• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • No Featured Posts Found
 
 

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası [Atay]

22 Apr2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın büyük bir hareketin temsilcisi olduğunu yazmıştık. Bu hareket türlü akımların kaynaşağı idi.
İçinde samimi demokrasi savaşları vardı. Bunlar şahsi veya takım tahakkümü olmaksızın, serbest seçimli hür bir murakabe meclisi taraflısı idiler. Bunlara Terakkiperver Cumhuriyet Partisinin idealistleri diyebiliriz. İçlerinde, işlerin dürüst gitmesinden, tahakküm ve yolsuzluk olmamasından başka bir şey istemeyen mütevazi memleketçiler vardı.
Yine hareketin içinde şahsi kinler ve rekabetler vardı. Bilhassa eski İttihatçılardan bir kısmını bu takıma katmak lazım gelir. Gericiler ise, pek tabii olarak, Terakkiperver’lerin safında idi.
Şahsi idareye nihayet vermek, Hakimiyet-i Milliye prensiplerine göre tam bir murakabe sistemi kurmak umumi parola idi. Mustafa Kemal’e karşı hususi bir kasıtları olmayıp yalnız otorite ve sistemden kurtulmak isteyenler de, Mustafa Kemal’i düşürmekten başka bir şey düşünmeyenler de, henüz başlayan devrimi, olduğu yerde durdurmak veya eski düzeni tekrar kurmak isteyenler de, hepsi bu parolada birlik idiler.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 438-439.

 

“Kemalizm, İbadetler Dışındaki Bütün Ayet Hükümlerini Kaldırmıştır” [Atay]

10 Feb2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Kemalizm, aslında büyük ve esaslı bir din reformudur. Tanrı, bir peygambere verdiği şeriatı, ikinci bir peygamberde değiştirmekle, hatta Kur’anın bir ayetindeki emrini başka bir ayette kaldırmakla hükümlerin toplum evrimini izlemesi gerektiğini göstermiştir. Fıkıh’da buna nesih diyoruz. Muhammed, son peygamber olduğuna göre, O’ndan sonra nesih hakkı insan aklına kalmıştır. Onun için İslam bilginleri, “zamanla hükümlerin değişeceği” içtihadında bulunmuşlardır. Mustafa Kemal’in yaptığı işte bu nesih hakkını kullanmaktı.

İslamda bütün şer’i meseleler iki büyük bölüme ayrılmıştır: Birinci bölüm, ahreti ilgilendirir ki ibadetlerdir: Oruç, namaz, hac, zekat! İkinci bölüm, dünyayı ilgilendirir ki bunlar da nikah ve aileye ait hükümlerle muamelat denen mal, borç, dava ilişkileri ve ukubat denen ceza hükümleridir. Kemalizm, ibadetler dışındaki bütün ayet hükümlerini kaldırmıştır.

Kaldı ki insan aklı nesih hakkını farzlar üzerine de götürebilir; zekat, kazanış ve gelir vergilerinin bulunmadığı bir devrin mirasıdır. Hac, Kabe’den faydalanan Mekkelilerin müslümanlığını sağlamak için konmuştur ve bu döviz çağında Hicaz dışındaki hiçbir yabancı müslüman halkı buna zorlanamaz. Namaz şekli de iskemle olmayan entarili halkın yaşayışına uygundur. Pantolon, etek ve hele başkasının ayağı değen yere yüz değdirmeyi yasak eden hijyen devrinde yürüyemez. Cenaze namazını neden ayakta kılıyoruz? Camiin dışında olduğu için! Bugünkü hijyen anlayışına göre Camiin içi ile dışı arasında fark yoktur.

Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakarların sözcülüğünü yapan İnönü, Atatürk’e yalvarmış, önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur’an metni meseleleri çıkıp namazın Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu.

Falih Rıfkı Atay’ın ifadelerine göre, Kemalizm, dine ve dindışı olana karşı nötr bir tavır alan değil, aktif bir şekilde dini değiştirmeye ve gerekli gördüğü noktalarda içini boşaltarak yeniden tanımlamaya çalışan bir ideolojidir. Hatta Kemalizm’in dine müdahalesi Atay’ın ifadelerinin ilk kısmında belirtildiği gibi “ibadet dışı” ayetlerle de sınırlı kalmamakta, bu ideoloji ezan, namaz ve diğer dini pratikleri de uygun gördüğü şekilde değiştirmek istemektedir.

Dine ve dindışı olana karşı nötr bir tavır alan pasif laiklik (passive secularism) ile dine karşı reaksiyoner bir tavır içerisinde olan saldırgan laiklik (combative/assertive secularism) arasındaki farkın geniş bir incelemesi için siyasetbilimci Ahmet Kuru’nun Secularism and State Policies Toward Religion adlı kitabına başvurulabilir.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 429-430.
 

Necmettin Sadık’ın Mektubu [Atay]

8 Feb2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Mustafa Kemal İzmir’de iken Matbuat Cemiyeti Reisi Necmettin Sadık, İstanbul gazetecileri ile lider arasında anlaşma imkanları aramıştı. İstiklal mahkemesi hiçbir gazeteciyi mahkum etmediği için, hava da böyle bir anlaşmaya elverişli idi. Bütün bu hadiselerin geçtiği zaman üzerine okurlarımın daha iyi bir fikir edinmeleri için Necmettin Sadık’tan aldığım mektubu buraya nakletmek istiyorum:

“İki mühim sual sordum: 1- Madem ki, Cumhuriyet bir emr-i vâki suretinde ilân edildi. (Kendisi böyle anlatmıştı) demek ki, Mecliste cumhuriyete muarız kuvvetli bir hizip var. Fakat cumhuriyet tamam olmadı. Bunun icabatını Meclisten nasıl geçireceksiniz? Yoksa başka emr-i vâkiler oluncaya kadar cumhuriyet böyle eksik mi kalacak? Medreseler, şer’iye mahkemeleri, Şer’iye Vekâleti vs. ne zaman kalkacak? Teşkilât-ı Esasiye’deki din maddesi kalacak mı?
“Paşa, Meclisten geçse de geçmese de, bunların hepsinin yapılacağını söyledi.
“— Madem ki bu Meclis cumhuriyet ilân etmeye kendisini salâhiyetli gördü. O halde başka bir Meclisde başka bir ekseriyet bir gün meşrutiyet ilân ederse ne yaparız? dedim.
“— Olabilir. Fakat hepsini sopa ile kovarız, dedi.
“Bunun için Fırkanın başında kalmak istediğini ve hakiki bir Cumhuriyet Fırkası teşkil edeceğini ilâve etti.
“Hüseyin Cahit, Cumhurreisliği ile fırka reisliğinin beraber olamayacağını söyledi. Hem epeyce sert ve serbest söyledi. Paşa uzun uzadıya cevap verdi.
“Konuştuğumuz şeylerden çıkan esaslı neticeler şunlardır: Hilâfeti kaldıracak, mevcut devlet teşkilâtını tâ esasından yıkacak ve yeni bir bina kuracak. Gidişten memnun değildir. Radikal hareket etmeye karar vermiştir. Fakat bunun için kuvvetli, mütecanis bir firkaya ihtiyaci var. Azim ve kararı müthiştir. Bunun karşısında dayanmaya imkân yoktur.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 425-426.

 

Hilafetin Kaldırılması [Atay]

7 Feb2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

3 Mart’ta, Türkiye’yi Ortaçağa bağlayan bütün köprüler atılacaktı.
3 Mart devrimi, İkinci Büyük Millet Meclisine şu üç teklif ile gelmiştir:
1- “Hilafetin ilgasına ve hanedan-ı osmaninin Türkiye haricine çıkarılmasına dair Şeyh Saffet Efendi ile elli arkadaşının teklif-i kanunisi.”
2- “Şer’iye, Evkaf ve Erkan-ı Harbiye Vekaletlerinin ilgasına dair Siirt mebusu Halil Hulki Efendi ve elli arkadaşının teklif-i kanunisi.”
3- “Tevhid-i tedrisat hakkında Saruhan mebusu Vasıf [Çınar] Bey ve elli arkadaşının teklif-i kanunisi.”
Görüşmeler başladığı vakit Mustafa Kemal, reislik bürosunun karşısındaki geniş odada idi. Bir aralık birkaç sarıklı hocanın içeriye koşuştuklarını gördüm. Kürsüde rahmetli Vasıf nutuk söylüyormuş. Aralarından biri Mustafa Kemal’e atılarak:
– Paşam, Paşam, diye haykırdı, maksadın kitabı da kaldırmak olsa, bize emret, yolunu bulalım, (toplantı salonunu işaret ederek) ama bunları söyletme…

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 423.

 

Meclisteki Hocalar [Atay]

7 Feb2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Hilafeti ve Şer’iyye Vekaletini kaldırma tekliflerinin baş imzalayıcıları da hocalar idi. Bunlar için din ve mukaddesat bahaneden ibaretti. Korkuları halk üzerindeki nüfuzlarını ve bin bir “cer” kaynağını kaybetmekti. Hilafetin dinde yeri olmadığını, o gün hiçbir hocanın cevap veremeyeceği şer’i delillerle isbat eden Seyyid Bey de eski bir hoca idi. Nutkunu büyük bir başarı ile bitirip kürsüden indiği zaman, Mustafa Kemal:
– Seyyid Bey son vazifesini yaptı, diyordu.
Yaşlı ve pek itibarlı bir hoca, yanına gelip oturmuştu. Mustafa Kemal onu göstererek:
– Hilafetin dinde hiçbir yeri olmadığını bana öğreten efendi hazretleridir. Öyle değil mi? demesi üzerine, efendi hazretleri hilafetin dinde hiçbir lüzumu olmadığını Mustafa Kemal’e öğretmek şerefini ne kadar kıskandığını gösterecek bir telaşla tasdik etti idi.
Daha onbeş gün önce Yakup Kadri’yi nerede ise linç edecek olanlar, Saraçoğlu’nu dövmek için kürsüye hücum edenler, şimdi hepsi kızıl devrimci idiler.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 423-424.

 

Kurtuluş Savaşı’nın Ardından Din ve Devlet [Atay]

28 Jan2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Biz Mustafa Kemal ile İzmit’te buluştuğumuz vakit telaşlıca bir gün geçirmiştik. Meclisteki hocalar “Hilafet-i İSlamiye ve Büyük Millet Meclisi” isimli bir risale neşretmişlerdi. Bu risalede “Meclis halifenin ve halife meclisindir” deniyordu. Tasvir-i Efkar sahibi Velid Ebüzziya da toplantıda:
– Yeni hükümetin dini olacak mı? diye sormuştu.
– Dini var efendim, fakat İslamda fikir hürriyeti de vardır.
– Hayır, anlamak istiyoruz. Hükümet bir din ile tedeyyün edecek mi?
Şimdi başka türlü ikiye ayrılmıştık.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 379-380.

 

Saltanatın Kaldırılması ve Ziya Hurşit [Atay]

25 Jan2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Saltanatı kaldırma teklifi Meclise geldi. İki kişi açıkça muhalefette bulunarak padişahlığı müdafaa ettiler. Bunlardan biri, sonradan Mustafa Kemal’i öldürmek istediği için İzmir’de idam olunan Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit’tir.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 366.

 

Hıristiyan Demokratlar [Peker]

28 Sep2008
 

Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları, Recep Peker:

Demokrasiyi ve demokrat partileri, hürriyet ihtilalinin neticesinde gelmiş olan varlıklar diye hatırlıyoruz. Hıristiyanlık, insanlığın karanlık devirlerinde saraylarla beraber yürüdükten sonra yeryüzünün insanlık haklarına geniş açılışı devri gelince de, devletin kuruluş ve işleyişinde kendi tesirlerini yaşatır olmak davasına düştü. Kilise demokrasi müessesesine de hulul etmeyi bildi. Bu yoldan kilise, demokrasiyi avladı, demokratlık güden partilerin başındaki liderler arasında ideale bağlılık zayıflayınca, kilise, bundan istifade etti. Hıristiyan demokrat partileri kilisenin bu faaliyetinin eserdir.
… [S]iyasal partilerin başında bulunan insanların çok idealist olmaları gerektir. Gerçekten içinde bulunulan günün şartları ne kadar fena olursa olsun, kendi partisinin muvaffak olması ve yaşaması bahasına da görülse, kendisile esastan ayrı düşünenlerle katiyen elele verilmemelidir. Böyle pazarlıklar daima büyük ideallerin aleyhine neticeler getirir.
Demokratlık insanlık hakları üzerinde sadakatle ve taassubla yürüyen ve ileri gitmek istiyen insanların yoludur. Bu insanların arasına kilise kokusu girince, demokrasinin ilerilemesine ve hatta hakiki rengini koruyarak yaşamasına imkan kalmaz. Bilhassa insan haklarında serbest olma yolundan radikalizme, layik inkişaflara gitmenin yolları uzar. Klerikaller, demokrasinin radikalizme doğru gitmesine mani olmak için, nikah, anane ve tahsil işlerinde din tesirlerini devam ettirmek için çalıştılar; hıristiyan demokrat kombinezonu bu çalışmanın eseridir.

Peker, Recep. 1936. Recep Peker’in İnkılab Dersleri Notları. Ankara: Ulus Basımevi. 82-83.

 

Hilafetin Türklüğe Zararları [Bozkurt]

6 Sep2008
 

Atatürk İhtilali, Mahmut Esat Bozkurt:

Hilafet laiklikle uzlaşamazdı. Yeni Turk Cumhuriyetini laik kilmak birkaç bakımdan zorunlu idi.
l) Dinle devleti birbirinden ayırarak modern bir cumhuriyet kurmak için.
2) Dini Türk’ün ilerleme adimlarının önünde engel olmaktan çıkarmak için.
3) Ve nihayet modası ve manası yok olmuş, bütün bir tarih içinde Türk’e, yalnız ve sadece zararı dokunmuş böyle bir kurumu yok etmek için.
4) Ulusal duyguyu uyuşukluktan koramak, ona hızmı vermek için.
Laiklik, bazılarının anladığı veya anlatmak istedikleri gibi dinsizlik değildir. Devletin dinle ayrılığıdır.
Esasen devlete din izafe etmek kadar yanlış bir şey düşünülemez.
Biliriz ki, dinler o dine girenlere bazı ödevler yükler.
Örneğin:
İslam dininin şartı beştir. 1) Kelime-i şehadet getirmek, 2) Namaz kılmak, 3) Hacca gitmek, 4) Oruç tutmak, 5) Zekât vermek.
Devlet ise tüzel kişiliktir (hükmi bir şahsiyet). Bu ödevleri yerine getiremez.

Bozkurt, Mahmut Esat. [1940] 1995. Atatürk İhtilali. İstanbul: Kaynak Yayınları. 257.

 

Kemalizm, Din ve Kimlik İlişkisi [Yıldız]

11 Aug2008
 

“Ne Mutlu Türküm Diyebilene”, Ahmet Yıldız:

Türk ulusal kimliğinin Kemalist tanımlanmasında dinin belirgin önemini koruduğu tezi, pratik gerçekliğin tarihi sürekliliği yok sayma imkanına sahip olmadığını göz ardı etmektedir. 18 Temmuz 1923’te Ankara Garında Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlık ettiği bir toplantıda, dinin toplumsal ve siyasi hayattan kovulmasının öncü mimarlarından olan, Hıristiyanlığın resmi din olarak kabulünü isteyen ve Medeni Kanun’a yazdığı önsözle din karşıtlığına dayalı laiklik anlayışının açık sözcülüğünü yapan Mahmut Esat Bozkurt’un, dinin mahremiyet ölçüsünü, hem de kitabi dinin değil yerleşik geleneklerin ölçüsüne göre yorumlayarak, karısını doktorla yüz yüze görüştürmeden “odadan odaya iletişimle” tedavi ettirdiğini, Fahri Ecevit’in, oğlu Bülent Ecevit’e yazdığı mektuplardan öğreniyoruz. Bkz. Faruk Bildirici, “Ecevit’e Aileden Mektuplar,” Hürriyet, 1 Şubat 2000, s. 22. Kemalizmin “kılıçlarından” Ali Çetinkaya’nın, şapka kanunundan haberi olmadığından, Atatürk’ün Kastamonu’dan şapkayla döndüğünü haber aldığı için kaldırımda şapkasıyla yürüyen Vakit gazetesi Ankara muhabiri Mecdi Bey’i “gavur şapkası” giydiği gerekçesiyle “içeri attırması”, Atatürk’ü karşılamaya giderken de, duruma muttali olunca, Mecdi Bey’in şapkasına konup karşılamaya şapkalı gitmesi (Bkz. Tercüman, “Anası helal, kızı haram,” 10 Mayıs 1989, s. 5), tarihi süreklilik ile “ıslahat tedbirlerinin” yol açtığı “çatışmanın” kişisel kimlikleri nasıl parçaladığını ortaya koymaktadır. Ne eşine “perde” uygulayan Mahmut Esat “dinci”dir; ne de şapka giymeyenleri asan Ali Çetinkaya “ultra-ilerici”dir. Bu trajikomik durum, ciddi bir incelemeye ihtiyaç göstermektedir.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 264-265.