• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Ruhumuzdaki faşist [Ahmet Turan Alkan]

14 Nov2009
 

Ruhumuzdaki faşist, Ahmet Turan Alkan / Zaman

Bundan yıllarca önce Dersim harekâtına katılmış yaşlı bir adamla, evlerinin çardaklı avlusunda ayaküstü sohbet etmiş, “Neler oldu, anlatsana” demiştim.

Hâtırımda kalan iki mühim anekdot: “Eşkıyanın köyüne girip arama yaptığımızda” demişti, “Tabii çoktan savuşmuş oluyorlardı; biz de bulgurdan, yağdan, pekmezden ne varsa yiyecek, toza toprağa buluyor, bir daha yenilemez hâle getiriyorduk!”

Dağ başında yoksul bir köylünün evinde yağını, pekmezini, ununu, bulgurunu tahrip ederseniz ne yer o insanlar bir sene boyunca; neyle geçinir?

Bu hafifi; daha ağırı var: “Boş bir çuvala dürter gibi süngülüyorduk.” demişti de bunu söylerken gözlerine bakmıştım: Suçluluk, nedâmet, bir cürmün itirafı esnasında duyulan ezikliğe bezer bir hâlet aradım edâsında; hiç oralarda değildi, olmamıştı; “Öyle gerekiyordu, öyle yapıldı” der gibiydi. Haklı mıydı, askerî harekât esnasında emir gereği yapılan şenaat, şahsî sorumluluklar listesinden siliniyor muydu? Beş vakit namazında, mûtekid, Müslüman, mazbut bir adam… Vaktiyle bir futbol karşılaşmasında veya aile düğününde yaşanan sıradan şeyleri anlatır gibi anlatıyordu; onun sorumluluğu yoktu ki; kendini olup bitenlerden tecrîd etmiş, alıp kenara çıkarmıştı. Zihnini ve vicdânını anlattığı şeylerin kanlı hâtırasından böyle bir cam fânus içinde yalıtabilmişti demek ki…

Yazının devamı »

 

“Atatürk nasıl çözmüş peki Dersim sorununu?” [Ahmet Altan]

13 Nov2009
 

Taraf gazetesi yazarı Ahmet Altan’ın “Muhalefet ve insanlık” başlıklı yazısından:

Sonunda baklayı ağızlarından çıkardılar.

“Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” diyenlere cevap veren Onur Öymen, “Dersim isyanında analar ağlamadı mı” diye sordu.

Öymen’e göre orada da analar ağlamış ama kimse “annelerin gözyaşlarına aldırmamıştı”, doğru olan da buydu.

İnsanlar ölmeli, anneler de ağlamalıydı.

Yazının devamı »

 

Dersim’de Parçalanan Aileler

12 Nov2009
 

Akşam gazetesi yazarı Nihal Kemaloğlu’nun “Dersim’in kayıp kızları” başlıklı yazısından:

Cumhuriyet tarihinin kırılgan geçididir Dersim, dört dağın arasındaki suskun ve vakur mazi.

1937-1938’in Dersim olaylarında insanlık hikayelerinin acıtıcı parantezlerinin birinde de kayıp kızlar yer alıyor.

Ve bugün 80 yaş civarında oldukları tahmin ediliyor.

O dönemde aileleri öldürülmüş ya da ailelerinden zorla alınmış küçük kızların, evlatlık olarak bürokrat ve asker ailelerine verildiği ‘ehlileştirme’ projesini, 71 yıl sonra konuşurken insan zorlanıyor.

Yazının devamı »

 

Hey sen, farkında değil misin, asıl bölücü sensin sen! [Hasan Cemal]

12 Nov2009
 

Hey sen, farkında değil misin, asıl bölücü sensin sen!, Hasan Cemal / Milliyet

Düşün biraz.

Kürt yoktur dedin. Kürt dilini yasakladın. Kürt kimliğini inkar ettin. Kürtleri demokrasinin gereği olan insan haklarından yoksun bıraktın.

Kısacası:

Kürtleri Türkleştirmek istedin.

Olmadı.

28 isyan çıktı, şimdiki 29.

Peki sonuç?..

Yapamadın, başaramadın.

Sadece kan ve gözyaşı aktı.

Kürtler Türkleşmedi!

Yoksa farkında değil misin?

Hayatında Diyarbakır’ın, Van’ın, Ağrı’nın, Hakkâri’nin, Şemdinli’nin, Cizre’nin, Şırnak’ın, Viranşehir’in ya da Kızıltepe’nin kahvelerinde hiç oturup sohbet ettin mi? Biraz sabır edip o insanların sana yüreklerini açmalarını bekledin mi? Hiç hissetmeye çalıştın mı o insanların dertlerini kendi yüreğinde?..

Düşün.

Yazının devamı »

 

“Bizim çocuklarımız öldü başkaları da ölsün” [Toktamış Ateş]

24 Oct2009
 

Toktamış Ateş’in Bugün gazetesinden yayınlanan “Uzatılan eli ısırmak” başlıklı yazısından:

Tarihte çok acı savaşlar yaşanmıştır. Ve bu savaşların sonunda; barış aşamasına gelindiği zaman; savaşta ölenlerin aileleri “esirlerin serbest bırakılması” vb. düzenlemelere karşı sokağa dökülmez. Bağırlarına taş basarlar ve “başka anaların evlatları ölmesin, başka analar gözyaşı dökmesin” diye sessizliklerini korurlar. Ama bizde; neredeyse “bizim çocuklarımız öldü başkaları da ölsün” diyecekler…

 

Biz Türklere düşen… [Yıldıray Oğur]

22 Oct2009
 

Biz Türklere düşen…, Yıldıray Oğur / Taraf

Kürt meselesi üzerine uzun süre konuştuktan sonra fikirlerini değiştirmeyi başardığım hatta “Biraz da Biz Kürtleşelim” derslerine devam etmiş bir arkadaşım aradı dün. Türkiye’ye gelen PKK’lılar için yapılan coşkulu karşılanma görüntülerini izlemiş televizyonda.

“Bu kadarı benim için bile fazla” dedi.

“Barış oldu ama, tanıştırayım, 26 yıldır yaşadığımız bir savaştı” dedim ben de.

Evet, biz Türkler bunu bir türlü anlamadık. Daha doğrusu bunu bize dürüstçe anlatan kimse olmadı. Yıllarca medya bize devletini çok seven, PKK’ya lanet okuyan, Türk bayraklarıyla miting yapan sahte Kürtleri gösterdi. Biz de inandık. Hâlbuki bu 26 yıl boyunca ölen 20 bin PKK’lının beşer kişilik çekirdek ailelerden geldiğini düşünsek, yakılan binlerce köyde her evde sadece bir kişinin yaşadığını varsaysak bile savaşın karşı cephesinde en aşağı yüz binler vardı. Ucundan gördüğümüz gerçeği öğrenmek de pek işimize gelmedi galiba. Böylesi daha hayırlı olmuş da olabilir. Belki de 26 yıl boyunca sokaktaki Türkler ve Kürtler bu bilinçli cehalet sayesinde komşu ve dost kalmayı başardılar.

Bize dağları bombaladıkça ‘terörün’ biteceği anlatıldı. Dağda 10 PKK’lı öldürdü ordumuz, sırada bekleyen 10 kişi onların silahlarını alıp dağa çıktı. Bize ülkemizi bölmek isteyen dış güçlerin desteği biterse PKK’lıların dağda aç, susuz kalacağı söylendi. Bütün dünya PKK’yı terörist listelerine aldı ama gayet sağlıklı görünen PKK’lılar dağdan jeeplerle, şık kıyafetlerle indiler.

Yüz binlerce insanı ellerinde PKK bayrakları, Öcalan resimleriyle, üzerlerinde üniformaları olan PKK’lı militanlarını karşılarken görmek benim için de itiraf etmek gerekirse dünyanın en normal ve en kabul edilebilir görüntüsü değil. PKK’lıların durup dururken dağa çıkmadıklarını anlattığım ve ikna ettiğim anneme, babama, kardeşime bunu açıklamakta zorlanırım.

Ama bunun bir savaş olduğunu sürekli hatırlayabilirsek, o karşılamaya gelen insanların evlerinin duvarlarında o üniformalar içinde hayatını kaybetmiş binlerce evladın, kardeşin, yeğenin, kuzenin fotoğrafları olduğunu akıldan çıkarmazsak, bu savaşın bir çeşit barışla bitmekte olmasının ne kadar hayırlı bir iş olduğunu hiç unutmazsak, kabul etmek, sindirmek en azından anlamak daha kolaylaşacak.

O zaman bu savaşın bir tarafının evlatları, ‘asker’leri teslim olurken, uğruna savaştıkları halkın, yıllarca görmedikleri annelerinin, babalarının, komşularının onları böyle karşılamasının da ne kadar normal olduğunu fark edeceğiz.

O yüzden de “Sen izleme o görüntüleri” dedim arkadaşıma. “O görüntüleri Türklerin izlemesi yasak, Kürtler için onlar.”

Eğer biraz basiret ve ferasetle bakarsak, bu coşkulu karşılamaların Kürt cephesinde muhtemel bir yenilgi hissinin (PKK’yı bile aşabilecek yeni bir isyana yol verebilecek) panzehiri olduğunu, geri kalan PKK’lıları dağdan inmek için ikna edici bir iş görerek savaşın bitmesine hizmet ettiğini de görebiliriz.

Basiret ve feraset… Barışı getirecek iki kilit sözcük bu.

 

Kıbledağı’na çıkmaz mıydık [Yıldıray Oğur]

20 Oct2009
 

Kıbledağı’na çıkmaz mıydık, Yıldıray Oğur / Taraf

Az önce Kandil’den yola çıkan grubun birkaç kere resmi düştü sitelere. O resimlerden birinde güleç yüzlü bir teyze ve müşfik bakışlı beyaz saçlı bir amca da vardı. “PKK’lı teröristler için Kandil’de tören düzenlendi” diyordu site. O teyze, o amca, terörist?

Sanki o teyze aşure tabağı mutfağınızda duran alt komşumuzdu. Sanki o saçları beyazlamış amca dükkânın önünde sigara içen Kürt bakkalımızdı.

Yazının devamı »

 

Kürtçe [Sevan Nişanyan]

19 Oct2009
 

Kürtçe – I ve Kürtçe – II, Sevan Nişanyan / Taraf

Senelerdir internette forwardlana forwardlana topaç olmuş bir cahillik manifestosu var. “Günümüzde bazı siyasal olaylarda kullanılan ve bazen Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne aykırı davranışlar içerisinde olanlar tarafından alet edilen Kürtçe, düşüncelerine değer verilen birçok dilbilimci tarafından bir ‘dil’ olarak bile kabul edilmiyor,” diye başlayıp, “Kürtçede var olduğu söylenen 8308 sözcükten 3080 tanesi Türkçe, 2000 tanesi Arapça, 1200 tanesi Zent Lehçesi, 1030 tanesi Farsça kökenlidir. Geri kalan yaklaşık 1000 sözcüğün ise yaklaşık 700 tanesi Ermenice, Çerkezce, Gürcüce, Pehlevice… gibi dillerden geldiği bilinmektedir,” diye devam ediyor.

Yazının devamı »

 

Türklerin Kürtleri anlaması [Oral Çalışlar]

13 Sep2009
 

Türklerin Kürtleri anlaması, Oral Çalışlar / Radikal

Kürtler, ezilen taraf. Bunu görmek zorundayız. Tersini iddia etmek bizi gerçekçilikten uzaklaştırır. Cumhuriyet tarihi boyunca, Kürtler, kendilerine uygulanan haksızlıklara karşı koydular, bazen isyan ettiler. Bu isyanlar ve karşı koymalar devlet tarafından ağır bir şekilde cezalandırıldı. Devletin tepesinde hazırlanan planlar ve raporlarla Kürtler zorunlu iskâna tabi tutuldular, çok ağır kitlesel katliamlarla yüz yüze geldiler.

Yazının devamı »

 

Tutarlılık [Ahmet Altan]

20 Aug2009
 

Tutarlılık, Ahmet Altan / Taraf

Bazı siyasetçiler ve bazı yazarlar diyorlar ki “önce PKK silah bırakmadan Kürt meselesinde hiçbir adım atılamaz, atılırsa bu vatana ihanet olur.”

Şimdi bu cümle “PKK” ile “Kürt sorunu” arasında birebir ilişki kuruyor.

Onların mantığına göre bakarsak “anayasayı değiştirmemiz, Kürtlere eşit haklar vermemiz, onları zorla Türk ilan etmememiz için PKK’nın silah bırakması zorunlu.”

Yani bu devletin Kürt vatandaşlarına “eşit haklar” tanıması, bu devletin ya da bu toplumun sorunu değil.

Bu devlet ve bu toplum, “Kürtlere eşit haklar tanınması gerektiğine” inanmıyor.

Ama PKK silah bırakırsa bunun karşılığında bu hakları verecek.

O zaman tabii şu soru çıkıyor oraya:

Eğer PKK olmasaydı bu hakları Kürtlere tanımayacak mıydık?

“PKK olmasaydı da bu hakları verirdik” diyorsanız neden bu hakların verilmesini PKK’nın silah bırakmasına bağlıyorsunuz?

“PKK olmasaydı bu hakları vermezdik” diyorsanız o zaman da Kürt sorununun çözümünü tümüyle PKK’nın varlığına bağlamış oluyorsunuz.

Kürtlerin “haklarını” almasının PKK’nın silahlı mücadelesi sonucu olduğunu söylüyorsanız o zaman da PKK’ya “terör örgütü” diyemezsiniz.

Çünkü bu mantığa göre PKK “Kürtlerin haklarını almasını sağlayan örgüt” oluyor.

Ve, onun silahlı mücadelesini fevkalade haklı bir zemine yerleştirmiş oluyorsunuz.