• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Tevvabin Hareketi

7 May2014
 

[7 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Mervan‘ın takriben 10 ay süren halifeliği zarfında meydana gelen dikkate değer olaylardan biri de, Kufe merkezli Tevvabin hareketinin gerçekleştirdiği Şam (ve daha spesifik olarak da Ubeydullah bin Ziyad) karşıtı mücadeledir. Tevvabin hareketinin kökeni, 680 yılındaki Kerbela hadisesine dayanır. Şöyle ki, Hüseyin’i Mekke’den Kufe’ye davet eden bir grup Kufeli, Hüseyin’in ölüm haberini alınca büyük bir pişmanlık duymuştur. Zira, Hüseyin’in şehre yaklaşırken yolunun kesilmesinden Kerbela’da katletildiği ana dek yaşadıkları esnasında onu yalnız bırakmış ve bu şekilde katline ortak olmuşlardır. Çok büyük bir günah işlediklerini düşünen bu Kufeli grup, geri kalan ömürlerinde Hüseyin’in mücadelesine sahip çıkmaları ve belki bu uğurda ölmeleri durumunda bu günahlarının bir ihtimal affolacağını düşünürler. Pişmanlık içeren bu tavırları nedeniyle, (tövbe edenler manasında) Tevvabin olarak anılırlar.[1]

Yazının devamı »

 

Mervan Dönemi (684-685)

3 May2014
 

[3 Mayıs 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Mervan’ın babası Hakem bin Ebi As, 630 yılında, Mekke’nin fethinden hemen sonra (muhtemelen gönülsüzce) müslüman olur.[1] Mervan, o sırada henüz çocuk yaştadır. Fethin ardından Medine’ye taşınırlar. Ancak babası Hakem, Medine’de iken Hz. Muhammed’e olan düşmanlığının sürmekte olduğunu ima eden bir dizi şüpheli davranış sergiler. Hz. Muhammed’in kapısını dinler, yürüyüşünü taklit etmek suretiyle onunla alay eder ve müslümanların bazı sırlarını Mekkeli putperestlere aktarır. Bunun üzerine, Hz. Muhammed, Hakem ve ailesini Taif’e sürer.

Yazının devamı »

 

Bu Bir Kureyş Hikayesi

27 Apr2014
 

[27 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Yezid, 11 Kasım 683 tarihinde Şam’da ölür. Haberin Mekke’ye ulaşması zaman aldığından, Suriye ordusu ile Mekkeliler arasındaki çatışmalar bir süre daha devam eder.

Yezid’in ölüm haberi, önce Mekkelilere ulaşır. Mekkeliler, Suriye ordusuna “Zaliminiz öldü” diye seslenirler, ve ardından da, onun gittiği yere [cehenneme] gitmek isteyenlerin savaşmaya devam edebileceklerini söylerler. Bu haber üzerine, Suriye ordusu komutanı Husayn bin Nümeyr, Mekkeliler arasından (eskiden beri tanıdığı ve sözüne itimat ettiği) Sabit bin Kays bin Munka’nın bu bilgiyi teyit etmesini ister. Sabit, haberi teyit eder. Bunun üzerine, Husayn çatışmaları durdurur ve Abdullah bin Zübeyr ile görüşmek üzere Mekkelilerin tarafına geçer.

Yazının devamı »

 

Yezid dönemi (680-683)

21 Apr2014
 

[21 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Hüseyin’in Kerbela’daki ölümünün ardından, Abdullah bin Zübeyr muhalefetin yeni lideri olarak öne çıkar ve gizlice Mekkelilerden biat almaya başlar. Bu durumu haber alan Yezid, bu iki başlılığı sona erdirme adına Mekke üzerine bir ordu göndermeye karar verir ve 680 yazından beri Haremeyn valiliği görevinde bulunan Amr bin Said’i bu işle görevlendirir.

Vali Amr bin Said, konuyu Haremeyn eyaleti komutanı Amr bin Zübeyr’e açar ve ona ordunun başına kimi geçirmenin doğru olacağını sorar.[1] Amr bin Zübeyr, bu soruya cevaben, valiye, Abdullah bin Zübeyr’den kendisi kadar nefret eden bir başkasını bulamayacağını söyler. Burada ilginç olan nokta, Amr ile Abdullah’ın (baba bir, anne ayrı) kardeş olmalarıdır. Amr, kardeşi Abdullah’a hep kin duyagelmiştir. Dahası, (annesi Eme bint Halid üzerinden) Amr’ın Emevi aidiyeti de vardır. Bu aidiyetin de etkisiyle, ilgili ihtilaflarda hep Emevilerle birlikte hareket etmiş, hatta kardeşi Abdullah bin Zübeyr’den yana tavır alan bazı Medinelileri fena halde kırbaçlatmıştır.[2]

Yazının devamı »

 

Kerbela

5 Apr2014
 

[5 Nisan 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

29 Temmuz 661 tarihinde Muaviye’nin halife olması ile birlikte, İslam dünyası içindeki iki başlılık sona erer. Hz. Ali’nin anısını hedef alan Emevi siyaseti zaman zaman nüksetse [1] de, genel manada istikrar bozulmaz. Fetihler yeniden başlar.

Ancak, 676 yılına gelindiğinde, yeni bir gelişme yaşanır: Muaviye, kendisinden sonraki halife olarak oğlu Yezid’i gösterir. Halifeliğin bir hanedana dönüşmekte olduğunu ima eden bu uygulama, o gün itibariyle bir ilktir.[2] Dahası, Yezid, günahkâr bir insan olarak tanınmaktadır. Dolayısıyla, kendisi halifelik için uygun bir seçim olarak görülmez ve böyle bir ön atama, tepki doğurur.

Yazının devamı »

 

Fitne ve İnsan

4 Mar2014
 

[4 Mart 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Muaviye, Ebu Süfyan’ın oğludur. 630 yılında Mekke’nin müslümanlarca fethi sırasında babası ile birlikte müslüman olur.[1] II. Halife Hz. Ömer, 639 yılında onu Şam valiliğine atar.

Hz. Ömer’in 644 yılındaki ölümünün ardından, Hz. Osman halife olur. Devletin önemli görevlerine Ümeyyeoğulları ailesi fertlerinin getirildiği bu dönemde, (halifenin ikinci dereceden kuzeni olan) Muaviye, Suriye’nin umumi valisi olur.

Yazının devamı »

 

Dün Cemel, Bugün Cemaat

24 Feb2014
 

[24 Şubat 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

[Zaman zaman, AKP-Cemaat çatışması konusuna geri dönüp dönmeyeceğimi soran mesajlar alıyorum. Halbuki bu yazı dizisi, ilgili çatışma üzerine doğdu ve aradaki paralellikleri görmek zor olmamalı. Yine de, bu parallellikleri bu sefer daha belirgin kılmaya çalıştım. – SK]

656 yılının Haziran ayında, müslümanlar arasında ciddi ihtilaflara neden olacak bir olay yaşanır: Aylar süren bir istikrarsızlık dönemi sonrasında, Medine’de isyanlar başlar ve III. Halife Hz. Osman’ın evi haftalarca kuşatma altında kalır. Bu kuşatma esnasında, halife suikasta uğrar. Şehirdeki karışıklık, suikastın ardından da bir süre devam eder. (Hatta bu karışıklıklar nedeniyle halifeyi hemen defnetmek dahi mümkün olmaz.)

Yazının devamı »

 

Müslümanlar Arasındaki İhtilafların Derinleşmesi

8 Feb2014
 

[8 Şubat 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

I. Halife

Hz. Ebu Bekir’in halifeliği sadece iki yıl üç ay sürdü. Bu dönemin üç temel sorunu vardı: (1) Onbinlerce takipçi bulan “yalancı peygamberler”in Medine’yi tehdit etmeye başlamaları, (2) Arabistan Yarımadası’nın farklı yerlerindeki çok sayıdaki müslüman kabilenin zekatlarını Medine’ye vermeyi reddetmesi, ve (3) bazı kabilelerin İslam’ı terk etmesi. Hz. Ebu Bekir, gayet kısa bir süre zarfında, Arabistan Yarımadası’nın tamamını başarılı bir şekilde Medine yönetimine konsolide etti. Bunu gerçekleştirir gerçekleştirmez de, ordularının yönünü kuzeye, devrin iki büyük gücü olan Bizans ve Sasani imparatorluklarına çevirdi. (İlgili dönem için bkz: Önceki yazı)

Yazının devamı »

 

Bir Asr-ı Saadet Gerçekten Yaşandı mı?

28 Jan2014
 

[28 Ocak 2014 tarihinde Serbestiyet’te yayınlandı.]

Hz. Muhammed’in ölümünün ardından halife seçilen Hz. Ebu Bekir, iki büyük sorunla karşı karşıya kaldı. Birinci sorun, Arabistan Yarımadası’nın dört bir yanındaki müslüman toplulukların, onun halifeliğini tanımayı reddetmeleriydi. Hicaz bölgesi dışındaki müslümanların önemli bir kısmına karşılık gelen bu kimseler, zamanında bağlılıklarını Hz. Muhammed’e bildirmişlerdi. Ancak, ona olan bağlılıklarının, onun ardından ortaya çıkabilecek bir halefi de kapsayacağını (haklı olarak) düşünmüyorlardı. (Dönemin genel kabul görmüş kaidelerine göre, böylesine ucu açık bir süreklilik zaten söz konusu olamazdı.) Dolayısıyla, ilgili kimseler, kendilerini Hz. Muhammed’in halefine karşı herhangi bir yükümlülük içinde görmediler.

Yazının devamı »

 

Kader ve Özgür İrade

14 Apr2013
 

[14 Nisan 2013 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Yaygın seküler perspektifler, bugüne dek kader kavramını dışlama (ve hatta küçümseme) eğiliminde oldu. Seküler anlayış, tevekkül ve kader eksenli tavırların karşısına, özgür irade, bireysel tercih, seçme hürriyeti gibi modern kavramlarla çıktı. Bu yaklaşıma göre, insanlar, yaptıkları tercihler ile kendi kaderlerini yine kendileri belirliyorlardı. Yani, doğaüstü bir gücün her insan için önceden bir yol çizmiş olması söz konusu değildi.

Yazının devamı »