• Hakkında
  • Ne Dediler?
  • Felsefe
  • .pdf
  • Linkler
  • Bibliyografi
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

“Kenar mahallenin “temiz yüzlü” dindar çocukları, değiştiklerini görmüyorlar”

24 Ağu2010
 

Star gazetesi yazarı Berat Özipek’in “Bu Müslüman Demokratlarla işimiz zor!” başlıklı yazısından:

Eğitim yoluyla bulaşan hastalıklara karşı önlem almışlardı. Ama okulda kaldırdıkları korunma kalkanlarını camide indirdikleri için, resmi ideolojinin yeşil boyalısına doğrudan maruz kaldılar. Her Cuma kendilerine kakalanan hutbe arası devletçilik ve milliyetçilikle enfekte olmaktan kurtulamadılar. “Bu devlet, bu vatan, bu bayrak” gibi siyasi ve milli semboller sokuşturulmuş “dua”lara “amin” dedirtildiler.

Yazının devamı »

 

3 milyon Türk ve Kürt Evlilik Yoluyla Akraba

23 Ağu2010
 

Yeni Şafak gazetesi yazarı Kürşat Bumin’in “‘Etnik nüfus sayımı etik mi?’” başlıklı yazısından:

Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA’nın Milliyet gazetesi için yaptığı bir araştırma … ülkede yaşayanların yüzde 85′nin “anadilim Türkçe” dediğini ortaya koymuştu. Yaklaşık 50 bin kişi ile yüz yüze görüşme yöntemiyle ortaya çıkan sonuçlar, 18 yaşın üzerinde olan nüfusun yüzde 78.1′nin Türk, yüzde 13.4′nün Kürt olduğunu söylüyordu. Benim bu araştırmada en fazla ilgimi çeken sonuçlardan birisi. 3 milyon Türk-Kürt’ün evlilik yoluyla akraba olduğunu ortaya koymasıydı.

 

“Ortadaki bilgiler, Silahlı Kuvvetler’in, en azından bir bölümünün, uzun yıllardır, planlı şekilde kendi askerini öldürttüğünü gösteriyor”

18 Ağu2010
 

Star gazetesi yazarı Ergun Babahan’ın “Kendi askerini şehit ettirmek” başlıklı yazısından:

Lafı eveleyip gevelemeyelim. Ortadaki bilgiler, Silahlı Kuvvetler’in, en azından bir bölümünün, uzun yıllardır, planlı şekilde kendi askerini öldürttüğünü gösteriyor.

Evet, görünen o. Peki neden PKK can aldığında hissedilen öfkeyi gözlemleyemiyoruz? Herhalde hiç kimse “PKK öldürürse kötü ama bunu TSK yaparsa sorun yok” diye düşünmüyordur. Nedir o zaman tepkideki farklılığın nedeni? Pek çok insan için inanılması güç olan gerçeklerin ortaya çıkardığı şaşkınlığın hala sürüyor olması mı? Yoksa kafa konforunu bozmanın zorluğu mu? Askerin otoritesinden duyulan korku mu?

Bunların hiçbiri bu sessizliği tam olarak açıklayamıyor gibi. Sonuçta ne olursa olsun çocuklarını, kardeşlerini, arkadaşlarını kaybetmiş olan onbinlerce insanın en azından bir kısmının Genelkurmay binası önünde toplanıp en azından Hantepe konusunda bir açıklama talep etmeleri gerekmez miydi? Soru çok basit: “Neden elinizde dakika dakika görüntüler olduğu halde PKK’nın saldırısını ve saldırıdan sonra aheste aheste karakolu terk etmesini seyrettiniz?”

Soru belli, sorunun muhatabı belli. Ama böyle bir şey yaşamadık. Acaba neden?

 

“Korkmayın, artık 1946 seçiminde olduğu gibi sandık başında kulak çekmek üzere hazır bekleyen “bürokrasinin mutemet adamları” bulunmuyor”

18 Ağu2010
 

Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın “Dışa katlayın!” başlıklı yazısından:

Zarflar da artık namussuzca “içi görünür” şekilde yarı saydam yapılmıyorlar çok şükür…

Kimin kime ya da neye oy verdiğini kimse göremez artık.

Görse de kimse kimseden hesap soramaz. O devir geçti.

Korkmayın, artık 1946 seçiminde olduğu gibi sandık başında kulak çekmek üzere hazır bekleyen “bürokrasinin mutemet adamları” bulunmuyor… Oyunu beğenmedikleri zaman “kendine gel, sonra karışmayız ha” diye azarlayamıyorlar vatandaşı…

Size şaka gibi gelir ama bu da yaşanmıştı bu ülkede.

Aklın ve demokrasinin gereği olan “gizli oy, açık sayım” ilkesi geçerli artık.

İsmet Paşa’nın adamlarının en rezil buluşu olan “açık oy, gizli sayım” utanmazlığı çok gerilerde kaldı.

Sabredin, eski Türkiye de çok gerilerde kalacak. Torunlarımız tarih dersinde okuyup şaşacaklar.

 

“Refik Halit, Ankara’da el konulan Ermeni evlerinin pencerelerinden paldır küldür, tangır tungur sokağa atılan piyanoların tellerinin o piyanolar yakılırken, evet yakılırken çıkardığı sesleri anlatır”

13 Ağu2010
 

Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın “Kasapyan Köşkü’ne kim çıkacak?” başlıklı yazısından:

[Çankaya Köşkü'nün] “Bir Rum’un evi olduğunu” öğrettiler bize, biz de öyle belledik.

Hatta, bu Rum, paşayı o kadar severmiş ki, köşkü kendisi ona hediye etmiş, hibe etmiş… Rum vatandaş (o zamanlar vatandaş bile değil tabii, alt tarafı “Osmanlı tebaı”), Yunan ordusunu denize dökme çalışmalarını rahatça sürdürebilsin diye, Türk milliyetçilerinin önderine bahçe içinde köşk veriyor!

Yazının devamı »

 

Ermenilerin mallarını kimler aldı?

12 Ağu2010
 

Taraf gazetesi yazarı Markar Esayan’ın “Kasapyanların Çankaya Köşkü ve Ahmet Rıza Bey” başlıklı yazısından:

İttihatçılar, tehcirin hemen ardından Ermenilerden kalacak mal ve mülklerin ne olacağına dair mevzuatı ilan etmişlerdi. 30 Mayıs 1915 tarihli Meclis-i Vükela mazbatası ve 10 Haziran 1915 tarihli talimatnameye göre hükümet, tehcirin uygulandığı bölgelerde iki mülkiye ve bir maliye memurundan oluşacak Emval-i Metruke (Terkedilmiş Mallar) Komisyonları kuracaktı.

Yazının devamı »

 

“Bir fotoğraf galerisi kuralım”

5 Ağu2010
 

Taraf gazetesi yazarı Halil Berktay’ın “[Türk Tarih Tezi]” başlıklı yazısından:

Bir fotoğraf galerisi kuralım. 100 kadar portre çekelim, Uygur, Kırgız, Kazak, Türkmen ve Özbekler gibi soydaşlarımızdan. Bir 100 kadar portre de modern Türkiye Türklerinden seçip koyalım; karşılarına geçip bakalım: gerçekten benziyor muyuz, benzemiyor muyuz? Aradaki farkın, Uygur Türkçesi ile bugünkü Türkiye Türkçesi arasındaki farktan az olmayacağına sizi temin ederim. (Peki, onlara benzemiyorsak kime benziyor olabiliriz? İkinci aşamada, o Türk fotoğraflarını bir de 100 kadar Yunanlı (Rum) ve Ermeni, dilerseniz biraz da Kürt portresiyle karşılaştırın. Çıkacak sonuçlardan ben sorumlu değilim.)

 

“Partiler “tetikçi” istihdam ederdi eskiden…”

19 Tem2010
 

Star gazetesi yazarı Ahmet Kekeç’in “Gazeteci öldüren rejim” başlıklı yazısından:

Hasan Fehmi’yi Galata Köprüsü’nde vurdular… Ahmed Samim’i Bahçekapı’da, Nimet Abla Gişesi’nin yakınlarındaki börek fırınının önünde…

Hayır, Kızıl Sultan’ın devr-i istibdadında değil.

Sultan “hal edilmiş”, istibdat rejimi sona ermiş, memlekete “hürriyet” gelmişti.

Yazının devamı »

 

“Eşkıya ise ölüden bile intikam alır. Kulağından anahtarlık yapar, düşman cesedini helikopterden köyün üzerine atar”

8 Tem2010
 

Sivilay Abla‘dan:

Soru: Sevgili Sivilay Abla, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, “Terörist cenazesine giden milletvekili dağa gitsin” dedi. Belediyeler de bu cenazeler için cenaze arabası tahsis ediyor. Bu davranış Türk milletinin hassasiyetini hiçe saymak, teröre yandaşlık etmek değil midir? (Selçuk Gülercan)

Yazının devamı »

 

“Kimi değerli arkadaşlarımız Hitler’in iktidara gelmesini sivil bir hükümet darbesi olarak değerlendiriyorlar”

1 Tem2010
 

Star gazetesi yazarı Toktamış Ateş’in “Uzun bıçaklar gecesi” başlıklı yazısından:

Kimi değerli arkadaşlarımız Hitler’in iktidara gelmesini sivil bir hükümet darbesi olarak değerlendiriyorlar. Evet son tahlilde görüntü öyle. Ama unutmamak gerekir ki; 1934′te SA’ların (Sturm Abteilung) sayısı 25 milyona çıkmış ve böyle bir (sözde) sivil örgütlenme ordunun asker sayısının üstüne yükselmişti.

Yazının devamı »