• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“[B]iz bu inkılaba ulaşmak için lüzumu kadar kan döktük” [Aydemir]

31 Ara2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

22 Ocak’ta (1923) Bursa’da, Şark sinemasında konuştu. Bilhassa geriliğe değindi:

“- Yaptığımız işlere ve aldığımız neticelere göre bu gibi irticalara her vakit intizar olunabilir (gericilikler her vakit beklenebilir). Kan ile yapılan inkılaplar daha sağlam olur. Kansız inkılap ebedileştirilemez. Fakat biz bu inkılaba ulaşmak için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız yalnız muharebe meydanlarında değil, dahilde de döküldü…”

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 73.
 

Devrim İdeolojisini Benimsetme Aracı Olarak Eğitim [Atay]

30 Haz2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

İlk Rusya’ya gittiğim zaman halk eğitimi metodlarını yakından incelemiştim. Benim için inkılap davamızın tek teminatı kız oğlan bütün Türk çocukları sivil ve laik ilkokul eğitiminden geçirmekti. “Yeni Rusya” kitabında bilhassa bu mesele üzerinde ısrar etmiştim. Kızılbaş – sünni ayrılığı mı? İlkokul meselesi. Doğu illerinde Kürtleşme tehlikesi mi? İlkokul meselesi. Yobazlık o, tassup o, hepsi o mesele idi.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 600.

 

"Atatürk devrinin zaafı, devrimci bir tek parti rejimi olmamasıdır" [Atay]

4 Haz2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Atatürk devrine tek parti devri diyoruz: Bu bir karma parti idi. Disiplini devrimlerimize inanıştan doğmuyordu. Bilakis Atatürk devrinin zaafı, devrimci bir tek parti rejimi olmamasıdır.
Biz uzun ekonomi tartışmalarına girişmemekle beraber, Türkiye’nin topyekün kalkınma davası hiçbir zaman tam “alafranga” bir kafa ile ele alınmaış olduğunu söylemek isteriz.
Atatürk partisi nazilik ve faşistlik gibi demokrasiyi yıkmak hedefini güden bir parti değil, bilakis demokrasiyi hazırlayan, rejimi “kayıtsız şartsız milli hakimiyet”e doğru götüren bir parti idi. Anayasanın özü bu idi. Demokrasi ile tek dereceli seçim devri de gelir. Tek dereceli seçimle memleket idaresini halk yığınlarına teslim etmek davasında bulunan bir diktatör, yeni yetişen kuşakları ilk sivil okul eğitiminden geçirmeyi baş kaygı edinmeliydi.
Din meselesi halledilmeli idi. Atatürk devri laiktir. Laisizm, din ve dünya işlerini ayırmak demektir. Daha ilk güden laisizm, halk yığınlarına “dinsizlik” hareketi diye telkin edilmiştir. Halk camilere gidiyordu. Dini görevlerini yapıyordu. Fakat kendisine kılavuzluk edecek devrimci din adamları yetiştirilmediği için, eski hocalık hiçbir zaman olmadığı kadar kaba, cahil ve müteassıp bir yobazlık halini alıyordu.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 545-546.

 

Devletçilik ve Milliyetçilik [Atay]

11 May2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Türk’ün parası varsa, Türk, Türk’ün parası yoksa devlet yapacaktı. Geçmişten korkuyorduk. Kapitülasyonlar kabusu henüz dün akşamki uykularımızda idi.
Devletçilik yeni Türkiye’de milliyetçilik demekti.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 492.

 

Devletçilik İlkesinin Benimsenmesi [Atay]

10 May2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Yeni Türkiye’de Devletçilik, bir ekonomik meslek olarak doğmamıştır: Bir tarihi zaruret olarak doğmuştur. Yapılacak şeyleri devletten başka yapabilecek olan yoktu.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 491.

 

"Öldüğünüzün Ertesi Günü Heykellerinizi Bile Kırarlar" [Atay]

6 May2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

1923 neslinin vazifesi, Atatürk devrimlerini halka sindirmekti. Bu güç, zahmetli ve belki ilk zamanları nankör bir vazife idi. Devrimlere, bu kanunları koyan ve onlara karşı isyanları cezalandırmak için mahkemeler kuran Meclis, hatta bu mahkemeler bile samimi inanmıyordu. Yeni nizamın hayatı, Atatürk’ün ömrü ile ölçülüyordu. Arkadaşlarından biri Çankaya akşamlarından birinde Atatürk’e:
- Sıhhatinizi düşününüz, uzun yaşamağa bakınız, öldüğünüzün ertesi günü heykellerinizi bile kırarlar, demişti.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 487.

 

Atatürk'ün Emaneti [Peker]

6 Eki2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Bir son söz olarak, Atatürkün, hepimizin Ulu Önderinin, iki büyük mefhumu, inkılab ve istiklali, size emanet ettiğini hatırlatırım. Onun sözlerini, kelime kelime, cümle cümle, siz benden daha iyi bilirsiniz. O, size, herşey bitti sanıldığı en düşkün zamanlarda bile onları koruyacak büyük kuvvetin, sizin asil kanınızda mevcud olduğunu söylemiştir.
Alınları yüksek, yüzleri ak olarak yetişiyorsunuz, size verilen yüce emaneti korumak için tahsil çağında aldığınız bilgiler yanında, ruhunuzu güzel duygular ile sıcak tutunuz. Bugünkü varlığımızın hararetini ancak bu yoldan ileri nesillere yetiştirebilisiniz.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 118.

 

İstiklali Bozmayan Karşılıklı Anlaşmalar [Peker]

5 Eki2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Arkadaşlar, şimdi istisnalar bahsine gelelim: Mütekabiliyet (reciprocite), karşılaştırılma esaslarına göre anlaşmalar, bu istisnaları teşkil ederler. Istiklal anlamını bozmaksızın bütün ulusların, yeryüzünün güler yüzlülüğünü korumak için bir takım uyuşmalar yapmaları lüzümunu daima göz önüne almak ödevindeyiz.

Bugün uluslararası sağlık kaideleri vardır. Blr gemi Türk kıyılarına gelip demir attı mı, müşterek bir kaide mucibince sağlık yasalarımıza bağlı olur. Gerçi her bağlılık kaba bakışla istiklali bozucu bir şekil gösterir, fakat bu, karşılıklı olunca istiklali bozmaksızın büyük beşeriyet ailesinin iyiliğini besleyen bir istisna teşkil eder.
Uluslararası fenerler mukavelesi, uluslararası kablolar mukavelesi, uluslararası demiryollar anlaşması ve posta, telgraf anlaşmaları hep böyledir.
Başka nevi örnekler söyleyeyim: Millî müdafaada, ulusal korunma işinde bir ulus kendi kararını kendi vermelidir, dedik. Evet her devlet kendi silâhını, silâhlarının sayı ve çapmı, askerinin sayısını kendi tesbit etmelidir. Bununla beraber, dünya silâhlarının ve asker sayılarının azaltılması için müzakereler olmuştur. Böyle uluslararası bir teşebbüs muvaffak olur, her devlet kendi rızasile ve üzerinde hususî bir tazyik olmaksızın kendi hesablarını yaparak süâhlarını azaltırsa, bu da elbet istiklali bozmaz. Tekrarlıyorum, bu şartın tamam olması için burada dikkat edilecek nokta, böyle bir anlaşmayı bir kısım devletlere, diğer bir kisim devletler, zorla kabul ettirmiş olmamah ve devletlerin mütehassısları ulusal ihtiyaçları hesablayarak ve ölçerek sonuçlara varmış olmalıdır. Karşılıklı ticaret mukaveleleri de örneklerimize girebilir: Meselâ, afyon üzerinde, tütün ürünü üzerinde onu yetiştiren diğer devletlerle anlaşmalar yapabiliriz. İstihsalimizi tahdid de edebiliriz, bunlar tazyiklerin ve dış tesirlerin zoru ile olmadıkça ve kendi görüşümüze göre ulusal faydamıza uygun bulundukça, istiklal anlamının bozulmasına sebeb olmaz. Hariciyede anlaşmalar, paktlar, sınır müdafaalarmda karşılıklı kararlar, ittifaklar, adliyede suçluları geri verme mukaveleleri, bunlar her devletin müşterek insanlık duygularına hizmet için ve bazan da içinde bulunan devletlerin müşterek faydaları için karşılıklı yapılır.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 112-114.

 

Ekonomide İstiklal [Peker]

4 Eki2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Ulusal pazarın korunması, bugünkü anlayışla ulusal sınırların korunmasından hiç farklı değildir. Bir ulusun iç pazarlarına yabancı manifaktürün ayak basmasile, bir düşman müfrezesinin ülke topraklarına ayak basması arasında bir fark tasavvur olunmamalıdır. Karşılıklı anlaşma üzerine kurulmuş esas dışında bizim hesablarımızı ve rızamızı aşarak sınırlarımızdan giren bir vagon yabancı eşyanın yurda yayılmasından, bir düşman kuvvetinin bir yurd parçasını istilasının uyandırdığı acı duyulmalıdır. Her ikisini de, nevileri başka ve fakat tahrip mahiyetleri aynı olan istila olarak tanımalıyız. Ecnebi kültürün bir yurd içinde yurddaşları ulusal kültürün tesirleri dışında tazyik altına almasını da, buna benzer bir (kültür istilası) sayabiliriz.
Cahilin aklı gözündedir, derler. İstiklal mefhumunu tam anlamıyan insanlar samimi vatansever de olsalar, ancak sınırdan bir top sesi işittikleri zaman yurd tehlikededir, der ve ayaklanırlar; fakat ömrü boyunca gözünün önünde kendi pazarının, ucuz da olsa yabancı mallarının istilasına uğramasından doğacak zararı ölçemezler. Yerine ve zamanına göre, bazen bu, ötekinden beter tesirler yapar. Yukarıda söylediklerimi kısaca toplayayım: Gümrüklerini kendi hayati ve ekonomik dirilmesi bahasına ecnebi mallarına açmış olan bir devletin sınırlarını yabancı ordulara kapamasının değeri ve manası kalmaz.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 112.

 

İstiklalin Tanımı ve Kültürde İstiklal [Peker]

3 Eki2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Bizce istiklal, varoluşumuzun ve istikbalimizin temelidir. İstiklal, bu bakımdan üzerinde daha heyecanla, daha sıcaklıkla titreyeceğimiz bir mefhum halini arzeder. İnsanlar, sade lügat manasını tanıyıp işittikleri bir kelime uğruna başlarını değil, parmaklarının ucunu bile feda etmezler. Binaenaleyh Büyük Önderin dili ile gençliğe emanet edilmiş iki mefhumdan bir başlıcası olan istiklali, yalnız kelimenin lugat manasiyle değil, hayattaki tatbik manalariyle de kavramış olmalıyız ki, icabında uğrunda seve seve canımızı ve başımızı verelim.

İstiklalin bir şartı da kültürün yabancı kültürlerin baskısı altında olmaması ve ulusal esaslar üzerine kurulmuş bulunmasıdır. Bununla beraber bugün yeryüzünün medeniyet ışığı ile aydınlanmış olan bütün parçalarında her ulus için müşterek olan, teknik ve siyans bakımından ileri gidişlerinde her devletin aldığı paylar ve parçalar vardır; buna “kültür jeneral” diyoruz. Onu edinmemek, ileri olmak iddiasında bulunan insanlar için bir istiklal kusuru değil, hatta büyük bir eksik sayılır. Fakat kendi yurdunun içinde kendi tarihine, kendi ananelerine, geçmişin acı ve tatlı hatıralarına bağlanış, bütün bunların heyeti mecmuasını anlatış ve bunların içinde bulunulan günlere uyuş, ulusal kültürün esaslarını teşkil eder.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 104, 108.