• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Müslümanlar kötü insanlar, adaletlerini kaybetmiş insanlar”

10 Oct2010
 

Tuğba Tekerek’in Taraf gazetesinde yayınlanan Enver Aydemir röportajından:

Müslümanlarla karıştırılmak istemiyorum. Çünkü Müslümanlar kötü insanlar, adaletlerini kaybetmiş insanlar. Peres tartışmasında kim Tayyip Erdoğan’ın haklı olduğunu söylerse adaletsizlik yapmış olur. Peres haklıydı. Peres “Önce kendi ülkene bak. Ülkenin güneydoğusuna bak” gibi bir şey söyledi. Sonra Tayyip fıttırdı. Çünkü suçluluk duygusu vardı, Peres doğruyu söyledi.

İsrail hapishanelerinde üç bin küsur Filistinli çocuk var; taş atmak, benzeri eylemlerden dolayı tutulan. Türk hapishanelerinde benzer eylemlerden tutulan çocukların sayısı dört binin üzerinde. 14-15 çocuk İsrail hapishanelerinde işkenceden şikâyetçi. Türkiye’de bu sayı 400’ün üzerinde. Müslüman adam alkışlayamaz Tayyip’i “Peres sen de namussuzsun ama bu sözün doğru” der. Tayyip’e “Önce kendi bahçeni temizle, ya da iki bahçeye beraber müdahale et” der. Söyleyenin adı biraz bize benzeyince, onun adı Tayyip, benimki Enver olunca, aynı dinin isimleri olunca hemen taraf oluyoruz… Ama işin bir de gerçeği var. Eğer Filistinlilerin İsrail’de geliştirdiği gibi bir mücadele Türkiye’de Kürtler tarafından geliştirilse, ben çok daha ağır bedellerin Kürtlere ödetileceğini çok iyi biliyorum. Kendim de yaşadım. 93-94 serhildanları Filistin’e benzer. Orada insanların üzerine tankları sürdüklerini biliyoruz.

İki sene önce yaşadık, Van’da bir çocuğu polisler copluyorlar, çocuğun kolunu kırdılar. Burada hiçbirimiz sokağa düşmedik. Muhammed diye bir çocuk öldürüldü Filistin’de babasının yanında. Biz Türkiye’deki Müslümanlar onun için ilahi, marş ne zıkkım deniyorsa ondan besteledik, eylemler yaptık. Kızıltepe de iki yaşında bir çocuk…

Bak [Uğur Kaymaz’ın] ismini bile bilmiyorum. Ama Filistin’dekini biliyorum. Uğur öldürüldüğü zaman çıtımız çıkmadı. Ben onlardan değilim… Benim için Uğurla Muhammed arasında hiçbir fark yok. Uğur benim için daha öncedir çünkü benim burnumun dibindedir. O sesini çıkartamayan, Kürt meselesi için sadece kıllarını kıpırdatan zalimlerden değilim.

 

Anadilde Eğitim Hakkı [Cengiz Çandar]

28 Sep2010
 

Radikal gazetesi yazarı Cengiz Çandar’ın “Siz, dilsizlik nedir bilir misiniz?” başlıklı yazısından:

Yıl 1995. Van’dan Ahlat’a giderken Tatvan’da durmuştuk. Sokakta tanıyanlar çıktı.

İçlerinden orta yaşın biraz üzeri ve iyi giyimli biri yaklaştı bana, “Cengiz Bey değil mi” diye sordu ve onaylanınca Tatvan’ın yaslandığı Hizan yönündeki yüce dağları işaret ederek “Bakın” dedi, “eğer anadilde eğitim hakkı verilmezse, bu yaşımda şu dağlara çıkarım ben”.

Nefes almadan sürdürdü söyleyeceklerini: “Ama ben çocuğumu Kürtçe okutan bir okula göndermeyebilirim. Hatta, imkânım olsa, Türkçe okutana da değil, İngilizce eğitim verene gönderirim…”

Soru sırası bana geçmişti, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedim: “Beş saniye önce dağa çıkıyordunuz, ardından ne diyorsunuz?”

Gülümsedi, konuşmayı istediği noktaya getirmişti: “Anadilde eğitim, benim hakkım. Hakkımı elde etmek için kellemi verebilirim. Ama sahip olduğum hakkı nasıl kullanacağım ya da kullanıp kullanmamak bana ait…”

Bence, hadise budur. Bu kadar basit.

 

Türkiye’nin Efendileri Türkler Mi? [Ahmet Altan]

24 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın “Bir dinleyin…” başlıklı yazısından:

Önceki gün, siyasetle ilgilenmeyen, genç, başarılı, kendine iyi bir hayat kurmuş bir Türk’le konuşuyordum, bütün savaş onun farkına bile varmadan söylediği tek bir “kelimenin” içinde saklıydı.

Sakin bir sesle, cevabını gerçekten merak ederek, “Kürtlere istediklerini verecek miyiz, ortada bu kadar şehit var,” dedi.

Yazının devamı »

 

90’larda Kürt Gazetecilerin Öldürülmesi [Suzan Samancı]

4 Apr2010
 

Taraf gazetesi yazarı Suzan Samancı’nın “‘Aptal kutusu’ndaki aptal diziler” başlıklı yazısından:

1909’da 6 nisan da Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’nin Galata Köprüsü üzerinde kurşunlanarak katledilmesinden bu yana, bugüne kadar sekseni aşkın gazeteci ve yazar öldürüldü. 1915 yılında art arda Ermeni gazeteci ve yazarlar öldürülürken 1990-1994 yılları arasında ise 33 gazeteci katledildi. Bu gazetecilerin çoğunun Kürt olması Türkiye’nin nasıl bir yönetimi devir aldığı ve nasıl yönetim uygulandığını apaçık ortaya koyuyor.

 

Mehmet Kaya Röportajı (Neşe Düzel / Taraf)

22 Mar2010
 

Neşe Düzel’in Taraf gazetesinde yayınlanan Mehmet Kaya röportajından:

Üç hafta önce Denizlispor Diyarbakır’a geldi. Diyarbakırspor’u yendi ve alkışlarla sahadan ayrıldı. Kürt sorununa en radikal bakan kesim Karadeniz sahilidir. Bölgenin takımı Trabzonspor Diyarbakır’a geldi, … yendi ve alkışlarla uğurlandı. Bursaspor’a gelince… Bursaspor maçı Kürtler tarafından tamamen etnik bir saldırı olarak algılandı. Çünkü bizde insanlar, “PKK dışarı” sloganını, PKK dışarı diye anlamazlar. “Kürtler dışarı” diye anlarlar. Bunu bir aşağılama ve ırkçı saldırı olarak görürler. İşte bu algı insanlarda bir refleks yarattı.

Yazının devamı »

 

“Bizi birarada tutan en önemli şey din”

26 Jan2010
 

Neşe Düzel’in Taraf gazetesinde yayınlanan Adil Gür röportajından:

Türkiye’de Türkler ve Kürtler asla çatışmazlar. … Provokatif olaylarda 50 kişi çatışır o kadar. Zaten çıkan sokak olaylarında da katılanların sayısını görüyorsunuz. Biz araştırmalarda, “Sizi birarada ne tutuyor? Dil mi, bayrak mı, aynı toprak üzerinde yaşamak mı, din mi” diye sorduk. Halkın yüzde 72,5’u, “Bizi birarada tutan en önemli şey din” dedi. Aslında halk açılıma karşı değil. Biz beş tane araştırma yaptık, halk açılıma karşı değil. Açılım sürecinin yönetiliş biçimine karşı. … Eğer açılım, baştan etnik kimlik üzerine oturtulmasaydı, Kürt, Alevi, Roman vb. gibi parçalanmasaydı halkın tepkisi farklı olurdu.

 

PKK’ya Onurlu Veda [Yıldıray Oğur]

15 Dec2009
 

Taraf gazetesi yazarı Yıldıray Oğur’un “PKK’ya onurlu veda” başlıklı yazısından:

Diyarbakır’da tanıştığım DTP çizgisinde de olmayan bir Kürt arkadaşım … “Bak,” demişti, “PKK ile Kürtlerin ilişkisi şudur: Bir gün sana bir adamın çok büyük bir iyiliği dokunur. Adam hayatını kurtarır. Gel zaman git zaman adam bu iyiliği başına kakmaya başlar, seni kendine esir eder. Utanır, bir şey diyemezsin. Bu arada kötüler de boş durmaz. Adam seni bir defa daha kurtarır onların elinden. Yine ona mahkûm olursun, ses çıkarmazsın. Tam bu iyiliğin üzerinden de zaman geçer, ‘Tamam bana çok iyiliğin dokundu ama senin bu hallerin de hiç hoşuma gitmiyor’ diyecek cesareti bulursun, başına bir hal daha gelir, o adam seni bir daha kurtarır, bir daha bir daha. Şimdi kötülük el çekmeye başlayınca, biraz rahata kavuşunca, beni defalarca kurtarmış o adamı nasıl satarım, nasıl ‘tamam artık git başımdan’ derim, ‘sana ihtiyacım kalmadı’ derim.”
İşte böyle.

 

Hartlap, Dimorta, Evreşe [Sevan Nişanyan]

7 Dec2009
 

Hartlap, Dimorta, Evreşe, Sevan Nişanyan / Taraf

Kürtçe yer adlarının iadesi tartışmasında gözden kaçan bir detaya işaret edeyim müsaadenizle. Birbirinden farklı gibi dursa da aslında birbirini tamamlayan ayrı iki hadise var ortada.

Bir tarafta klasik bir milli kimlik mücadelesi var. Biz Türk değil Kürdüz, köyümüzün adı da Türkçe değil Kürtçe olacak diyorlar. Bunda önemli olan yer adının “eski” ya da “asıl” olup olmaması değil, hangi dilde olduğu. Bu yüzden (tek tük de olsa) asıl adı Türkçe olan yerlerin bile kürtçeleştirildiği oluyor. Varto’nun bildim bileli Kızılağaç olan köyü Darasor oldu; Karapınar, Qarepungal diye makyaj gördü.

Yazının devamı »

 

Bize yakışmaz-2 [Bejan Matur]

20 Nov2009
 

Bize yakışmaz-2, Bejan Matur / Zaman

Babamın çocukluğunda gördüğü bir sahne var; Kılık Kıyafet Kanunu’nun uygulandığı ilk yıllarda jandarma köyleri basarak, köydeki yaşlı erkeklerin sakallarını ve uzun saçlarını zorla kesiyor. Babam, köydeki yaşlıların kaçarak ormana, çalıların arasına, mağaralara sığındığını hatırlıyor. Bir çalının dibinde titreyerek, askerin köyden gitmesini bekleyen yaşlı bir adam için sakalı onurudur. Başındaki sarık, ayağındaki şalvar haysiyetidir. Bunlar yaşandı. Cumhuriyet’in yarattığı travma bu ülkede sadece dindar Sünnileri değil, geleneğine bağlı olan bütün toplulukları etkiledi. Bunun en hazin örneği Dersim’dir.

Yazının devamı »

 

Dersimli nasıl CHP’li oldu [Yıldıray Oğur]

15 Nov2009
 

Dersimli nasıl CHP’li oldu, Yıldıray Oğur / Taraf

Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nı savunan sözlerini alkışladığına şaşırıyor. Aslında sorulması gereken daha temel bir soru var: Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de ne işi var?

Sadece Kılıçdaroğlu mu? Dersimliler, Aleviler ortada 1937-38 gibi bir katliam varken nasıl bu kadar CHP’li ve Atatürkçü olabildiler?

Cevaplardan ilki şu: 37-38 Dersim konusunda hayatlarını kolaylaştıracak sahte bir tarih üretip ona inanarak.

Yazının devamı »