• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Bunlar bir günlük işler…”

6 Feb2010
 

Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’nın “GATA, Tekel İşçileri ve Tayyip Erdoğan” başlıklı yazısından:

İşte EMASYA denen rezil protokol bir günde kalktı… Bu kadar basit… Bir günde üniversitelerdeki başörtüsü yasağı kalkar… Genelkurmay, CHP ile yarı-askerî yargı ve medya olay yaratmasın, bir günde bu mesele biter… Bir günde cemevlerinin statüsü değişir. Tunceli Üniversitesi “Pir Sultan Abdal Üniversitesi” oluverir… Bir günde Afyon/Karahisar gibi Diyarbakır/Amed oluverir en büyük Kürt şehrimizin ismi… Bir günde Ruhban Okulu açılır… Bir günde Ermeni mahallesindeki “Talat Paşa İlkokulu” ismi “Hrant Dink İlkokulu” oluverir… Bunlar bir günlük işler… Bu adımlar toplumda inanılmaz bir rahatlama sağlar. Toplumun temel dört mağdur kesimi de o gün inanılmaz bir özgüven kazanır. Geleceğe umutla bakar… Bu özgürlük adımlarının hiçbir maliyeti yok… Kimseye vereceği bir zarar yok… O zaman yapalım şunları… Böylece AKP muhalifleri de rahatlasın… AKP’nin elinden mağduriyet kartını bir anda alabilirsiniz sadece bir günde…

Yazının devamı »

 

“Müslümanların en temel inançlarını bile bu kadar açık bir şekilde tahkir eden bir kurumda benim yer almam söz konusu olamaz”

30 Dec2009
 

Taraf gazetesi yazarı Hilal Kaplan’ın “Müslümanların ‘vicdan’ları ile imtihanı” başlıklı yazısından:

Enver Bey’in vicdani retçi tavrından dolayı maruz kaldığı olaylar zinciri ise şöyle gerçekleşiyor: Kendisi 24 Temmuz 2007’de zorla askerlik yaptırılmak üzere evinden alınıp Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugayı’na getiriliyor. İlk ‘içeri’ alındığında üniforma giymeyi reddediyor fakat 10 asker tarafından zor kullanılarak üniforma giydiriliyor. Ailesi Bilecik’e ziyarete geldiğinde ise annesi ve eşine başörtülerini ‘kelebek’ diye tabir edilen biçimde örtmeleri ‘emrediliyor’! Emre uyduklarında ise bu sefer de pardösülerini çıkarmaları ‘emrediliyor’! Pardösülerini çıkarmayı reddettikleri için de Enver Bey ile görüştürülmüyorlar. Enver Bey görüşebildiği babasına ağır psikolojik baskı ve linç tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu iletiyor.

Annesi ve eşinin maruz kaldığı uygulamanın ardından bu cesur Müslüman adam aşağıdaki metinle vicdani reddini kamuoyuna beyan ediyor:

“Ben Enver Aydemir, 24.07.2007 tarihinde zorla askerlik yaptırılmak üzere evimden alınarak Bilecik Jandarma Er Eğitim Tugayı’na getirildim. Burada, beni oraya getiren yetkililere, TSK Seçkinlerinin laik değerlere dayanarak dini inançlarıma karşı hasmane duygular beslediğini bu yüzden laik bir ülkede askerlik yapmayacağımı ve böyle bir düzenin asla ve asla bir neferi olmayacağımı beyan ettim.

Bilecik’te kaldığım süre içerisinde bu yaklaşımımın ne kadar doğru bir yaklaşım olduğunu, iki gün sonra beni görmeye gelen annemin ve eşimin başörtülü olması gerekçe gösterilerek nizamiye kapısından geri döndürüldüğünde daha iyi anladım. Hayattaki en önemli değeri inançları olan birisi olarak, özellikle TSK Seçkinlerinin İslami değerlere karşı gösterdiği tutumu kabul etmem mümkün değildir. Müslümanların en temel inançlarını bile bu kadar açık bir şekilde tahkir eden bir kurumda benim yer almam söz konusu olamaz. (…)”

Vicdani ret beyanını takip eden günlerde Eskişehir 1. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Cezaevi’ne konuyor. Nizamiyede yine işkence ve kötü muameleye maruz kalıyor. Hatta linç teşebbüsünde bulunuluyor. Burada da karısı ve annesi inançlarına göre giyindikleri için Enver Bey’i göremiyor.

 

“60’lı yıllarda 10 bin civarındaki Rum nüfus, bir anda ne oldu da evini, yurdunu, tarlasını, bahçesini terk edip soluğu başka memleketlerde aldı”

27 Dec2009
 

Sabah gazetesinin İş’te İnsan eki yazarı Burçan Güven’in “Gökçeada Rumları ve iki yüzlülük” başlıklı yazısından:

Korkunç hikayeler dolaşıyor kulaktan kulağa… Türkiye’nin Kıbrıs ve Yunanistan ilişkilerinin gerildiği her dönemde, bu adadaki Rumların ağır bedeller ödediğine dair tüyler ürpertici hikayeler bunlar. Örneğin 70’lerin başında sonunda Kıbrıs çıkarmasıyla sonuçlanın gerginlik sürecinde adadaki cezaevi mahkumlarının bir süreliğine (Rum köylerine dehşet saçmak üzere) salıverildiği anlatılıyor. Bu bir – iki günlük süreçte olanlarla ilgili anlatılanlarda ise ne ararsanız var; tecavüz, yağma, cinayet, kundaklama… Bazen adanın Rumlarına kendini sevdirmeyi başarmış bir Türk, hafifçe başıyla işaret ederek birini gösteriyor ve başlıyor anlatmaya: “Bu kadının kızı tecavüze uğramış, bunun evi yanmış içinde çocukları ölmüş, şunun kocasına böyle olmuş” diye.

60’lı yıllarda 10 bin civarındaki Rum nüfus, bir anda ne oldu da evini, yurdunu, tarlasını, bahçesini terk edip soluğu başka memleketlerde aldı, konuşulmuyor bile. Müthiş bir sessizlik hakim. Adada sonradan yapılan kişiliksiz, tek nizam yapılarıyla ruhsuz köylerine Doğu Karadeniz’den, Orta Anadolu’dan getirilip yerleştirilen ailelerin burada doğmuş çocuklarından birinin yazdığı Gökçeada kitabında bile bu zulümden eser yok.