• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

İsrail, Musevilik ve Antisemitizm

10 Jan2009
 

Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç, “İsrail dinî mi?” başlıklı yazısında Musevilik, siyonizm ve antisemitizm kavramlarını değerlendiriyor:

Tanrı inancını ve dinî referansları reddeden bir Yahudi, eğer başka referans çerçevesi içinden dünyaya bakıyorsa, bu “dindar bir Yahudi” olmadığı gibi “siyonist” de değildir. Böylelerinin sayısı çoktur; bunlar hem İsrail’de hem dünyanın birçok yerinde bugünkü İsrail devletinin yürüttüğü insanlık dışı politikaları, yaptığı katliamları samimiyetle protesto eden, siyonistlerin altına imza attığı vahşetten utanç duyan insanlardır.
Aynı şekilde samimi “dindar Yahudiler ve hahamlar” da “siyonist olmayan Yahudiler” gibi hem bir devlet olarak İsrail’in politikalarına karşı çıkıyorlar, hem dahası bir kısmı “İsrail devleti”nin kendisini Yahudi inancına aykırı buluyorlar. Burada özenle yapılması gereken şey Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “Kitap ehli hepsi bir değildir” genel hükmüne uygun olarak “Siyonist Yahudiler”in vahşetine haklı olarak karşı çıkarken, siyonist olmayan ateist, agnostik veya samimi dindar Yahudileri aynı kefeye koymaktan kaçınmak olmalıdır ki, bu yapılmadığı takdirde insan farkından “anti semitik” olur, anti semitizm, İslam bakış açısından yasaktır, suçtur.

Yazının devamı »

 

Üslup, İçeriği Kurtarır Mı?

7 May2008
 

Toktamış Ateş, Bugün gazetesinde yayınlanan ‘Referandum sürprizi‘ başlıklı yazısında Yargıtay başsavcısının AKP’nin kapatılması istemiyle açtığı davanın iddianamesini, daha çok Fatih ilçesinde yaşayan çarşaflı kadınlar ekseninde değerlendiriyor:

[İ]nternet üzerinden aldığımız iddianamedeki suç kanıtları, benim açımdan inandırıcı olmadı. Onları bir yana bırakarak; bizim Fatih’teki evin etrafında türeyen kara çarşaflıların, çoğalma hızını saptasalar, çok daha inandırıcı bir iddianame kaleme alabilirlerdi. Gerçekten, kara çarşaflı hanımlarımızın sayısı; sanki bir yerden işaret almışlarcasına, inanılmaz bir biçimde arttı. Eskiden, daha çok Çarşamba ve Draman taraflarında görülen bu hanımlar, şimdi Fevzi Paşa caddesinin, sağ tarafındaki sokaklara dadandılar. Ne diyelim, hayırlısı olsun. Bu da onların tercihleri…

Yazının devamı »

 

Hilal ve Haç

13 Mar2008
 

Hürriyet gazetesinin Anadolu Ajansı’ndan aktardığı bir habere göre, İzmirli bir avukat FC Inter takımını, formasında haç işareti bulunuyor olması nedeniyle UEFA’ya şikayet etmiş. UEFA’nın şikayeti işleme koymasına rağmen soruşturmada herhangi bir ilerleme görülmemesi üzerine de söz konusu avukatın bir arkadaşı da UEFA’yı FIFA’ya şikayet etmiş.

Yazının devamı »

 

Fethullah Gülen Cemaati (4): Sonuç

18 Jan2007
 

Konformizmin sadece Fethullah Gülen Cemaati’ne mahsus bir şey olmayıp genel anlamda Türkiye’nin sorunu olduğu, ilkokuldan itibaren tek bir doğru karşısında hizaya geçmeyi öğrenen kitlelerin, ileride resmi ideolojiye olan inançlarını yitirseler bile aynı konformist yaklaşımı bu sefer başka düşüncelere uyarlamakta oldukları muhakkak. Hal böyle olunca, Türkiye’de (dini olan ve olmayan) gruplar da ancak hakim olan tektipçi genel algının değiştiği ölçüde değişebiliyorlar. Ama ne yazık ki, kitlesel değişimler çoğu zaman yavaş gerçekleştiği için, bu süreç, resmi paradigma tarafından tehdit olarak algılanan kitleler adına son derece sancılı geçiyor.

Dünyadaki Türk Okulları (Sudan)

28 Şubat ve sonrasında yaşananların, yakın tarihimizde bu sancının doruğa çıktığı sayılı dönemlerden birine karşılık geldiği söylenebilir. Ancak 28 Şubat sonrasında yaşanılanlar pek çok yönü itibariyle önceki müdahalelerdekinden farklıydı. Zira 80′li yıllardan itibaren (Cumhuriyet tarihi boyunca ilk kez) dışa açılmaya başlamış olan Türkiye’de, çoksesli bir toplum talebi artık çok daha güçlüydü.

Yazının devamı »

 

Fethullah Gülen Cemaati (3): Cemaatin Bediüzzaman ile Bağı

15 Jan2007
 

Fethullah Gülen Cemaati’nin gerek İslam dinine yaklaşımında, gerekse genel anlamda hayatı algılayış şeklinde, Bediüzzaman Said Nursi ve (daha spesifik anlamda) Nursi tarafından 1926 ve 1949 yılları arasında yazılan Risale-i Nur Külliyatı önemli ölçüde belirleyiciliğe sahip.

Bediüzzaman Said Nursi

Nursi, İslamiyet adına şiddeti dışlayan ve medeni insanlar nezdinde şiddetin değil, iknanın esas olduğu üzerinde duran bir yaklaşıma vurguda bulunuyor. Nursi’nin bu yaklaşımlarından esinlenen bir cemaatin, okullarla, kültür merkezleriyle ya da kitap, dergi ve gazete gibi yayınlarla faaliyet gösteriyor olması doğal. (Bu durum, sadece Fethullah Gülen Cemaati değil, tüm diğer nur cemaatleri için de geçerli.)

Yazının devamı »

 

Fethullah Gülen Cemaati (2): Konformizm

24 Dec2006
 

Fethullah Gülen Cemaati’ne yöneltilen eleştiriler arasında, hareketin konformist ve normatif yapısı ile ilgili olanlar önemli bir yer tutuyor. Cemaatin, teknik anlamda ‘basit hiyerarşik örgütlenme’ olarak tanımlanabilecek bir şekilde yapılanmış olmasının, cemaat mensuplarının birbirlerine benzer şekilde giyinmelerinin, konuşmalarının ya da davranmalarının, bu tür eleştirilerin temel dayanağını oluşturduğu söylenebilir.

Budist Rahipler

Gülen’in yaptığı kimi açıklamaların yukarıdan-aşağıya doğru örgütlenmenin esas alındığı ‘devletçi bir algının tezahürü’ olarak değerlendirilmeye fazlasıyla müsait olmasının da, bu yöndeki eleştirilerin kuvvetlenmesinin bir diğer nedeni olduğu muhakkak. Hatta Gülen’in, orduya düzdüğü methiyeler nedeniyle devletçiliğin de ötesinde, ‘militarizm‘ ile dahi suçlanmış olduğu da bir gerçek. Gülen’in, darbeci general Kenan Evren’in okullarda din derslerini başlatmış olmasıyla ilgili olarak, böyle bir sevabın kişinin cennete girmesine bile vesile olabileceğini söylemiş olması da, yine militarist bir yaklaşım olarak algılanmaya fazlasıyla müsait. Gülen’in konuşmalarının önemli bir kısmına yoğun milliyetçi vurguların hakim olması nedeniyle de, sözleri (haklar bazında) ‘büyük bir devlet öngörmekte olduğu’ şeklinde yorumlanıyor.

Yazının devamı »

 

Fethullah Gülen Cemaati (1): Giriş

12 Dec2006
 

Geçtiğimiz Ekim ayında, Akşam gazetesinde Barış Müstecaplıoğlu imzalı bir yazı dizisi yayınlandı. ‘Bir Cemaat Binlerce Hayat‘ başlıklı yazısı dizisinde, Fethullah Gülen Cemaati konu ediliyordu.

Fethullah Gülen

Bu yazı dizisini (aynı konuda yayınlanan diğerlerinden) farklı kılan, Müstecaplıoğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olduğu yıllarda Fethullah Gülen Cemaati içerisinde yer almış, ancak daha sonra aradığını bulamayarak ayrılmış biri olarak, bir anlamda ‘içeriden’ bilgi verecek olmasıydı.

Yazının devamı »

 

Pakistan (3): Hint Hilafet Hareketi ve Türkiye

4 Nov2006
 

Pek çok insan, içinde bulunduğu siyasal yapıyı (bariz nedenlerden ötürü) subjektif bir gözle değerlendirir. Bu nedenle, aynı yapıyı ‘dışarıdaki’ gözlerin nasıl algıladığını incelemek çok daha kuşatıcı bir tasavvur sunabilir.
Mevlana Şevket Ali ve Mevlana Muhammed Ali
Türkiye, Batı tarafından nasıl algılandığını dikkatlice takip etmesine (ve hatta bu algıyı değiştirmek üzere toplumu dahi değiştirmeye hazır olmasına) rağmen, diğer toplumları neredeyse tamamen göz ardı ederek avrosantrik bir tutum sergiliyor. Tarih öğretimine de damgasını vuran bu tutum, Osmanlı dönemini dahi, ‘Avrupa’yı fethi’ ölçüsünde başarılı bulan ya da ‘Viyana’ya kadar gidebilmiş olmakla ilişkilendiren bir zihniyeti sonuç veriyor. Bütün bunlar sonucunda da, bu zihniyetin, Arap Yarımadası’nda doğup Orta Asya’ya uzanan ve oradan da yönünü Anadolu’ya çeviren İslamiyet’in bu yolculuk esnasında bıraktığı izler hakkında hiçbir fikri olmuyor.

Yazının devamı »

 

Pakistan (2): İskender Mirza ve Demokrasi

3 Nov2006
 

Pakistan’ın hikayesi, hazin bir hikayedir. Çünkü Muhammed Ali Jinnah‘ın öncülüğünde, büyük umutlarla kurulan Pakistan, bu büyük liderin ardından, demokrasi ile askeri rejimler arasında gidip gelen bir istikrarsızlık örneği oldu. Sosyal, politik ve ekonomik istikrarsızlıklar, pek çok Batılı siyasal bilimcinin Pakistan’ı, muktedir olamayan, başarısız bir devlet (failed state) olarak nitelendirmesine neden oldu.
Muhammed Ali Jinnah
1947 yılında kurulan Pakistan, ilk anayasasına kavuşacağı 1956 yılına kadar geçecek olan 9 yıl zarfında siyasi çalkantılardan bir türlü kurtulamadı.

Yazının devamı »

 

Pakistan (1): Muhammed Ali Jinnah ve Mahatma Gandhi

3 Nov2006
 

Pakistan’ın hikayesi, hazin bir hikayedir. Çünkü Muhammed Ali Jinnah‘ın, uzun yıllar süren siyasi mücadele sonunda Hindistan’dan koparıp aldığı Pakistan, çok büyük umutlarla kurulmuştu. Zira Pakistan, yıllardır acımasız İngiliz sömürge yönetimi altında ezilen güney Asya halkının bağımsızlığına kavuşuyor olmasını yeterli bulmayan Jinnah’ın öncülüğüyle gerçekleşmiş olan bir projeydi.
Mahatma Gandhi
Jinnah, Hindistan müslümanlarının yıllardır İngilizler’den çektiklerinin bir benzerini, şimdi de Hindular karşısında bir azınlık durumuna düşerek yaşamalarını istemiyordu. Bu nedenle de, Hindistan’dan bağımsız, müslüman bir ‘Pakistan’ kurulması fikrine giderek daha çok bağlanmıştı.

Yazının devamı »