• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Yıllık Kitap Harcaması ve Eğitim [Kılıçbay]

21 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

Türkiye’de adam başına yıllık kitap harcaması 0,45 dolar iken, Norveç’te 137, Almanya’da 122, İsveç’te 100, ABD’de 95 dolar. Dünya ortalaması ise 1,3 dolar. Halk kütüphanelerinde Fransa’da 144 milyon, İngiltere’de 122 milyon, Almanya’da 108 milyon kitap varken, bizde 12 milyon. Türkiye’de 100 tiyatro varken, yalnızca Londra’da 250 tane mevcut. Türkiye’deki 168 müzeye karşılık, Fransa’da 9500, Almanya’da 10 bin müze var.
Bu durumu eğitimle çözeriz diyenlere, hangi eğitmenlerle diye sormak gerekiyor. Milli Eğitim Bakanlığının okul müdürü yardımcılığı sınavına giren 54.611 öğretmenden yalnızca 2.731’i geçer not aldı, yani sadece % 5’i. Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasında tek bir Türk üniversitesi bile yer alamadı.

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 152.

 

Boğaziçi Üniversitesi'nde Ermeni Konferansı [Kılıçbay]

17 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılacak olan Ermeni Konferansı’nı “Kimin ne konuşacağı bilinmiyor” gerekçesiyle durdurdu. Aslında durdurduğu bir konferans değil, 1000 yıldır oluşan, olgunlaşan üniversite geleneğiydi. Yani üniversitede kimse kimsenin ne konuşacağını bilemez. Üniversitede konuşulacaklar kimsenin üzerine vazife değildir. Hoca, öğrencisine ne isterse onu anlatır, konferansta ne isterse onu söyler. Öğrenci veya dinleyici de isterse itiraz eder, tartışılır. Üniversite tam da budur. Üniversitelerin üzerinde YÖK cinsinden otoriter bir kurum olmaz, olursa hükümet onunla itişir. Bu da bizimki gibi ülkelerde “hükümet halktan yana, üniversite karşı” yanılgısını yaratır. Üniversite özerk olmazsa üniversite değildir.
Üniversite geleneğinin sağlam temellere oturduğu ülkelerden biri olan Fransa’da, 2004 başından bu yana Türkiye’ye ilişkin 25 kadar kitap yayınlandı. Fransızlar Türkiye’ye karşı, ama bu karşıtlıklarını temellendirmeye uğraşıyorlar. Pekiyi Türkiye’de Avrupa Birliği’ne ilişkin kaç kitap yayınlandı? Hele en büyük karşıtımız Fransa’ya ilişkin tek bir kitap bile çıktı mı?

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 135.

 

Türkiye'de Üniversiteler [Kılıçbay]

16 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

Avrupa Üniversiteler Birliği, üye 45 ülkenin üniversitelerini her yıl 5 ayrı nitelik dalında değerlendirerek not veriyor. Bu yılki değerlendirmede, Almanya, Danimarka, Belçika, Norveç, Macaristan, Hollanda gibi ülkeler tüm kategorilerde mükemmel derecesini aldılar. Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi ülkeler çok iyi notunu elde ettiler. Arnavutluk, Rusya, Bulgaristan gibileri iyi de kaldılar. Bir tek Türkiye tüm kategorilerde “kötü” değerlendirmesiyle karşı karşıya kaldı. İslamcı basın bu durumu diline dolayıp durdu “başörtüsüne özgürlük” tanımayan üniversitenin buna müstehak olduğunu ilan etti.
Batı Avrupa’da ilk üniversiteler 11. yüzyılda kurulmuşlar ve daha ilk andan itibaren kendi kendilerini yönetir olmuşlardır. Batı aleminde üniversite demek, kendi kadrosunu, öğrencisini ve eğitim sistemini kendi seçen ve belirleyen kurum demektir. Oysa Türkiye’de ilk üniversite 1933 yılında kurulmuştur. Avrupa ile aramızdaki bu yaklaşık 900 yıllık gecikme bir kenara not edilmelidir.

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 134.

 

Milli Eğitimde Dayak [Kılıçbay]

14 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

Eğitim Sen’in 30 ilde 860 bin öğrencinin okuduğu, 22 bin öğretmenin görev yaptığı 711 devlet ilköğretim okulunu kapsayan araştırmasına göre, öğrencilerin %38’i öğretmenlerden, %28’i idarecilerden dayak yiyor. Öğrencilerin %73’ü öğretmenlerden, %66’sı idarecilerden azar işitiyor. Her beş öğretmenden biri, her sekiz idareciden biri okulda sopayla dolaşıyor.

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 84-85.

 

Ulusların Fikr-i Sabite İhtiyacı ve İnkılap [Peker]

8 Sep2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Bir ulus ifade eden her kalabalığın muayyen bir fikri sabiti olmalıdır. Bugünkü türk sosyal heyetini teşkil eden hakim, hekim, tüccar, esnaf, her ferd, öz inanış olarak köklü fikirlere başlanmış olmalıdır ki, bugünkü ana varlığın özü, inkılap fikri sürçüp sürtmeğe mahkum olmasın.
Müsbet bilgiler, klasik usüllerle ve her biri ayrı bir şekilde öğretilir. Fakat mektep sıralarının, bir dereceye kadar üniversitenin öğrettiği bu şeyleri bir ulusun her ferdi bir ana yolda, bir ana görüşle tatbik etmeğe muvaffak olamazsa, bu ulusun, her biri başka tarafa çeken bir insan yığınından farkı kalmaz. Her ulusun müşterek bir inanç istikameti olmalıdır.
İşte Üniversite ve yüksek tahsil gençleri için inkılap derslerile amaç edinilen şey, türk ana inanış istikametini, sizlere aşılamak, sizlerin kafalarınıza yerleştirmektir.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 2.

 

1961 ve 1982 Anayasalarında Üniversiteler [Parla]

12 Jun2008
 

Türkiye’de Anayasalar, Taha Parla:

1961’e göre (Md. 120) üniversiteler bilimsel ve idari özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Kendileri tarafından seçilen yetkili öğretim üyelerinden kurulu organlar eliyle yönetilir ve denetlenirler. Organları ve üyeleri, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Üyeleri serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler.
Bu açık ve uygar hükümler 1971’de değiştirilmiştir. Kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilmelerine, “devletin gözetim ve denetimi altında” kaydı getirilmiştir. “Bilimsel ve idari özerklik” ibareleri çıkarılmış, çeşitli fıkralardaki hükümlerle kısıtlanan, içi boşaltılmış bir özerklik usulen yinelenmiştir. Organları ve üyelerinin görevlerinden üniversite dışındaki makamlarca uzaklaştırılmaları için yol açılmış; “öğrenim ve öğretim hürriyetlerinin tehlikeye düşmesi ve bu tehlikenin üniversite organlarınca giderilememesi halinde” Bakanlar Kurulu’nun, üniversite yönetimine -askeri darbe terminolojisiyle- “el koyması” sağlanmıştır.
1982’de ise (Md. 130, 131, 132) üniversiteler tam anlamıyla Yürütme’ye bağlı devlet organları haline getirilmiştir. “Bilimsel özerklik” usulen söylenmiş, “idari özerklik”ten söz bile edilmemiştir. Üniversitelerin ve öğretim üyelerinin (sözde) serbest araştırma ve yayın yapma “yetki”si, “Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestligi vermez.” Üniversitelerin güvenliği, gözetim ve denetimi altında bulunduğu devletçe sağlanır.
Rektörler Cumhurbaşkanı’nca, dekanlar Yüksek Öğretim Kurulu’nca seçildiği (atandığı) için, üniversiteler tam bir idari vesayet altına sokulmuşlardır; özerklikten sözetmeye olanak kalmamıştır. Bütün üniversitelerin “öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek… bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek” vb. için kurulan Yüksek Öğretim Kurulu dahi, üyeleri üniversitelerce seçilmiş bir ortak planlama ve koordinasyon kurulu değil, bir tür üniversiteler bakanlığıdır ve bileşimi itibarile büyük ölçüde üniversite-dışı, bürokratik, atanmış bir kuruldur. Üniversiteler, Bakanlar Kurulu, Genel Kurmay Başkanlığı tarafından gösterilen adaylar arasından Cumhurbaşkanı’nca seçilen (atanan) üyeler ile Cumhurbaşkanı’nca doğrudan seçilen üyelerden oluşur. Vurgulamak gerekir ki, yalnız devlet yapısını değil kamu yaşamını da militarize etmekte 1961 Anayasası’nı hayli geride birakan 1982 Anayasası, bu kurula bile askeri bürokrasiden temsilci (denetleyici) sokmaktadır.

Parla, Taha. [1991] 2002. Türkiye’de Anayasalar. İstanbul: İletişim Yayınları. 101-102.

 

1982 Anayasası'nın Eğitim Anlayışı [Parla]

8 Jun2008
 

Türkiye’de Anayasalar, Taha Parla:

1961’in bilim özgürlüğüne ilişkin 21. maddesinde de ilgili hükümler vardır: “Eğitim ve öğretim, Devletin gözetimi ve denetimi altında serbesttir” (2. fıkra). “Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” (4. fıkra). 1961’in vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin 19. maddesinde de şöyle denir: “Din eğitim ve öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır” (4. fıkra).
1982 Anayasası’nın milli eğitim ve öğretim maddesi ise daha uzun ve emredicidir: 1- “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” (3. fıkra). Başka bir deyişle Kemalizm devletin resmi milli eğitim ideolojisi ahaline getirilmiştir, ki 1961’de bu yoktur. 2- “Eğitim ve öğrenim hürriyeti, anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz” (4. fıkra). Başka bir deyişle, milli eğitimin amacı, anayasayı eleştirmeyecek ve değiştirmek istemeyecek yurttaşlar yetiştirmektir. Son iki fıkrada da eğitim ve öğretim kurumlarında eğitim-dışı faaliyet ve Türkçe’den başka dili anadil olarak öğretme yasağı getirilir.

1961’de karşılığı olmayan, gençliğin korunması kenar başlıklı 58. maddesinde 1982 Anayasası devletin, “…gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirler” almasını öngörür. Başka bir deyişle, tek resmi ideolojiyle yetiştirilecek, türdeş bir gençlik hedefler. (Yüksek Öğretim Kanunu’na da çok benzer hükümler konmuştur.)
Yine 1961’de karşılığı bulunmayan, sporun geliştirilmesi kenar başlıklı 59. maddede 1982 Anayasası, devletin sporu kitlelere yaymasını öngörüyor. 1982, kitlelerin ideolojik manipülasyonunda sporun etkili bir araç olduğunun farkındadır.

Parla, Taha. [1991] 2002. Türkiye’de Anayasalar. İstanbul: İletişim Yayınları. 56-57.

 

Okul, Disiplin ve İktidar [Bumin]

23 May2008
 

Batı’da Devlet ve Çocuk, Kürşat Bumin:

XVII. yüzyılda kurulan ve mülemmel bir kurumlaşma örneği veren Jean Baptiste de la Salle’in Frerler okulundan kalan bir yığın kural ve yöntem laik okullarda yaşamaya devam ediyordu: Sınıftaki kürsü, öğretmenin çocukları titreten o “etkili bakışı”, o “mutlak sessizlik”, teneffüs saatlerinin ayarlanması, cinsellik üzerine o ilahi yasaklar, o kalem tutuş ve sıraya oturuş biçimleri, o sıralar… Jansenistlerin Port Royal’daki okullarında bütün öğrenciler aynı biçimde giyiniyorlar, Jules Ferry’nin okullarında saçları dibinden traşlı çocuklar siyah önlük ve beyaz yaka taşıyorlardı. Bir yüzyıllık bir sıçramayla Türkiye’de de bu üniforma taşınıyor. Bu düzen, bu disiplin, bu hiyerarşi nereden geliyor? Tanrı karşısında olduğu gibi devlet karşısında da çocuğun bu haddini bilmesini dayatan bu anlayış nasıl bu kadar kalıcı olabiliyor? Bütün bu söylemde çocuğu eğitici fakat gerçekte çocuğu aşağılayıcı düzen, disiplin ve hiyerarşi arayışı, doğal olarak, yalnızca okulda doğmadı. Fakat bütünüyle başka yerlerde doğup okullara da taşınmadı. Bütün bu değerler sistemi ve uygulamalar özellikle merkezi devletin işe karışmasıyla toplumun bütün kurumlarında aynı zamanlarda yeşerdi. Ailede okula hazırlanan çocuğu, okul orduya ve fabrikaya hazırlıyor. Hepsinin işlerini aksatmadan yapmaları gerekir ki, belli bir iktidar biçiminin taşıyıcısı insanlar şekillenebilsinler. Bu kurumları bütünleştiren devletin ideolojisi çok önemli değil. Önemli olan, çocukların artık devletin çocukları olduğudur.

Bumin, Kürşat. [1983] 1998. Batı’da Devlet ve Çocuk. İstanbul: Patika. 11-12.

 

Tarih Bilmek [Bumin]

23 May2008
 

Okulumuz, Resmi İdeolojimiz ve Politikaya Övgü, Kürşat Bumin:

Bireyler gibi toplumlar da tarihlerini bilmeden, ona kayıtsız kalarak talihlerini çizemezler. Hele olabildiğince mutlu olmsını diledikleri talihlerini hiç çizemezler. “Güzel şeyler zordur” diyordu Platon, nerede görülmüş “Ne mutlu Türküm” diyerek mutlu olunduğu.

Bumin, Kürşat. 1998. Okulumuz, Resmi İdeolojimiz ve Politikaya Övgü. İstanbul: Patika. 161.

 

Bu Vatan Kimin? [Bumin]

22 May2008
 

Okulumuz, Resmi İdeolojimiz ve Politikaya Övgü, Kürşat Bumin:

Dünyada cumhuriyet okulu diye bir okul tabii ki vardır, ancak yanlış anlaşılmasın bizimkiyle ilgisi yoktur. Bizim okulumuz yetmiş yıl sonra bile çocuklara şiirle de olsa “Bu vatan kimin?” diye sorabilen bir okuldur.

Bumin, Kürşat. 1998. Okulumuz, Resmi İdeolojimiz ve Politikaya Övgü. İstanbul: Patika. 63.