• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • No Featured Posts Found
 
 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Birinci Kongresi [Aydemir]

11 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

1908 Temmuz ihtilâlinden sonra ve aynı yıl içinde İttihat ve Terakki Cemiyeti, Selânik’te birinci kongresini toplar.
Kongre 5 Ekim 1908’de toplanır. 25 Ekim 1908’e kadar devam eder. Kongre gizlidir. Kongreye, bir ihtilâl yapmış ve ilk hedefine varmış bir ihtilâlci cemiyetin havası hâkimdir. Enver ve ön plandaki asker arkadaşları, kongrenin yıldızlarıdırlar. 16 Ekim’de İstanbul’da, yanında Talat Bey ve Binbaşı Hafız Hakkı Bey olduğu halde, padişah tarafından kabul edilen Ahmet Rıza Bey de ertesi gün kongreye katılır. Cemiyet henüz açık ve kanunî bir çalışmanın gerektirdiği şekli bulamamıştır. Henüz parti değildir. Fakat önünde bir imparatorluğun büyük meseleleri ve sorumluluğu vardır. Halbuki henüz resmen iktidarda dahi değildir.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 133-134.

 

Trablus’un Kaybı [Aydemir]

10 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Mustafa Kemal, Trablus’ta görevini bitirdiği zaman çok şey değişmiştir. Libya’nın sayılı mütegallibeleri ve her beğenmediklerinin kollarını arkalarına bağlayıp kapı dışarı eden insanlar, Trablus’ta bir İtalyan uşağı olan Hasûne Paşa, Bingazi’de Şeyh Mansur ve sonra diğerleri, onun önünde dize gelmişlerdir. Şimdi Trablus’ta bir vali otoritesi, Bingazi’de bir mutasarrıf var. Hükümetin itibarı, ordunun itibarı iade edilmiştir. Jandarma şefleri, polis şefleri vazifelerinin başındadırlar.
Ama ne yazık ki, imparatorluğun Afrika’da nice zamandan beri sadece sürgün yeri olarak kullandığı son kalesi, Akdeniz’den, Orta Afrika’da büyük Sahra’ya kadar uzanan ve kıyılarında iki bin yıl önce nice üstün uygarlıkların doğduğu, yaşadığı bu ülke, artık bizden kopacaktır. Çünkü ona hiçbir şey vermedik. Çünkü onu kendi iptidaîliğine terk ettik. Nitekim az sonra kopmuştur da. 13 Eylül 1911’de, İtalya Babıâli’ye bir nota verecek ve bu nota ile beraber donanmasını ve ordusunu gönderecek, Trablus’a saldıracaktır ve sonuç, Trablus’un kaybıdır.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 133.

 

Mustafa Kemal’in Trablusgarp’a Gönderilişi [Aydemir]

9 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Nihayet 1908 yılı Ağustosu’nun sonuna doğru, İstanbul’dan bir mektup ve bazı talimat alır. Bunları gönderen, İttihat ve Terakki’nin sivil lideri Talât Beydir (ileride sadrazam). Mustafa Kemal’e güvenmekte, ondan hizmet istemektedir. Önemli bir vilâyetimiz olan ve Osmanlı Afrika’sını teşkil eden Trablus’ta durum iyi değildir. Abdülhamit’in son devrinde, orada vali ve kumandan olup o günlerde İstanbul’a çağrılan büyük törenlerle karşılanan Recep Paşanın (14 Ağustos 1908’de öldü) Trablus’dan ayrılmasından sonra, orada yerli mürteciler türemiştir. Hürriyet mücahitlerini ve inkılâp taraftarlarını ya felce uğratmakta ya birer bahane ile Trablus’tan ayırmaktadırlar. İşte bunun için Mustafa Kemal’in oraya koşması lâzımdır. Onun vatan ve hürriyetperverliğine ve o zaman çok kullanılan bir kelime ile hamiyetine başvurulmaktadır.
Mustafa Kemal bu mektubu alınca, işi anlar: Selânik’ten uzaklaştırılmak istenmektedir. Bu isteğin kaynağı ve öncüleri de İstahbul’da değil, Selânik’tedir. Talât Bey sadece otoriter bir sözcüdür. Bu mektup üzerine İttihat ve Terakki Selânik merkezine çağrıldığı, yahut başvurduğu zaman gecedir. Merkez toplantı halindedir. Toplantıyı Hacı Âdil Bey idare eder (sonraları vali, ve parlâmento başkanı). Hacı Âdil Bey saygıdeğer bir adamdır. Mustafa Kemal daha toplantıya girerken görür ki, komite onun hareketine karar vermiş ve bu kararı usulen, kararların yazıldığı siyah tahtaya da işlemiştir. Olupbitti, tamdır.
Trablusgarp (Libya), imparatorluğun Afrika’daki son parçasıdır. Bir milyon kilometrekare üzerinde bir milyon kadar nüfus barındırır. Vaktiyle imparatorluğun Akdenizin batı kıyılarındaki garp ocaklarından biriydi. Osmanlı denizciliğinin XVI. yüzyıldaki ihtişam devrinin en parlak yıldızlarından olan ve Malta muhasarasında şehit düşen Turgut Reis’in mezarı oradadır. Fakat Abdülhamit orasını sadece bir sürgün yeri olarak kullanıyordu. Oralara da hiçbir şey yapılmamıştı. Her şey sefil ve perişandı. Ama eskiden beri bu topraklara göz diken İtalya, neredeyse oraya saldırmak üzeredir.
Mustafa Kemal’in Hacı Âdil Bey’le konuşması kısadır:
– Beyefendi, bu işten ne anladınız?
Hacı Âdil Bey soğukkanlı, ihtiyatlı, terbiyeli, efendiden bir zattır. Cevap verir:
– Bu, sizden çok şeyler beklendiğinin işareti, müjdesidir.
– Bütün düşüncelerin bu samimî ve temiz manada olduğuna siz emin misiniz?
– Bunu bana sormayınız. Siz daha iyi takdir edersiniz…
Mustafa Kemal anlamıştır. Ayağa kalkar ve sadece:
– Öyleyse gideceğim,
der. Muameleler tamamlanır. Mustafa Kemal, gideceği yeri annesine de haber vermeden, sivil olarak yola çıkar. İzmir, İskenderiye üstünden denizyolu ile Trablus’a varır. Bu yolculukta, sonraları yaveri olan, eski çocukluk arkadaşı Salih Bey’e (Bozok) yazdığı mektuplar ilk gençliğin heyecanlarını, sırlar, muammalar içinde görünme heveslerini, ilk uzunca seyahatinin coşkunluğu içinde bulunan bir hareketli insanın heyecanlarını yansıtır.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 128-129.

 

İttihat ve Terakki, Enver Paşa ve Genç ve Tabancalı Subaylar [Aydemir]

8 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

[B]ütün bu türlü ihtilâllerin kesin bir kanunu da mutlaka işler: İhtilâlin patlaması ve başarısıyle beraber, ondan önce ve aynı safta olanların bir kısmı birden sivrilirler, suyun yüzüne çıkarlar. Etraflarında bir şöhret halesi teşekkül eder. Bunlar, koşularda birden öne fırlayan, birden mesafe alan ve yol arkadaşlarını arkada bırakan talihli atlar gibidirler. Selânik’te de öyle olur. Derhal öncüler peyda olmuştur. Bu öncülerin çevresinde, ışıklarını biraz da onlardan alan fedailer türemiştirler. Kaderlerini bu yeni efendilerin kaderlerine bağlamışlardır. Onların etrafında da ayrıca halkalar belirir…
Bu öne fırlayanların en önünde, Binbaşı Enver Bey vardır. Kendisini ikinci derecede, fakat gözüpek komitacı askerlerden bir silâhşörler ekibi yavaş yavaş sarmaktadır. Bunlar gerçi ileride resmî görevlerin ön kademelerinde görünmeyeceklerdir. Fakat İttihat ve Terakki’nin eski ve silâhlı komitacılık ruhunu, geleneğini nefislerinde temsil eden “fedakâr arkadaşlar” şeklinde, perde arkasında etki ve otoritelerini yaşatacaklardır. Bu fedakâran grubu ve perde arkası silâhşörler Enver’i çevrelemiştirler. Adları ileri sürülmez, resimleri gazetelerde basılmaz. Ama onlar İttihat ve Terakki’nin kapısında ve daima perde arkasında cemiyetin ve hele Enver’in koruyuculuğu görevini, belki de kendi kendilerine benimseyen gözü pek ve her maceraya atılmaya ruh ve karakterleri itibariyle elverişli genç, tabancalı subaylardır.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 127.

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Komitacılık Ruhu [Aydemir]

7 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Meşrutiyet’in ilânı, ilk heyecan sarhoşluğu geçer geçmez, içeride ve dışarıda hesapsız meselelerin ortaya dökülmesine meydan verdi. Meşrutiyetin ilânıyla beraber Selânik merkezi kısmen İstanbul’a nakledildi. Fakat İttihat ve Terakki hükümete iştirak etmedi. Yalnız, hükümet İstanbul merkezi komitesinin murakabesi altına alındı. Ama cemiyet ihtilâlden sonra da gizli komite vasfını muhafaza etti. Bu hal cemiyetin parti halini alışına (1912 kongresine) rağmen devam etti. Kaldı ki ondan sonra da İttihat ve Terakki, hükümeti eline aldığı ve bir iktidar partisi olarak devam ettiği yıllarda da, ta imparatorluğun çöküşüne, partinin dağılışına kadar, komitacılık ruhunu ve ekseri mensupları tarafından bile bilinmeyen bir umumî merkez, daha doğrusu bir zirve
otoritenin kayıtsız şartsız davranışlarını muhafaza etti. Kongreler zabıt ve kararlarında bile “İttihat ve Terakki Cemiyeti” sözü ile parti sözü beraber kullanıldı. Bundan çok zarar gördü. Hulâsa 1908’de ihtilâli başarıp siyaset sahnesine atılan Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1918 sonlarına (Birinci Dünya Harbi’nin kaybedilişi, liderlerin kaçışı, 9 Kasım 1918) kadar iç buhranı, bir türlü partileşememek ve gizli terör komitesi ruhunu yaşatmak şeklinde sürdü.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 124-125.

 

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kuruluşu ve İktidara Yükselişi [Aydemir]

6 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Memleket içinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çekirdeği 1889 Mayısının 21’inci günü Tıbbiye’nin bahçesinde bu hava içinde kuruldu.1
Aynı yıl, Bursa Ziraat Mektebi Müdürü Ahmet Rıza Bey, 1889 Paris sergisi münasebetiyle gönderildiği Paris’te kalarak orada asıl İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kurdu. Neşriyata girişti. Padişaha lâyihalar göndermeye başladı.2
Daha önce de kaydettiğimiz gibi, İstanbul’da Tıbbiyeden harice de sızıntı başladı. Mekteplerde ve mektepler dışında çeşitli genç Türk komiteleri doğdu. Tepkiler, tevkifat genişlemeye elverişliydi.
Avrupa’daki Genç Türklerin bir kısmı Ahmet Rıza Bey grubu ve komitesi etrafında toplandı. Bir kısmı da, serbest bulunmak veya gene Avrupa’ya kaçmış olan, hanedandan Prens Sabahaddin’in etrafında olmak üzere çeşitli çalışmalara ve neşriyata devam ettiler. 1902’de Paris’te, Prens Sabahaddin grubunun patronajı altında ilk kongre toplandı. Fakat çeşitli iç mücadeleler de başladı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti hariçte bazı şubeler tesis ediyordu. Bu meyanda 1897’de Bulgaristan’da (Rusçuk’ta) sonraları İttihat ve Terakki Selânik merkezini kuranlardan Mithat Şükrü Bey bir şube kurdu. Daha sonraları, Türkiye’de Sadrazam Talât Paşa olarak sivrilecek olan, Edirne postanesinde 40 kuruş maaşlı Talât Efendi3 bu şube vasıtasıyla cemiyet hareketlerine katıldı. Edirne’de teşkilâta girişti.
Edirne önemli bir askerî merkezdi. II. Ordu merkeziydi. Talât’ı da içine alan ve Edirne’de kurulan küçük komitenin içinde, 1889’da İstanbul Tıbbiyesinde kurulan ilk cemiyet nüvesine karışmış veya bu kuruluşta bulunmuş İpekli Hafız ibrahim adında bir sarıklı seyyar vaiz de vardı. Vaazları için daima asker çevrelerini, askerlerin devam ettiği camileri tercih ederdi. Edirne nüvesi küçük, fakat genişlemeye elverişliydi.4 Ancak teğmen Sait Efendi isminde birinin verdiği jurnal ve yaptığı ihbar her şeyi mahvetti. Üyeler tevkif edildiler. Mahkeme, sanıkları mahkûm etti. Hafız İbrahim altı sene kalebentliğe, diğerleri üçer sene hapse mahkûm oldular. Fakat İstanbul’dan gelen hüküm başka türlü çıktı. Mahkûmlar affediliyorlardı. Yalnız Edirne’de oturamayacaklar, İstanbul’a da gelemeyecekler, istedikleri yerlere gönderileceklerdi. Talât Bey Selânik’i tercih etti. Ama arada 1,5 yıl mahpus kalmıştı. Selânik’te ise nezaret altındaydı. Parasızdı. İş bulmak da zordu. Nihayet bir posta gezici memurluğu bulabildi. Fakat şu oldu ki, iki subayla tanıştı: Biri Selânik redif tümeni mülhakı teğmen Kemal, diğeri bu hareketlerde daima adı geçen ve Mustafa Kemal’in de hocalarından Fransızca öğretmeni Naki. Bu yolla da askerî rüştiye müdürü Bursalı Tahir ve diğer öğretmenlerle dost oldu.
Neticede, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin memleket içinde on güçlü ve aktif merkezleri Selânik ve Manastır’da kuruldular. 1908 İhtilâlini yapanlar da bu merkezler oldular. Paris merkezi ile ise, daha önceden temas tesis edilmişti.
Bu kuruluş Selânik’te yaklaşık olarak Temmuz 1906’da meydana gelmiş görünmektedir. Kuruluştan sonra Binbaşı Enver Bey, amcası Halil Bey de (Halil Paşa) cemiyete kazanılmış ve Enver, Manastır şubesini kurmaya memur edilmişti (Eylül 1906). Manastır şubesi hatta umumî merkezden de daha güçlü çıkarak 23 Temmuz 1908’de meşrutiyeti fiilen ilân etmiştir.
1 Kurucular: Öğrencilerden İbrahim Temo, Arapkirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sükûti. Kafkasyalı Mehmet Reşit, Bakûlu Hüseyinzâde Ali. Daha bazı isimler de zikredilir.
2 Bu teşekkülden haber alan İstanbul Tıbbiyesindeki grup, üyelerinden Ahmet Verdanî, Dr. Nâzım ve Ali Zühtü Beyleri yurt dışına kaçırıp Paris’e göndererek Paris komitesiyle birleşti. Hatta cemiyetin asıl ismi bu suretle meydana geldi.
3 Talât Bey (1875-1920) Batı Trakya’da Kırcaali’nin Çepelce köyünden, medrese menşeli ve adliyeci (müstantik) Ahmet Efendi’nin oğlu. Kendisi Edirne’de Sultanselim mahallesinde Fırın sokağında doğdu. Berlin’de şehit edildi.Talât Paşa kendi soy ilişkilerini, Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yayınlanan Talât Paşanın Hatıraları isimli eserde anlatmaktadır (1946 – İstanbul).
4 Bu nüvede şunlar göze çarpmaktadır: İpekli Hafız İbrahim Hoca, Edirneli Faik Kaltakkıran (sonra mebus). Merkez Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Bey, Süvari Alayı Doktoru İsmail Bey, Mülkiye İdadîsi Müdürü Behçet Bey, gümrük memurlarından Necip, posta memurlarından Talât (sonra Sadrazam Talât Paşa), erlerden Cemal Onbaşı ve topçu erlerinden Şerafeddin.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 119-121.

 

II. Meşrutiyet’in İlanı [Aydemir]

5 Aug2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

23 Temmuz 1908’de ihtilâl koptu. Padişah ve saray teslim olmuştur. Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin belirli tek hedefi olan 1876 Mithat Paşa Kanunu Esasîsi iade edilmiştir. Hürriyet ilân olunmuştur. Manastır’da hürriyet topları atılır. Camilerde ezanlar okunur. Kiliselerde çanlar çalınır. Yer yerinden oynamıştır. Dağlarda kovalanan çeteler, dağlara çıkan subayların hürriyet müfrezeleriyle kol kola şehirlere inerler. Hocalarla papazlar, hahamlar kucaklaşırlar. Sokaklarda hem de gece gündüz iğne atılsa yere düşmez. Dünya, bu kadar renkli bir coşkunluğu kaç defa görmüştür bilmiyorum. Ama gerçek olan şudur ki, bu coşkunluk otuz üç yıldır uyuyan, uyuşturulan, zincire vurulmuş bir zinde kuvvetin birden şahlanışıdır. Türkiye, hele bütün Rumeli allı yeşilli bayraklara bürünmüştür. Bayraklardan yeryüzü görünmez.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 110.

 

Tabanca Üzerine Yemin [Aydemir]

29 Jul2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Selânik’te, Yüzbaşı Hakkı Baha Beyin Çınar mahallesindeki evinde bir gece birkaç arkadaş toplanarak orada, bir masa başında, bir tabancayı öpüp ve mukaddes kitap üzerine yemin ederek “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin Makedonya’da bir nüvesini kurdular. Bu toplantıda Mustafa Kemal’den başka, Manastır idadîsinde kendisine ilk vatan ve hürriyet aşkını veren Ömer Naci (hatip), topçu zabitlerinden Hüsrev, sınıf arkadaşı, evin sahibi ve o tarihte Selânik’te askerî rüştiyede edebiyat hocası Hakkı Baha, Selânik Muallim Mektebi Müdürü Hoca Mahir, Selânik Askerî Rüştiyesi Müdürü Bursalı Tahir Beyler vardı. Bunların hepsi de daha sonra Selânik’te Terakki ve İttihat teşkilâtını kuran, 1908’deki ihtilâl hareketine karışan, meşrutiyet hareketinin doğuşunda rolleri olan insanlardılar1.
1 Bunlardan Hakkı Baha, daha sonraları hoca ve yazar, Husrev Kızıldoğan Cumhuriyet devrinde Eskişehir mebusu; İsmail Mahir aynı devirde Kastamonu mebusu olmuşlardır. Hatip Ömer Naci Birinci Dünya Harbinde İran-Irak cephesinde hastalıktan ölmüştür. Değerli bir bilgin olan Bursalı Tahir Bey Cumhuriyet devrinden önce vefat etmiştir. Çeşitli incelemelere ve bu arada bütün bunları derleyen Faik Reşit Unat tarafından yazılıp Türk Tarih Kurumu tarafından basılan, “Atatürk’ün İkinci Meşrutiyet İnkılâbının Hazırlanışındaki Rolüne Ait Bir Belge” isimli Belleten makalesine göre, Selânik’te “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin bu kuruluşunun Nisan-Mayıs 1906 tarihlerine rastladığı tahmin edilmektedir.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 97.

 

Osmanlı Süvari Alaylarının Suriye Halkının Mallarını Talan Etmesi [Aydemir]

26 Jul2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Osmanlı İmparatorluğu’nun son devrinde, Şam, Beşinci Ordu merkezidir. Mustafa Kemal’i, diğer bir sürgün arkadaşı Müfit Özdeş (Kırşehirli) ile beraber Beşinci Ordu emrine verirler. Şam’a varılır. Mustafa Kemal, şehrin göze çarpmayan bir yerinde iki odalı basit bir ev kiralar. Artık hayatını ve realitenin içindedir. Fakat bu realite bir çamurdan başka bir şey değildir. Bir taraftan sürgünlük ve şüphelilik yakasına yapışmıştır. Gerçi Mustafa Kemal ve arkadaşı resmen, oradaki 29. ve 30. Süvari Alaylarında staj göreceklerdir. Fakat kendilerine vazife verilmez. Hele kumandaya hiç karıştırılmazlar. Gerçi onların da, alayda kumanda ettikleri birer bölük vardır. Ama bir gün alay vazife alıp da harekete geçerken, onlara haber verilmez bile. Onlar hareketi kenardan haber alıp, Mustafa Kemal’in bağlı olduğu 30. Alay kumandanına koştukları zaman gayet soğuk karşılanırlar. Mustafa Kemal sorar:

— Alayınız bir vazife almış gidiyor. Bu alay içinde kumanda etmekte olduğum bir bölük var. Benim de beraber gitmekliğim lâzım değil mi? Niçin bana haber vermediniz?

Cevap açık ve kesindir:

— Siz bu alayda stajyersiniz. Kumanda ettiğiniz bölüğün asıl kumandanı bugün vazifesini aldı. Siz kurmaysınız. Böyle çetin işlere gelemezsiniz. Ben sizin Şam’da kalmanızı tercih ettim. Maaşınız verilecektir. Merak etmeyiniz.

Mustafa Kemal’le arkadaşı çok üzgündürler. Başvuracak makam arıyorlar. Süvari tümen kumandanını gözleri tutmuyor. Doğruca ordu kumandanına başvurmaya karar veriyorlar. Karargâha vanyorlar. Yaverlerden, kumandanın kendilerini kabul etmesi ricasında bulunuyorlar. Yaver haber veriyor. Fakat kumandan bu müracaatı o kadar “küstahça” ve usulsüz buluyor ki, kendi ifadelerine göre onları “kovuyor”. “Sokak ortasında kalmış bir vaziyette ve artık birbirleriyle de konuşamayacak kadar müteessirdirler.

Fakat Mustafa Kemal çabuk karara varıyor:

— Biz de gideriz!

— Nasıl?

— Olduğumuz gibi. Zaten atlarımıza binmiş bulunuyoruz. Hareket eden kuvvete katılırız.

Katılıyorlar da. Ama onlara kimse bakmıyor. Kimse iş vermiyor, yiyecek vermiyor. Hatta yatacak bir yer, bir çadır bile göstermiyorlar. Gece aç ve açıktadırlar. Nihayet kendi emirerleri bu terk olunmuş âmirlerine kendi çadırlarını teklif ediyorlar. Hatta altlarına birer saman dolu çuval da çekiyorlar.

Ertesi sabah, 30. Alaydan bir bölük kumandanı, geceyi aç geçirmiş olan bu iki kurmay yüzbaşıyı kendi çadırına çağırarak onlara çay ikram ediyor. Bölük kumandanı bu iki yeni adama karşı takınılan tavırların ve gösterilen muamelenin içyüzünü, uzun tecrübelerine göre gayet iyi sezmektedir. Onlarla açık konuşuyor:

— Arkadaşlar, görüyorsunuz ki size asla kumandanlık vazifesi vermeyeceklerdir. Bunun sebepleri vardır. Bana ise bazı hususî vazifeler verilmiştir. Bu işte bana yardım ederseniz ve bunu katiyen kimseye söylemeyeceğinize dair söz verirseniz size faydalı olabilirim.

Derhal hissettiler ki bu bölük kumandanına verilen vazife “utanılacak” bir vazifedir. Çünkü Şam’dan harekete geçen bu birliğin yürüyüşü Havran üzerineydi. Seferin gayesi de “tedip” yani bir isyan bastırmak maskesi altında, kısaca Havran’ı soymak, talan etmektir…

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 85-86.
 

Mustafa Kemal’in Harp Akademisi Yılları (1902-1905) [Aydemir]

23 Jul2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Tatilden sonra İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, Harp Okulu binasındaki erkânıharp sınıfları kısmında (Harp Akademisi) birinci sınıfta yerini alır. Kurmay kısmı üç senedir ve diğer sınıflara bakarak daha rahat bir iç nizamı vardır. Çünkü burada okuyanlar seçkin subaylardır. Mektep sıralarının yerini bir nevi salon-dershane almıştır. Öğrenciler büyük bir masa etrafında yan yana sıralanırlar. Hocalar da en yetkili askerlerdir.
Yeni okulunda da Mustafa Kemal derslerine hevesle sarılır. Fakat bu safhada o, artık yalnız dersleri ile uğraşmaz. Memleket meseleleriyle alâkası ve siyasî bilgileri daha da artmaktadır:
“Mustafa Kemal istibdat idaresini daha yakından hisseder olmuştur. Harp Akademisinin mahdut sayıda olan genç subay talebeleri, yeni hür fikirler etrafında toplanmakta, hatta el yazısıyla bir de gazete çıkarmaktan çekinmemektedirler. Binlerce Harp Okulu talebesine hitap eden bu yazılar, bizzat Mustafa Kemal’in kaleminden çıkmaktadır. Bu gizli teşekkülü o idare etmektedir. Bu hal mektep idaresi tarafından haber alınmakla beraber, kendilerine karşı ceza tedbiri alınmadığını ve müsamahayla karşılandığını, Mustafa Kemal hatıralarında ifade etmiştir.”1
Bu gizli fakat aktif harekete, kurmay okulunun ilk sınıfında değil de, daha yüksek kademesinde girişilmiş olması daha çok ihtimal dahilindedir. Nitekim iş, tepkisini daha sonraları ve hatta mektep tamamlanacağı sırada vermiştir.
Erkânıharbiye mektebinin birinci sınıfı bitince Mustafa Kemal, usule göre bir rütbe terfi eder. Üsteğmen olur. İkinci sınıf gene hareketli bir çalışma içinde geçer. Onun kendi etrafında gizli bir grup toplamaya girişmesi ve hatta ilk gizli gazeteyi çıkarması belki de bu sınıfta başlar. Üçüncü sınıfta hem derslerin önemi artmıştır hem gizli faaliyet genişlemiştir. Fakat o, bir taraftan da ruhî çatışmalar içindedir.
1 Prof. Afet İnan: Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler, s.9.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 74-75.