• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Patrikhane Meselesi” [Aydemir]

15 Jan2010
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:

Patrikhane meselesine gelince? Bu mesele, Rumların mensup olduğu Ortodoks Kilisesinin, Türk topraklarındaki teşkilâtı meselesidir. Patrikhane, yeni İstanbul’da Fener’de yerleşen ve Ortodoks kiliselerinin bağlı bulunduğu merkez, bu teşkilâtın başıdır. Patrikhanenin başında bir Patrik (Rum Başpapazı) bulunur. Ona, ruhanî bir Meclis olan Sen Sinod Meclisi ile cismanî bir teşkilât olarak bir nevi Mütevelliler Meclisi bağlıdır. Sen Sinod âzâları Patriği seçerler. Her biri, eski Osmanlı ülkesindeki Ortodoks dinî bölgelerinin dinî reisleri olarak görünür. Mesela, Erdek Metropoliti, Niksar Metropoliti, Trabzon Metropo­liti gibi. Bu dinî bölgeler teşkilâtı Osmanlılardan önce de vardı. Fatih, İstanbul’daki Patriklik müessesesini tanıdı. Bu suretle de Ortodoks teşkilâtı varlığını muhafaza etti.

Ama, Lozan konferansı sırasında çok şeyler değişmişti. Evvela Orto­doks Kilisesi parçalanmış bulunuyordu. Rus Ortodoksları çok daha evvel Moskova Patrikliği, Bulgar Ortodoksları Bulgar kilisesi etrafında birleşmiş bulunuyorlardı. Anadolu’da ise, Rum kalmamıştı ve metropolitler havada kalmış bulunuyordu. Bu vaziyette Patrikhanenin hatta Türkiye’den çıkarılarak Yunanistan’da yerleşmesi, belki onun da lehine olacaktı. Ama birtakım tarihî taassup bağlarıyla Yunanlı ve Avrupalılar, bu merkezin İstanbul’da kalması ve korunması için diretiyordu. Halbuki Lozan’dan sonra en iyimser rakamlarla Türk topraklarında ancak 100.000 kadar Rum kalacaktı. O da yalnız İstanbul’da. Yani Anadolu Ortodoks kilisesi, fiilen göçmüş ve tarihe karışmış bulunuyordu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1965] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III. İstanbul: Remzi Kitabevi. 108-109.
 

"[K]ılıç artığı orduyla bu yabanileşmiş göç kafileleri, her geçtikleri yerde Türk halkının kanlarından oluk oluk dereler akıtıyorlardı" [Aydemir]

5 Dec2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Yunan ordusu Anadolu yaylasından Akdeniz istikametine perişan bir şekilde akıyordu. Kendilerini takip eden Türk süvarisinin kılıçlarından, Türk askerlerinin süngülerinden kurtulabilenler gece-gündüz demeden, koşarak, sürünerek, batı ufuklarından bir an önce denizi görebilmek için çırpınıyorlardı. Yaylalardan ve yaylalarla Akdeniz arasında gittikçe enginleşen dağlardan, ovalardan batıya doğru yer yer, sıra sıra toz bulutları yükseliyordu. Akdeniz’e dönen askerlere, bin yıllardan beri bu topraklarda mekan tutmuş, toprak işlemiş, yurt edinmiş, köylü, kasabalı Rum halkı da katılmıştı. Anadolu Rumluğu artık göçüyordu. Anadolu Rumları Türk komşularına bakarak daima rahat, zengin yaşamışlardı. Türk hemşerileri, imparatorluğun uzak sınırlarında asırlardan beri kan ve can vergisi verirken onları kendi dilleri, dinleri ve kültürleriyle korumuştu. Ama artık bu topraklarda cennet hayatı yaşamış eski bir kavmin o günkü çocukları, her şeylerini bırakarak yollara dökülüyor, sefil bir maceranın toptan kurbanı oluyorlardı. Ama ne var ki, kılıç artığı orduyla bu yabanileşmiş göç kafileleri, her geçtikleri yerde Türk halkının kanlarından oluk oluk dereler akıtıyorlardı. Köyler, kasabalar, şehirler ateşe veriliyor, Batı Anadolu yanıyordu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 491, 493.

 

Osmanlı Döneminde Vatan Kavramı [Aydemir]

1 Dec2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Osmanlı Türklerinde vatan anlamı yoktu. Ordular nerelere kadar uzanmışsa, vatan orasıydı. Vatan, ordularımızın kapsadığı, çevrelediği yerdi. Vatan, milli bir anlam değildi. Çünkü bu Osmanlı vatanının birçok parçalarında bazen hatta Türkler bulunmazdı bile. Mesela Yemen’de, Büyük Afrika Sahrasında (Libya) olduğu gibi. 1860’dan sonra Türkiye’ye vatan anlamını birleştirici bir unsur, yahut kavram olarak sokan Namık Kemal’in vatan şiirlerinde bile vatan, ordularımızın çevrelediği topraklardı. Bu topraklar Tuna’dan Kerbela’ya, Medine-i Münevvere’ye kadar her yere varıyordu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 398.

 

"Ermeni Meselesi" [Aydemir]

29 Nov2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908-1914 arasında, yani gerek Genç Türkler İhtilâlinden önce, gerek iktidara geldikten sonra, en ziyade Ermeni komitacılarıyla uyuşabiliyordu. Fakat 1909’da Kilikya’da gene de kanlı Ermeni isyanları görüldü. 1914’te başlayan Birinci Dünya Harbinden hemen önce ise Doğu vilâyetlerinde, Ermenileri tatmin etmeyi güden geniş ıslahat hazırlıklarına girişilmişti, hattâ bu ıslahat işleri için, başlarında bir de Avrupalı bulunan bir yabancı heyet, fiilen işe girişmek üzere bulunmuştu. 1914 harbi bu işleri birden durdurdu.
Harbin başlamasından sonra Türkiye’de Türk-Ermeni münasebetleri, hiç şüphe yok ki çok karışık ve çetin gelişmelere sürüklendi. Hükümet, Ermeni komitacılarının ordu gerisinde isyan teşebbüslerine giriştiği kararına vardı. Başkumandanlık Vekilliğinin talebiyle 14 Mayıs 1915’te bir Tehcir Kanunu çıkarıldı. Hükümet, kendisini bu tedbirlere mecbur kılan hareket ve zaruretleri belirten Ermeni Komitacılarının Amâl-ı İhtilâliyesi isimli bir vesikalar kitabı neşretmişti. Bu kitap şimdi, bu konuda elimizde kalan tek Türkçe eserdir.
Netice şu oldu ki, Birinci Dünya Harbi sonunda Anadolu’da Ermeni kalmamıştı. Kafkasya, Irak, Suriye, Lübnan gibi bölgelere sürülen veya çekilen Ermeniler ise bir daha Anadolu’ya dönemediler. Böylece de Millî Misak sınırları dışında kaldılar. Toplu çoğunluk ve demokratik bir özgürlük ve egemenlik hayatına yönelen bir millî hareket, elbette ki çağdaş bir akımdır. Ama Ermenilerin, Anadolu’nun hiçbir bölgesinde çoğunluk arz etmediği de bir gerçekti. Bu durum, bizzat yabancı rapor ve istatistiklerle de doğrulandığına göre, ihtilâlci Ermeni komitacılarının Anadolu’da bizzat kendi cemaatlerinin varlığı aleyhine uygulamaya çalıştıkları silahlı isyan teşebbüslerinin, hem fikir, hem aksiyon bakımından yanlışlığı, bugün daha açık olarak görülebilmektedir.
Fakat Dünya Harbi sonunda galip devletler, Paris Sulh Konseyi’nde Ermeni meselesini daima ön planda tuttular. Hele Sevr Muahedesinde, Ermenilere Doğu Anadolu’da Muş, Bitlis, Van, Erzincan ve Erzurum vilâyetlerinden başka “Rize ve Trabzon illerini de içine alan öyle bir Ermenistan bağışlanıyordu ki, nazarî olarak ve bir an için bu yerler Ermenilerin sayılsa bile, buralarda yerleşmiş veya yerleştirilecek Ermeni zaten yoktu. Ama buna rağmen galip devletler, Sevr Muahedesinin altına, Aharonyan isminde bir de Ermeni Devleti temsilcisinin imzasını koydurmaktan çekinmediler.
İşte gerek galip devletlerin, gerekse daha sonra ve Kars Muahedesine kadar Sovyet Rusya’nın Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’da bir Ermeni yurdu meydana getirilmesi yolundaki çabalarına ragmen, hakikate, meselenin temelinde bu gerçekler yatıyordu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 378-379.

 

"Ermeni Davasının Halledilişi" [Aydemir]

24 Nov2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Daha önce Ermeni davasının halledilişi Ermenistan’a Doğu Anadolu’dan toprak isteğini ortadan kaldırmıştı.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 345.

 

"Halbuki kavmiyet fikri dince reddedilmiyor muydu?" [Aydemir]

9 Nov2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Mustafa Kemal’in getirdiği neydi?… Tam ve pürüzsüz bir milliyetçilik… Halbuki kavmiyet fikri dince reddedilmiyor muydu? Şiirlerinin birinde:
“Fikr-i kavmiyyeti tel’in ediyor Peygamber …”
Diyen ve sonra bizim İstiklâl Marşımızı da yazacak olan ünlü bir şairimiz de orada, Meclisin üyelerinden değil miydi?

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 264.

 

"[Y]abancı ırklardan arınmış bir devlet ve vatan özlemi" [Aydemir]

30 Oct2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II, Şevket Süreyya Aydemir:

Türklerin toplu bulunduğu tabiî sınırlar içinde, yabancı ırklardan arınmış bir devlet ve vatan özleminin, Mustafa Kemal’de daha Harp Okulu ve kurmay sınıflarında belirmiş olduğunu açığa vuran çok ilgi çekici bir konuşmaya burada değinmeliyiz. Bu konuşma, Mustafa Kemal’in Harp Okulu’ndan beri en yakın arkadaşı olan General Ali Fuat Cebesoy tarafından, Şubat (1964) ayı içinde, İstanbul’da “İktisadî Araştırmalar Tesisi”nde verilen bir konferanstır.
Bu konferansında, Mustafa Kemal’in bu düşüncelerini ele alan General Cebesoy, onun genç yaşında ve Harp Okulu sınıflarındayken, Osmanlı İmparatorluğunun o zamanki yapısına değinerek, bu yapının değiştirilmesi gereğini savunduğunu belirtmiştir. Bu açıklamalara göre Mustafa Kemal, o günlerde Osmanlı İmparatorluğuna dahil bulunan yabancı ırklar temsilcilerinin, meselâ Arap, Arnavut gibi milliyetlere mensup olanların, Türkler tarafından bir konferansa davet olunarak kendilerine, kendi kendilerini idare haklarının verileceğini ve kendileriyle karşılıklı anlaşmalar içinde hür münasebetler kuulmasını savunuyordu. Bu ülkeler kendi halklarına terk edilmeliydi. Bu suretle Osmanlı vatanı elbette ki küçülecekti. Mustafa Kemal bu küçülmeyi makul buluyor ve savunuyordu. Ona göre devletin sınırları, Garbî Trakya dahil olmak ve Bulgaristan’ın da güneyinde Türklerle meskûn bir kısım Rumeli arazisi içeride kalmak, güneyde Halep ve Musul da Anadolu’ya bağlanmak suretiyle çizilmeliydi. Bu topraklar dışındaki yerler, oralarda yaşayan ırklara bırakılmalıydı.
Konferansı veren ve Mustafa Kemal’in o zamanki bu görüş ve tartışmalarına şahit olan Ali Fuat Cebesoy’a göre, o günlerde Mustafa Kemal’i dinleyen arkadaşları, onu, savunduğu bu fıkirler için şiddetle yermişler, ona ağır kelimelerle hücum etmişlerdir.
Mustafa Kemal’in o zamanki bu görüşlerinde ve tartışmalarında elbette ki, kafası her istikamette işleyen ve hele devrinin meseleleriyle uğraşan, fakat kesin, belirli bir siyasî sisteme henüz ulaşmamış olan bir genç Harbiyeli’nin masum çabaları vardır.
Ama tarihin garip bir gelişmesiyle işte o zamanki genç Harbiyeli, bir gün, bir Mustafa Kemal Paşa olarak, yeni bir Türk Devleti’ni, Misâk-ı Millî sınırları, yani onun gençlik hayallerine aşağı yukarı uyan sınırlar içinde kurmak ve yaşatmak misyonunu üstüne alacaktı. Daha doğrusu tarih, ona bu misyonu, mukadder kılacaktı.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1964] 2006. Tek Adam: Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt II. İstanbul: Remzi Kitabevi. 203-204.

 

Namık Kemal ve Osmanlıcılık [Aydemir]

20 Jul2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Namık Kemal, edebiyata, bir divan şairi olarak girdi. Meselâ o uzun Sâkinâme‘si, gazelleri, hicviye veya methiyeleri, yahut kasideleri, divan edebiyatının kendinden 100, 200 yıl önce yaşamış ustalarının eserlerinden, ne yapı, ne muhteva, ne üslup bakımından hiç farklı değildir. Fakat 1860’larda başlayan Genç Osmanlılar hareketine karışınca, özellikle 1867-1880 yılları arasındaki mücadeleli hayatı, Avrupa’ya kaçışı, memlekete dönüşü, sürgünlüğü sırasındaki ruhî değişiklikleri, onu, şiirleri, tiyatro eserleri, makaleleri, tarih kitaplarıyla vatan ve hürriyet edebiyatına önder kıldı. Vatan Kasidesi, Vatan Manzumesi gibi eserleri canlı, heyecanlı, erkekçe ve sürükleyicidir. İşte bunlar ve bunlara benzer yazılardır ki bütün Abdülhamit istibdadı (1878-1908) boyunca genç ve mücahit neslin ezberinde yaşadı. Elden ele dolaştı. Bu neslin ruhî gıdası oldu.
Fakat Namık Kemal, tabiatıyle milliyetçi değildi, Osmanlıcıydı. Onun vatanı Osmanlı vatanı, onun bayrağı Osmanlı bayrağı (Hilâl-i Osman) idi. Bundan tabiî bir şey de olamazdı. Osmanlı mülkünde Türk milliyetçiliği ancak 1908 ihtilâlinden sonra ve Balkan harbinden önce yaygın bir akım olarak belirmeye başladı.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 69-70.

 

Namık Kemal [Aydemir]

19 Jul2009
 

Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I, Şevket Süreyya Aydemir:

Namık Kemal, 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu. Büyükbabası Abdüllatif Paşa, orada vazifeyle bulunuyordu. Gene büyükbabasının (annesinin babası) memuriyetleri dolayısıyla ailece pek çok yerler dolaştılar. Muntazam bir tahsil imkânı bulamadı. Şiir yazmaya büyükbabası Sofya kaymakamıyken orada ve küçük yaşta başladı. Hususî dersler alıyordu. 1857’de İstanbul’a döndüler. 1857-1862 arasında İstanbul’da, şairler çevresiyle tanışmak imkânını buldu. 1862’de yeni Türk edebiyatının ve neşriyat hayatının öncüsü sayılan Şinasi ile tanıştı ve ondan sonra şahsiyeti belirmeye başladı. Tasviriefkâr‘a yazılar yazıyordu. 1865’te Şinasi Paris’e gidince, bu gazeteyi müstakilen eline aldı. Çabuk göze batmaya başladı. 1867’de Ziya Paşa ile beraber Paris’e kaçtılar. Dışarıda neşriyata devam ettiler. Yeni Osmanlılar adına Hürriyet gazetesi Eylül 1869’da Londra’da çıkarılmaya başlandı. 1870’te İstanbul’a döndüler. 1872’de İstanbul’dan Gelibolu mutasarrıflığıyla uzaklaştırıldı. Az zaman sonra İstanbula döndü. 1873’te ilk piyesi oynandı. Fakat vatan duygularını tahrik eden bu eserin ikinci temsilinde arkadaşlarıyla beraber tevkif ve sürgün edildiler. Sakız’da mutasarrıf olarak, ölüm tarihi olan 1888 yılına kadar bazen görevli, bazen sürgün veya mahpus olarak, asıl edebî eserlerini verdi ve bunların vasfı, kesin bir vatanseverlikti ki, bu vatani duygular, genç Türkler neslinin edebî ve fikrî gıdası oldu.

Aydemir, Şevket Süreyya. [1963] 2007. Tek Adam: Mustafa Kemal 1881-1919, Cilt I. İstanbul: Remzi Kitabevi. 69.

 

Dil Devrimi [Atay]

21 May2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Atatürk’ün maksadı birçok yabancı kelimelerin Türkçe olduğunu isbat ettirerek, Türk lugatını dünyanın en zengin olanlarından biri haline getirmekti. Biz onun gayesine bakalım ve bağlanalım. Tarih tezleri için de birçok şeyler söylenmiştir ve Atatürk’ün uydurma bir tarih peşinde koştuğu ileri sürülmüştür.
Doğrusu şudur ki, dilimiz ve tarihimiz, ne Osmanlı aydınların sandığı gibi hiçbir şey, ne de Atatürk devrinin zorladığı [gibi] her şey idi. Atatürk, aşırıları deneyerek doğruyu bulmak istemiştir. Eserini sonuçlandırmaya ömrü yetmedi. Yazık ki, son dil çalışmaları da Atatürk’ün eşsiz ve hayret verici sağduyusunu hayli zedeleyen hastalık buhranlarına rasladı.
Ama dil devrimi de olmuştur. Dil, büyük bir hızla kendi kendisini aramakta ve bulmaktadır. Terimler işinde milletlerarası prensiplere uyup da sağa ve sola doğru ifratlar arasında muvazeneli bir yol bulabilirsek, gelecek nesle ansiklopedisini yazabilecek bir milli dil bırakabiliriz.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 521.