• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Korku Cumhuriyeti’nin İlk Ayak Sesleri

2 Dec2012
 

[2 Aralık 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Yahya Kemal Beyatlı, Ali Kemal Bey’i “döneminin en kudretli yazarı” olarak nitelendirir. Köşe yazılarının yayınlandığı Peyam-ı Sabah ise, (muhtemelen sevenleri kadar sevmeyenlerinin de ilgi göstermesi nedeniyle) döneminin en çok okunan gazetesidir. Yine Beyatlı’ya göre, Ali Kemal Bey’in yazılarını hayranlıkla okuyanlar İstanbul’un elit kesiminden insanlardır. Ali Kemal Bey’i zaman zaman gazetedeki odasında ziyaret eden ve kendisine hürmet gösteren bu kimseler, onu “asrının eşsizi” (feridü’l-asr) addederler.

Yazının devamı »

 

Ali Kemal Bey ve Ahlak Yoksunu Siyasi Kültürümüz

25 Nov2012
 

[25 Kasım 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Ali Kemal Bey, 6 Kasım 1922 tarihinde İzmit’in Saray Kapısı önünde linç edildi. Cinayetin azmettiricisi 1. Ordu Komutanı Nureddin Paşa, linçin sona ermesinin ardından yeniden sahneye çıktı ve bir darağacı kurulmasını emretti. Emir yerine getirildi ve darağacı (yine o muhitteki) tren istasyonunun hemen yanındaki köprünün üzerine yerleştirildi. Ali Kemal Bey’in ölü bedeni bu darağacına asıldı, bir çarşafa sarıldı ve üzerine “Hain-i din ü vatan Artin Kemal” yazılı bir levha asıldı. Bu mizansen, Lozan görüşmelerine katılmak üzere Ankara’dan trenle yola çıkmış bulunan ve o günün akşamında İzmit’te mola verecek olan heyet için hazırlanmıştı.

Yazının devamı »

 

Ali Kemal Bey’in Sözde Suçları

17 Nov2012
 

[18 Kasım 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Demokrasiler, yapıları gereği, farklılıkları doğal kabul etme eğilimindedir. Hatta, demokrasilerde siyasetin kendisi de zaten farklı tercih ya da talepler arasında bir uzlaşı arama çabasına karşılık gelir. Bir başka deyişle, demokrasilerde, ortada bir farklılık yoksa zaten siyaset de yoktur.

Yazının devamı »

 

Milli Mücadele Döneminde Ali Kemal Bey

11 Nov2012
 

[11 Kasım 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Ali Kemal Bey’in hayatını incelediğimizde, çok sayıda farklı (ama birbirleriyle ilişkili) kimlikle karşımıza çıktığını görüyoruz. Şair, üniversite hocası, dergi yayıncısı, gazete yayıncısı, köşe yazarı, eğitim bakanı, içişleri bakanı gibi kimlikler, bunlar arasında ilk akla gelenler. Ne var ki, Ali Kemal Bey günümüzde bu gerçek kimlikleriyle değil, Cumhuriyet’in üzerine yapıştırdığı “hain” kimliğiyle tanınıyor.

Yazının devamı »

 

Ali Kemal Bey’in Sonu

4 Nov2012
 

[4 Kasım 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Bundan tam 90 yıl önce, 5 Kasım 1922 Pazar sabahı, Ankara Hükümeti, İstanbul polisine bir telgraf çekti. Konu, gazeteci Ali Kemal Bey‘di. İki ay önce İzmir’de zafer kazanmış olan Ankara Hükümeti, Milli Mücadele süresince sert eleştirilerine maruz kaldığı köşe yazarı Ali Kemal Bey’i Ankara’ya getirtmek ve “yargılamak” istiyordu. Ancak İstanbul halen işgal altındaydı. Dolayısıyla, böyle bir “yargılama”nın yapılabilmesi için, Ali Kemal Bey’in gizlice Ankara’ya kaçırılması gerekliydi.

Yazının devamı »

 

Musul’u Alan Afyon’u Da Alamaz Mıydı?

25 Aug2012
 

[26 Ağustos 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Lozan Anlaşması, Türkiye-Irak sınırının nereden geçeceği konusu karara bağlanmadan imzalanmıştır. Anlaşmanın üçüncü maddesi, sınırın Britanya ile Türkiye arasında yapılacak görüşmeler sonucunda dokuz ay içinde belirleneceğini, tarafların bir uzlaşmaya varamaması durumunda ise, konunun Milletler Cemiyeti konseyine intikal edeceğini söyler.

Yazının devamı »

 

Kötü İngilizler, İyi Türkler

12 Aug2012
 

[12 Ağustos 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

İtilaf devletleri, ne Sevr’de, ne de Lozan’da, Türkiye’yi kaldıramayacağı bir yükün altına sokmayı hedeflemediler. Sevr’in 231. maddesi, konunun bu yönünün bir özeti gibidir. İlgili madde, (anlaşma metninin bütününden koparılarak ele alınması bir parça problemli olsa da) özetle, Türkiye’nin saldırgan ülkelerle bir olup girdiği savaştan yenik çıktığını, bunun neticesinde tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldığını, ancak böyle bir ödeme yapabilecek ekonomik güce sahip olmadığını, dolayısıyla da, İtilaf devletlerinin tazminat taleplerinden (kimi istisnalar haricinde) vazgeçtiklerini ifade eder.

Yazının devamı »

 

Sevr Haritası

5 Aug2012
 

[5 Ağustos 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Sevr Anlaşması dendiğinde, Türkiye’de hemen herkesin zihninde aynı harita imgesi canlanır. M.E.B. tarih ders kitaplarının vazgeçilmez bir öğesi olan bu harita, farklı milletlerce paylaşılan bir Anadolu tasvir eder. Ne var ki, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana en az üç neslin zihnine kazınmış olan bu harita (ve yorumlanış şekli) gerçek dışıdır.

Yazının devamı »

 

Sevr’i Anlamak

29 Jul2012
 

[29 Temmuz 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

I. Dünya Savaşı’nı kaybeden Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ile Mondros Ateşkesi’ni imzaladı. Bu gayet doğal, hatta sıradan bir gelişmeydi. Aradan 14 gün geçtikten sonra, İtilaf Devletleri, (Mondros’ta Osmanlı Devleti’nin kendilerine tanıdığı hakka dayanarak) İstanbul’u işgal ettiler. Bu gelişme de aynı derecede doğal ve sıradandı. İşgaldeki amaç, Anadolu’yu ele geçirmek ya da paylaşmak değil, savaş sonrası şartları oluşturmayı kolaylaştırmaktı. İtilaf Devletleri, bunu başardıktan sonra İstanbul’u terk ettiler.

Yazının devamı »

 

Sevr Paranoyası

22 Jul2012
 

[22 Temmuz 2012 tarihinde Taraf gazetesinde yayınlandı.]

Türkiye’de, Sevr ve Lozan hakkındaki değerlendirmeler, ekseriyetle ideolojik kaygılarla şekillenir. Ülkede en güçlü ve belirleyici sese sahip olagelen resmi söylem, Sevr’i adeta bir yokoluşa denk tutarken, Lozan’ı ise büyük bir zafer olarak sunar. Bu iki büyük abartı, birbiri ile yakından ilişkilidir. Şöyle ki, Sevr ile Lozan arasındaki uçurum, Ankara rejiminin ve kurucusunun yegane meşruiyet kaynağı durumundadır. Zira Sevr’in yokoluş, Lozan’ın ise kurtuluş olması, Ankara’nın (başta İstanbul olmak üzere) ülkenin geri kalanına, “Vatanı biz kurtardık” diyebilmesine ve kendisini ülkenin yeni sahibi ilan edebilmesine imkan tanır. Başarının bir Tek Adam‘ın dehasına atfedilmesi ise, söz konusu Tek Adam’ın halkı temsil etmeyen iktidarına meşruiyet kazandırma işlevi görür. Zira herkesi O’nun kurtarmış olması durumunda, herkesi yönetmenin de yine O’nun hakkı olduğunu iddia etmek kolaylaşacaktır.

Yazının devamı »