• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Eşkıya ise ölüden bile intikam alır. Kulağından anahtarlık yapar, düşman cesedini helikopterden köyün üzerine atar”

8 Jul2010
 

Sivilay Abla‘dan:

Soru: Sevgili Sivilay Abla, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Terörist cenazesine giden milletvekili dağa gitsin” dedi. Belediyeler de bu cenazeler için cenaze arabası tahsis ediyor. Bu davranış Türk milletinin hassasiyetini hiçe saymak, teröre yandaşlık etmek değil midir? (Selçuk Gülercan)

Yazının devamı »

 

“Kimi değerli arkadaşlarımız Hitler’in iktidara gelmesini sivil bir hükümet darbesi olarak değerlendiriyorlar”

1 Jul2010
 

Star gazetesi yazarı Toktamış Ateş’in “Uzun bıçaklar gecesi” başlıklı yazısından:

Kimi değerli arkadaşlarımız Hitler’in iktidara gelmesini sivil bir hükümet darbesi olarak değerlendiriyorlar. Evet son tahlilde görüntü öyle. Ama unutmamak gerekir ki; 1934′te SA’ların (Sturm Abteilung) sayısı 25 milyona çıkmış ve böyle bir (sözde) sivil örgütlenme ordunun asker sayısının üstüne yükselmişti.

Yazının devamı »

 

“[B]izim devletimiz, ölünün gücünü biliyor”

27 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür’ün “‘Şehitler’ ve ‘etkisiz hale getirilenler’” başlıklı yazısından:

PKK ile Türkiye’nin güvenlik güçleri arasında süren kanlı savaşta resmî rakamlara göre 42.044 kişinin öldüğü açıklandı. Bunların 6.653’üne ‘şehit’, 5.687’sine ‘terör kurbanı’, 29.704’üne ise ‘ölü ele geçirilen’ deniyor. Ne üzücü ki, üç gruba da her gün yenileri ekleniyor.

Yazının devamı »

 

“Biz Türk’tük, buranın sahibi, efendisi, hâkimi bizdik, kimse bizimle eşit olamazdı, biz ne kadarını verirsek o kadarına razı olmak zorundaydılar”

24 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın “Bir dinleyin…” başlıklı yazısından:

Önceki gün, siyasetle ilgilenmeyen, genç, başarılı, kendine iyi bir hayat kurmuş bir Türk’le konuşuyordum, bütün savaş onun farkına bile varmadan söylediği tek bir “kelimenin” içinde saklıydı.

Sakin bir sesle, cevabını gerçekten merak ederek, “Kürtlere istediklerini verecek miyiz, ortada bu kadar şehit var,” dedi.

Yazının devamı »

 

“Bir Kürt’le bir Türk’ün evlenmesi evrensel bir barış mesajı değil iki kişi arasında gerçekleşen kimyasal ve hormonsal bir olaydır”

24 Jun2010
 

Sivilay Abla‘dan:

Soru: Sevgili Sivilay Abla, hepimiz kardeşiz, bu kavga ne diye?

Cevap: “Kardeşiz, kardeşiz” söyleminin altında genel olarak iki temel fikir var:

1- Kardeşiz o halde aynıyız.

2- Kardeşler arasında böyle şeyler olur. Ailede kol kırılır yen içinde kalır. Şikâyet edilmez, ayıp, aaa!

Yazının devamı »

 

“Ortak tarihimizde uzlaşarak çözdüğümüz tek bir vaka yok”

21 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Markar Esayan’ın “Barışa emek vermemenin pespayeliği ” başlıklı yazısından:

Ortak tarihimizde uzlaşarak çözdüğümüz tek bir vaka yok. Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Türk, Kürt, kim olursanız olun, cümleyi bir kez daha okuyun ve sıkılın. Ortak tarihimizde uzlaşmayla çözülmüş tek bir vakamız yok bizim! Hep savaşmışız. Devlet on öldürmüş, mağdur bir öldürmüş, ama savaşmışız…

Çünkü savaşmaya daha aşinayız. Barışamadığımız, barışa öldürmekten başka yollarla nasıl ulaşılabileceğini merak etmediğimiz, ya da barışmanın asgari koşullarını içimize sindiremediğimiz için hep savaşmışız.

 

“Bu insanlar tam olarak ne düşünüyor?”

17 Jun2010
 

Sivilay Abla‘dan:

Soru: Sevgili Sivilay Abla, Tayyip Erdoğan’ın Yahudi kökenli olduğunu yazan kitapların Nişantaşı kitapevlerinde ‘Best seller’ olduğu, resmî satış rakamlarının iki katı da sokak tezgâhlarında alıcı bulduğu, bu kitaplardan pasajların beyaz Türklerin zincir maillerinde hep tazeliğini koruduğu bir ülkenin insanlarıyız.

Nasıl oluyor da şimdi Erdoğan İsrail’e kafa tuttuğunda da beyaz Türklerden aynı derecede bir tepki ile karşılaşıyor. Bu insanlar tam olarak ne düşünüyor? (Nurettin Yeşil)

Cevap: Sevgili Nurettin, beyaz Türkler Cumhuriyet kurulalı hep aynı şeyi düşünüyor. “Bu ülkeye komünizm gerekirse onu biz getiririz. Milliyetçilik lazımsa onu da biz yaparız. Yahudi düşmanlığı yapılacaksa biz yaparız. Gerektiğinde Yahudilerin en iyi dostu olmaya da biz karar veririz. Size ne oluyor?” diyorlar.

 

“Öyle bir sistem kurulmuş ki, “yalan”a başvurmadan tek bir gün bile ayakta kalması neredeyse imkânsız”

17 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Mithat Sancar’ın “Yalan ve aptallık” başlıklı yazısından:

Öyle bir sistem kurulmuş ki, “yalan”a başvurmadan tek bir gün bile ayakta kalması neredeyse imkânsız. Ve bu öyle bir sistem ki, insanları sadece kamusal/siyasal alanda değil, özel dünyalarında bile kendiliğinden, hatta fark ettirmeden bir “yalancı” gibi davranmaya yöneltiyor. Kimliklerin inkârı üzerine inşa edilen mekanizmalar, “düşünce suçları”, siyaset yasakları ve bütün bunları içselleştirmiş “gönüllü yalan üreticileri”, meseldeki sihirbazın adamı gibi, toplumun tüm kesimlerini yalana boğuyor. O kadar uzun süredir işliyor ki bu döngü, yalan artık sıradanlaştı, alıştığımız bir şey haline geldi. Derinlerimize nüfuz eden yalanlarla yaşıyoruz. Bu durum, hem bireysel benliklerimizi hem de toplumumuzun ruhunu fena halde ifsat ediyor.

Yazının devamı »

 

“Haydi bakalım, mutlu muyuz Türk’üz diye?”

14 Jun2010
 

Radikal gazetesi yazarı Yıldırım Türker’in “Azat’ın çilesi” başlıklı yazısından:

Azat’ı hatırlayanınız vardır mutlaka. Ben hiç unutmadım.

Korkum şudur. Ya o da vahşetlerden bir vahşet olarak solup gitmişse belleğimizin gerçekle kurgu arasındaki o alacakaranlık bölgesinde?

İlk olarak 1998 yılının nisan ayında tanışmıştık A. ile.

Yazının devamı »

 

“Temizlik”

13 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan’ın “Temizlik” başlıklı yazısından:

Yaşamak kirlenmektir… Kimse doğduğu andaki saflığında ve temizliğinde kalmıyor. Ne kadar dikkatli olsanız da haksızlık yapmamanın imkânsız olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Olayların çok yönlülüğü ve kaçınılmaz muğlâklığı ise ahlaki açıdan temiz kalmayı zorlaştırıyor, çünkü taraf olmak zorundasınız ve desteklediğiniz tarafın tamamen temiz olmadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla yaşamak, hangi kirliliği niçin savunduğunuzla ilgili kendinizi tatmin edecek bir cevaba sahip olduğunuz oranda taşınabilir hale geliyor. Bunun çok yadırganacak bir tarafı da yok, çünkü bir parça samimiyete sahipseniz kendi kirliliğinizin de farkındasınız… Öte yandan temiz kalmak da yaşamamak demek. Temiz kalma kaygısı çoğu zaman insanı hayatın dışına çekiyor ama bunu kabullenmek o denli kolay olmuyor. Dolayısıyla bu ‘temiz’ insanlar kendileri gibi diğer ‘temizlerle’ birarada küçük komünler kurup, çevrelerindeki kirliliğin nasıl ‘yanlış’ olduğunu konuşuyorlar. Oysa ‘yanlış’ dedikleri şey tam da ‘insani’ olan şey ve bunu farketmemek çok zor…

Yazının devamı »