• Ana Sayfa
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • No Featured Posts Found
 
 

Çanakkale’ye Saldırmaları Savaş Hukukuna Uygundu [Murat Belge]

21 Mar2010
 

Taraf gazetesi yazarı Murat Belge’nin “Başbakan” başlıklı yazısından:

Birinci Dünya Savaşı’ndan söz ediyoruz. Britanya-Fransa-Rusya üçlü itilafı Almanya ile savaşta Akdeniz’de Alman savaş gemilerini kıstırıyorlar. Alman gemileri Çanakkale Boğazı’nın ağzına kadar kaçıyor. 10 Ağustos 1914’te boğazdan geçme izni vererek bu gemileri kurtarıyoruz (Enver’in oldukça karakuşî emriyle). Durumu kurtarmak için de “satın aldık” diyoruz. Alman denizciler kafalarına fes geçirip Osmanlı oluyor. Ama Osmanlı’dan fikir almadan, 29-30 ekimde, başta Odessa, çeşitli Rus kıyılarını topa tutuyorlar. Osmanlı Rusya’ya savaş falan açmış değil. Yani bu, küçük çapta ve erken bir Pearl Harbor. Başbakan’ın bizim gibilerden avukatlık yapmamızı istediği olayın başlangıcı böyle. Bombardımandan sonra, 1 kasımda Rusya, 5 kasımda Britanya ve Fransa, Osmanlı’ya savaş ilan eder. Ne yapsalardı? Çiçek mi gönderselerdi?

Yazının devamı »

 

Soykırım Dersek Türkler Kızar Mı? [Taner Akçam]

19 Mar2010
 

Taner Akçam’ım Taraf gazetesinde yayınlanan “Açık mektup ya da utanma duygusu…” başlıklı yazısından:

Hikâyenin özeti şudur: Bir yılın 364 gününde Soykırım diyen birileri tehdit edilerek, 365’inci günde bu kelimeyi kullanmaktan zorla vazgeçirilmektedir. Ve bu Türk insanına bir zafer olarak sunulmaktadır. Bundan daha aşağılatıcı, bundan daha onur kırıcı ne olabilir?

Yazının devamı »

 

‘Soykırım’ sorunu [Taha Akyol]

8 Mar2010
 

Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol’un “‘Soykırım’ sorunu” başlıklı yazısından:

Konuyla ilgili akademik yayınların büyük çoğunluğu 1915 olayları için “soykırım” diyor! Ermeni tarihçilerinin aşırılıklarını da eleştiren Michael Mann’ın “The Dark Side of Democracy” adlı son kitabı bunun bir örneğidir.

Bizim yayınlarımız mı? Ya ‘propaganda’ hafifliğindedir; ya içinden çıkılmaz ciltler dolusu belge yayınıdır, yahut ciddi araştırmadır ama bunların sayısı azdır.

Ermeni milliyetçisi Vahakn Dadrian’ın “Taktil ve Tehcir” adlı çok önemli kitabı İngilizceden sonra dilimizde de yayımlandı; iki yıl oluyor, kendi dilimizde bile eleştirisini yapan bir tarihçimiz çıkmadı!

 

Vesayet kültüründen demokrasiye [Avni Özgürel]

7 Mar2010
 

Radikal gazetesi yazarı Avni Özgürel’in “Vesayet kültüründen demokrasiye” başlıklı yazısından:

Genel bir çerçevede bakıldığında düzenin temeklinin Tanzimat’la atıldığını söylemekte beis yok. Tanzimat esas olarak o zamana kadar saltanat makamının kullanageldiği yetkilere sınırlama getirirken devletin bekasını bürokrasiye emanet etme projesiydi. Ve cumhuriyet, laiklik, kuvvetler ayrılığı, milli hâkimiyet, Latin alfabesine geçiş, şapka gibi kavram ve değişiklikler de dahil bugünün Türkiye’sinin karakter çizgilerini oluşturan bütün unsurlar Tanzimat’la, Tanzimat’tan itibaren adım adım gündeme geldi. Tanzimatın önde gelen ismi sadrazam Mustafa Reşid Paşa hakkında ‘Milletin reis-i cumhuru’ diye yazılmış şiirleri, Ali Suavi’nin şapkayla vaiz kürsüsüne çıktığını bilmek, Namık Kemal ve Yeni Osmanlılar’ın ‘milli hakimiyet’ten, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Latin alfabesine geçme zaruretinden söz ettiğini hatırlamak bazı şeylere farklı bakmaya imkân verebilir.

Yazının devamı »

 

Mete Tunçay Röportajı (3) [Neşe Düzel / Taraf]

3 Mar2010
 

Neşe Düzel’in Mete Tunçay ile yaptığı Taraf gazetesinde yayınlanan röportajından:

NEŞE DÜZEL: Takrir-i Sükûn Kanunu, Cumhuriyet’te neyin bitişidir ve neyin başlangıcıdır?

METE TUNÇAY: Cumhuriyet’in ilanı o kadar önemli bir şey değildir. 29 Ekim 1923 sembolik olarak tabii önemlidir ama… Cumhuriyet’in ilanının bir hafta öncesiyle bir hafta sonrası arasında hiçbir fark yoktur. Ama Takrir-i Sükûn’un üç gün öncesiyle üç gün sonrası arasında dehşet bir fark vardır.

Yazının devamı »

 

Mete Tunçay Röportajı (2) [Neşe Düzel / Taraf]

2 Mar2010
 

Neşe Düzel’in Mete Tunçay ile yaptığı Taraf gazetesinde yayınlanan röportajından:

‘Milli Mücadele’de, insanları Türk milliyetçiliği adına harekete geçirmek mümkün değildi… Milli Mücadele tamamen İslam dininin istismarına dayanan bir şekilde kuruldu…’ dediniz. Milli Mücadele dini nasıl istismar etti?

Mesela… Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, memleketteki bütün İslam yurttaşları ‘tabii aza’ sayıyordu. Gayrımüslimler ise Cemiyet’e üye olamıyorlardı. Mesela… Hiçbir Osmanlı Mebusanı’nda kürsüden Kur’an okunmamıştı. Büyük Millet Meclisi’nde ise kürsüden Kur’an okunuyor, Hacı Bayram’a Cuma namazına gidiliyordu. Meclis’in açılış günü bile Cuma’ya denk getirildi. Dolayısıyla İslam, Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde sahip olmadığı öneme, Milli Mücadele döneminde sahip oldu.

Yazının devamı »

 

Mete Tunçay Röportajı (1) [Neşe Düzel / Taraf]

1 Mar2010
 

Neşe Düzel’in Mete Tunçay ile yaptığı Taraf gazetesinde yayınlanan röportajından:

İki temel kurum, bugün ciddi bir biçimde sorgulanıyor: yargı ve ordu. Cumhuriyet’in kuruluşunda bu iki kurumun yeri nedir?

Kuruculara tek tek bakacak olursak, Cumhuriyet’i askerler kurdu. Mustafa Kemal Paşa da, İsmet Paşa da, Fevzi Çakmak da askerdi. Zaten Milli Mücadele’de ilk beşten söz edilir. Bir Atatürk, iki Kazım Karabekir, üç Ali Fuat Cebesoy, dört Rauf Bey, beş Refet Paşa. Karabekir ve Cebesoy, Milli Mücadele’ye başlamak için 1919’da Mustafa Kemal’den daha önce Anadolu’ya gittiler ve M. Kemal’e ısrarla gel dediler. Ama M. Kemal tereddüt etti. Karabekir, sık sık onun gecikmesinden bahseder.

Yazının devamı »

 

“[D]arbeci generallere geçmişte olduğu gibi şimdi de, gerçek bir savaş ve gerçek bir ‘düşman’ lazım”

27 Jan2010
 

Taraf gazetesi yazarı Orhan Miroğlu’nun “Ölü zamanların generalleri” başlıklı yazısından:

Bakmayın siz savaş oyunu filan dediklerine. Bu darbeci generallere geçmişte olduğu gibi şimdi de, gerçek bir savaş ve gerçek bir ‘düşman’ lazım.

Yazının devamı »

 

Nutuk [Taha Akyol]

27 Jan2010
 

Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol’un “Orduda neler oluyor?” başlıklı yazısından:

Kazım Karabekir, zaferden sonra liberal bir muhalefet partisi kurduğu için, Nutuk‘ta Atatürk’ün ağır suçlamalarına maruz kalmıştı. Yeni nesiller için hiçbir önemi olmayan ‘Celalettin Arif Olayı’na Nutuk‘ta 42 paragraf ayıran Atatürk, Milli Mücadele’nin ilk zaferinin Karabekir tarafından kazanılması, bu zaferle Sevr’in doğu ayağının çökertilmesi ve Ermenistan’la sınırımızın çizilmesi gibi büyük olaylara sadece 10 paragraf ayırmıştı.

Yazının devamı »

 

1935’te Adana’da Şalvar Giymek Yasaklandı [Takvim]

26 Jan2010
 

Takvim gazetesinin “Adana’da şalvar giymek yasssak” başlıklı haberinden:

Çukurova’nın simgelerinden şalvarın, 1935 yılında valilik kararıyla giyilmesinin yasaklandığı ortaya çıktı. Siyah rengi, genişliği ve rahatlığıyla yörede, özellikle kırsal kesimde halen yaygın olarak kullanılan şalvar, daha çok tarlada çalışırken giyildi. Şener Şen ve Müjde Ar’ın çevirdiği “Şalvar Davası” adlı filme bile konu olan, son dönemlerde ünlü sanatçıların da giymeye başladığı “Adana Şalvarı”, günümüzde de halen popülerliğini koruyor. Adanalı gazeteci Aytekin Gezici’nin haftalık Refleks Gazetesi’nde yer verdiği araştırması şalvarla ilgili bir gerçeği ortaya çıkardı. 1918 yılından bu yana Adana’da yayım yapan Yeni Adana Gazetesi’nin İlk Kanun (Aralık) 1934 Salı tarihli sayısında, “Bu ay başından itibaren Adana’da karadon giyilmeyecek” manşeti yer alıyor. Gazeteci-Yazar Gezici, 1935’te getirilen bu yasağın sonrasında iptal edildiğine ilişkin Adana Valiliği ile İl Genel Meclisi’nden herhangi bir açıklama yapılmadığını ifade ederek, “Doğal olarak günümüzde de valilik kararıyla şalvar giymek yasaktır” dedi.

Yazının devamı »