• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Mustafa Kemal Kimleri ve Neleri Okumuş, Kafasını Nasıl Hazırlamıştı?” [Atay]

1 Feb2009
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Devrimci Mustafa Kemal’i yoğuran fikir hareketleri nelerdi? Mustafa Kemal kimleri ve neleri okumuş, kafasını nasıl hazırlamıştı?
Bu metodlu bir hazırlanış değildir. Bizim Tanzimattan sonra fikir hayatımız, Fransa ihtilalcilerini yetiştiren tarih, felsefe ve ilim geçmişine benzemez. Bu üstünkörü bir “ıslahat” edebiyatıdır.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 401.

 

II. Meşrutiyet Döneminde Ordu ve Politika [Atay]

7 Nov2008
 

Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar, Falih Rıfkı Atay:

Ordu politika batağı içinde idi. Teğmen Yarbaya selam vermez olmuştu. Talat (sonradan sadrazam Talat Paşa…):
- Vallahi ben de şaştım, kaldım, diyordu.
Mustafa Kemal:
- Orduyu hemen politikadan çekmelidir. Bu yapılmazsa ordu bir kuvvet olmaktan çıkar, diye direniyordu.

Mustafa Kemal politika içinde giren bir ordunun savaş gücünü kaybedeceğini misaller vererek anlatıyordu.

Atay, Falih Rıfkı. [1961] 2004. Çankaya: Atatürk’ün Doğumundan Ölümüne Kadar. İstanbul: Pozitif Yayınları. 58.

 

Türkiyelilik [Kılıçbay]

20 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

“Türkiyelilik” son derece yanlış bir adlandırma, dilbilimsel ve tarihsel gerçeklikler karşısında son derece dayanaksız. Ülkeler adlarını ya bir etnik gruptan (İngiltere, Almanya, Rusya, Fransa, Türkiye…), ya da uluslar adlarını bir coğrafyadan (Kanadalı, Amerikalı, Perulu, İranlı, Arjantinli…) alırlar. Ama adını etnik bir gruptan tarihi koşulların ürünü olarak almış bir ülkeden yeniden bir halk adı türetilmesi komiktir, bilim dışıdır. Bir tek örnekle yetiniyor ve “Almanyalı” sözünün nasıl bir anlam kümesine denk düşen argo bir ifade olduğunu dikkatlere sunuyorum ve diyorum ki Türkiyelilik kelimesini acaba kim İngilizce, Fransızca, Almanca veya diğer herhangi bir dile çevirebilir?

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 151-152.

 

Sıradan İnsanın Efsane Üretme İhtiyacı [Kılıçbay]

13 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

Sıradan bir futbol maçında (bütün maçlar sıradandır), milyon dolarlar karşılığında bir takımın futbolcusu olanların topu karşı kaleye sokmaları sonucu “kahraman” ilan edilmeleri, gündeliğin sıradanlığına tahammül edebilmek için efsane üretmek ihtiyacında olan çağdaş insanın budala yanını işaret ediyor.

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 68.

 

Demokrasi ve Cumhuriyet [Kılıçbay]

10 Oct2008
 

Şu Benim Ülkem, Mehmet Ali Kılıçbay:

[C]umhuriyetlerde azınlık olmaz, yalnızca farklılıklar olur ve farklılıklar da demokrasiyi zorunlu kılar; bu farklılıkların serbestçe, eşitçe ve sorunsuz yaşanabilmesi için. Bu yüzden demokrasisiz cumhuriyet ve cumhuriyetsiz demokrasi hatalı projeler olarak kalırlar.

Kılıçbay, Mehmet Ali. 2006. Şu Benim Ülkem. İstanbul: Merkez Kitaplar. 20.

 

Kültürel ve Siyasi Ulusçuluk [Yıldız]

30 Jun2008
 

“Ne Mutlu Türküm Diyebilene”, Ahmet Yıldız:

Etnik ve teritoryal ulusçuluk ayırımına paralel bir ayırım da, kültürel (kulturnation) ve siyasi (staatsnation) uluslar arasındaki ayırımdır. …
Siyasi ulus fikri, ferdi ve kolektif kendi kaderini tayin düşüncesi üzerinde yapılanmış ve ferdi hür irade ve ulusa duyulan sübjektif sadakatten doğmuştur. … Siyasi ulus kavramının somut tarihi referanslarını Fransa, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri oluşturur. Bu üç ülkede, iç siyasi dönüşüm süreci sosyoekonomik statü, etnik köken ve dini inançlardan bağımsız olarak üyeleri hukuk önünde eşit, siyasi bilinç sahibi fertlerden oluşan ulusu doğurmuştur. Siyasi ulusçuluğun amacı ulusal topluluğun modern dünyaya eşit katılımını mümkün kılacak ortak vatandaşlığa dayalı özerk devleti gerçekleştirmektir.
Kültürel ulus anlayışı ise ortak tarihi miras ve dil, müstakil bir yerleşim yeri, din, gelenekler ve tarih gibi görünürde objektif ölçüler üzerine kuruludur ve ulusal devlet ya da diğer herhangi siyasi bir organın aracılığını gerektirmez. Birlik bilinci ve birlikte bulunma duygusu devletten bağımsız olarak gelişebilen bir duygudur. Kültürel ulus anlayışı, kişiye bağlı bulunduğu ulusu seçme konusunda çok az alan bırakır. Bu yüzden, 19. yüzyılda ortaya çıkmaya başlayan ulusal birlik hareketleri, ulusu devleti önceleyen ve ortak tarihi ya da kültürel değerlere ve sosyal bağlara dayalı bir varlık olarak öngörmüştür. Siyasi ulusa doğru ilk adımlar, kültürel ulus siyasileşerek devletçi fikirler kökleştiğinde atılır. Ortak tarihi miras ve dil üzerindeki vurgusuyla ortaya çıkan kültürel ulus ilkesi, orta Avrupa, İtalya ve bazı farklılıklarla Doğu Avrupa’da doğan ulusların taşıdığı bir özellik olmuştur.
Kültürel ulusçuların amacı, özgün bir tarihi topluluğun “hayat tarzı”nı moral açıdan yeniden üretmektir. Spontane sosyal bir düzen olarak ulus, bir devlet gibi “yukarıdan” atılacak adımlarla inşa edilemez. Bu, ancak, ulus içindeki bölgesel, mesleki, dini vs., gibi tabii farklılıklara özen gösteren ve “alttan” atılacak adımlarla yapılabilir. Kültürel ulusçu hareketler, hedef kitlesi içindeki farklı kesimleri ortak bir öz etrafında toplamaya çalışan ve bunu merkeziyetçi olmayan bir yapılanma içinde tarih ve dil dernekleri, dramatik gruplar, yayın merkezleri ve siyasi partiler kurarak yapmaya çalışan eğitim hareketleridir. Ulusal kimliği inşa teknikleri arasında ulusa bir ad koyma, kutsal ulusal mekanlara “hac” ziyaretleri düzenleme ve kültürel özgünlük ve üstünlük duygusunu geliştirme gibi unsurlar bulunmaktadır. Süreç içinde siyasi ulusçuluğa dönüşme eğilimini içinde barındırsa da, kültürel ulusçuluk hareketlerinin amaçları ve teknikleri siyasi ulusçuluğun kullandıklarından farklıdır.
Öte yandan, uygulamada, kültürel ve siyasi ulusçuları, her ikisi de egemenliğin halka ait olduğu ve dünyanın, her biri kendi özgün vatanına sahip uluslardan oluştuğu gibi ulusçu teorinin çekirden önermelerini benimsediği için, birbirinden ayırt etmek güçtür.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 37-39.

 

Sivil-Teritoryal Ulusçuluk ve Etnik Ulusçuluk [Yıldız]

30 Jun2008
 

“Ne Mutlu Türküm Diyebilene”, Ahmet Yıldız:

Sivil-teritoryal ulusçuluğa çoğunlukla yerleşik demokrasilerde rastlanmaktayken, etnik ulusçuluk, kurumsal bir boşluk doğduğunda, spontane olarak arz-ı endam edebilmektedir. Tanımı gereği, bir ülke sınırları içinde eşit ve evrensel vatandaşlık haklarına dayalı ulusçuluk, bu hakları teminat altına alacak destekleyici bir hukuk çerçevesine ve vatandaşların görüşlerini duyurmasına imkan verecek etkili kurumların varlığına dayanır. Etnik ulusçuluk ise, kurumlara değil, etnik olarak tanımlanmış kültüre dayanır. Bu sebeple, etnik ulusçuluk, yedekte bekleyen ama her zaman devereye girmeye hazır bir seçenek sunmaktadır: Kurumlar çöktüğünde, mevcut kurumlar halkın temel ihtiyaçlarına cevap vermediğinde ve tatmin edici alternatif yapılar olmadığında etnik ulusçuluk kendini duyurur.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 36.

 

Göreceli Karşılıklılık ve Demokrat Toplumsal Yapı [Mahçupyan]

29 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Göreceli karşılıklılık, dış gerçeklikle zihnimiz arasında bizi operasyonel kılan bir karşılıklılık ilişkisi olduğunu, ancak bunun o gerçekliği aynen anlamamıza hiçbir şekilde yeterli olmadığını öne sürmektedir. … Herkesin kendi algılamasının sınırlılığının bilincinde olduğu bir durum ise demokrat zihniyete giden yolun başıdır.
… Kısacası demokrat bir toplumsal yapı, kendi sınırlarını bilerek buna razı olan ancak toplumsal yaşam içinde ikna olmadıkları hiçbir şeye razı olmayarak karar mekanizmalarını zorlayan insanların dünyasıdır. Bu dünya bireysel özgürlüğü yüceltirken, özgürlüğün kendisi ancak bir topluluk içinde anlamlı bir değer olarak algılanır. Dolayısıyla demokrat zihniyet için esas birim ne bireydir ne de toplum. Bireyler kendi özgür iradeleri ile yarattıkları bir aradalıklarını anlamlı bulurlar ve yaşamdan aldıkları tatmin, aidiyet içinde oldukları toplululuğa yaptıkları katkıyla belirlenir.

[D]emokratlık insanı toplumsal bağlam dışında tasavvur edemez. Toplumdan ‘önce’ bireysel bir varolma mümkün değildir. İnsanoğlu toplumu ve bireyi ‘aynı anda’, aynı tarihsel ve sosyolojik sürecin ürünü olarak yaratır. Bu nedenle varlığına ve çevresine anlam verebilmesi açısından insan kendi toplumuna muhtaçtır. Böyle bir arka planın varlığında özgürlük de ancak bir birey/toplum ilişkisi olarak tanımlanabilmektedir.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 199, 200, 205.

 

Demokrat Toplumsal Yapı ve Adem-i Merkeziyetçilik [Mahçupyan]

28 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Eğer bir karar sadece belirli bir grubu etkiliyorsa ve başka kimse kendisinin de o kadardan etkilendiğini öne süremiyorsa, o karar mekanizmasının doğru ölçeği ilk gruptur. Dolayısıyla demokrat toplumsal yapı, olabildiğince ve toplum tarafından doğru olarak algılandığı ölçüde adem-i merkeziyetçidir.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 198.

 

Demokratlık ve İkna [Mahçupyan]

28 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

[D]oğrunun bir diğerine zorla empoze edilmesinin mümkün olmadığı; fikirlerin değerini değil sayısını eşitleyen oylama gibi yöntemlerin anlamlı bulunmadığı bir ortak çerçevede, insanların önündeki yol ötekilerin ikna edilmesidir.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 198.