahildiler. Okur yazar denilemeyecek kadar cahildiler. Saraylarının duvarları dışında olupbitenlerden haberleri yoktu. Düşünmeli ki, Padişah Abdülhamit ile Veliahdı Reşat Efendi, 19 yıl, evet 19 yıl birbirlerinin yüzlerini dahi görmemişlerdi. Bütün şehzadeler köşklerinde mahpustular. Dadılar, halayıklar, Arap harem ağaları elinde, kümes hayvanları kadar beyinsiz mahlûklar haline getirilmişlerdi. Gazete, kitap okuyamazlar, misafir kabul edemezlerdi.
Hükümet ise hâlâ, eski nesil ve devir mensuplarının ellerinde idi. Eski devrin dışarıya kaçamamış olan bazı azılı mensupları biraz mevkuf kaldıktan, nereye sarf olunduğu pek bilinmeyen para tazminatı ödedikten sonra, Büyükada’da oturmak kaydıyla serbest bırakılmışlardı. Sadrazamlık makamı Sait Paşa, Kâmil Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa, Rifat Paşa gibi eski devrin yaşlı mensupları arasında nöbet değiştiriyordu. Abdülhamit’in idare-i maslahat politikası gene işlere hâkimdi.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 143.

 

II. Meşrutiyet’in İlanı’nın Ardından Devlette Çözülmenin ve İttihat ve Terakki’ye Muhalefetin Artması [Aydemir]

14 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

23 Temmuz 1908’de meşrutiyetin ilânı, memlekette ve hele Rumeli’de halkın bunu, bir zafer sarhoşluğu içinde kutlayışı, etkilerini uzun zaman muhafaza edemedi. Hem içeriden, hem dışarıdan birbirini kovalayan olaylar, daha ihtilâlin üstünden bir yıl geçmeden İttihat ve Terakkinin itibarını büyük ölçüde sarstı. Halbuki cemiyet henüz iktidarda bile değildi. Kabine gene eski devrin devlet adamlarının elindeydi. Cemiyet el altından denetleme yapıyordu. Fakat o da çok görülüyordu. Hatta 7 Ağustos 1908’de cemiyet, hükümetin işlerine müdahale etmeyeceğini halka bir beyannâme ile bildirdi. Sadaretten de (Başvekillik) valilere, hükümet işlerine hiçbir cemiyet ve teşekkülün müdahale ettirilmemesi hakkında tebliğler yapılıyordu.
Bir taraftan da muhalefet unsurları beliriyordu. 1 Ağustos’ta “Mizan” gazetesi sahibi Murat Bey grubu, cemiyet tarafından muhalif ilân edildiler. 12 Ağustos’ta Fatih camiinin tanınmış bir müderrisi, Tokatlı Mustafa Sabri Efendi (Mütareke devrinde Şeyhülislâm, sonra 150’liklerden) Cemiyet-i İttihadiye-i İslâmiye ismi altında din sloganlarına dayanan siyasî bir teşekkül kurdu. 14 Eylül 1908’de “Ahrar Fırkası” İttihat ve Terakki muhalifi bir teşekkül olarak kuruldu. 1889’da Tıbbiye’de gizli İhtilâl Komitesi kurucusu ve bir numaralı âzâsı olan Dr. İbrahim Termas, bu partinin başına geçti. Gene Ağustos içinde muhalif “Fedâkârân-ı Millet Cemiyeti” ve “Hukuk-u Umumiye” gazetesi kuruldu. Fakat asıl tepkiler sınırlarda idi. 12 Eylül 1908’de bir törene davet edilmeyen Bulgaristan kapı kethüdası (maslahatgüzar) İstanbul’u terk etti. 5 Ekim’de Bulgaristan Prensi Ferdinand, Tırnova’da krallığını (çar) ilân etti. Şarkî Rumeli eyaleti denilen Güney Bulgaristan’ı da fiilen ilhak eyledi. 6 Ekim 1908’de Avusturya-Macaristan hükümeti, şeklen Osmanlı toprağı sayılan Bosna-Hersek’i topraklarına kattı. 12 Ekim 1908’de Girit Rum halkı, Girit adasını Yunanistan’a ilhak ettiklerini ilân ettiler. Türk şehirlerinde İttihat ve Terakki, protestolar, mitingler, boykotlarla halkı galeyana sevk ediyordu. Ama imparatorluğun dağılışı başlamıştı.
19 Ekim 1908’de cemiyet, Selânik’ten, hürriyeti korumak üzere avcı taburlarını İstanbul’a getirdi. Sarayın muhafızı olan Arap, Arnavut taburları İstanbul’dan çıkarıldı. Diğer eski kıtalar da kenarlara alındılar. 12 Nisan 1909’da İstanbul’da ve meşrutiyete karşı isyan eden taburlar işte bu avcı taburları oldu. Bunlardan başka içerde de kımıldanmalar vardı. 31 Mart vakası esnasında, Adana’da Ermeniler karışıklıklar çıkarmışlardı. Suriye’de, Kürdistan’da kıpırdanmalar oldu. Cahil bir yobaz olan Kör Ali Istanbul tarafından, gene cahil bir yobaz olan İmam Abdülkadir, Üsküdar’da yeniliğe karşı gösteriler tertiplediler.
9 Kasım’da “Cemiyet-i Naciye-i Milliye” adında gerici bir teşekkül meydana geldi. 10 Kasım’da, 31 Mart olaylarının en büyük teşvikçisi olan Derviş Vahdetî “Volkan” gazetesini çıkarmaya, ortalığa ateş, nifak saçmaya başladı. 16 Kasım’da muhalif “Serbestî” gazetesi çıktı. Bu arada demokratik bir eğilimi olan “Hukuk-u Beşer”, 22 Aralık’ta Sabahattin Bey tarafından çıkarıldı.
13 Ocak’ta, cemiyet kadrosundan Enver Bey Berlin, Fethi Bey (Okyar, Başvekil) Paris ve Binbaşı Hafız Hakkı Bey (general) Viyana sefareti ataşemiliterliklerine tayin edildiler. Ali Fuat (Cebesoy) da Roma ataşesi oldu.
23 Ocak’ta Harbiye mektebinde karışıklıklar çıktı. Nümayişler tertiplendi. Neticede 60 öğrenci Harbiye’den çıkarıldılar. Bu da havayı cemiyet aleyhine karıştırdı. 6 Şubat’ta ise 13 Nisan (31 Mart) olaylarının en önemli körükleyici merkezi olan “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” kuruldu. Bu cemiyetin kurucusu Derviş Vahdetî “Volkan” gazetesinde, bütün askerleri, birlikleri, halkı ve vilâyetler ahalisini kendileriyle beraber gösteriyordu. 19 Şubat’ta aynı Derviş Vahdetî, şeriata dönülmesini ve başka memleketlerden kanunlar alınmamasını isteyen beyannâmeler yayınladı. Bir lâyiha ile şeyhülislâma da başvurdu. 27 Şubat’tan o vakte kadar askerlikten muaf olan ve bu muafiyetlerinin devam edebilmesi için basit bir okuma yazma imtihanına tabi tutulmak istenen medrese talebeleri, bu karar aleyhinde nümayişler yaptılar. İmtihan kararının uygulanmamasını, geciktirilmesini istediler. Yakında bir şey bekliyor gibi bir halleri vardı.
Orduda da siyasî akımlar gelişiyordu. 21 Şubat’ta Harbiye Nezareti, ordu mensuplarının siyasetle uğraşmalarını yasaklayan bir bildiri yayınladı. Halbuki İttihat ve Terakki’nin esas kadrosu askerdi. Asker olarak da kaldı. 22 Mart’ta sadrazam cemiyetin ve siyasî teşekküllerin ordu işlerine karıştırılmaması hakkında gene bir genelge yaydı. 16 Mart’ta İttihad-ı Muhammedî Cemiyetinin nizamnamesi ve kurucularının isimleri “Volkan” gazetesinde çıktı. Cemiyet gittikçe güçleniyor, yahut güçlenmiş görünüyordu. 28 Mart’ta “Beşinci Alay nâmına” imzalı ve bu alayın tümünün İttihad-ı Muhammedî cemiyetine bağlı olduğu, onu desteklediği hakkında gene “Volkan”da bir bildiri çıktı. Bu yazı sanki, sadrazamın, ordunun siyasetle uğraşmaması yolundaki genelgesine bir cevaptı.
31 Mart’ta, açığa çıkarılan veya açığa çıkarılmak istenen bazı subaylar İstanbul’da bir toplantı yaptılar. O sıralarda ordunun hemen üçte ikisi “alaylı,” yani mektepten çıkmamış ve alaydan yetişmiş subaylardı. 3 Nisan’da İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti Ayasofya’da mevlütler, törenlerle muazzam bir kuruluş gösterisi yaptı. Derviş Vahdetî ve Bediüzzaman Said-i Kürdî (Said-i Nursî) korkunç derecede kışkırtıcı nutuklar söylediler.
Suikastlar da başladı. 2 Aralık 1908’de İsmail Muhtar Paşa, bilinmeyen kimseler tarafından, evinin önünde öldürüldü. Gerçi bu zat, hürriyetten önce Selânik’te, padişaha yaranmak için jurnallar gönderen biriydi. Ama öldürmeler devam etti. “Sadayı Millet” gazetesinin başyazarı Ahmet Samim, 9 Nisan 1909’da Bahçekapı’da vuruldu. 7 Nisan 1909’da, “Serbestî” gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey, Köprü üstünde ve herkesin gözü önünde öldürüldü. Katiller yakalanmıyordu. Halk, bu cinayetlerin hepsini İttihat ve Terakki’ye maletti. Bilhassa son cinayet bardağı taşırdı.
Hasan Fehmi Aydın, muvazeneli bir gazeteci idi. Cemiyetin veya hükümetin el altından vaat ve tekliflerini reddetmiş, kendini gazetesine ve fikirlerine vermişti. Öldürülmesi her çevrede, bilhassa üniversite gençliği üzerinde derin tepkiler yaptı. Protestolara yol açtı. Cemiyet aleyhindeki şüpheleri kuvvetlendirdi. Onun 8 Nisan’daki cenaze töreni, Türkiye’de pek görülmeyen millî bir cenaze töreni halini aldı. Cemiyet gittikçe koz kaybediyordu.
Bütün bu gelişmelere kim, hangi kuvvet hâkim olabilirdi? Hangi kuvvet, 1876’dan beri beklenen ve hatta XIX. yüzyılın başından beri başlayıp bir türlü başarılamayan hürriyet ve meşrutiyet hareketlerini korurdu. Onları arızalardan sakınır ve devletin, parçalanmadan normal tekâmülünü yürütebilirdi? Bu kaynak, bu fikir, bu kudret, kim veya neresi olabilirdi? İşte bunun cevabı yoktu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 140-143.

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İkinci Kongresi [Aydemir]

12 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

İkinci kongre gene Selânik’te yaz içinde toplandı. 31 Mart 1909 irtica hareketinin hatıraları henüz taze idi. İmparatorluk içeriden, dışarıdan gailelere sahne olmuştu. İttihat ve Terakki umumî merkezi gene Selânik’e dönmüştü. Abdülhamit tahtından indirilmiş, Selânik’e naklolunmuştu. Kongre geceleri toplanıyor ve her toplantıya, kongre idare heyetine seçilen âzâdan biri sıra ile başkanlık ediyordu. Mustafa Kemal bu idarecilerden biriydi.
Tevfık Rüştü (Aras; daha sonra mebus, vekil) genel sekreterliğe seçilmişti. Onun hatıralarına göre Mustafa Kemal kongreye Trablusgarp murahhası olarak iştirak etmiş ve kongrede en ziyade dikkati çekenlerden biri olmuştur (diğer biri Ziya Gökalp). Mustafa Kemal ortaya attığı tezi ile kongreyi çok meşgul etmiştir. Tezin esası şu idi:
“Ordu mensupları cemiyet içinde kaldıkça hem parti kuramayacağız, hem de ordumuz olmayacaktır. Mensuplarının pek çoğu cemiyet âzâsı olan III. Ordu, günün manasıyla modern bir ordu sayılmaz. Orduya dayanan cemiyet de, millet bünyesinde kök salamamaktadır. Bunun için bir an evvel, cemiyetin muhtaç olduğu zabitleri veyahut cemiyette kalmak isteyen ordu mensuplarını, istifa suretiyle ordudan çıkaralım. Bundan sonra zabitlerin ve ordu mensuplarının, herhangi siyasî bir cemiyete girmelerine mani olmak için kanunî hükümler koyalım.”
İttihat ve Terakki’nin merkez heyeti âzâlarının çoğu bu görüşlerin aleyhinde görünüyorlardı.
Bu hususta, Edirne’de, II. Ordu’daki cemiyet mensuplarının da fikirlerini almak için heyet gönderilmesi kararı bu münakaşalar sırasında alınmıştır. Edirne’de o sırada cemiyetin sözcüleri durumunda görünenler, bilhassa Kâzım (Karabekir) ve İsmet (İnönü) Beylerdi.
Mustafa Kemal’in fikirler toplamı neticede şu 5 grupta beliriyordu.
1. Cemiyetin bir siyasî parti haline getirilmesi,
2. Ordunun politikaya karışmaması,
3. Cemiyetle masonluk arasında bir ilgi kalmaması,
4. Cemiyetin içinde eşitlik olması,
5. Hükümet işleriyle din işlerinin birbirinden ayrılması.

… [G]örüşlerini savunduğu 1909 ikinci kongresinden sonra Mustafa Kemal’in İttihat ve Terakki Cemiyeti ile aktif, hatta şekli bağlantıları fiilen kesilir.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 134-135.