• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • No Featured Posts Found
 
 

Osmanlıcılık Düşüncesinin Topluma Yansıyış Şekli [Yıldız]

1 Jul2008
 

“Ne Mutlu Türküm Diyebilene”, Ahmet Yıldız:

1856 Fermanı’yla eşitliği ihlal eden birçok hüküm kaldırılmıştır. Bununla birlikte, bütün bu sekülarize edici adımlar İslam hukukundan alınan deliller temelinde meşrulaştırılmıştır. Bu süreç, siyasi eşitlik temelinde Osmanlıcılığın resmi siyasi kimlik olarak benimsenmesi neticesini vermiştir.
1876 Osmanlı Anayasası’yla vatandaşlık kurumu en üst hukuk metni tarafından tanınmış ve dini bağlanma devlet-teba ilişkisini belirleyici olmaktan çıkılarak devlete ve yönetici hanedana başlılık esas sadakat odağı yapılmıştır. Etnik ve dini bağlanmadan teritoryal vatandaşlık kavramına geçiş, geleneksel milletleri birbirinden ayıran çizgiyi iyice belirsiz hale getirmiştir. Ancak eşitlik politikası, beka politikasına hizmette süreklilik sağlayamamış, birlik ve kardeşliğe” dayalı heterojen bir imparatorlukta sağlanan Hıristiyan-Müslüman eşitliği yerine, birbiriyle rekabet halinde olan ulusal egemen devletlerin müşterek eşitliği ortaya çıkmış, Müslümanlar yüzyılların mirası olan hakim konumlarını terk etmek istemezken, gayrimüslimler de eşitlik yerine özerklik ve bağımsızlık peşinde koşturmuşlardır.

Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 56.

 

Fransız İhtilali ve Osmanlı [Mahçupyan]

26 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

1789 gerçekten Osmanlı’da çok büyük bir şok yaratmıştır. Osmanlı’ya göre “Bir grup baldırı çıplak sokağa çıkmış ve ihtilal yapmışlardır.” Osmanlı okumasıyla bu kabul edilemez bir durumdur. Ya Osmanlı ülkesine sirayet ederse ne olur belli değildir. Işte o zaman ilk kez Batı’da neler olduğu merak edilmiştir çünkü bunun bir tehdit olduğu anlaşılmıştır. Bu süreçte Osmanlı yönetici sınıfının Batı’da ne olduğunu gayet iyi anladıklarını düşünüyorum ben… Anladılar ve hiç hoşlanmadılar. Eşitlik, özgürlük gibi kavramların ne anlama geldiğini gayet iyi anlayabilecek, hepsi en az bir Batı dilini bilen, sürekli Avrupa’ya gidip gelen, çok iyi yetişmiş bir yönetici sınıf vardı. Ama olup biten o kadar tersti ki bunun Osmanlı’nın sonu olabileceğini görmüşlerdi.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 75-76.

 

15.-17. Yüzyıl Osmanlı Ekonomisi ve Gayrimüslimler [Mahçupyan]

25 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

16-17. yüzyıldan itibaren Avrupa tarihi birbirine devlet diyen, millet diyen birtakım şirketlerin karşılıklı çatışması diye de okunabilir.
Doğulular da birdenbire Batılıları kapılarında görüveriyorlar. İlk sızma tabii ki ticaret yoluyla oluyor. … [E]şitsizlikler üstüne kurulu olan Doğu’da adalet çok önemli. Adaletin de çok temel bir özelliği maddi unsurların dengeli bir şekilde dağıtılması ve insanların hayatlarını idame ettirebilmeleri. Oysa Batı sürekli çatışma ve büyüme, yeni servetlere el koyma eğiliminde olduğu için daima tükettiğinden daha büyük bir hâsılat elde etti. Bu hâsılat da üretim değil, ganimetti. Dolayısıyla orada fiyatlar sürekli yükseliyordu. Aynı şeyin fiyatı, 1400’lerde Osmanlı’da ve diyelim İtalya’da aynı fiyattayken yüz yıl sonra Avrupa’da üç misline çıktı. O zaman bu malı Osmanlı’dan alıp Avrupa’ya getirmek çok kârlı hale geldi. Bu Osmanlı için feci bir durumdu tabii. Osmanlı bütün üretiminin, neyin nerede kullanılacağının tek tek belirlendiği bir makro plan çerçevesinde çalışan bir sisteme sahipti. Diyelim ki İzmir’in bir köyünde üretilen buğdayın ülkenin neresinde kullanılacağı belliydi. Şimdi İngiliz, Fransız gelip köydeki buğdaya yüksek bir fiyat verip alırsa sistem bozulmuş oluyordu. Osmanlı bu süreçten bir darbe yedi. Bunun sonucu büyük enflasyon dönemidir. 1450’den 1650’ye kadar süren ve fiyat artışının engellenemediği bir dönemdi bu. 200 yıl sürekli fiyatların arttığı ama bunun mesela her yıl yüzde yarım ya da yüzde bir gibi dikkat çekmeyecek şekilde yaşanmasıydı. Ama 200 yıl içinde Osmanlı’nın dengesi bozulmuş oldu. Osmanlı kendisini yeni duruma adapte etmek için fiyatları yükseltmeye yanaşmadı çünkü fiyatları yükseltmek demek bütün düzeni yeniden kurmak demekti. Bunu yapamadığı için parayı iğdiş etti. Paranın içindeki altın ve gümüşten çalmaya başladı. O zaman da buradaki tüccarlar Avrupa parası istemeye başladılar çünkü o daha kıymetli ve daha güvenilir.
Bu sürece tersten de bakmak lazım. Osmanlı’daki bir sürü tüccar daha fazla para kazanmak için Avrupalı tüccarlarla işbirliği yapmak istiyor. Ticaretin mantığı bu… Avrupalılarla işbirliği konusunda yabancı dil bilen gayrimüslimler elbette daha başarılı oluyorlar. 16. yüzyıldan itibaren gayrimüslimlerin Avrupalılarla ortaklık kurduklarını ve çok başarılı olanların yurtdışında temsilcilikler açtıklarını görüyoruz. Bir süre sonra gayrimüslimler güçlendikçe Batı’nın ajanı olmaktan çıkıp millileşiyorlar. “Biz yeterince güçlüyüz, bu Batılılara ne ihtiyacımız var. Batılı gemisiyle gelsin, malı limandan alsın ama içeriye giremesin” diyorlar. Batı dünyası Osmanlı’ya Bağdat demiryolu için baskı yaparken Ermeni ve Rum tüccarlar buna karşı çıkıyor. Bu aktörlerin davranışları konjonktüre göre değişiyor yani kimin millet, devlet lehine çalıştığım söylemek kolay değil, ama aslında herkes kendi çıkarı için uğraşıyor.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 73-75.

 

II. Meşrutiyet ve Toplum Olamamanın Yenilgisi [Mahçupyan]

24 Jun2008
 

Bir Demokratın Günlüğü, Etyen Mahçupyan:

[Ö]zellikle 2. Meşrutiyet’in neyi ifade ettiğine bakarsak nasıl bir şansı yitirdiğimizi de anlarız. Meşrutiyet ilan edildiğinde beş dilde açılan pankartlar, tüm cemaatlerin bir arada hürriyet bayramını kutlamaları, yüzyıllarca birlikte yaşamış toplulukların bundan sonra da birlikte yaşamayı istediklerini gösteriyordu. Bu aslında Osmanlı’nın kalıcı olmasına duyulan da bir istekti. Dolayısıyla da aslında Osmanlı’nın parçalanması ve cumhuriyetin kurulması o nesiller açısından bir yenilgidir. Tam da bu yüzden cumhuriyetin kurulmasını bir zafer olarak sunma ihtiyacını duyar bu toplum. Sorun sadece savaşlarda yenilme sorunu değildi. Toplum olamamanın yenilgisiydi bu.

Mahçupyan, Etyen. 2007. Bir Demokratın Gündemi. İstanbul: Hayy Kitap. 65-66.