• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

İnsan Selleri Aktı İmparatorluğun Küçülen Topraklarına [Halil Berktay]

11 Sep2010
 

Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın “Mühtedi ve muhacir” başlıklı yazısından:

Neresinden bakarsanız bakın, bugünkü Yunan, Bulgar, Sırp, Romen, Sloven, Makedon, Boşnak, Arnavut, Hırvat ve Karadağ arazisinin tamamı ile Macaristan’ın önemli bir bölümü, yerine göre iki-üç yüzyıl, yerine göre dört veya hattâ beş yüz küsur yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı. Fetih sırasında bütün nüfus Hıristiyandı. Gelgelelim, Osmanlı yenilir ve geri çekilirken, buralardan insan selleri aktı İmparatorluğun küçülen topraklarına. 18. yüzyılda azar azar başlayan kaçış, Sırp ve Yunan devrimleri, Bulgar ayaklanması ve 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı, sonra 1912-13 Balkan Savaşlarıyla birlikte, muazzam bir göç dalgasına dönüştü. Üstüne Lozan’ın Türk-Yunan nüfus mübadelesi bindi. Milyonlarca insan doğduğu topraklara elvedâ dedi. “Türkiye”ye dönüşen çekirdeğe, kaybedilen dış halkadan en az birkaç milyon Müslüman-Türk girdi.

Yazının devamı »

 

“Benim atalarım Rum muydu, Hıristiyan mıydı? Hâşâ!” [Halil Berktay]

9 Sep2010
 

Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın “İhtida ve Türklük” başlıklı yazısından:

[H]em Müslümanlığı en ileri tektanrıcı inanç sistemi sayacaksın. Habire tekrarlayacaksın. Dolayısıyla başka dinlerden İslâmiyete geçişi “doğal” sayacaksın. Hem de bu, apayrı bir “din dersi” kompartımanında duracak. Tarihin diğer iplik ve eksenlerini hiç etkilemediği farzedilecek.

Dolayısıyla bu diyarın nasıl Turchia ve sonra Türkiye olduğunu, “Orta Asya’dan göç yoluyla” diye açıklamaya devam edeceksiniz.

Yazının devamı »

 

Bir Fotoğraf Galerisi Kuralım [Halil Berktay]

5 Aug2010
 

Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın “[Türk Tarih Tezi]” başlıklı yazısından:

Bir fotoğraf galerisi kuralım. 100 kadar portre çekelim, Uygur, Kırgız, Kazak, Türkmen ve Özbekler gibi soydaşlarımızdan. Bir 100 kadar portre de modern Türkiye Türklerinden seçip koyalım; karşılarına geçip bakalım: gerçekten benziyor muyuz, benzemiyor muyuz? Aradaki farkın, Uygur Türkçesi ile bugünkü Türkiye Türkçesi arasındaki farktan az olmayacağına sizi temin ederim. (Peki, onlara benzemiyorsak kime benziyor olabiliriz? İkinci aşamada, o Türk fotoğraflarını bir de 100 kadar Yunanlı (Rum) ve Ermeni, dilerseniz biraz da Kürt portresiyle karşılaştırın. Çıkacak sonuçlardan ben sorumlu değilim.)

 

Milliyetçilik Yeni Dinin Adıydı [Etyen Mahçupyan]

6 Jun2010
 

Taraf gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan’ın “Lanet” başlıklı yazısından:

Milliyetçilik yeni ‘dinin’ adıydı… Ulus-devlet bu ‘dinin’ dünyamızda kendisini gerçekleştirme biçimiydi… Bireyler ise, artık kendilerine milli vatandaşlık bahşedilen yeni ‘dindarlardı’…

Yazının devamı »

 

Ulusdevlet – II [Sevan Nişanyan]

16 Nov2009
 

Ulusdevlet – II, Sevan Nişanyan / Taraf

Ulusdevlet projesinin insanları koyuna dönüştürme projesi olduğunu anlattık dün.
Ama bu proje hayaldir, yürümez. İnsanoğlu koyunluğa ancak bir yere kadar ayak uydurur. Çokkatmanlılığı sürekli yeniden üretir. Kimi der ki ben Avrupa insanıyım, orayı mihenk alır, verilen emirleri o kıstasa vurup sorgular. Öbürü der ki ben Müslümanım, o dediğin kitabıma uymaz. Beriki Lazlığını öne çıkarır, yahut aşiretinin emrini devletin kanunundan üstün tutar. Kimi Mor Parti’nin ulusun iradesini temsil ettiğine inanır, kimi Turuncuların. Oldu mu ortam karmakarışık?

Sonuç şu: ulusdevlet projesi, durmaksızın vatan haini üretir. Sen insanı tek boyuta hapsetmeye çalıştıkça, insan dediğin o yaratık civa gibi elinden kaçar. Çıkar, benim sevgilim yahut çocuğum yahut vicdanım ittiğimin devletinden daha mühimdir der, ki normal duyarlığa sahip her insanın doğal duygusudur. Oysa ulusdevlet teorisi açısından baktığında bu dediği vatan hainliğinin daniskasıdır.

Yazının devamı »

 

Ulusdevlet [Sevan Nişanyan]

14 Nov2009
 

Ulusdevlet, Sevan Nişanyan / Taraf

Ödev yetiştirme derdine düşmüş bir genç okurum “Ulusdevlet nedir” diye bula bula soracak beni bulmuş. “Ulusdevlet, meşruiyet kaynağını din, müktesep hak, fetih, sözleşme, fayda ve saire yerine ‘ulus’ adı verilen ideal varlığa dayandıran zorba çetesine verilen addır. 1800’lerden 1960’lara kadar modaydı. Şimdi medeni ülkelerde kimse yemiyor,” diye cevap yazdım. Artık bilmem, ne not alır.

Şöyle yazsa belki hocası insafa gelip aferini çakardı:

Her devletin temel kaygısı, hocam, itaattir. Emir verdi, ceza verdi, falanca kişi veya zümrenin çıkarına aykırı bir karar verdi: insanların buna boyun eğmesini nasıl sağlayacak? “Silah zoruyla sağlar” desen olmaz, yetmez. Emrin “haksız” olduğuna inanırlarsa direnirler, istediğin kadar silahlan baş edemezsin. Hem ayrıca, o silahları kullanacak adamların da aklı yatması lazım ki yaptıkları doğru iştir. Yoksa o silahlar tutukluk yapar, hatta yüzüne patlar.

Şimdi, insanlarda ezelden beri “biz” ve “ötekiler” duygusu vardır. Bizimkileri seversin, ötekilere gıcık kaparsın: temel bir içgüdüdür. Bizle ötekinin ayıracı bazen aşirettir, dar veya geniş memlekettir. Bazen dildir, bazen din veya mezheptir, bazen ortak töredir. Bazen meslek ve kültürdür, siyasi inançtır, takım ruhudur. Bu aidiyet duygusu hiçbir zaman tek bir boyuta oturmaz, en ilkel zannettiğin toplumlarda bile birbiriyle çelişen, birbirine tam oturmayan birkaç ayrı aidiyet katmanı bulunur. İnsanı insan yapan da işte o çok katmanlılıktır. Çok katmanlıysan, o katmanlar arasında karar vermen gerekir; ne yapacağın belli olmaz. Değilsen zaten koyundan farkın yok.

Ulusdevletin püf noktası, hocam, insanların aidiyet duygusunu tek boyuta indirgeyebilme ham hayalidir. Der ki, din ve mezhep farketmez; Kayserililik yahut Sivaslılık yok; takım ruhuna da ancak milli takımı tuttuğun ölçüde cevaz veririm. Bir yanda birey var, öbür yanda tek ve mutlak itaat odağı, ulus! E ulusun neyi emrettiği nereden belli olacak? Ulusun sözcüsü olan Devlet ne diyorsa o! Bu kadar yalın: bütün toplumu koyuna dönüştürme projesidir.

 

O mahyaların altında namaz olur mu [Yıldıray Oğur]

8 Oct2009
 

O mahyaların altında namaz olur mu, Yıldıray Oğur / Taraf

6 Ekim İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle Eminönü’ndeki Yeni Cami’ye “Milli birlik esastır”, Sultanahmet’e “Ordumuza şükran borçluyuz”, Süleymaniye’ye “Ne mutlu Türküm diyene”, Üsküdar Yeni Cami’ye “Kurtuluşun kutlu olsun”, Eyüp Sultan’a “Önce vatan” mahyaları asılmış.

Ey Müslümanlar!

Yarın cuma. Camiye gideceksiniz.

Restore edilmesine rağmen Süleymaniye’nin bahçesini dolduracaksınız.

Düşünün ki namaz kıldığınız o caminin tepesinde şöyle bir mahya asılmış “Günde bir kadeh şarap kalbe iyi gelir.”

Öfkelenirdiniz değil mi? Kur’an’da açıkça haram edilmiş bir şeyin cami tepesinde ne işi olabilirdi. O yazı caminin tepesinde asılı durdukça o camide namaz kılınabilir miydi?

Yazının devamı »

 

Ezen ulus milliyetçiliği, ezilen ulus milliyetçiliği [Oral Çalışlar]

22 Sep2009
 

Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar’ın “Ezen ulus milliyetçiliği, ezilen ulus milliyetçiliği” başlıklı yazısından:

Türk milliyetçiliği, ezen ulus milliyetçiliğidir. Egemen ulusun milliyetçiliği olduğu için asıl hegemonyacı olan milliyetçiliktir. Kürt milliyetçiliği ise, varlığı inkâr edilen bir kimliğin haklı tepkilerini içinde barındırdığı için Türk milliyetçiliğiyle aynı kriterlerle değerlendirilemez.

“Kendi ana dilimi öğrenmek istiyorum, devletin benim bu talebime destek vermesi gerekir” diyen Kürtle, “Ne varmış Kürtçe’de, Türkçe’yi öğrensinler, Kürtçe öğrenirlerse bu ülke bölünür” diyen Türk milliyetçiliği arasında ciddi bir içerik farkı vardır. İnkar ve imha siyasetiyle Kürtleri zorla Türkleştirmek isteyen Türk milliyetçiliğiyle, buna karşı koyan ve direnen Kürt milliyetçiliğinin aynı şey olmadığının algılanması aslında çok da zor olmamalıdır.

Bu değerlendirmelerden, ‘bazı milliyetçilikler iyidir, bazıları kötüdür’ gibi bir sonuç da çıkarılamaz. Milliyetçilik, içinde başka ulusları ve halkları dışlayan, onları düşman gören bir boyut taşıyan bir ideolojidir; bu nedenle de, barışı, huzuru, çağdaş değerleri ve insan haklarını benimseyen bir dünya görüşünün içinde herhangi bir yerinin olması söz konusu değildir.

Bununla birlikte, milliyetçilikler arasında da farklılıklar saptanabildiğini, ayrımlara gidilebildiğini, farklı ekollerin bu konulara ilişkin farklı değerlendirmelerinin ve tutumlarının olduğunu, tarihte bu konularda birçok farklı tartışmanın yapılmış ve birçok farklı sonuca varılmış olduğunu göz ardı etmemekte büyük yarar vardır.

 

Q, W, X ve Y

19 Sep2009
 

Taraf gazetesi yazarı Murat Belge’nin “Alfabe savaşları” başlıklı yazısından:

Yani, sorun “q”, “w” ile “x” ise bunları zaten gereğinde kullanıyoruz; bunlar zaten bizim kullanmayı kabul ettiğimiz Latin alfabesinde vardı (“w” yoktu, asıl Latincede, o da yeni ihtiyaç üzerine girdi, onun için de adı “çifte vav” oldu).

Bugünlerde “alfabeye yeni harf sokacaklarmış” diye kıyamet edenler, sanki bu Latin alfabesi “ezel”den beri “Türk’ün babasının öz malı” imiş de üç yeni harf girince alfabe “Türk” olmaktan çıkacakmış gibi bir hava yaratmaya çalışıyorlar. Biz bir tarihte bir alfabeyi bütünüyle bırakıp başka bir alfabeyi bütünüyle almıştık. Alfabeler keyfî simge sistemleridir, değmez bu patırtıya.
Farslar (sonra da Türkler) Arap alfabesini alırken, orada olmayıp kendilerinden olan “ç” ve “p” gibi sesleri karşılamak için “b”nin, “c”nin altına tek değil üç nokta koymuş, sorunu böyle çözmüşlerdi.

Olağandır böyle şeyler.

Ama, sürüp giden iktidar savaşına “mühimmat” gerekiyor.

 

Ergenekon Efsanesi

8 Sep2009
 

Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz’ün “Ergenekon’un tablosu” başlıklı yazısından:

Ergenekon efsanesinin kendisi bir efsanedir!
Yani safsatadır.

Ne Osmanlı’da vardı bu öykü, ne de Selçuklu döneminde… Osmanlı/Türk kültüründe böyle bir efsane yoktur.

Hikaye Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) tarafından icat edilmiştir. Velhasıl tam bir uydurmadır.

Nasıl Deniz Baykal’ın ‘Şeyh Edebali’nin nasihatleri’ diye millete yutturmaya kalkıştığı sözler, romancı Tarık Buğra’nın kurgusu ise… Ergenekon efsanesi de Yakup Kadri’nin kaleminden çıkmadır.
Yani efsane dahi değildir.