• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Otoriter Toplum Yapısı, Korku, Eğitim ve Propaganda [Mahçupyan]

27 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Otoriter zihniyetin toplumsal bir modele dönüşmesi ise genel ve kapsayıcı bir kontrol mekanizmasının varlığını gerektirir. Bu denetim insanların nasıl davrandıklarını gözlemlemekle yetinmez, onlara nasıl davranmaları gerektiğini de söyler. Özgürlüğün bilgiye dayandırılmasının özgürlük alanını genişletmesi beklenirken, tam tersine özgürlük belirli bir bilgiye mahkûm olur ve toplumun nasıl düşünmesi gerektiği de tepeden belirlenir. Böylece toplumun tepeden tırnağa tek bir sistematik içinde denetlenebilmesi mümkün kılınarak bir tahakküm düzeni oluşur. Bu sistemin işleyişi, korkunun yasallaşmasına ve toplum tarafından içselleştirilmesine dayanır. İnsanlar iki tür korku içinde kalırlar: yönetimle anlaşamayanlar maddi/manevi baskı altında olmanın getirdiği korkuyu yaşarken, yönetime yandaş olanlar da gerçekliği otoritenin anladığı biçimde anlamama ihtimalinin endişesini taşırlar. Çünkü dış gerçekliğin aynen algılanması nasıl mümkün olamıyorsa; bu gerçekliği çok yakından takip etmekte olduğunu iddia eden otoritenin anlaşılması da sıradan insan için son derece güçtür. Bu nedenle otoritenin sürekli bir propaganda ve eğitim içinde olması gerekir. Bu eğitim kontrol olanaklarını artırdığı için yönetim tarafından istendiği gibi, yönetime ters düşmek istemeyen yönetilen kesim tarafından da talep edilecektir. Bu süreç insanların robotlaştığı ve üstelik insanların isteyerek robotlaştığı bir süreçtir. Otoriter toplumsal yapılar düşünceyi bir kamu sahası haline getirerek, özel alanı tamamen yok ederler ve özgürleşme adı altında insanı dünyevi otoritenin esareti altına alırlar. Toplum edilgen bir yığınla, militan bir aktif sınıf şeklinde ayrımlaşır. Sistemin tanımlayıcı ve belirleyici gücü, edilgen kesimi tam bir homojenizasyona doğru sürüklerken; militan kesim kendi içinde katı bir hiyerarşik yapıya dönüşür. Kaynağını en üst otoritede bulan güç; hiyerarşinin altına doğru giderek azalarak edilgen yığınlarda sıfırlanır. Dolayısıyla otoriter toplumsal yapı, ataerkil yapılardaki sürekli, geçişli ve rızaya dayalı hiyerarşik düzenlemelere sahip değildir. Otoriter zihniyet toplumu kategorize eder ve ancak ‘bilinçli’ kategorisine dâhil olabilenleri, tepeden ve alternatifsiz bir hiyerarşiye oturtur. Diğerleri ise mümkün olduğunca homojen, tek tip bir var olma biçimiyle sınırlandırılırlar.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 180-181.

 

Demokratlık ve Özeleştiri [Mahçupyan]

27 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Demokrat bakış özeleştirinin çok önemli olduğu bir bakış. Bana ve bana benzeyenlere daha sert bir bakış taşımamı gerektiriyor bu…

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 154.

 

Dünyayı Sadece Emperyalizm ile Açıklamaya Çalışmak [Mahçupyan]

26 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Madem ki emperyalizm hep olacak, sürekli bir emperyalizm ararsınız ve bulursunuz da… Ama dünyayı çok fazla anlamazsınız. İşte dezavantajı da budur; dünyayı anlayamamak.
Dünya emperyalizm kelimesiyle açıklanamayacak kadar karmaşık başka ilişkileri de doğurmuş durumda.

Şu anda sol dünyaya pozitif bir şey söylemiyor, sadece yanlışları söylüyor hem de bu yanlışları ötekinin üstünden dile getiriyor. Kendisiyle ilgili hiçbir tartışması olmayan, “Ben niye topluma, dünyaya hitap edemiyorum” diye hiç sormayan, buna karşılık sadece kapitalizmin ideolojik yanlışlarına sürekli vurgu yapan ve de küresel bir dünyada olduğumuz için emperyalizm gibi bir kelimeye dayanan bir dil.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 88-90.

 

Fenomen-Zihniyet İlişkisi [Mahçupyan]

23 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Okuyan insanın zihniyeti daima kitaptan daha önemlidir. Dünyanın en önemli kutsal kitabı bile olsa belirleyici olan okuyanın zihniyetidir.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 52-53.

 

Reel Liberalizmin Faşizme Kayma Riski [Mahçupyan]

23 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Liberalizm kendi içinde faşizan bir öz taşıyor. Aslında felsefi olarak böyle bir şey yok. Saf haliyle liberalizmin faşizmle hiçbir ilgisi yok. Ama hayata geçmek ve kullanılabilmek için yani bir “reel liberalizm” ürettiğiniz zaman, hakikaten işleyen bir liberalizm ürettiğiniz zaman ister istemez bir otoriteye muhtaçsınız, çünkü daha önce dediğimiz gibi ortak bir ahlakınız yok. Ortak bir ahlak yoksunluğu sizi merkezi bir otoriteye muhtaç hale getiriyor. Merkezi otoritenin aşırı güçlenmesiyle birlikte liberalizm faşizan bir yapıya da kayabiliyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 52.

 

Liberalizmin Çoğunluğu Esas Almaya Mahkum Olması [Mahçupyan]

22 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Liberalizm, bireyi çok fazla ön plana alan, bireyin tercihlerini, isteklerini en kutsal değer olarak ortaya koyan ancak bu bireyler arasında ortak bağlar kurmayı gereksiz kılan bir bakışa sahip. Ama böyle olduğu zaman da yapabileceğiniz şey çoğunluğun kararlarını doğru kararlar olarak başa almak, çünkü elinizde çoğunluktan başka bir araç kalmıyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 51.

 

Hindistan Örneği ve Ortak Ahlak [Mahçupyan]

22 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Hindistan’a baktığınız zaman herkesin kendi hayal gücünü kullanarak kendi kutsalını üretebildiği, bu nedenle de kaldırım taşlarının bile, “Belki birinin kutsalıdır,” diye değiştirilemediği bir toplumla karşılaşıyoruz.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 48.

 

Zihniyet, Kültür ve İdeoloji [Mahçupyan]

21 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Zihniyet, dışımızdaki gerçeklikle karşı karşıya kaldığımız zaman ona yaklaşırken kullandığımız, farkında olmadığımız ve farkında olmadan içselleştirdiğimiz birtakım ön varsayımların, ön kabullerin bir araya geldiği ama kendi içinde tutarlılık ürettiği bir tür geniş paradigmadır. Bu arka planın önünde insanlar kültür üretiyorlar. Yani günlük hayat ya da davranış kalıpları üretiyorlar. Birbirleriyle olan ilişkilerini düzenliyorlar ve de geleceğe yönelik olarak idealler ve normatif önermeler yapıyorlar. İşte bu üçüncüsü ideoloji dediğimiz şeydir. Yani ideoloji sonuçta olması gereken durumla ilgili bir önerme anlamı taşıyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 36.

 

Demokrat Zihniyetin Nesnellik Kuşkusu [Mahçupyan]

20 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Liberal yani rölativist bir bakışla baktığımız zaman 10 tane insanı bir araya getirip ortak bir görüş ortaya çıkarttığınız zaman – ki genelde ortak bir görüş çıkmayacaktır ortaya – o çoğunluk görüşüne nesnellik, geçici bir nesnellik atfetmek mümkün. Oysa demokrat bir bakışla herkes aynı fikirde olsa bile buna nesnellik atfetmek mümkün olmaz çünkü hepimiz hem kendimizi hem de birbirimizi aldatıyor olabiliriz. İşte o zaman şu anda azınlıkta olanlara ileride çoğunluk olabilme imkanı tanıyor olmanız, hatta halen var olmayan fikirlere bile bu imkanı tanıyor olmanız gerekiyor. O zaman da azınlık hakları ve azınlığın çoğunluğun baskısı altında ezilmesine yönelik bir bakış ortaya çıkıyor. Feyerabend’in söylediği gibi “En doğru durum mümkün olan en geniş çeşitliliğin yaratıldığı durumdur,” çünkü biz hiçbir zaman neyin gerçek olduğunu bilemeyiz.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 33-34.

 

Dört Epistemolojik Yaklaşım [Mahçupyan]

20 Haz2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

Epistemoloji alanına baktığınız zaman insanoğlunun dört epistemolojik yaklaşım ürettiğini görüyorsunuz. Bunlardan birisi materyalist yansıma teorisi. Buna göre doğa da maddi bir nesnedir, zihnimiz de. Doğadan zihnimize bir yansıma olduğu zaman bunun direkt bir yansıma olduğu ve gerçeğin bu şekilde bilinebileceği demek bu. Bu otoriter zihniyetle çok yakından ilişkili bir bakış, çünkü hiçbir kuşku duymadan insanlar kendi doğrularının net ve biricik doğru olduğunu öne sürme şansına sahipler. Buradan siyaset ve güç üretmek meşru hale gelebiliyor. Bir başkası çıkıp da “Ben de doğadan doğrudan yansımayla bilgi alıyorsam, neden senin görüşünün doğruluğunu kabul edeyim?” derse, Lenin gibi cevap veriyoruz; “O zaman sen de bir ihtilal yapmayı dene, ben de… Bakalım kim başaracak.” Çünkü kim başarılı olursa, o doğa kanunlarını anlamış demektir. Dolayısıyla karşımıza pratikle sınanan bir otoriter bakış çıkıyor. Bu epistemolojiyle biraz önce değindiğimiz o sosyo psikolojik yaklaşımı birlikte düşündüğümüzde, ortaya pratikle sınanmış bir otoriter zihniyet çıkıyor.
Buradan çıkan da hiyerarşik ve homojen bir toplum tasavvuru oluyor. Sosyal psikolojide tekil bir otoriter kişiliğe baktığınız zaman onun da hiyerarşik ve homojen bir dünya algıladığını görürsünüz. Lenin gibi otoriter zihniyetin en uç noktasma varmış birinin de hayaline baktığımız zaman Sovyet Rusya’da olduğu gibi hiyerarşik ve homojen bir toplum olduğunu görürüz. Çok açıktır ki Sovyet Rusya’da iktidardaki Komünist Parti’nin politbürosu toplumdan farklıdır ve toplumun dışındadır, toplumun parçası olmaktan ziyade toplumdan farklı bir ontolojik duruşa sahiptir.
Aynı şekilde epistemoloji açısından baktığımız zaman doğrudan maddi temelli yansımanın dışında, binlerce yıldır ruhani, manevi özün bir tür yansıma içinde bizim zihinlerimize aktığı varsayımına dayanan bir yaklaşım karşımıza çıkıyor. Bu, tabii dinî inançlarla çok bağlantılıdır. Ataerkil zihniyetin ideolojik duruşu dinlerdir, her türlü din… …
… Burada da bir yansıma meselesi vardır. Ancak burada zihin maddi olarak değil, maneviyatın bir parçası olarak tanımlanıyor. O yüzden de benim zihnime yansıyan şey gene doğrudur. Çünkü o Tanrısal yaradılışın bir parçasıdır. … Tabii gene aynı sorun var. Eğer yansıma söz konusuysa farklılıklar nereden geliyor? O zaman da şöyle deniyor: Çünkü ben Tanrı’nın söylediğini senden daha çok anlıyorum. Bunlar da rahip sınıfları ya da onlarla işbirliği içindeki aristokratik sınıflar. Bunun doğrudan sınaması öteki kadar güçlü değil. Bir eylem yapıp bunu sınamak gibi pratik bir tarafı yok. İdeolojik bakışa ihtiyacın var. …
Üçüncü zihniyet rölativizm. …
Bunu en belirgin biçimde John Locke’da görüyoruz. Şöyle diyordu: Dışımızdaki gerçeklik sonuçta maddidir. Zihnimiz de maddidir. Ama dış gerçeklikten zihnimize doğrudan bir yansıma olduğunu söyleyebileceğimiz hiçbir meşru araca sahip değiliz çünkü zihnimizin dışına çıkamıyoruz. Ama şunu biliyoruz, zihnimizin yaptığı önermeleri doğruluyoruz, onların anlamsız olmadığını da gözlemliyoruz, demek ki biz dışımızdaki gerçekliği anlıyoruz. Belki bu bir yansıma ilişkisi değildir ama elbette bir karşılıklılık olduğunu söyleyebiliriz. … Locke’a göre zihin bir “tabula rasa” yani boş kutudur. Oraya duyular aracılığıyla bir sürü şey gelir. Beyin onları düzenler ve oradan fikirler, gözlemler vesaire oluşturur. Burada bir karşılıklılık var tabii. Ama bu öyle bir karşılıklılık ki bizim bilgilerimizin gerçekliğin bilgisi olduğunu garanti etmesine rağmen bunun gerçekliğin sadece küçük bir kısmı olduğunu da kabul etmemizi gerektiriyor. Bizim deneyimimiz tüm deneyimler içinde o kadar küçük bir kısımdır ki buna dayanarak gerçekliğin bütününü anladığımızı, kavradığımızı iddia etmek mümkün değildir. Buradan giderek rölativist bir zihniyet yapısına geliyoruz, çünkü kimseyi kimseyle mukayese edemiyoruz. Hiyerarşisi olmayan ama tümüyle homojen bir yapıdan söz ediyoruz çünkü burada herkes aynı tür deneyimlerden geçip gerçekliğin küçük bir kısmına sahip ve herkes eşit durumda. Dolayısıyla bireyden ve vatandaştan söz etmek mümkün…
Dördüncü zihniyete gelirsek; demokrat zihniyet, epistemolojik açıdan baktığımızda Immanuel Kant ve David Hume’un büyük katkılanndan söz etmemizi gerektirir. Hume, aslında modernist, liberal bir düşünürdü fakat çok zekiydi ve zekâsının çıkarsamalannı gizlemeyecek kadar da namusluydu. Dolayısıyla öyle şeyler söyledi ki bir yerden sonra modern bakışı anlamsızlaştırdı. Modernitenin bütün epistemolojik alt tabanının sallantılı oldugunu söylemiş oldu. Kant da aslında moderniteyi kurtarmak adına bir arayışa girdi. Ama aradığı şey bugün demokratlığın temeli olarak ortaya çıkıyor. “Eğer herkes bu duyularımızın verileri ve boş bir sayfa olan zihnimizle hareket ederse” diyordu David Hume, “Herkes sadece kendi zihnine gelen verileri yeniden kurarak hareket ederse o zaman yapılan şey bir süre sonra alışkanlık haline gelir.” Hume’un meşhur önermesiyle “Güneş yarın yeniden doğacak önermesi aslında şimdiye kadar güneşin defalarca doğmasıyla ilişkili bir şey.” Yani güneşin doğuşunun tekrarlanır olması nedeniyle güneşin de kendisini tekrarlayacağını düşünüyoruz.
Hâlbuki belki de bir olay oldu ve güneş yarın doğmayacak. Bunu bilmiyoruz. Kendi alışkanlıklarımız bize bilgiymiş gibi görünüyor. Buradan giderek de kendi bilgimizin olmadığına, bütün bilgilerin aslında alışkanlıklardan ibaret olduğu sonucuna varabilirsiniz. Böyle bir durum insanın gerçekliği hiçbir zaman bilemeyecegi anlamına geliyor. Kant buradan çıkmanın yolunu şöyle buldu: Zihin bir “tabula rasa” yani beyaz sayfa değildir, belli kategorilere sahiptir ve kendi anlama biçimi, metodolojisi vardır.
Örneğin Kant dedi ki nedensellik dediğimiz şey belki de dış gerçekliğin parçası değildir, bilmiyoruz. Biz kendi zihnimizle baktığımız için ve zihnimiz nedensellik üstünden anladığı için bunu varsayıyoruz ve dış dünyada da bu nedenselliklerin olduğunu varsayıyoruz. Bunun gibi gerekli koşul, yeterli koşul gibi şeyler dünyanın gerçekliği olmayabilir. Ama bunlar bizim için anlamlı kategorilerdir çünkü dış gerçekliği bizim için anlamlı hale getiriyorlar. Bizim zihnimiz dış gerçekliği çarpıtıyor demektir bu; ama iyi ki çarpıtıyor çünkü böyle çarpıtmasaydı anlamayacaktık demektir. Çarpıtarak kendine has, insana has bir anlam yaratıyor. Buradan da şuna geliyoruz, insanın kendisi rölativist bir pozisyondadır. Yani demokratlık aslında ontolojik rölativizmi savunan bir pozisyondadır. İnsanın rölativist bir var olma hayalini paylaştığını ama insanın fikirlerinin bir rölativist yoruma muhtaç olmadığını söylüyor, demokratlık.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 27-33.