Tek Adam: Mustafa Kemal 1922-1938, Cilt III, Şevket Süreyya Aydemir:
Parçalanışın suçluları kimlerdi? Tabii hiç kimse! İnkılap, tek otorite ve tek irade istiyordu. Gazi bunun peşindeydi. Halk Fırkası bu tek iradenin icracısı olan birlik bir kadro olmalıydı… Karşı taraf ise, demokrasinin bir karşılıklı denetleme istediğine inanıyordu. Bir diktatörlüğe gidişten korkuyordu. Onlar da haklıydılar. Zaten Gazi’nin, Meclis açılırken ilan ettiği iki hedeften biri, demokrasinin geliştirilmesi, demokrasi organlarının kuruluşu değil miydi?
Tek Parti Dönemi eksenli diktatörlük-demokrasi tartışmasının temellerini izlemeyi mümkün kılan bu metin, aradan 87 yıl geçmiş olmasına rağmen halen canlı olan bir tartışmanın taraflarının o dönemde de tamamen aynı argümanlarla konuştuklarını gösteriyor. Bir tarafta diktatörlüğe gidişten korkan ve demokrasi isteyenler, diğer tarafta da “demokrasinin geliştirilmesi, demokrasi organlarının kuruluşu” için diktatörlüğün gerekli olduğunu düşünenler. Bu ayrımın resmi tarihin en başta gelen metinlerinden birinde dahi bu denli net yapılmış ise ayrıca önemli.
Tek Parti Dönemi’nde (1925-1945) demokrasinin gelişmediği, herhangi bir demokratik kurum kurulmadığı, dünyada bu şekilde diktatörler eliyle hakim kılınan(!) bir demokrasi örneği bulunmadığı ve tam tersine otoriter idarelerin ülkenin demokrasi ile arasındaki uçurumu derinleştirdiği hatırlanacak olursa, asker kökenli dar bir “kadro”nun insafına ve iki dudağı arasına esir edilen bir ülkede neden çoksesli bir siyasi kültürün doğmadığı sorusu bir muamma olmaktan çıkar. Kaldı ki, 1925 tarihinden itibaren gerçekleştirilen uygulamalar, asıl niyetin gerçekten “demokrasinin geliştirilmesi” olup olmadığı sorusuna olumlu bir yanıt vermeyi de güçleştirmektedir.