<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Derin Sular &#187; MEMORANDUM</title>
	<atom:link href="http://derinsular.com/category/memorandum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://derinsular.com</link>
	<description>Türkiye’de Hakim Olan Zihniyetin ve Bu Zihniyeti Mümkün Kılan Arka Planın Analizi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 23:19:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011</title>
		<link>http://derinsular.com/koray-candemir-ve-serkan-celikoz-maskott-roportaji-1-mayis-2011/</link>
		<comments>http://derinsular.com/koray-candemir-ve-serkan-celikoz-maskott-roportaji-1-mayis-2011/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 May 2011 06:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[kargo]]></category>
		<category><![CDATA[koray candemir]]></category>
		<category><![CDATA[maskott]]></category>
		<category><![CDATA[seattle]]></category>
		<category><![CDATA[serkan çeliköz]]></category>
		<category><![CDATA[tuval (albüm)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20493</guid>
		<description><![CDATA[[11 Mayıs 2011 tarihinde Taraf gazesinde yayınlanan röportajın kısaltılmamış metnidir.] Kargo&#8217;dan tanınığımız Koray Candemir ve Serkan Çeliköz, üç yıla yakın zamandır Seattle&#8217;da yaşıyorlar. Kurdukları Maskott adlı grubun ilk albümü Tuval, geçtiğimiz yıl piyasaya çıktı. Koray ve Serkan ile Seattle&#8217;da müzik serüvenlerinin geçmişi, bugünü ve yarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[11 Mayıs 2011 tarihinde Taraf gazesinde yayınlanan <a target="_blank" href="http://i.imgur.com/Bhmyv.jpg">röportajın</a> kısaltılmamış metnidir.]</p>
<p><em>Kargo&#8217;dan tanınığımız Koray Candemir ve Serkan Çeliköz, üç yıla yakın zamandır Seattle&#8217;da yaşıyorlar. Kurdukları <a target="_blank" href="http://www.maskottlive.com">Maskott</a> adlı grubun ilk albümü Tuval, geçtiğimiz yıl piyasaya çıktı. Koray ve Serkan ile Seattle&#8217;da müzik serüvenlerinin geçmişi, bugünü ve yarını hakkında konuştuk.</em></p>
<p>[<a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/sets/72157626664654494/">Röportajın fotoğrafları</a>]<br />
[<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/playlist?p=PLF9AA9FF5FF958B5F">Röportajdan 12 video</a>]<br />
[<a target="_blank" href="http://www.derinsular.com/pdf/roportaj-maskott-2011.pdf">Röportajı indir (.pdf)</a>]<span id="more-20493"></span></p>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5694872855/"><img src="http://farm6.static.flickr.com/5109/5694872855_3f56a05baa.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>&#8220;<em>YALNIZLIK MEVSİMİ</em> ALBÜMÜ O ZAMAN İÇİN DELİLİKTİ!&#8221;</strong></p>
<p><strong>1998&#8242;de yaptığınız <em>Yalnızlık Mevsimi</em> adlı efsanevi albümünüzden biraz söz edebilir misiniz?</strong></p>
<p><strong>Koray Candemir</strong>: <em>Yalnızlık Mevsimi</em>, bizim yaşadıklarımız açısından çok özel bir albüm. Çünkü bizi o noktaya getiren bir şeyler vardı. Mesela biz plakçı Raks&#8217;a girdik &#8211; ki herhalde <em>Kargo</em>, Raks&#8217;ın çalıştığı ilk popüler rock müzik grubudur. Bir de o zamanlar çok gençtik zaten. Serkan&#8217;la biz 20 yaşındaydık o zaman&#8230;</p>
<p><strong>Serkan Çeliköz</strong>: Bir de dinleyiciden de acayip bir ilgi vardı!</p>
<p><strong>Koray</strong>: Ama henüz rock müzik algısı yoktu popüler anlamda. Millet seni bir yere oturtamıyor. Popçular sana &#8220;Rockçı&#8221; diyor, rockçılar ise &#8220;Popçu bu herifler&#8221; diyor. O dönemde öyle bir arada kalmışlık oldu. Sonra ikinci albümden <em>Şairin Elinde</em>&#8216;yi çıkardıktan sonra çok büyük bir turne bağlandı bize yazın. 35 konserlik falan. Çıkıyoruz otobüsle, gidiyoruz yani&#8230; Ama beşinci altıncı konserinde tamamen patladı turne! Beşinci konserde dediler ki olamıyor olay! Ve biz o zaman en zirvedeki dönemimizdeyiz yani.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Organizasyon şirketi iflas etti&#8230;</p>
<p><strong>Koray</strong>: Yani istedikleri parayı kazanamayıp, turneyi tamamen iptal ettiler. Biz Marmaris&#8217;teydik galiba. Bir baktık turne otobüsümüzün yerine bir tane üçüncü sınıf yıkık dökük bir otobüs gelmiş. Ortada hiçbir şey yok, organizatör, menajer, o bu, hiç kimse kalmamış&#8230; Biz böyle dımdızlak kendi başımıza otobüse bindik orada ve geri dönerken kaza yaptık! Bize birşey olmadı ama epey de ağır bir kazaydı&#8230; 97 yazıydı o ve bizim dönüş oradadır. Orada bir travma yaşadı bizim grup genel. Kafadan yani! Son iki sene içindeki bütün bu arada kalmışlık, bayıklık, psikolojik baskı, o kazada bizde tamamen böyle dışa vurdu ve biz plak şirketine yüklendik. Müzikal anlamda kendi yapmak istediklerimizi anlattık. Onlar olmayacağını, çünkü söylediklerimizin popüler kültüre uygun olmadığını söylediler. Mesela kapakta fotoğraf istiyorlar, biz bisiklet falan bastırıyoruz!..</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Ve biz Yalnızlık Mevsimi&#8217;nin kaydı öncesinde Kadıköy&#8217;de kiraladığımız küçücük bir stüdyoya kapandık&#8230; Böyle çok uzun bir süre&#8230;</p>
<p><strong>Koray</strong>: Beş ay, Pazartesi-Cuma. Sabah 11, akşam 8. Memuriyet gibi! Beş ay boyunca sırf bu şarkılar! Çok çok ciddi bir çalışmaydı. Zaten albümün hafif karanlık bir havası vardır ya, o dönemin getirdiği bir etkiydi o. Sonra Yalnızlık Mevsimi&#8217;ni çıkardık. Biliyorduk albümün çok iyi olduğunu. Çıkardık, bize gelip, “10 sene sonrasının albümünü yapmışsınız” dediler! Biz de, &#8220;Sen daha ne istiyorsun?&#8221; dedik. Beni bununla mı eleştireceksin yani!? Bugün herşeyi ortaya koyup geçmişe bakınca çok daha net görüyoruz olayı. O zamanlar içinde yaşarken onu hissetmiyorduk. Bir de Yalnızlık Mevsimi popüler anlamda iş yapabilse idi, o zaman bazı şeyler daha farklı olabilirdi. Ama biz o dönemde bayağı süründük yani. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=Gae0wxWXpo0">VİDEO</a>]</p>
<p><strong>Zaman zaman söylediğim bir şeydir: Türkiye&#8217;de çok iyi aksiyon filmleri çekilebilir ama bizden mesela <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Fight_Club_%28film%29">Fight Club</a> gibi filmlerin çıkması çok zordur. Çünkü öyle bir film için ayrı bir kafa yapısı, ayrı bir birikim, ayrı bir felsefe gerekir. Yalnızlık Mevsimi de tematik bir albüm olarak ideal olmasa da, idealin çok ciddi işaretlerini veren bir albüm. Dolayısıyla Türkiye&#8217;de böyle bir albümün yapılmış olması müthiş bir şey. Mesela benim için ilk iki <em>Kargo</em> albümünde bu çerçevede belki bir tek <em>Şairin Elinde</em> bu olgunlukta bir şarkıydı. Diğeri daha çok gençlik şarkıları gibiydi.</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Evet.</p>
<p><strong>Son dönem albümler ise, ilk iki albüme göre çok daha olgundu. Mesela <em>Ateş ve Su</em> bence çok güzeldir.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: <em>Ateş ve Su</em>, yazık olmuş, arada kaynamış bir albümdür.</p>
<p><strong>Ama genel bakınca bir tematik albüm gibi şeyler bizde pek olmaz, anlatabiliyor muyum?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Tabii, o zaman için delilikti! Hani şu anda yapsan başka, ama 98 için gerçekten çok uçuk. Hani o zaman çünkü çok acayipti ortalık; zeytin yeniyordu göbekten!</p>
<p><strong>Yalnızlık Mevsimi için müzikal anlamda beşinizin bir konsensusuydu diyebiliriz herhalde?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Tabii tabii. </p>
<p><strong>Serkan</strong>: Herkes aynı fikirdeydi.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Kesinlikle.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Ama o dönem bizim için korku filmi gibiydi.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Albümü çıkardık, 1-1,5 sene konser falan gelmiyordu, o derece! O kadar ilgi yoktu albüme yani&#8230;</p>
<p><strong>Peki müzikal ayrılıklar ne zaman başladı?</strong></p>
<p><strong>Serkan/Koray</strong>: <em>Sen Bir Meleksin</em> ile başladı.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Zaten o albümden sonra bir ara verdik.</p>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5695447334"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3487/5695447334_5ae34b0197_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>&#8220;SEATTLE ŞAŞIRTAN BİR ŞEHİR DEĞİL&#8221;</strong></p>
<p><strong>Seattle&#8217;ın albüm üzerinde etkisinin hissedildiğine dair yorumlar yapıldı. Siz katılıyor musunuz bu tür yorumlara? Ben albümü dinlediğimde mekanın değil de sizin olgunluk döneminizin şarkılara yansıdığını düşündüm. Yoksa <em>Tuval</em> bana pekala Türkiye&#8217;de yapabileceğiniz bir albüm gibi geldi.</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Daha önce hiç bu kadar kopmamıştık İstanbul&#8217;dan. Buraya geldiğimizde de henüz sistemi, hiçbir şeyi bilmiyorduk. Bu durum bizi enstrümanlarımıza itti biraz. Ben İstanbul&#8217;dayken piyanonun başında bu kadar vakit harcamıyordum. Hatta piyano benim için artık ikincil bir enstrüman durumuna gelmişti. Çünkü daha çok keyboard kullanıyordum. Buranın tek getirdiği, işime konsantre olabilmeme imkan tanıması oldu. Burası olmasa, başka bir şehir, ülke, başka bir şehir olsa yine aynı şey olabilirdi. Sadece Seattle&#8217;ın getirdiği bir şey değil bence yani.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Ben de hayatımda ilk defa bir albümün bütün gitarlarını çaldım. O da acayip bir deneyim bizim için&#8230; Bir de tabii Seattle&#8217;ın albüm üzerindeki en büyük etkisi Serkan&#8217;la beraber yaşıyor olmamızdı. Bir de burada kafalarımız biraz rahatladı. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=H0zmWcAhO_8">VİDEO</a>]</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Hani İstanbul&#8217;da hani sokağa çıktığın zaman böyle bir gerilme oluyor içten, ip bir geriliyor.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Herşeye hazırlıklı bir şekilde takılıyorsun&#8230;</p>
<p><strong>Mesela biz izlenildiğimiz duygusuyla hareket ederiz daha çok Türkiye&#8217;de&#8230;</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Evet. Ama burada herkes kendi işinde. Onun rahatlığı bizi başka bir kafaya getirdi zaten. Müzik yaparken de o rahatlığın etkisi oldu bizde.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: İstanbul&#8217;da bir program yapmak bile zaman zaman külfet oluyor yani hani. Şu saatte, şurada buluşup prova yapalım diyorsun mesela. Sonra trafiği düşünüyorsun, olmuyor. Ya da bir arkadaşın bir işi çıkıyor falan. Bir organizasyon içine girmek çok zor. Burada uyanıyoruz. Kahvaltı ediliyor. Sonra salonda tık tık tık çalmaya başlıyoruz.</p>
<p><strong>Koray</strong>: En büyük etkisi o oldu esasında. Özellikle ilk bir sene bunun artısını yaşadık.</p>
<p><strong>Peki Seattle&#8217;da daha çok nerelerde takılıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Dışarı çıktığımız zaman genellikle Broadway civarındayız. Capitol Hill civarı bizim Cihangir gibi. Renklidir insanı yani.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Çok renkli. Salaş barlar falan var. Canlı müzik olanları var. Bizim [Taksim'deki] Roxy gibi kulüp mantığında olanlar var. Bazen de Fremont&#8217;ta oluyoruz. Bir de Belltown var, daha tiki.</p>
<p><strong>Olumsuzluklar nedir Seattle ile ilgili?</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Hava!</p>
<p><strong>Koray</strong>: Bir de burada herşey o kadar güzel işliyor ki, bazen İstanbul&#8217;daki o kaosu özlüyorsun. Yani şaşırtan bir şehir değil burası. Belli işte ne olduğu. Ama İstanbul&#8217;da her saniye şaşırabilirsin. </p>
<p><strong>Serkan</strong>: Şaşırman öfkeye, öfken böyle başka bir şeye dönüşebiliyor yani. Ben İstanbul&#8217;a son gittiğimde şunu iyice hissettim: 5 dakika önce küfür ettiğin adamın yaptığı şeyi 5 dakika sonra sen yapmak durumunda kalabiliyorsun, yani o duruma gelebiliyorsun. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=VQQMXMc3KL8">VİDEO</a>]</p>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5695448560"><img src="http://farm6.static.flickr.com/5270/5695448560_cf78befbf8_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>&#8220;BURADA İNSANLAR ÇOK RAHATLAR&#8221;</strong></p>
<p><strong>Hiç Seattle&#8217;da <em>busker</em>lık (sokak çalgıcılığı) yapmayı düşündünüz mü? Neticede burada çok yaygın. Hem insanların müziğinize tepkilerini de almış olursunuz.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Bizim Josh diye bir arkadaşımız var, Belltown&#8217;da buskerlık yapıyor. Onun yanına oturmayı düşünmüştük bir ara işin eğlencesine, ama yapmadık henüz. Esasında yapsak ilgi de görür&#8230; Hatta Amerika&#8217;da çok adam seyrettik sokakta çalan. O iş de ayrı bir tecrübe ve donanım gerektiriyor. Sokakta olmak ve sokaktaki insanlara çalmak ayrı bir şey. Belki birine eşlik edip, yanında çıraklık da yapılabilir&#8230;  [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=R_1urPS8tOE">VİDEO</a>]</p>
<p><strong>Burada bazen çok büyük sanatçılar da yapabiliyor bunu.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Tabii tabii. Kültürle ilgili bir şey o. Ama İstanbul&#8217;da sokağa oturduğun zaman dilenci derler. Öyle bir algı farkı var.</p>
<p><strong>Evet. Mesela sizin burada çekilmiş öyle bir videonuz çıksa internette, “Adamlar orada tutunamadı, sürünüyorlar” falan bile diyebilirler!</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Burada normal halbuki&#8230; Mesela İstanbul&#8217;da konserler verirken sesçimiz, ışıkçımız, büyük bir ekibimiz vardı. Biz sadece çalmaya gidiyorduk. Burada kendi aletlerimizi kendimiz kuruyoruz. Konser bitince topluyoruz.</p>
<p><strong>Burada çok normal bir şey ama o. Mesela ABD&#8217;ye ilk geldiğim zamanlarda Los Angeles&#8217;ta Universal CityWalk&#8217;ta gezerken <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Randy_Castillo">Randy Castillo</a>&#8216;yu (1950-2002) küçük bir grupta davul çalarken gördüm. İlk önce acaba benzetiyor muyum diye düşündüm. Meğer hakikaten de oymuş&#8230; Konser bitince davullarını kendisi topladı, paketledi. Hatta o sırada gidip el sıkıştım, kısaca konuştum; o da bagetini hediye etmişti.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Burada çok müzisyen var böyle. Herkes çok mütevazi.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Kesinlikle.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Böyle efsane davulcular, gitarcılar burada ufacık barlarda çalıyorlar. Bütün ekipmanı getiriyor, çalıyor gidiyor&#8230;</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Burada insanlar rahatlar.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Çok rahatlar.</p>
<p><strong>Herhalde bu biraz da eşitlikle ilgili.</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Kesinlikle. </p>
<p><strong>Koray</strong>: Bir de buraya geldiğimizde bir sıfırlama oldu bize Serkan&#8217;la. Biz 20 yaşımızdan beri bu işin içinde olduğumuz için Türkiye&#8217;de tanınıyoruz. Buraya gelince 19 yaşımıza geri döndük. Öyle sade bir Türk vatandaşı olarak takılıp tanışıyoruz insanlarla, “Merhaba, ben Koray, ben Serkan” “Neyle uğraşıyorsun.” “Müzik yapıyoruz” gibi. Konserlerde de Amerika&#8217;lıların feedbackleri çok önemliydi bizim için. Çünkü bizimle ilgili hiçbir şey bilmiyorlar çünkü. İlk defa dinliyorlar.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Bir de burada birisi yaptığın işle ilgili bir yorum yaptığı zaman, biliyorsun ki gerçek hislerini söylüyor. Mesela bizim Türk insanı yüzüne “Abi çok güzel olmuş” deyip, sen döndükten sonra arkandan başkasına yapar eleştirisini. Burada direk söylüyor adam.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Ne hissediyorsa, ne gördüyse direk söylüyor.</p>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5695449364"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3506/5695449364_a0d1893400_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>&#8220;İNGİLİZCE ŞARKILAR İÇİN ÖZÜMÜZÜ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ&#8221;</strong></p>
<p><strong>İngilizce şarkı planlarınız ne aşamada?</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Burada konserler yapıyoruz. Seattle haricinde San Francisco&#8217;da, Los Angeles&#8217;da konserler verdik. Geçen hafta da New York ve Boston konserleri vardı. Ama buralarda sonuçta hep Türkçe şarkılar çalıyoruz. Normalde gittiğimiz yerlerde genelde Türk izleyiciler geliyor, ama mesela son konserde yarıdan fazlası Amerikalı idi. Nihayet son dönemde bir iki tane İngilizce cover koyduk.</p>
<p><strong>Hangileri?</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: U2&#8242;dan <em>With or Without You</em>, bir de RadioHead&#8217;den <em>Creep</em>.</p>
<p><strong>Koray</strong>: &#8220;Müziği seviyoruz ama hiçbir şey anlamıyoruz&#8221; diye şikayette bulunuyorlar.</p>
<p><strong>Mevcut şarkılara İngilizce söz yazmayı düşündünüz mü?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Çok denenmiş bir şey, ama fonetiği tam oturmuyor. Daha önce Kargo zamanında da denemiştik. Mor ve Ötesi denedi. Athena denedi. Ama onu yapmak çok zor iş. Çünkü şarkının orijinali vokaliyle melodisiyle öyle bir yerleşmiş oluyor ki, değiştirmek şarkıcı için çok zor iş. Yani olursa da çok denk gelmesi lazım. Öyle söyleyeyim.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: O yüzden biz de bu yaz sıfırdan başlıyoruz. Yetiştirebilirsek son baharda 4-5 şarkılık İngilizce bir maxi-single yapacağız. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=3o8As4T4Tgo">VİDEO</a>]</p>
<p><strong>Peki bu çalışmada herhangi bir sound değişikliği ya da deneysellik olacak mı?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: İngilizce şarkılar için özümüzü ortaya çıkaracağız. Bu kesin. Yani birazcık daha Türk motifleri ile bezeyebiliriz olayı. Çünkü bu normalde zaten var bizde de&#8230;</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Türkçe&#8217;yi Amerikalı gibi Amerikan soundu ile, İngilizceyi de Türk sounduyla. Ama bu çok ince bir çizgi sahiden. hiç kolay değildir o iki şeyi bir arada kaliteli sunmak. Ama Koray&#8217;ın kafası o anlamda çok Türk&#8217;tür, ben ise çok uzağımdır.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Biz bu albümü yaparken de bayağı bir topuğumuza bastık karşılıklı. Çünkü hayatımız boyunca hep bir tarzı olan, kendi içinde bir bütünlüğü, bir çizgisi olan bir albüm yapmak istedik. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=tfsX9QxOo58">VİDEO</a>]</p>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5694876391"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3561/5694876391_af2abd0dd2_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>KLİPLER</strong></p>
<p><strong>Kliplerden bahsedeyim kısaca&#8230; <em>Melekler Şehri</em>&#8216;nin klibini ilk izlediğim zaman Twitter&#8217;a &#8220;Koray kameraya <em>300 Spartan</em> filminin afişindeki adam gibi bakıyor&#8221; diye yazmıştım. Ortada da kırmızı bir mikrofon!</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Evet, o mikrofon süperdi.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Ama şarkının da öyle bir enerjisi var, &#8220;Öyle bak&#8221; diyor zaten.</p>
<p><strong><em>Ay Işığı</em>&#8216;nın klibi evde çekilmiş?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Evet, evet. Bayağı ev yapımı o&#8230;</p>
<p><strong><em>Nadas</em>&#8216;ın klibini beğenmedim ama&#8230;</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Klip bizim de istediğimiz gibi olmadı&#8230;</p>
<p><strong>Koray</strong>: Yönetmen çocuğun da istediği gibi olmadı. Felaket bir yağmura yakalandık. Yağmur durmadı. İçeri taşıyamadılar. Dışarıda böyle yarım yamalak çekim yapmak zorunda kaldık. Çok az ayrıntı alabildik ve böyle karanlık bir klip oldu kaldı.</p>
<p><strong>Yani ağaç falan güzel de&#8230;</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Başta bize anlattıklarında ve kostümler yapıldığında heyecanlandık esasında. Çünkü ortaya orijinal bir şey çıkacağını düşündük. Yani yine öyle bir his de var, ama işte uygulamada problemler yaşadık.</p>
<p><strong>Dördüncü klip hangi şarkıya olur?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: <em>Yalnız Ben</em>&#8216;e çekmek istiyoruz.</p>
<p><strong><em>Yalnız Ben</em> benim albümdeki favori şarkım.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Bizim de öyle!</p>
<p><strong>Bu vesileyle tebrik etmiş olayım. Harika bir şarkı.</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: Eyvallah.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Teşekkürler. Sahnede çalması da çok eğlenceli onu.</p>
<p><strong>Ve hızlı şarkılardan da <em>Uçmak İstediğimde</em>&#8216;yi seviyorum. Ama ikisine de henüz klip çekmediniz.</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>: O çok garip bir durum. Biraz da şartlar böyle gelişti. <em>Ay Işığı</em>&#8216;nı da o sırada düşünmüyorduk ama işte öyle bir fikir geldi. Anında evde öyle bir şey yapıldı. <em>Melekler Şehri</em> de bir anda oldu. Ama ilk hedefimiz değildi. Evren [Arasıl] geldi. Bu şarkıya yapalım falan diye. Konsept de güzel oturdu, yaptık.</p>
<p><strong>Koray</strong>: Bir de <em>Zor Bu İşler</em> var. Klibi çektik. Ama hâlâ yapım aşamasında duruyor. Montajlanmadı.</p>
<div style="padding:20px;background:#ecece4">
<p><strong>&#8220;RENKLERİN İÇİNDE&#8221;</strong></p>
<p><strong>Bu arada, Yıldıray Oğur, bizim yayın koordinatörlerimizden ve köşe yazarımız, <em>Renklerin İçinde</em> şarkısını sormamı rica etti. &#8220;Son yılların en sufi pop şarkısı&#8221; demiş Renklerin İçinde için. Gerçi neden öyle dediğini bilmiyorum, bana pek öyle gelmedi çünkü.</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Kemandan olabilir belki… Sözlerden de olabilir. Şarkının hikayesini şöyle anlatayım: 2000 yılında basçımız Mehmet [Şenol Şişli] askere gitmeden önce bana şarkı sözlerini not aldığı kalın bir defter olan külliyatı bırakmıştı. Sözleri o yazıyordu. Bizim böyle bir kimyamız vardı. Bana böyle bırakırdı külliyatını, ben aradan bakar, seçer, sözlerine beste yapmaya çalışırdım. O şarkı için de Mehmet&#8217;in iki ayrı sözünden toplama yapıp ona yolladım, böyle bir şey yapıyorum diye. O da beğendi yaptığım dizaynı. Onun üzerine ben şarkıyı besteledim. Onun dışında öyle çok derin bir hikayesi yok. Ama kimsenin bilmediği şu hikaye vardır: Ben yaptığımda keman yoktu şarkıda. Alaturka kemanı prodüktörümüz Rıza Elekli koydurtmuştu. İlk duyduğumda bana ters gelmişti ama, şimdi alıştık tabii. Şarkıya çok da etki etti esasında. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=U9EX84uijo0">VİDEO</a>]
</div>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5694875921"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3661/5694875921_772b6ec0f7_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
<p><strong>DİĞER MÜZİSYENLER</strong></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kimleri beğeniyorsunuz. <em>Mor ve Ötesi</em>&#8216;ni sevdiğinizi biliyorum. Onun dışında?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Harun benim çok yakın arkadaşım. Ama yakın arkadaşlığın ötesinde, ben <em>Mor ve Ötesi</em>&#8216;nin müziğini çok seviyorum. Benim favori şarkılarım <em>Gül Kendine</em>&#8216;de. Mesela onların ilk bu hani maymun kapaklı albümü vardır&#8230;</p>
<p><strong><em>Bırak Zaman Aksın</em> mıydı?</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Evet. İşte bir tane Burak&#8217;ın şarkısı vardır. <em>Mucize</em>. O şarkıya bayılırım mesela &#8211; ki 90&#8242;larda takip ediyordum onları.</p>
<p><strong>Başka Türkiye&#8217;den?..</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Vallahi şu anda benim favorim <em>Ceylan Ertem</em>&#8216;dir ve çok büyük saygım var. Muhteşem. Çok, çok beğeniyorum. Bir de ilk albümünün prodüktörlüğünü ben yaptığı için reklam yapmayayım dedim, ama <em>Gece</em> mesela.</p>
<p><strong>Ya Dünyadan?..</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Dünyada çok var&#8230; <em>Fiona Apple</em>, <em>Regina Spektor</em>, <em>Tori Amos</em>&#8230;</p>
<p><strong>Ama çok rock değil o zaman?</strong></p>
<p><strong>Serkan</strong>:  Yoo&#8230;</p>
<p><strong>Koray</strong>: Bunlar Serkan&#8217;la kesişen tarafımız.</p>
<p><strong>Ya kesişmeyen?..</strong></p>
<p><strong>Koray</strong>: Öbür tarafında ben daha grungecıyım yani. Ben bütün <em>Alice in Chains</em>&#8216;ler <em>Screaming Trees</em>&#8216;ler, buradaki herşey&#8230; <em>Pearl Jam</em> favorimdir. Serkan&#8217;ın daha farklıdır.</p>
<p><strong>Serkan</strong>: Ben de <em>Incubus</em>&#8230; <em>Muse</em>&#8230; Onları çok severim. [<a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=AZylWkS3SyQ">VİDEO</a>]</p>
<div align="center">[BİTTİ]</div>
<div style="margin:30px 0"><a target="_blank" href="http://www.flickr.com/photos/10918744@N02/5702293763/in/set-72157626664654494"><img src="http://farm6.static.flickr.com/5023/5702293763_b57c820ea0_b.jpg" alt="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" title="Koray Candemir ve Serkan Çeliköz (Maskott) Röportajı / 1 Mayıs 2011 / Seattle" width="412" border="0" /></a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/koray-candemir-ve-serkan-celikoz-maskott-roportaji-1-mayis-2011/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derinsular.com 6 Yaşında</title>
		<link>http://derinsular.com/derinsular-com-6-yasinda/</link>
		<comments>http://derinsular.com/derinsular-com-6-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2011 22:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=20058</guid>
		<description><![CDATA[Derinsular.com&#8217;un altıncı yayın yılını geride bıraktı. Bir, iki, üç, göze küçük görünüyordu, ama yedinci yıla girmiş olmak, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşündürüyor ister istemez. Son bir sene içerisinde olağan ve rutin güncellemeler dışında, sitede (bana göre) kaydadeğer dört çalışma yer aldı. Bu dört çalışmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derinsular.com&#8217;un altıncı yayın yılını geride bıraktı. Bir, iki, üç, göze küçük görünüyordu, ama yedinci yıla girmiş olmak, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşündürüyor ister istemez.</p>
<p><a href="http://derinsular.com/derinsular-com-5-yasinda/">Son bir sene içerisinde</a> olağan ve rutin güncellemeler dışında, sitede (bana göre) kaydadeğer dört çalışma yer aldı. Bu dört çalışmadan ikisi tamamlandı. Diğer ikisi ise, yeni yeni şekilleniyor.<span id="more-20058"></span></p>
<p>Tamamlanan ilk çalışma, altıncı senenin hemen başında Agos gazetesinin orta sayfalarında yayınlanan <em>Zihniyet</em> yazı dizisi oldu.</p>
<p>Tamamlanan ikinci çalışma ise, genişletilerek kitaplaştırılan <em>Endoktrinasyon</em> yazı dizisi. Kitap hakkında şu ana dek neredeyse sadece olumlu yorumlar aldım diyebilirim. An itibariyle birinci baskı tükenmek üzere. İkinci baskı Şubat sonunda matbaaya girecek. (İkinci baskının içeriğinde sadece kimi dizgi hataları düzeltilmiş olacak. Herhangi bir genişletme yok. Vakit bulabilirsem üçüncü baskıda hem bazı başlıkları biraz daha detaylandırmak, hem de -okuyucular tarafından yapılan kimi değerlendirmelerden hareketle- kimi noktaları daha anlaşılır hale getirmek istiyorum.)</p>
<p>Henüz tamamlanmamış olan ilk çalışma, sonrasında kitaplaştırmayı düşündüğüm Cüneyt Arkın&#8217;ın Bizans filmleri hakkındaki yeni yazı dizisi. Şu ana dek dizinin sadece ilk üç yazısını yazdım. Birkaç ay sonra seriye yeniden başlayarak bunu 13&#8242;e tamamlamayı düşünüyorum. Ancak kitap, sadece filmlerin içerik analizlerinden oluşmayacak. Milliyetçilik ve ötekileştirme hakkında genel bir çerçeve çizen ve farklı milliyetçilik tecrübelerini ele aldıktan sonra bir vaka olarak Türkiye&#8217;ye odaklanan bir çalışma düşünüyorum.</p>
<p>Tamamlanmamış olan ikinci çalışma ise, daha önce bir ara bahsettiğim ve şimdiye kadarkilerin hepsinden daha farklı olacağını söylediğim 50 küsür bölümden oluşacak olan yazı dizisi. O yazı dizisinin planını birkaç ay evvel çıkarmıştım. Aralık ayında Türkiye&#8217;ye gelince, hazır elimde planı yapılmış bir çalışma varken bu projeyi <em>Taraf</em> gazetesine tematik bir köşe olarak teklif etmeyi düşündüm. Böylece hem kendim için bir yazı planı oluşturmuş, hem de projenin daha fazla insana ulaşmasını sağlayacaktım. <em>Taraf Üniversitesi</em> bu şekilde doğdu. Başlangıçtaki düşüncem, sadece insan zihninin varlığı algılayış şekli, bilgi üretimi, bilginin analizi ve mantık hataları gibi konulara eğilmekti &#8211; ki bu hala geçerli. Sadece her yazının (gazetede yayınlanacağı için) üç aşağı beş yukarı aynı uzunlukta olması gerektiğinden, zaman zaman yazıları epey kısaltmam ve basitleştirmem gerekiyor. 2011 yılının sonuna geldiğimizde yayınlanmış olmasını planladığım 52 yazı, yapmak istediğim şeyin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. Kitaplaştırma aşamasında mutlaka genişletme yapmam gerekecek olan bu dizinin, özetle, <em>Endoktrinasyon</em> çalışmasının eleştirdiği şeylerin alternatifini ortaya koyma çabası olduğu söylenebilir. Bir başka deyişle, bu proje, hakim eğitim sistemini eleştirmenin ve doğurduğu olumsuz sonuçlara işaret etmenin ardından bir alternatif ortaya koyma kaygısıyla yapılan tamamlayıcı bir çalışma niteliğinde olacak. &#8220;Bilgi edinmenin ve bilgi üretmenin doğru ve yanlış yolları nelerdir?&#8221; sorusunun bu çalışmanın hedefini kabaca ifade ettiği söylenebilir.</p>
<p>Bu dördü dışında, son bir sene içinde gerçekleştirdiğim (site dışında olsa da içerik itibariyle bağlantılı) bir diğer iş ise, Ekşi Sözlük yazarlığı oldu. Eskiden beri, Ambroce Bierce&#8217;ın <a target="_blank" href="http://www.amazon.com/Devils-Dictionary-Ambrose-Bierce/dp/B003VQS3M2/ref=sr_1_1?ie=UTF8&#038;qid=1296901898&#038;sr=8-1">The Devil&#8217;s Dictionary</a> adlı çalışması gibi bir sözlük yazmak istiyordum. Bu sözlükteki maddeler, (tıpkı <em>The Devil&#8217;s Dictionary</em> gibi) keyfi olarak seçilmiş maddeler olacaktı. Özellikle Türkiye gibi pek çok yalanın doğru bellendiği, pek çok doğru bellenilen şeyin ise tam tersinin doğru olduğu, dolayısıyla iyi ile kötünün ve doğru ile yanlışın fazlasıyla birbirine karıştığı bir yerde, başkalarınca <em>The Devil&#8217;s Dictionary</em> olarak anlaşılacak ama benim <em>The Angel&#8217;s Dictionary</em> olarak göreceğim bir şey olacaktı bu. Ekşi Sözlük&#8217;e yazdığım her girdi elbette böyle bir çalışma içerisinde yer vereceğim bir maddeye karşılık gelmiyor. Ama hangi maddeleri kast ettiğimi ve nasıl bir üslubu tercih edeceğimi, <a href="http://derinsular.com/linkler/#eksi">girdileri</a> düzenli olarak takip edenler herhalde anlamıştır.</p>
<p>Yedinci sene herhalde bu işleri tamamlamaya çalışmakla geçecek&#8230; Bunca yıldır takip eden, ilgi gösteren herkese çok teşekkür ederim.</p>
<p><a href="http://www.derinsular.com/im/2011/0216-2011-derinsular.png"><img width="412" title="Snapshot - Şubat 2011" src="http://www.derinsular.com/im/2011/0216-2011-derinsular.png" alt="Snapshot - Şubat 2010" /></a></p>
<p>Bazı İstatistikler:</p>
<p>16 Şubat 2011 itibariyle,<br />
<a target="_blank" href="http://www.twitter.com/derinsular">Twitter</a> takipçisi sayısı: 1013<br />
<a target="_blank" href="http://friendfeed.com/derinsular">Friendfeed</a> takipçisi sayısı: 246</p>
<p>Son 7 gün içerisinde siteyi,<br />
- en az 7 kere ziyaret eden kişi sayısı: 236<br />
- en az 15 kere ziyaret eden kişi sayısı: 179<br />
- en az 26 kere ziyaret eden kişi sayısı: 147<br />
- en az 51 kere ziyaret eden kişi sayısı: 86<br />
- en az 101 kere ziyaret eden kişi sayısı: 48<br />
- en az 201 kere ziyaret eden <em>fanatik</em> sayısı: 26</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/derinsular-com-6-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Serdar Kaya ile Eğitim Üzerine&#8221; [Serdar Kaya]</title>
		<link>http://derinsular.com/serdar-kaya-ile-egitim-uzerine-serdar-kaya/</link>
		<comments>http://derinsular.com/serdar-kaya-ile-egitim-uzerine-serdar-kaya/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Sep 2010 09:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=19692</guid>
		<description><![CDATA[[Tasfiye dergisinin Eylül-Ekim 2010 sayısında yayınlanan Serdar Kaya röportajı.] Beytullah Emrah Önce: Kitabınızda hakim zihniyetin kalıplarını kırarak bağımsız düşünebilmek için, öncelikle farkına varmadan içselleştirdiğimiz değerler kümesinin deşifre edilmesi gerektiğini ifade ediyorsunuz. Türkiye’deki milli eğitim sistemi, makbul vatandaşlarının hangi değerleri içselleştirmesini amaçlıyor? Serdar Kaya: En basit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[Tasfiye dergisinin Eylül-Ekim 2010 sayısında yayınlanan Serdar Kaya röportajı.]</p>
<p><strong>Beytullah Emrah Önce: Kitabınızda hakim zihniyetin kalıplarını kırarak bağımsız düşünebilmek için, öncelikle farkına varmadan içselleştirdiğimiz değerler kümesinin deşifre edilmesi gerektiğini ifade ediyorsunuz. Türkiye’deki milli eğitim sistemi, makbul vatandaşlarının hangi değerleri içselleştirmesini amaçlıyor?</strong></p>
<p>Serdar Kaya: En basit ve en zor soru bu aslında&#8230; Sorunun basit kısmı zaten herkesin malumu: “Türk eğitim sistemi sizden (herşeyden ama herşeyden önce) laik vatandaşlar ister!” Bir de tabii bu laikliğin (nasıl oluyorsa) hem “Batılılık” hem de “Türkçülük” ihtiva eden bir çerçevesi var. Yani Türk eğitim sisteminin makbul vatandaşının, bilime ve sanata önem veren, kendinden emin, kültürlü, vatansever, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, başı dik, sesi gür bir insana karşılık geldiği söylenebilir. Tabii bu makbul vatandaşın ne olduğu kadar, ne olmadığı da çok önemli. Mesela bu kişinin bildiği dillerin öncelikle İngilizce, Fransızca ya da Almanca gibi Batı dilleri olması beklenir. Tabii Japonca biliyor olsa bu da problem olmaz. Ancak Arapça ya da Farsça bilmek böyle bir kişiye kolay kolay yakıştırılabilecek bir özellik değildir. Kendisinin, eşinin ya da kızkardeşinin başörtülü olması da aynı şekilde&#8230;<span id="more-19692"></span></p>
<p>Ama dikkat ederseniz, böyle bir vatandaş da ortada yok zaten. Makbul olanın bu olduğunu düşündüğü için böyle olmaya öykünenler, yani böyleymiş gibi yapanlar var daha çok. Tabii bununla böyle birinin ulaşılamayacak kadar mükemmel olduğunu kast ettiğim zannedilmesin. Aksine, böyle bir karakteri (Weberci bir lisanla) “<a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ideal_type">ideal tip</a>” olarak belirleyip bu tipte insanlar üretmek istemek için insanın aklından zoru olması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bütün bunlar birer kurgudan ibaret olan, herhangi bir anlam ve derinlik ihtiva etmeyen özellikler. Bir düşünün: “Bilime ve sanata önem veren, kendinden emin, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, başı dik, sesi gür” bir insan!&#8230; Bütün bunlara dikkatle bakarsanız, olumlu ya da olumsuz şeklinde değerlendirilmeyi dahi hak etmeyen ve aslında epey de komik olan vasıflardan söz edildiğini fark etmeniz zor olmaz.</p>
<p>Milli eğitimin yücelttiği bu gibi kulağa hoş gelen değerlerin ne denli semantik yoksunu olduğunu izah etme adına bir örnek verirsem belki daha iyi anlaşılır&#8230; Milli eğitim öğretmenleri, sanatın çok önemli olduğunu söyler ve sanatçının toplumu aydınlatan bir ışık olduğu gibi klişeleri yıllarca öğrencilerin kafalarına kazırlar. Ancak böyle bilmiş laflar eden bir öğretmene “bugüne kadar hangi heykeltraşın ya da ressamın hangi toplumu nasıl aydınlattığını” soracak olursanız çok anlamlı bir cevap alabileceğinizi zannetmiyorum. Böyle bir eğitim sistemi, ne yazık ki, belli değerleri içselleştirmek bir yana, sahip çıktığı “değer”lerin içerdiği imalardan bile habersiz olan, dolayısıyla da sürekli bir şeyleri slogan seviyesinde savunan insanlar üretmeye mahkumdur.</p>
<p>Özetle, evet, <em>milli eğitim, kendince bir misyona sahip olduğu için, kendi kafasındaki tipolojiye karşılık gelen insanlar üretmek istiyor. Ancak bu iş için gerekli felsefi ve pedagojik altyapıya sahip olmadığından, hem fazlasıyla yapay bir tipoloji hedefliyor, hem de bu hedefe ulaşma adına korkunç derecelere varan zihin tecavüzlerinde bulunuyor. Bu durumu, hiçbir yeteneğe ve estetik zevke sahip olmayan bir insanın heykeltraşlığa soyunmasına benzetebiliriz: Güzel olduğunu zannettiği son derece çirkin bir heykel yapmak istiyor, ancak epey de yeteneksiz olduğu için neticede ortaya baştan hedeflediği çirkin heykelden de farklı olan tuhaf bir şey çıkıyor</em>. İşte sorunuzun zor kısmı da bu. Zira, bir anlamda kaza eseri ortaya çıkan bir zihniyetin içselleştirdiği değerler kümesini tespit edebilmek için benim kitabımdan müstakil ve muhtemelen çok daha uzun soluklu bir çalışma gerekli.</p>
<p><strong>Devlet, her ne kadar zihinlerini hedeflediği değerlerle yüklediği “ideal tip”lerden oluşan bir toplum yaratmayı başaramamışsa da, “Türk” kimliğini var etmiş ve bunu geniş bir sosyal tabana kabul ettirmiş görünüyor. Farklı kimliklere sahip insanların tek bir “milli” kimliğe asimile edilmesi sürecinde Türk milli eğitim sistemi nasıl bir rol oynadı?</strong></p>
<p>Zaten “bilime ve sanata önem veren, kendinden emin, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, başı dik, sesi gür” gibi vasıflar, ortaya çıkarılmak istenen “Türk”ün vasıfları. 1933 yılında dönemin milli eğitim bakanı Reşit Galip tarafından yazılan Andımız&#8217;ın “Türküm” diye başlaması ve “doğruyum, çalışkanım” diye devam etmesi, Atatürk&#8217;ün meşhur video kaydında “Türk milleti çalışkandır, zekidir!” diye haykırması ya da ders kitaplarında Türklerin asker-millet oldukları yönünde söylemlere yer verilmesi, hep aynı özcü yaklaşımın yansımalarıdır. Buradan hareketle, milli eğitimin Türk kimliğini (varetmiş olmasa da) Anadolu&#8217;da hakim kılmış olduğu söylenebilir elbette. Zira milli eğitim onyıllar boyunca nesilleri bu doğrultuda endoktrine etti ve 2000&#8242;li yıllara kadar çok az insan Orta Asya&#8217;dan gelmiş olma efsanesini ya da böylesine özcü argümanların ne derece makul olduğunu sorguladı. Sadece birkaç yıl önce ciddi anlamda sorgulanmaya başlanmış olan argümanlar bunlar. Yani kendisiyle ilgili gerçeklerle yüzleşmek, Türkiye halkı için çok yeni bir şey.</p>
<p>Ancak bu noktada yine demin bahsettiğim konuda dikkatli olmak gerekli. Çünkü Türk milli eğitim sisteminin işin başında ortaya çıkarmak istediği “Türk”ün vasıfları ile bugün kendine Türk diyenlerin bu kimliğe atfettiği manalar arasında tam bir örtüşme yok. Yani bugün toplumda farklı Türklükler var.</p>
<p>Kabaca partilerin temsil ettiği kimlikler üzerinden ifade edecek olursak, Laik-Türk (CHP), Türk-Müslüman (MHP) ve Müslüman-Türk (BBP ve SP) gibi melez tipler karşımıza çıkar. Daha küçük çapta, ulusalcı solda gördüğümüz Sosyalist-Türk gibi kimlikler de vardır. Bunlar içerisinde Cumhuriyet&#8217;in kurucusunun aklındakine en yakın olan Türklük, elbette ki CHP&#8217;nin temsil ettiği Laik-Türklüktür. Zira laiklik, rejimin Türkler için tanımladığı en önde gelen vasıf durumundadır; müslümanlık ya da sosyalistlik bu vasıflar arasında yer almaz. Bu nedenle de, söz konusu melez tipler, rejimin ortaya koyduğu ideal tipten uzaklaşmış olan “dejenere Türklükler”dir.</p>
<p>Ancak bu melez tipler aslında doğal sosyal süreçlerin bir sonucu elbette. Yani bir topluma “Türk olacaksın, yetmedi bir de şöyle şöyle bir Türk olacaksın, başka bir şey de olmayacaksın” demek pek mümkün değildir. Çünkü toplum, yapısı gereği hem homojen değildir, hem de sürekli değişim içerisindedir – yani sabitlenemez. Ancak güç sahipleri kendilerine her ne pahasına olursa olsun toplumu bir kalıba sokmak ve o kalıpta durağan kılmak gibi bir hedef belirlemişlerse, bunu başarabilmeleri için toplumu bir kışlaya çevirerek paramilitarize etmeleri gerekir.</p>
<p>İşte tam da bu nedenle, rejimin istediği manada Türklüğü bugün CHP&#8217;lilerden de önce, kendi sosyal alanlarında toplumun geri kalanından büyük ölçüde kopuk yaşayan askerlerin temsil ediyor olması hiç şaşırtıcı değildir. Mesela geçen gün [13 Ağustos 2010] gazeteci Serdar Arseven ile Emekli General Ramiz İlker&#8217;in tartışmasını izlediniz mi? Ramiz Paşa sıra kendisine geldiğinde, “YÜCE ASİL TÜRK MİLLETİ!&#8230; BU MÜBAREK RAMAZAN GECESİNDE&#8230;” şeklinde bağırarak konuşmaya başlamıştı. Konuşmasının bu kısmı internet üzerinde geniş bir şekilde paylaşıldı ve yorumlandı. Çünkü insanlara tuhaf ve dolayısıyla da ilginç geliyor böyle şeyler. Ama paşanın pedagojik formasyonuna dikkat ederseniz, aslında onun kendi düşünce sistemi içerisinde rasyonel olan bir tavır sergilediğini, onun açısından bu gibi tavırların “kendinden emin, başı dik, sesi gür” bir insan olmaya karşılık geldiğini, paşanın bu şekilde davranmak suretiyle muhatabına baskın gelerek izleyicilerin takdirini kazanacağını zannettiğini görebilirsiniz.</p>
<p><strong>Paşanın pedagojik formasyonuyla milli eğitimdeki “militarist endoktrinasyon” sizce hangi noktalarda örtüşüyor? Ayrıştığı noktalar varsa nelerdir?</strong></p>
<p>Arada nitelikten ziyade yoğunluk ve süreklilik farkı var. Şöyle ki, askerler kapalı bir ortamda daha otoriter bir eğitim alıyorlar. Dahası, eğitimleri sona erdikten sonra da aynı otoriter ortamın içerisinde kalmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Siviller için aynı derecede yoğun bir telkin ve şartlandırma söz konusu değil. Daha çok küçük yaşta gerçekleştirilen zihinsel tahribatın etkisiyle hareket ediyor siviller. Hatta çoğu insan ömrü boyunca bunun etkisinden kurtulamıyor gibi.</p>
<p><strong>Bu etkilemeye dair uzun bir sorum olacak. Cumhuriyet’in ilk yılları “ilkokul çağı” olarak tanımlanır. Falih Rıfkı Atay da “Benim için inkılâp davamızın tek teminatı kız oğlan bütün Türk çocukları sivil ve laik ilkokul eğitiminden geçirmekti” der. İslamlık, Alevilik, Kürtlük gibi meselelerin hepsinin eğitimle halledileceği düşünülmektedir. Mesela katliam öncesi Dersim en az okulun olduğu yerken, üç yıl içinde kişi başına en fazla okul burada düşecek hale gelir. Bugün Dersim seçmeni CHP’lidir. Kitabınızda İslami kesimin de Türk milliyetçiliğini içselleştirdiğine değiniyorsunuz. Galiba bir tek Kürtlük meselesi halledilemedi. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Devrim ideolojisini yeni nesile benimsetme işinde, eğitimin en önde gelen araç olarak kullanıldığı doğrudur. Ancak eğitimin doğuracağı sonuçlar konusunda Tek Parti Dönemi yöneticileri arasında tam bir fikir birliği olduğunu söylemek biraz zordur. Mesela İsmet İnönü&#8217;nün, Kürtlerin sayıca fazla olmalarından ürkerek “uyanırlar” korkusuyla doğuda okul açmaya çekindiğini biliyoruz. Bu yaklaşım her ne kadar yansıttığı zihniyet itibariyle kabul edilemez olsa da, kendi içinde çok da tutarsız değildir. Zira kimlik gibi konularda eğitimli insanlar daha duyarlı olurlar. Mesela bugün Kürt siyasetini temsil etme durumunda olan insanlara baktığınızda ekseriyetle yüksek eğitim görmüş insanlarla karşılaşırsınız. Yani <em>yıllardır Kürtçülüğün cehaletten ileri geldiğini, Kürtçülüğün önüne geçebilmek için bölgedeki eğitim imkanlarının genişletilmesi gerektiğini iddia edenler bu sorunun dinamiklerine pek vakıf değiller. PKK cahil insanları kandırıp dağa çıkarıyor zannediyorlar. Çünkü Ankara&#8217;da tıp okurken okulu bırakıp dağa çıkan militanlardan haberdar değiller. Bu nedenle de, doğuya eğitim götürerek sorunun çözülebileceği düşüncesindeler.</p>
<p>Halbuki, eğitim yolu ile çok sayıda insanı asimile etmek mümkün olsa da, aynı eğitim süreci, eleştirel bir bakış geliştiren bilinçli bir grubun ortaya çıkması gibi hiç de istenmeyen bir sonuç da doğurabilir. Özellikle Kürtler gibi ülke nüfusunun takriben %20&#8242;sine tekabül eden bir kitlenin içinden böyle bir grubun çıkması çok daha muhtemeldir – ve gördüğünüz gibi çıkmıştır da</em>.</p>
<p>Bir de, herkesi asimile dahi etseniz, bugün belli bir şekilde düşünmeye şartlandırdığınız insanlar, yarın kimliklerini hatırlamaya ve asimile oldukları düşünce tarzını terk etmeye başlayabilirler. İslami kesim örneğiniz de bu çerçevede düşünülebilir. Zira İslami kesim her ne kadar Türk-İslam sentezi tuhaflığından önemli derecede etkilenmiş olsa da, bugün Türk ve müslüman kimliklerinin yeniden ayrışmakta olduğu bir dönem yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Kitabınızda bu ayrışmada 28 Şubat faktöründen bahsediyorsunuz. Peki, sizce son süreçte dindar çevrenin merkeze kayarak devletin ya da ekonominin karar mekanizmalarında daha çok yer edinmesiyle birlikte izlenen siyasette milliyetçilik hâlâ baskın bir unsur değil mi?</strong></p>
<p>Dikkat ederseniz Türk ve müslüman kimliklerinin “ayrışmakta olduğunu” söyledim, “ayrışmış olduğunu” değil. Bu mükemmeliyet beklentisine ne yazık ki çok sık rastlanıyor Türkiye&#8217;de. Yani gelişmeleri bir süreç olarak algılamak yerine ideal kalıplarla mukayese etme eğilimi çok yaygın. Böyle bir yaklaşım da, gerek siyasi aktörleri gerekse siyasetin kendisini gerçekte olduğu gibi algılayabilmeyi zorlaştırıyor. Bir de tabii böyle bir bakış, niyet okumalarını ya da samimiyet sorgulamalarını da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Spesifik olarak AKP örneğinden devam edecek olursak, AKP&#8217;deki Cemil Çiçek gibi milliyetçi yöneticilere odaklanmak, partinin hem içindeki hem de tabanındaki değişimi görmeye engel olabilir. Çünkü, evet, AKP içerisinde milliyetçi yöneticiler de elbette az değil, ama değişim onların bulunduğu noktaya değil, tam aksi yöne doğru gerçekleşmekte.</p>
<p>Dahası, Türkiye&#8217;deki hemen her kitle ya da kurum an itibariyle ciddi bir değişim sürecinin içine girmiş durumda. Buna sık sık statükoculukla birlikte anılan Kemalist kesim bile dahil! Zira bu kesimin mensupları da, (artık başkaları tarafından çok daha özgürce eleştirilebiliyor olmaları nedeniyle) önceden sorgulamadıkları varsayımlarını (istemeyerek de olsa) sıklıkla gözde geçirmek durumunda kalıyorlar. Ancak henüz bu sürecin başlarındayız. Bu nedenle de, nisbeten daha kuşatıcı ve özgürlükçü bir siyasi duruşa sahip olan insanlar dahi zaman zaman son derece milliyetçi, militer ya da ayrımcı beyanlarda bulunabiliyorlar. Daha geçen hafta Melih Gökçek ve ardından da Recep Tayyip Erdoğan&#8217;dan duyduğumuz Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;nun etnik kökeni hakkındaki imalı sözler çok çirkindi mesela. Ama bu çirkin sözlerin hemen ardından, Yeni Şafak gazetesi yazarı Hakan Albayrak&#8217;ın her ikisine yönelik eleştirilerini kaleme aldığı “<a target="_blank" href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=18.08.2010&#038;y=HakanAlbayrak">Soy-sop meselesi</a>” başlıklı yazısını [18 Ağustos 2010] okumak ise çok güzeldi.</p>
<p>Özetle, şu sıralar hemen her kesimin zaman zaman saçmalamasını biraz doğal karşılamalıyız – yeter ki bu saçmalıklar kimi ulusalcı yayınlarda olduğu gibi ana söylemin kendisi haline gelmiş olmasın ve istisna olarak kalsın. Zira bu gibi değişim dönemlerinde böyle şeyler olur; normaldir. Eğer bu tür şeyler yaşandığında AKP&#8217;nin kendi kitlesinden dahi ciddi bir itiraz yükseliyorsa, endişe edecek çok fazla bir şey yoktur diye düşünüyorum.</p>
<p>Bir de hatırlarsanız, biraz önce, sistemdeki mevcut partileri ideolojik öncelikleri doğrultusunda Laik-Türk, Türk-Müslüman, Müslüman-Türk, Sosyalist-Türk gibi farklı şekillerde sınıflandırmıştım. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama AKP bu gibi kategorilerin hiçbirine girmiyor – ki bu çok önemli. Çünkü AKP asıl gücünü de zaten buradan alıyor. Yani Türkiye&#8217;de öncelikli referansı laiklik olmayanların CHP&#8217;ye, Türklük olmayanların MHP&#8217;ye, İslam olmayanların da SP&#8217;ye oy vermeleri pek sık rastlanır bir durum değildir. Ama AKP, laik, milliyetçi ya da dindar olmayan kesimlerden de oy alabiliyor. Bu durum, AKP&#8217;yi bir kitle partisi yaparken, diğer partileri kendi cemaatlerine hapsediyor. Seçim sonuçları Türkiye haritasına yansıtıldığında bu durumu çok net bir şekilde görebilirsiniz. CHP&#8217;nin kazandığı sahil şehirlerinde dahi AKP ciddi bir oy oranına sahip. Ancak diğer partilerin çoğunun esamelerinin bile okunmadığı çok sayıda şehir var Türkiye&#8217;de.</p>
<p><strong>Bu sürecin eğitime yansımaya başladığını düşünüyor musunuz? Yoksa kitabınızda ders kitaplarından örneklerini verdiğiniz zihniyet Milli Eğitim’deki hâkimiyetini daha uzun bir süre koruyacak mı?</strong></p>
<p>Sorunuz, toplumdaki değişimin bir noktadan sonra eğitime de yansıyacağı yönünde bir varsayım üzerine bina edilmiş gibi. Ancak ben bu nedenselliğin daha çok tersi yönde işlediğini düşünüyorum. Yani eğitim felsefesindeki değişimler, daha sonra toplumun geneline yansımaya başlıyor. Buna rağmen biz, hem kimi sorunların aciliyetinden hem de (eğitimi de içeren) daha geniş çaplı bir reformun önünde yapısal engeller olmasından ötürü, eğitimden ziyade hukuki değişikliklere kafa yoruyoruz. Fakat hal böyle olunca da, ortaya ciddi absürdlükler çıkıyor. Şöyle ki, bir yandan hükümet demokratikleşme çalışmaları yürütürken, diğer yandan milli eğitim ülkenin dört bir yanındaki okullarında milyonlarca çocuğa otoriter bir zihniyet aşılamaya devam ediyor.</p>
<p>Tabii eğitim konusunda hiçbir şey yapılmıyor değil. Mesela ders kitaplarındaki kimi metinlerin değiştirilmesi yönünde kimi olumlu çalışmalar var. Ama ne yazık ki bu değişiklikler daha çok “mekanik” seviyede gerçekleşiyor. Mekanik derken kastım şu: Cumhuriyet tarihi boyunca milli eğitimin ders kitaplarında, hep öteki durumunda olanlara yönelik nefret aşılayıcı ifadeler yer aldı. Yakın dönemde bunlar artık iyice göze batmaya başlayınca da, ilgili metinler taranmaya ve problemli görülen ifadeler ayıklanmaya başlandı. Ancak <em>ileri derecede problemli bir düşünce mirasını sadece göze batan kimi rahatsız edici ifadeleri ayıklayarak ortadan kaldıramazsınız. Çünkü metnin gözünüze batan kısımları kadar, batmayanları da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu nedenle de bütün metinleri yenilemeniz gerekir. Tabii bu da, bütün metinlerin baştan yazılmasıyla değil, herşeyi baştan yazabilecek yeni bir zihniyetin inşa edilmesiyle mümkün olabilir – ki bu da çok kolay bir şey değil</em>.</p>
<p>Bir de tabii konunun beşeri sermaye boyutu var. Çünkü ders kitaplarındaki metinlerde neler yazılı olursa olsun, bunları öğrencilere aktaracak olanlar neticede öğretmenler. Yani ders kitaplarından da önce öğretmenlerin zihniyetinin değişmesi gerekli – ki bu da aslında topyekün öğretmen kadrosu değişmeli demek. Dolayısıyla bu noktada da zor ve uzun bir süreçten söz ediyoruz.</p>
<p><strong>Değişimin mekanikliğine dair bir gösterge de Milli Güvenlik Bilgisi dersi olsa gerek. Mesela Ermeni halkına dair olumsuz ifadeler ders kitaplarından çıkarılıyor, ama subaylar hâlâ okullarda “Sarı Gelin” belgeseli izlettiriyor, öğrencileri kışla ziyaretlerine götürüyor. Son süreçte öne çıkan darbelerle hesaplaşma söylemine rağmen eğitimdeki 12 Eylül ve 28 Şubat zihniyetine pek dokunulamaması sizce neden kaynaklanıyor?</strong></p>
<p>Milli Güvenlik Bilgisi herşeyiyle diğerlerinden biraz farklı bir ders. Zira dersin milli eğitim ile çok fazla ilgisi yok. Dersin kitabının içeriği Genelkurmay içerisindeki bir komisyon tarafından hazırlanıyor. Dersin öğretmenleri ise üniformalı askerler. 16 yaşındaki öğrencilere belinde tabancasıyla ders yapmaya kalkanlar dahi oluyormuş&#8230;</p>
<p>Ama ders kitaplarının içeriği ve zihniyet ekseninde konuşacaksak, Milli Güvenlik Bilgisi dersi de iyi bir örnek olabilir. Çünkü ilgili komisyon da, dile getirilen şikayetler –ve belki de spesifik olarak Ayşe Gül Altınay&#8217;ın önce <a target="_blank" href="http://www.idefix.com/kitap/ders-kitaplarinda-insan-haklari-tarama-sonuclari-kolektif/tanim.asp?sid=BQ7KFEQPYK6K1IK2830W">Ders Kitaplarında İnsan Hakları</a> adlı ortak çalışmada, ardından da <a target="_blank" href="http://www.amazon.com/Myth-Military-Nation-Militarism-Gender-Education/dp/1403972834/ref=sr_1_1?ie=UTF8&#038;s=books&#038;qid=1284367105&#038;sr=8-1">The Myth of the Military Nation</a> adlı eserinde yazdıkları– üzerine geçtiğimiz yıllarda ders kitabının metninde kimi değişiklikler yaptı. Bu değişiklikler çerçevesinde, (sözgelimi) Türkiye&#8217;deki gayrimüslim nüfusun milletin bir parçası olmadığını açıkça ifade eden metinler kitaptan çıkarıldı. Ama dediğim gibi, neticede zihniyet bu, kendisini bir şekilde belli eder. Burada da durum aynı. O yüzden de, örneğin 2010 yılı Milli Güvenlik Bilgisi kitabının sonundaki sözlükte, “azınlık” kavramı, “Bir ülkede egemen ulusa göre, sayıca az olan topluluk” şeklinde tanımlanıyor. Dikkat edin, “çoğunluğa göre” demiyor, siyasi bir kavram olan ve tahakküm ifade eden “egemen ulusa göre” ifadesini kullanıyor. Bu ifadeden, ulusun bir “egemen olan” bir de “egemen olmayan” kısımları olduğu yönünde bir anlam doğuyor. Böyle bir yaklaşım da, kitabın önceki baskısındaki, ülkede %95&#8242;in üzerinde bir çoğunluğun “binlerce yıldır aynı kaderi paylaşmakta, aynı kültür ve amaç içerisinde yoğrulmakta” olduğu şeklindeki gayrimüslimleri dışlayan ifadeyle tamamen aynı doğrultuda.</p>
<p>Dünya üzerinde elinize alacağınız hiçbir ciddi çalışmada böyle problemli ifadelere rastlayamazsınız. Çünkü siyaset bilimi ya da genel olarak sosyal bilimlerden minimum derecede nasibini almış olan insanlar bile böyle laflar etmezler. Hatta eğitimi bir yana koyun, özgür bir ülkede, o ülkenin siyasal kültürüyle yoğrularak büyümüş eğitimsiz kimseler de böyle konuşmazlar. Ancak bizim öğretmenlerimiz, idarecilerimiz ve politikacılarımız hala bu nüansların önemini fark edebilecek seviyede değiller henüz – ki bu noktada genelkurmayın komisyonlarını ayrıca belirtmeye de herhalde gerek yok. Kaldı ki bu sadece tek bir örnek. Yoksa biraz önce de ifade ettiğim gibi, bu şekilde yapılmış tek bir tanımdan ziyade, metnin genelinin hangi zihniyetin içerisinden kopup geldiği önemli. 12 Eylül ve 28 Şubat zihniyetlerinin hala yerlerinde duruyor olmasının nedeni de bence öncelikle bu. Bu zihniyetlerden tamamen kurtulduk mu ki kitaplarda hiç izlerinin olmamasını bekliyoruz? Asıl şaşırtıcı olan, ders kitaplarında ya da genel olarak eğitim sürecinde bu türden yaklaşımlara hiç rastlamamak olurdu.</p>
<p><strong>12 Eylül, özellikle de 28 Şubat darbe dönemlerinin eğitim sistemindeki en kalıcı izlerinden biri de başörtüsü yasağı oldu. Kökleri daha derinde olan bu sorunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Başörtüsü yasağı gibi hiçbir makul gerekçesi olmayan bir yasak hakkında bir değerlendirme yapmayı çok gerekli görmüyorum. Çünkü Türkiye gibi hem dindar hem de seküler insanların epeyce geniş iki gruba karşılık geldiği bir ülkede ilkokullardan üniversitelere, meclisten yargıya, hizmet alanlardan hizmet verenlere dek hiçbir yerde başörtülü oldukları ya da olmadıkları için insanların farklı bir muamele görmesinin hiçbir objektif gerekçesinin olabileceğini zannetmiyorum. Zaten yasağı gerekçelendirmeye çalışanlara bakarsanız, hep kendi konumlarını ve kimliklerini merkeze alırken, ötekileştirdikleri insanları kendilerine olan mesafelerine göre yargıladıklarını görürsünüz. Böyle bir tavrın neden sorunlu olduğunu izah etmeye de herhalde gerek yok.</p>
<p>Eğer başörtüsü yasağı hakkında konuşacaksak, yasağın kendisini değil, ardından yaşanan tecrübeleri sorgulamalıyız. Mesela böylesine akıl dışı ve can acıtan bir uygulamaya rağmen başta İslami kesim olmak üzere yasak karşıtlarının tepkilerinin neden bu kadar sınırlı kaldığı konusu sorgulamaya değer bir konudur. Hükümetin devlet karşısında elinin kolunun bağlı olması anlaşılabilir. Peki ya halk? Her gün Beyazıt Meydanı&#8217;nı dolduran binlerce insan neden kısa bir süre sonra yenilgiyi kabullenip dağıldı? Sayısını bile bilemediğimiz onca öğrencinin çok önemli bir kısmı neden sırf devlet öyle buyurdu diye ailelerinden destek görmedi? 1997 öncesinde neredeyse sadece başörtülü insanları istihdam eden kimi işverenler neden 28 Şubat sürecinde çark edip daha modern bir vitrin tesis etme gayreti içerisinde oldular? Bu işverenlerin  bazıları neden başörtülülerin durumlarını suistimal ederek onlara aynı iş için daha az ücret ödemekte bir mahsur görmediler? Başörtülülere destek olmak üzere kurulan Ak-der gibi sivil toplum örgütlerinin gerek mağdurlardan gerekse yasak karşıtlarından gördüğü destek neden hep çok cılız kaldı?</p>
<p>Bunlar önemli sorulardır. Bu gibi soruların Türkiye&#8217;de hakim olan zihniyet ve kültür adına işaret ettiği nahoş gerçeklerle yüzleştiğimiz ölçüde, nasıl bir sosyal sermayeye sahip olduğumuzu da daha iyi görebiliriz. Ama işin yasakçılara bakan kısmı benim açımdan pek merak uyandırıcı değil. Çünkü rejim yanlılarının kadim refleksleri ortada. 1920&#8242;lerde şapka takmayanları neden astılarsa, 1930&#8242;larda Dersimlileri neden toplu imhaya giriştilerse, 1940&#8242;larda gayrimüslimleri neden Varlık Vergisi faciasına uğrattılarsa, bugün de başörtülüleri sadece kendilerine ait olmasını istedikleri alanlardan aynı nedenle tecrit ediyorlar. Ve tabii zamanında bu saydığım gruplara nasıl merhamet etmediyseler, bugün de başörtülülere acımıyorlar. Dolayısıyla işin bu kısmında çok fazla ilgi çekici bir yön yok.</p>
<p><strong>Peki, son olarak, Kürt sorunu, açılım ve referandum gibi konuların geldiği nokta itibariyle Türkiye’de yaşanan gelişmeler hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Kürt sorunu ite kaka da olsa gayet iyi bir yere geldi. Hükümetin açılımı yüzüne gözüne bulaştırdığı şeklindeki argümanları pek makul bulmuyorum açıkçası. Hatırlarsanız, bundan sadece birkaç sene önce Kürtlerin kimliklerine dair taleplerini makul bulduğunuzu söylemeniz, PKK&#8217;lı olup olmadığınızın sorgulanması için yeterliydi. Tabii bununla gelinen noktanın yeterli olduğunu söylemiyorum. Sadece eski noktaya göre çok iyi bir yerdeyiz, o kadar. Bundan sonra da alınması gereken önemli bir mesafe var. Bu nedenle de, AKP içerisindeki milliyetçi kanadın ve daha geniş anlamda kamuoyunun tavrının daha kuşatıcı bir noktaya evrilmesi çok önemli. Çünkü beğensek de beğenmesek de Türkiye&#8217;nin yaşadığı değişimin taşıyıcısı milliyetçi bir damarı da bulunan dindar insanlar ve bu insanların siyasi temsili de büyük ölçüde AKP tarafından gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Referandum konusu ise ilginç. Öyle zannediyorum ki, ilgili anayasa değişikliğini kendince kimi nedenlerle CHP teklif etseydi ve AKP de yine kendince nedenlerle bu değişikliklerin karşısında dursaydı, bugün “Hayır” diyenler bu sefer çağdaşlık, ilericilik gibi kavramlar ekseninde teklif edilen değişikliklere sahip çıkacak ve AKP&#8217;lileri gericilikle ve Türkiye&#8217;yi dünyaya ayak uydurmaktan alıkoymakla suçlayacaklardı. Tabii böyle bir teklif sunmak CHP&#8217;nin bütün geleneğine aykırıdır. Bağımsız düşünceden ne denli yoksun olduğumuz konusunda bir fikir vermesi için verdim bu örneği sadece.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/serdar-kaya-ile-egitim-uzerine-serdar-kaya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derinsular.com 5 Yaşında</title>
		<link>http://derinsular.com/derinsular-com-5-yasinda/</link>
		<comments>http://derinsular.com/derinsular-com-5-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 22:01:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=17748</guid>
		<description><![CDATA[Bugün sitenin yayın hayatının beşinci yılı sona erdi. Ne mutlu ki, son bir sene zarfında geçen yıl bugün yapmayı düşündüğümü söylediğim şeylerin epey bir kısmını gerçekleştirebilmişim: Mesela Kitap ve Medya bölümlerindeki yazıları artık yorumlamaya başlayacağımı, sonra da bunları .pdf formatında fasikül fasikül yayınlayacağımı söylemişim. Kısa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün sitenin yayın hayatının beşinci yılı sona erdi.</p>
<p>Ne mutlu ki, son bir sene zarfında <a href="http://derinsular.com/memorandum/kisa-kisa/derinsular-com-4-yasinda/">geçen yıl bugün</a> yapmayı düşündüğümü söylediğim şeylerin epey bir kısmını gerçekleştirebilmişim:<span id="more-17748"></span></p>
<p><img title="DerinSular.com 5 Yaşında" src="http://www.derinsular.com/im/2010/0216-derinsular-5-yasinda.jpg" alt="DerinSular.com 5 Yaşında" /></p>
<p>Mesela <em>Kitap</em> ve <em>Medya</em> bölümlerindeki yazıları artık yorumlamaya başlayacağımı, sonra da bunları .pdf formatında fasikül fasikül yayınlayacağımı söylemişim. Kısa bir süreden beri ilgili alıntıları (referans bilgi olması düşüncesiyle yayına aldıklarım haricinde) ekseriyetle yorumlamadan yayına almıyorum. Ama .pdf işine daha var gibi&#8230;</p>
<p><em>Felsefe</em> sayfalarını hala tamamlayadım. Ama en azından üç sayfadan ikisi bitti ve yayında.</p>
<p><em>Bibliyografi</em> bölümündeki kitapların bir kısmına açıklayıcı yorum ekledim. Ama duyurduğum gibi ayrı bir sayfada değil, hemen ilgili kitabın yanında yer alıyor yorumlar &#8211; ki böylesi herhalde daha kullanışlı.</p>
<p><em>Yazı Dizileri</em> ile ilgili olarak, (1) <em>Endoktrinasyon</em> yazı dizisini bitireceğimi, (2) <em>Demokratlık-Liberalizm İlişkisi</em>&#8216;ni konu alan yeni bir dizi yazacağımı ve (3) <em>Demokrasi</em> ve <em>Laiklik</em> yazı dizilerinin içeriklerini güçlendireceğimi söylemişim. An itibariyle Endoktrinasyon yazı dizisini bitirmenin de ötesine geçirip, çok daha geniş bir şekilde kitap olarak yayına hazırlamakla meşgulüm. Plananan çıkış tarihi: 15 Nisan. <em>Demokratlık-Liberalizm İlişkisi</em> başlıklı yazı dizisi çoktan bitti ve yayına girdi. Ama diğer iki yazı dizisine henüz eğilemedim. Ama <em>Zihniyet</em> başlıklı, dört yazıdan oluşan yeni bir yazı dizisi de çok yakında yayına girecek.</p>
<p><em>Ne Dediler</em> başlıklı sayfa yayına girdi.</p>
<p><em>Okuduğunu Anlama Kılavuzu</em> ile uğraşmayı listeme bile alamadım. Ama <em>Linkler</em> sayfasına bu konu ile ilgili bir başlık açıp üç link ekledim.</p>
<p>Bunlar geçen sene yapmayı planladığım şeylerdi. Bunlar haricinde, sitenin kısa bir süre önce Movable Type&#8217;tan WordPress&#8217;e geçmesi ve yazılımıyla birlikte tasarımını ve daha görünen/görünmeyen pek çok şeyini de değiştirmesi ile v.2&#8242;e geçmiş olduğunu da belirtmek lazım.</p>
<p>Peki önümüzdeki sene için planlar nedir diye sorulacak olursa, açıkçası ben de henüz bilmiyorum. Yukarıda sözü edilen yarım kalmış işleri ve tabii birkaç tane de sene içerisinde aklıma esecek bir iki şeyi hayata geçirebilirsem ne mutlu&#8230;</p>
<p><a href="http://www.derinsular.com/im/2010/0216-2010-snapshot-1006.jpg"><img title="Snapshot - Şubat 2010" src="http://www.derinsular.com/im/2010/0216-2010-snapshot.jpg" alt="Snapshot - Şubat 2010" /></a></p>
<p>(Snapshot için Enes Reyhan&#8217;a teşekkürler.)</p>
<p><strong>Bazı İstatistikler</strong>:</p>
<p>16 Şubat 2010 itibariyle,<br />
<a target="_blank" href="http://twitter.com/derinsular">Twitter</a> takipçisi sayısı: 134<br />
<a target="_blank" href="http://friendfeed.com/derinsular">Friendfeed</a> takipçisi sayısı: 125<br />
<a target="_blank" href="http://www.facebook.com/group.php?v=info&#038;gid=6610252442">Facebook grubu</a> üye sayısı: 202</p>
<p>Son 7 gün içerisinde siteyi,<br />
- en az 7 kere ziyaret eden kişi sayısı: 388<br />
- en az 15 kere ziyaret eden kişi sayısı: 284<br />
- en az 26 kere ziyaret eden kişi sayısı: 210<br />
- en az 51 kere ziyaret eden kişi sayısı: 148<br />
- en az 101 kere ziyaret eden kişi sayısı: 86<br />
- en az 201 kere ziyaret eden <em>fanatik</em> sayısı: 43</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/derinsular-com-5-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ana, Dolu</title>
		<link>http://derinsular.com/ana-dolu/</link>
		<comments>http://derinsular.com/ana-dolu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 09:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=17802</guid>
		<description><![CDATA[Sam Kaplan&#8217;ın &#8220;The Pedagogical State: Education and the Politics of National Culture in Post-1980 Turkey&#8221; adlı kitabının 185. sayfası. Türk eğitim sisteminin &#8220;Anadolu&#8221; kelimesinin etimolojisi hakkında öğrencilere nasıl bir yalan söylediğini anlatıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sam Kaplan&#8217;ın &#8220;<a target="_blank" href="http://www.amazon.com/gp/product/0804754330?ie=UTF8&#038;tag=derinsular-20&#038;linkCode=as2&#038;camp=1789&#038;creative=390957&#038;creativeASIN=0804754330">The Pedagogical State: Education and the Politics of National Culture in Post-1980 Turkey</a>&#8221; adlı kitabının 185. sayfası.</p>
<p>Türk eğitim sisteminin &#8220;Anadolu&#8221; kelimesinin etimolojisi hakkında öğrencilere nasıl bir yalan söylediğini anlatıyor.</p>
<p><img src="http://www.derinsular.com/im/2010/0214-anadolu.jpg" alt="Ana, Dolu" title="Ana, Dolu" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/ana-dolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nuray Mert Sendromu</title>
		<link>http://derinsular.com/nuray-mert-sendromu/</link>
		<comments>http://derinsular.com/nuray-mert-sendromu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 04:52:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet genç]]></category>
		<category><![CDATA[nuray mert]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=17276</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir bir Nuray Mert tartışmasıdır gidiyor. Yazılıp çizilenlere pek anlam verebildiğimi de söyleyemem. Ama neyse ki bugün Star gazetesinden yayınlanan Hikmet Genç imzalı yazıyı okuyunca bu çerçevede düşünen tek kişi olmadığımı görüp sevindim. Aslına bakılırsa Nuray Mert&#8217;in durumu çok da anlaşılması zor nedenlere dayanmıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir bir Nuray Mert tartışmasıdır gidiyor. Yazılıp çizilenlere pek anlam verebildiğimi de söyleyemem. Ama neyse ki bugün Star gazetesinden yayınlanan Hikmet Genç imzalı <a target="_blank" href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/hikmet-genc/nuray-mert-in-farfarasi-237848.htm">yazıyı</a> okuyunca bu çerçevede düşünen tek kişi olmadığımı görüp sevindim.<span id="more-17276"></span></p>
<p>Aslına bakılırsa Nuray Mert&#8217;in durumu çok da anlaşılması zor nedenlere dayanmıyor. Mert, iyi niyetli olmasına rağmen &#8220;ortayı bulma&#8221; kaygısı güderek objektif olabileceğini düşünen bir yazar. Yani &#8220;Zamanında bunlara yapılanlara karşı çıkıyordum, şimdi aynısını onlar yapmaya kalkarlarsa onlara da karşı çıkarım&#8221; şeklinde özetlenebilecek bir tavır. Her daim güce sahip olmayanın yanında durma kaygısından ileri gelen tipik bir sol refleks de denebilir buna.</p>
<p>Ancak an itibariyle içinde bulunduğumuz durumun 28 Şubat&#8217;ın tersine çevrilmiş hali olduğunu iddia edebilmek epey zor. Zira günümüzde yaşanmakta olan şey, güçlünün güçsüzü ezmesi değil, iki güç arasında yaşanan bir muktedir olma kavgasıdır. Bu gücün bir tarafında silahsız ve halkın önemli bir kısmını temsil eden bir grup varken, diğer tarafında ise kimlerden ibaret olduğunu bile çok az kişinin bildiği silahlı bir yarı resmi çete var.</p>
<p>Dahası, mücadele halinde olan iki tarafa da mesafeli durmak ile doğru ve yanlış arasında durmak da aynı şey değildir. Yani insanın ortada durarak ya da çekimser kalarak adaletten uzaklaştığı <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Omission">durumlar</a> da az değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/nuray-mert-sendromu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci Cumhuriyetçi Kime Denir?</title>
		<link>http://derinsular.com/ikinci-cumhuriyetci-kime-denir/</link>
		<comments>http://derinsular.com/ikinci-cumhuriyetci-kime-denir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 10:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ayşe gül altınay]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://derinsular.com/?p=11952</guid>
		<description><![CDATA[Ayşe Gül Altınay, &#8220;The Myth of the Military-Nation? Militarism, Gender and Education in Turkey&#8221; adlı kitabında, katıldığı bir lise Milli Güvenlik dersinde, öğretmenlik yapan subayın II. Cumhuriyetçilere getirdiği tanımdan söz ediyor. The Second Republicanists do not accept the Republic that was established by Atatürk and [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ayşe Gül Altınay, &#8220;<a title="The Myth of the Military-Nation / Ayşe Gül Altınay" href="http://www.amazon.com/gp/product/1403972834?ie=UTF8&#038;tag=derinsular-20&#038;linkCode=as2&#038;camp=1789&#038;creative=390957&#038;creativeASIN=1403972834" target="_blank">The Myth of the Military-Nation? Militarism, Gender and Education in Turkey</a>&#8221; adlı kitabında, katıldığı bir lise Milli Güvenlik dersinde, öğretmenlik yapan subayın II. Cumhuriyetçilere getirdiği tanımdan söz ediyor.</p>
<blockquote><p>The <em>Second Republicanists</em> do not accept the Republic that was established by Atatürk and for which many martyrs were given. They suggest that Atatürk founded this Republic by force and that his principles should be rethought and, if necessary, abandoned. They desire a more libertarian Republic. For instance, they argue that university students should be free to wear everything they want, including the <em>türban</em>. They do not recognize Turks, either. They call all of us &#8220;people of Turkey&#8221; (Türkiyeli), not Turks. (p. 149)</p></blockquote>
<p>Altınay, subay-öğretmenin yukarıdaki sözlerini aktardıktan sonra, bu cümlelerin İkinci Cumhuriyetçilerin düşüncelerini aslında gayet iyi bir şekilde özetlediğini de belirtmiş. Gerçi subay-öğretmen daha sonra bu düşüncelerin çok tehlikeli olduğunu ve dış güçlerden kaynaklandığını falan da söylemiş ama biz bunları bir kenara bırakıp kendi işimize bakalım:</p>
<p><span id="more-11952"></span>Subay-öğretmenin İkinci Cumhuriyetçilere atfettiği (ve Altınay&#8217;ın isabet derecesini onayladığı) başlıca özellikleri biraz açarak maddeler halinde şu şekilde sıralamak mümkün:</p>
<p>1. İkinci Cumhuriyetçilerin Türkiye&#8217;de hakim olan ve &#8220;Atatürk Cumhuriyeti&#8221; olarak da nitelendirilen mevcut siyasi rejime karşı kimi itirazları vardır.</p>
<p>2. İkinci Cumhuriyetçiler Kemal Atatürk&#8217;ün Cumhuriyet&#8217;i güç ve dayatma yoluyla kurmuş ve idare etmiş olduğunu söylemektedirler.</p>
<p>3. İkinci Cumhuriyetçilere göre Atatürk&#8217;ün prensipleri üzerinde yeniden kafa yorulmalı ve şayet gerekirse bu düşünceler artık terk edilmelidir.</p>
<p>4. İkinci Cumhuriyetçiler, Atatürk Cumhuriyeti&#8217;ndense, daha liberteryen bir işleyişi öngören ikinci bir cumhuriyeti daha tercih edilir bulmaktadırlar.</p>
<p>5. Daha liberteryen olması istenen bu İkinci Cumhuriyette, devletin insanların kimlik, tercih ve davranışları üzerinde tahakküm kurma lüksü olmayacak, sözgelimi üniversiteli öğrenciler &#8220;türban&#8221; da dahil olmak üzere istedikleri kıyafetle okula gidebilme özgürlüklerini kullanabileceklerdir.</p>
<p>6. İkinci Cumhuriyetçiler Türklüğü anlamlı bir kimlik olarak görmemekte, daha teritoryal bir manadan yola çıkan Türkiyeli (ya da Anadolulu) ifadesinin ülkemizde yaşayan insanların durumunu daha iyi bir şekilde yansıttığını düşünmektedirler.</p>
<p>Bu maddeler elbette çoğaltılabilir. Ama bu kadarı bile İkinci Cumhuriyetçilerin temel kaygı ve taleplerini anlayabilmek için yeterli. Yani, söz konusu subay-öğretmen, düşüncelerinde olmasa da saptamalarındaki isabet nedeniyle teşekkürü hak ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/ikinci-cumhuriyetci-kime-denir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>derinsular.com v.2</title>
		<link>http://derinsular.com/derinsular-com-v-2/</link>
		<comments>http://derinsular.com/derinsular-com-v-2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 04:53:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/?p=3389</guid>
		<description><![CDATA[Site yayına başlayalı neredeyse 5 yıl oldu. Yani köklü bir değişiklikle ikinci versiyona geçmenin vakti gelmişti. Aklımdakilerin hepsini gerçekleştirmeye henüz vakit ayıramamış olsam da yapılanlar özetle şöyle: 1. Movable Type&#8217;tan WordPress&#8217;e geçtim. 2. Haliyle sitedeki bütün sayfa ve kategorilerin adresleri değişti. Yani şayet geçmişte derinsular.com&#8217;un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Site yayına başlayalı neredeyse 5 yıl oldu. Yani köklü bir değişiklikle ikinci versiyona geçmenin vakti gelmişti. Aklımdakilerin hepsini gerçekleştirmeye henüz vakit ayıramamış olsam da yapılanlar özetle şöyle:</p>
<p>1. Movable Type&#8217;tan WordPress&#8217;e geçtim.</p>
<p>2. Haliyle sitedeki bütün sayfa ve kategorilerin adresleri değişti. Yani şayet geçmişte derinsular.com&#8217;un herhangi bir sayfasına sitenizden, ekşisözlük&#8217;ten ya da kimbilir nerelerden link verdiyseniz, güncelleme yapmamanız durumunda o linkleri takip edenler &#8220;Sayfa Bulunamadı&#8221; uyarısı ile karşılaşacaklar.</p>
<p>3. Yine aynı çerçevede sitenin RSS adresi de değişti. Yeni RSS adreslerini <a href="http://derinsular.com/rss-2/">ilgili sayfadan</a> alabilirsiniz. (Bu arada, artık nihayet Yorumlar için de RSS imkanı var.)</p>
<p>4. <em>Top Secret</em> kategorilerini <em>Alt Beyin</em> altına aldım. Şifreyi de kaldırdım. (Tabii bu aşamada kimi yazıları da sistemden kaldırdım. O kadar da değil yani!) Bir başka deyişle, şifresi olmayan okuyucular için 200&#8242;e yakın yeni yazı var artık <em>Alt Beyin</em> bölümünde. (RSS&#8217;ten hasret gideren şahıs, nasıl, hoşuna gitti mi? İsmini hatırlamıyorum ama özrünü kabul ediyorum. Water under the bridge.)</p>
<p>5. Önceden ana sayfada yer alan <em>Son Dakika</em> ya da <em>Son Yazılar</em> gibi bölümler artık yok. Zira artık herşey anında ana sayfada yer alacak &#8211; tıpkı çok eskiden olduğu gibi. Yani <em>Kitap</em> ve <em>Medya</em> bölümündeki güncellemeleri görmek için o sayfalara bakmaya da gerek kalmadı. Çünkü siteye yeni bir şey girilmişse, zaten ana sayfadan girilecek. Dolayısıyla da, &#8220;Yeni Yazı: &#8230;&#8221; şeklindeki duyurulara da gerek kalmayacak. Bu durum da tabii <em>Top Secret</em> ayarındaki yazılardan <em>Ansiklopedi</em> girdilerine dek herşeyin ana sayfada kendine yer bulacağı ve sitenin ilk zamanlardaki renkli havasına geri döneceği anlamına da geliyor. (Bu şartlar altında ziyaretçi sayısı da ister istemez artacağından, yine onunla bununla uğraşmak zorunda kalmayacağımı umuyorum.)</p>
<p>6. Linkler sayfası yenilendi. O kısma düzenli olarak takip etmeye çalıştığım podcastlerin bir listesini ekledim. Bir de tabii <em>Kadro</em> dergisinin linkini. (Siz de ekleyin diye söylüyorum! Derginin sitesinden bu işin arkasındaki kişiyi henüz anons etmemişler, ama içimden bir ses yabancı biri değil diyor!)</p>
<p>7. Export/Import sürecinde bütün etiketler kayboldu. Mart ayından itibaren bu işe vakit ayırabileceğimi zannediyorum. Ardından oluşacak uzun listeyi yine eskiden olduğu gibi müstakil bir &#8220;Konu ve Şahıs İndeksi&#8221; sayfasında yayınlamayı düşünüyorum.</p>
<p>8. Import esnasında paragraflar arasındaki marjlar da sıfıra inmiş &#8211; çünkü paragraf kodları aktarılmamış. Bu konudaki düzenleme de yine herhalde Mart ayı gibi olur.</p>
<p>9. Artık tarihler de nihayet Türkçe. Bu konuyu bir aralar kafasına takmış olan bazı &#8220;Türkçe dostları&#8221; artık rahat edebilirler.</p>
<p>10. Her büyük güncellemeden sonra olduğu gibi, sitenin sağında solunda önemli ya da önemsiz tuhaflıklarla karşılaşırsanız haber vermenizi rica ediyorum. Görsel tuhaflıklardan, teknik aksaklıklara dek herşey için geçerli bu. (Kontak kurarken lütfen internet gezgininizi -IE, Firefox, Safari vs.- de belirtin.) Problemli sayfalar haricinde &#8220;eksiklikler&#8221; fark ederseniz de lütfn hatırlatın. Mesela <em>Yorum Kuralları</em> sayfasını son anda hatırlayıp formun altına ekledim.</p>
<p>11. Hayırlı olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/derinsular-com-v-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yurda Dönen PKK&#039;lılar</title>
		<link>http://derinsular.com/yurda-donen-pkklilar/</link>
		<comments>http://derinsular.com/yurda-donen-pkklilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 03:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/yurda-donen-pkklilar/</guid>
		<description><![CDATA[Dağdan inenlerin (1) gerilla giysileri giymeleri, (2) önderlerinin barış sürecine katkıda bulunma çağrısını dikkate alarak geldiklerini ifade etmeleri ve (3) zafer işaretleri yapmaları, Türkiye&#8217;de pek çok kişiyi rahatsız etti! Bu kişiler PKK&#8217;lıların takım elbise kravatla gelip, Atatürk&#8217;e saygılarını ifade edip hazırola geçmelerini bekliyorlardı herhalde&#8230; Görünen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dağdan inenlerin (1) gerilla giysileri giymeleri, (2) önderlerinin barış sürecine katkıda bulunma çağrısını dikkate alarak geldiklerini ifade etmeleri ve (3) zafer işaretleri yapmaları, Türkiye&#8217;de pek çok kişiyi rahatsız etti! Bu kişiler PKK&#8217;lıların takım elbise kravatla gelip, Atatürk&#8217;e saygılarını ifade edip hazırola geçmelerini bekliyorlardı herhalde&#8230;<br />
Görünen o ki, Türkiye&#8217;deki hakim zihniyet, henüz &#8220;uzlaşma&#8221; kavramını objektif olarak değerlendirebilecek olgunluğa dahi sahip değil. Bu nedenle de, uzlaşma denilen şeyin zaten doğası gereği &#8220;birbirinden farklı olan&#8221; ve hatta &#8220;birbiri ile ihtilaf halinde bulunan&#8221; kişi ya da gruplar arasında gerçekleşen bir süreç olduğu dahi sıklıkla unutulabiliyor. Neticede de, karşı tarafın hatasını kabul etmesini ve başkalaşım geçirerek kendisine benzemesini bekleyen, yani uzlaşmayı sadece karşı taraf kendi çizgisine geldiği ölçüde anlamlı gören bir anlayış ortaya çıkıyor.<br />
Halbuki ülkelerine dönen PKK&#8217;lılarla ilgili olarak dikkat edilmesi gerek tek şey, bu kez sınırı silahlı değil, silahsız olarak geçmiş olmaları.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/yurda-donen-pkklilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Silahlar, Kanunlar, Özgürlükler ve Türkiye</title>
		<link>http://derinsular.com/silahlar-kanunlar-ozgurlukler-ve-turkiye/</link>
		<comments>http://derinsular.com/silahlar-kanunlar-ozgurlukler-ve-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 17:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/silahlar-kanunlar-ozgurlukler-ve-turkiye/</guid>
		<description><![CDATA[Kolombiya&#8217;daki Adalet Bakanlığı binasının girişinde, Santander&#8216;in şu sözü yer alıyor: &#8220;Kolombiyalılar; silahlar bize bağımsızlık verdi, kanunlar ise bize özgürlük verecek.&#8221; Özgürlüklerin teminat altına alınmasını öncelikle kanunlar ile mümkün kılmayı öngören anlayışın bir parça problemli olduğuna daha önce değinmiştim. Ama bu yaklaşımın dahi herşeyi silahla çözmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kolombiya&#8217;daki Adalet Bakanlığı binasının girişinde, <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Francisco_de_Paula_Santander" target="_blank">Santander</a>&#8216;in şu sözü <a href="http://maps.google.com/maps?f=q&amp;source=s_q&amp;hl=en&amp;geocode=&amp;q=4.598509,-74.076015&amp;sll=37.0625,-95.677068&amp;sspn=37.136668,79.013672&amp;ie=UTF8&amp;hq=&amp;ll=4.598525,-74.075639&amp;spn=0.002855,0.004823&amp;t=k&amp;z=18" target="_blank">yer alıyor</a>:</p>
<blockquote><p>&#8220;Kolombiyalılar; silahlar bize bağımsızlık verdi, kanunlar ise bize özgürlük verecek.&#8221;</p></blockquote>
<p><img title="Silahlar, Kanunlar, Özgürlükler ve Türkiye" src="http://www.derinsular.com/im/2009/1008-santander.jpg" alt="Silahlar, Kanunlar, Özgürlükler ve Türkiye" /></p>
<p>Özgürlüklerin teminat altına alınmasını öncelikle kanunlar ile mümkün kılmayı öngören anlayışın bir parça problemli olduğuna daha önce <a href="http://www.derinsular.com/pdf/demokratlik-liberalizm.pdf" target="_blank">değinmiştim</a>. Ama bu yaklaşımın dahi herşeyi silahla çözmek isteyen zihniyetin çok ilerisinde olduğu aşikar. Santander&#8217;in sözü nerede, &#8220;Silahlar bize bağımsızlık verdi, şimdi de iç düşmanlardan kurtulmamızı sağlayacaklar&#8221; zanneden anlayış nerede&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/silahlar-kanunlar-ozgurlukler-ve-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>If You&#039;re A Kemalist Nowadays in Turkey&#8230;</title>
		<link>http://derinsular.com/if-youre-a-kemalist-nowadays-in-turkey/</link>
		<comments>http://derinsular.com/if-youre-a-kemalist-nowadays-in-turkey/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 12:25:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/if-youre-a-kemalist-nowadays-in-turkey/</guid>
		<description><![CDATA[Bill Maher, HBO&#8217;da yayınlanan &#8220;Real Time with Bill Maher&#8221; adlı programında geçtiğimiz haftalarda Amerikan sağı ile ilgili olarak şöyle bir söz sarf etmişti: &#8220;Bütün Cumhuriyetçilerin ırkçı olduklarını söylemek gülünç olur. Bu elbette doğru değil. Ancak şayet bugünlerde Amerikalı bir ırkçı iseniz, muhtemelen bir Cumhuriyetçisinizdir.&#8221;* Kürt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bill Maher, HBO&#8217;da yayınlanan &#8220;<a target="_blank" href="http://www.hbo.com/billmaher/">Real Time with Bill Maher</a>&#8221; adlı programında geçtiğimiz haftalarda Amerikan sağı ile ilgili olarak şöyle bir söz sarf etmişti: &#8220;Bütün Cumhuriyetçilerin ırkçı olduklarını söylemek gülünç olur. Bu elbette doğru değil. Ancak şayet bugünlerde Amerikalı bir ırkçı iseniz, muhtemelen bir Cumhuriyetçisinizdir.&#8221;*<br />
Kürt açılımının gündeme gelmesinin ardından Türkiye&#8217;de de ırkçı refleksler bir kez daha ortaya çıktı. Gerçekleştirilmek istenen açılımın detaylarını henüz bilmiyoruz. Ancak ülkenin bir kesimi için böyle bir açılıma karşı çıkmak için konunun detaylarını bilmek gerekmiyor. Hatta bu kesimin, içinde &#8220;Kürt&#8221; kelimesi geçen bir cümleyi yüzünü buruşturmadan sonuna kadar dinlemesi de epey zor gibi. Bu nedenle de Maher&#8217;ın ifadeleri Türk siyasetine uygulanabilir hale geliyor:<br />
&#8220;Bütün Kemalistlerin ırkçı olduklarını söylemek gülünç olur. Bu elbette doğru değil. Ancak şayet bugünlerde Türkiyeli bir ırkçı iseniz, muhtemelen bir Kemalistsinizdir.&#8221;<br />
<font size="-2">* &#8220;It&#8217;s ridiculous to say that all Republicans are racist. That of course is not true. But nowadays, if you are a racist in America, you are probably a Republican.&#8221;</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/if-youre-a-kemalist-nowadays-in-turkey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haber Programı Tavsiyesi: Amy Goodman / DemocracyNow.org</title>
		<link>http://derinsular.com/haber-programi-tavsiyesi-amy-goodman-democracynow-org/</link>
		<comments>http://derinsular.com/haber-programi-tavsiyesi-amy-goodman-democracynow-org/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 15:27:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/haber-programi-tavsiyesi-amy-goodman-democracynow-org/</guid>
		<description><![CDATA[DemocracyNow, Amy Goodman ismi ile özdeşleşmiş olan bir haber programı. Her gün takriben bir saat süren program, ABD&#8217;de (ana akım dışında kalan) yüzlerce radyo ve televizyon kanalı tarafından yayınlanıyor. DemocracyNow&#8217;ın yayın politikasının Amerikan soluna karşılık geldiği, bunun da bir yandan düşünce ve ifade özgürlüğü, diğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Now!">DemocracyNow</a>, <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Amy_Goodman">Amy Goodman</a> ismi ile özdeşleşmiş olan bir haber programı. Her gün takriben bir saat süren program, ABD&#8217;de (ana akım dışında kalan) yüzlerce radyo ve televizyon kanalı tarafından yayınlanıyor.</p>
<p><span id="more-516"></span><br />
DemocracyNow&#8217;ın yayın politikasının Amerikan soluna karşılık geldiği, bunun da bir yandan düşünce ve ifade özgürlüğü, diğer yandan da ekonomi üzerinde devlet kontrolü ve sosyal güvenlik gibi konular lehinde bir duruş anlamına geldiği söylenebilir.<br />
&#8220;DemocracyNow War and Peace Report&#8221; adlı yayını, her gün düzenli olarak güncellenen DemocracyNow.org adresinden <a target="_blank" href="http://www.democracynow.org/podcast.xml">mp3 formatında</a> indirmek, hatta net bir şekilde <a target="_blank" href="http://www.democracynow.org/podcast-video.xml">videosundan</a> izlemek de mümkün. Ben iTunes üzerinden iPod cihazıma indirerek sadece sesli olarak dinlemeyi tercih ediyorum &#8211; programın formatı buna uygun.<br />
Yakın dönemde dinlediğim DemocracyNow programlarından şu an itibariyle özellikle iki tanesinin zihnimde yer ettiğini söyleyebilirim. Bu programlardan birincisi, <a target="_blank" href="http://www.democracynow.org/shows/2009/7/31">31 Temmuz 2009</a> tarihinde yayınlanan ve medyada &#8220;Amerikan Talibanı&#8221; olarak tanıtılan <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Walker_Lindh">Hamza/John Walker Lindh</a> ile ilgiliydi. John&#8217;ın tutuklanma ve yargılanma süreci hakkında ana akım medyada yer verilmeyen pek çok detaya değinen programı dinleyip de, bilgi sahibi olduğumuzu zannettiğimiz pek çok konu hakkında zihnimizde aslında yüzeysel ve daha da kötüsü çarpık telkin kırıntılarından başka pek bir şey bulunmadığını düşünmemek pek mümkün değil gibi. (Programda, ABD&#8217;li country müziği sanatçısı <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Steve_Earle">Steve Earle</a>&#8216;ün John için yazdığı <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=ISFNTRaXRiI">John Walker&#8217;s Blues</a> adlı şarkıdan kesitler de çalındı. Earle şarkının nakaratlarına eklediği kelime-i şehadete dilini pek döndürememiş, ama şarkı bu haliyle de yeterince ilginç.)<br />
Zihnimde yer eden diğer DemocracyNow yayını ise, <a target="_blank" href="http://www.democracynow.org/shows/2009/8/17">17 Ağustos 2009</a> tarihli, İsrail konulu olan programdı. Programda, Gazze saldırısı sırasında bir grup İsrail askerinin megafonla insanları evlerinden dışarı çağırmış, sonra da ellerinde beyaz bayraklarla gelen insanlar arasından (içlerinde çocukların da bulunduğu) 11 kişiyi rastgele öldürmüş oldukları olay konu ediliyordu. Avrupa&#8217;nın aksine, ABD&#8217;de ana akım medyada böyle haberlerin detaylarına kolay kolay yer verilmez. Ancak ne yazık ki aynı detay yoksunluğu Türkiye&#8217;de var. Dahası, bu tür konular, hemen her zaman, gündemden düşer düşmez unutuluyor. Bu durumda da, çok sayıda rahatsız edici detaya sahip olan <a target="_blank" href="http://www.hrw.org/node/85113">bu gibi olaylar</a> hakkında fikir sahibi olmayan, Filistinlileri konunun detaylarına vakıf olmasa da, müslümanlık ortak paydası nedeniyle savunma ihtiyacı hisseden bir insan tipolojisi ortaya çıkıyor. Gazze saldırısı ya da başörtüsü yasağı gibi olayları telin etme çağrıları yapıldığında kolaylıkla heyecanlanan, hızlıca mobilize olarak mitinglerde bir araya gelebilen, ama sözde ilgi duyulan bu ve benzeri konular hakkında detaylı, sistemli ve (dolayısıyla) ciddiye alınmaya değer bir şeyler üretmek bir yana, başkalarınca yapılan çalışmalara vakit harcamaktan da aciz olan, konu gündemden düştüğünde bir sonraki miting çağrısına kadar konuyu rafa kaldıran, farkındalık oluşturabilmek bir yana, neyi savunduğunun ya da neyi protesto ettiğinin daha kendisi de çok fazla farkında olmayan, olma ihtiyacı da hissetmeyen bir zihniyet bu.<br />
Böyle bir zihniyet &#8211; duygu ve düşüncelerinde ne kadar samimi olursa olsun &#8211; her zaman kaybetmeye mahkumdur.<br />
<font size="-2">[Türkiye'den bağlananlar için <a target="_blank" href="http://www.vtunnel.com">vTunnel</a> linki: http://www.youtube.com/watch?v=ISFNTRaXRiI ]</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/haber-programi-tavsiyesi-amy-goodman-democracynow-org/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akademik Dergi Tavsiyesi: International Journal of Middle East Studies</title>
		<link>http://derinsular.com/akademik-dergi-tavsiyesi-international-journal-of-middle-east-studies/</link>
		<comments>http://derinsular.com/akademik-dergi-tavsiyesi-international-journal-of-middle-east-studies/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2009 03:24:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/akademik-dergi-tavsiyesi-international-journal-of-middle-east-studies/</guid>
		<description><![CDATA[The Middle East Studies Association of North America (MESA) tarafından üç ayda bir yayınlanan International Journal of Middle East Studies, Orta Doğu&#8217;ya odaklanan en önemli akademik yayınlardan biri. Bana göre dergiyi zengin kılan en büyük etken, disiplinlerarası bir yayın politikasına sahip olması. Şöyle ki, ağırlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>The Middle  East Studies Association of North America (<a target="_blank" href="http://www.mesa.arizona.edu/">MESA</a>) tarafından üç ayda bir yayınlanan <a target="_blank" href="http://journals.cambridge.org/action/displayJournal?jid=MES">International Journal of Middle East Studies</a>, Orta Doğu&#8217;ya odaklanan en önemli akademik yayınlardan biri. Bana göre dergiyi zengin kılan en büyük etken, <a target="_blank" href="http://www.answers.com/main/ntquery?s=interdisciplinary&#038;answers=Go">disiplinlerarası</a> bir yayın politikasına sahip olması. Şöyle ki, ağırlık <em>tarih</em>, <em>siyaset bilimi</em> ve <em>sosyoloji</em>de olsa da, dergide (Orta Doğu hakkında olmak kaydıyla) ekonomiden antropolojiye, hukuktan felsefeye pek çok alanda makale yayınlanıyor. Bütün bu makaleleri aynı anda okumak da, bölgeyi dünü ve bugünüyle çok daha kuşatıcı bir şekilde anlayabilmeye yardımcı oluyor.</p>
<p><span id="more-517"></span><br />
Derginin bugün elime geçen son <a target="_blank" href="http://journals.cambridge.org/action/displayIssue?jid=MES&#038;volumeId=41&#038;issueId=03&#038;iid=5899604">sayısında</a> yer alan beş makaleden üçü Türkiye hakkında. Bu makalelerden ikisini bugün okudum ve her ikisinden de çok şey öğrendim.</p>
<p>Makalelerden ilki, ABD&#8217;nin Minnesota eyaletinin St. Paul şehrindeki Macalester College&#8217;in Religious Studies bölümünde Yardımcı Doçent olarak görev yapan M. Brett Wilson&#8217;a ait. &#8220;<a target="_blank" href="http://journals.cambridge.org/action/displayAbstract?fromPage=online&#038;aid=5900144&#038;fulltextType=AB&#038;fileId=S0020743809091521">The First Translations of the Qur&#8217;an in Modern Turkey (1924-38)</a>&#8221; başlıklı makale, Türkiye&#8217;de Tek Parti Dönemi&#8217;nde Kuran tercüme ve meallerinin yazılması konusunda yaşanan ilginç olayların bir özetini sunuyor. Makalenin başında <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Rashid_Rida">Muhammad Rashid Rida</a>&#8216;dan yapılan alıntı epey ilginç:</p>
<blockquote><p>&#8220;The Turkish government in Ankara announced that it would support the translation and publication of the Holy Qur&#8217;an in the Turkish language. Their heretical idea has been headed toward this action for many years in order to turn the devout people among them away from the word of God the Exalted, who revealed it to the Arabian Prophet Muhammad &#8220;in the clear Arabic tongue,&#8221; with a Turkish translation &#8211; which consists of their words, their composition, and their arrangement &#8211; in order to facilitate the distortion of the translation so that they can use it as they wish.&#8221;</p></blockquote>
<p>İkinci makale ise, Kanada&#8217;nın Waterloo şehrindeki Wilfrid Laurier Üniversitesi&#8217;nin Tarih bölümü Yardımcı Doçenti Gavin D. Brockett&#8217;e ait. &#8220;<a target="_blank" href="http://journals.cambridge.org/action/displayAbstract?fromPage=online&#038;aid=5900160&#038;fulltextType=AB&#038;fileId=S0020743809091545">Provincial Newspapers as a Historical Source: <em>Büyük Cihad</em> and the Great Struggle for the Muslim Turkish Nation (1951-1953)</a>&#8221; başlıklı makale, ilk olarak, Türkiye&#8217;de gazete ve dergi yayınlarının canlandığı üç dönem belirliyor: II. Meşrutiyetin ilanı sonrası (1908-1914), Milli Mücadele yılları (1919-1922) ve Türkiye&#8217;nin II. Dünya Savaşı&#8217;nın ardından özgür dünya ile ittifaka girip Birleşmiş Milletler üyesi olması ile başlayan ve Adnan Menderes&#8217;in muhalif basına (İslami olanlar dahil) getirdiği kısıtlamalara dek süren dönem (1945-1953).</p>
<p>Sözü edilen üçüncü dönemdeki (1945-1953) yerel gazete ve dergilere odaklanan makale, bu yayınların önemli bir bölümünün İslami bir söyleme sahip olduğu ve güçlü bir CHP ve laiklik eleştirisi içerdiği tespitinde bulunuyor. Makalenin son kısmında ise, Mustafa Bağışlayıcı&#8217;nın kurduğu &#8220;Büyük Cihad&#8221; gazetesi değerlendiriliyor. Bu gazetenin özelliği, Samsun&#8217;da 1951 ve 1953 yılları arasında faaliyet gösteren yerel bir yayın olmasına rağmen Türkiye çapında dağıtılmış ve gündem hakkındaki tartışmalara katkıda bulunmuş olması. Yapılan değerlendirmeler neticesinde makalenin son paragrafında Türkiye&#8217;de laiklik ve İslam tartışmasının yeni olmadığının belirtilerek konunun köklerine dikkat çekilmiş olması da önemli.</p>
<p>International Journal of Middle East Studies&#8217;te yayınlanan makaleleri internet üzerinden tanesi 15 dolardan satın almak mümkün. Derginin bir yıllık (4 sayı) abonelik bedeli ise ABD içi için bile 280 dolardan başlıyor. Ancak bu noktada Derin Sular okuyucularına şöyle bir akıl verebilirim: Dergiyi çıkaran The Middle  East Studies Association of North America (<a target="_blank" href="http://www.mesa.arizona.edu/">MESA</a>), bütün üyelerine bu yayını ücretsiz olarak gönderiyor. MESA&#8217;ya <a targe="_blank" href="http://mymesa.arizona.edu/newacct.php">yıllık üyelik bedeli</a> ise sadece 40 dolar! Ek olarak en fazla ABD dışı için posta masrafı alabilirler, ama herhalde hepsi de odur. &#8220;Acaba bugün ne demişler?&#8221; diye hergün aynı köşe yazarlarını okumaktansa, gerçekten bir şeyler öğrenmek için fazlasıyla değer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/akademik-dergi-tavsiyesi-international-journal-of-middle-east-studies/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Podcast Tavsiyesi: Courtney Brown, Ph.D.</title>
		<link>http://derinsular.com/podcast-tavsiyesi-courtney-brown-ph-d/</link>
		<comments>http://derinsular.com/podcast-tavsiyesi-courtney-brown-ph-d/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 10:49:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/podcast-tavsiyesi-courtney-brown-ph-d/</guid>
		<description><![CDATA[Emory Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi&#8217;nde doçent olarak görev yapan Courtney Brown, verdiği derslerin kayıtlarını sitesine eklemiş. Bu dersler arasında (lisans seviyesindeki) Science Fiction and Politics özellikle hoşuma gitti. Brown bu derste, bilimkurgu klasiklerini siyasetle ilişkilendirerek analiz ediyor. Brown&#8217;ın ele aldığı eserler arasında bugüne dek sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emory Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi&#8217;nde doçent olarak görev yapan <a target="_blank" href="http://www.courtneybrown.com/">Courtney Brown</a>, verdiği derslerin kayıtlarını sitesine <a target="_blank" href="http://www.courtneybrown.com/classes/podcasts.html">eklemiş</a>. Bu dersler arasında (lisans seviyesindeki) <em>Science Fiction and Politics</em> özellikle hoşuma gitti. Brown bu derste, bilimkurgu klasiklerini siyasetle ilişkilendirerek analiz ediyor.<br />
Brown&#8217;ın ele aldığı eserler arasında bugüne dek sadece Isaac Asimov&#8217;un <em>Foundation</em> serisini ve Aldous Huxley&#8217;in <em>Brave New World</em> adlı distopyasını okumuş olduğum için öncelikle o başlıkları dinledim. Bu dersin kayıtlarının, gerek (kitlelerin kontrolü eksenli) siyasetle, gerekse bilimkurguyla ilgilenenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. ABD&#8217;de eğitim almayı düşünenler de, dosyaları dinleyerek, hem dersleri anlayabilmek için gerekli olan İngilizce seviyesini görebilir, hem de derslerin nasıl işlendiği konusunda bir fikir sahibi olabilirler.<br />
<font size="-2"><strong>Not</strong>: İnternete bağlanabilen bir iPod cihazına sahip olanların, iTunes üzerinden &#8220;science fiction and politics courtney brown&#8221; ifadesini aratarak ilgili podcast dosyalarını doğrudan cihazlarına indirmeleri de mümkün.</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/podcast-tavsiyesi-courtney-brown-ph-d/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa İslamoğlu ve Akabe Vakfı</title>
		<link>http://derinsular.com/mustafa-islamoglu-ve-akabe-vakfi/</link>
		<comments>http://derinsular.com/mustafa-islamoglu-ve-akabe-vakfi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 10:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/mustafa-islamoglu-ve-akabe-vakfi/</guid>
		<description><![CDATA[Haziran ayında Derin Düşünce sitesinde yayınlanan bir yazıda Mustafa İslamoğlu&#8217;nun 1990&#8242;lı yıllarda Siyaset Meydanı&#8217;nda yaptığı bir konuşmanın videosuna yer verilmişti. Orada Mustafa İslamoğlu&#8217;nu ilk kez görmüş ve videoda söyledikleri ilgimi çektiği için YouTube&#8217;dan ilgili kaydın devamını bularak izlemiştim. Sonrasında internet üzerinde İslamoğlu hakkında biraz araştırma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haziran ayında Derin Düşünce sitesinde yayınlanan bir <a target="_blank" href="http://www.derindusunce.org/2009/06/12/mazlumsa-eger-bu-ulkede-herkes-onun-arkasinda-olmali/">yazıda</a> Mustafa İslamoğlu&#8217;nun 1990&#8242;lı yıllarda Siyaset Meydanı&#8217;nda yaptığı bir konuşmanın videosuna yer verilmişti. Orada Mustafa İslamoğlu&#8217;nu ilk kez görmüş ve videoda söyledikleri ilgimi çektiği için YouTube&#8217;dan ilgili kaydın devamını bularak izlemiştim.</p>
<p>Sonrasında internet üzerinde İslamoğlu hakkında biraz araştırma yaptım. Anladığım kadarıyla, İslamoğlu, İstanbul&#8217;da faaliyet gösteren Akabe Vakfı çevresindeki insanların manevi/dini lideri durumunda. Vakfa bağlı olan (ve Türkiye&#8217;de ne kadar izlendiğini bilmediğim) Hilal TV&#8217;de programlara katıldığı gibi, vakıfta düzenli olarak konuşmalar da yapıyor.</p>
<p>Geçenlerde çalışırken bir yandan da vakıftaki (soru-cevap formatındaki) bu konuşmaları dinlemeye başladım. KuranTalebesi rumuzlu bir YouTube kullanıcısı, konuşmaları soru bazında derleyerek bir <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/view_play_list?p=3DCDBF13A087560F">playlist</a> oluşturmuş. &#8220;Play All&#8221; özelliğini kullanınca, herbiri 4-5 dakikalık videolar arasında geçiş yapmak için ara verme ihtiyacı da ortadan kalkıyor.<br />
Bu şekilde videoların çoğunu dinledim. Seriyi tamamlamaya niyetliyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/mustafa-islamoglu-ve-akabe-vakfi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Standart Belirleyip Dayatmak</title>
		<link>http://derinsular.com/bir-standart-belirleyip-dayatmak/</link>
		<comments>http://derinsular.com/bir-standart-belirleyip-dayatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 19:02:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/bir-standart-belirleyip-dayatmak/</guid>
		<description><![CDATA[Siyaset biliminin ulu çınarlarından E.H. Carr&#8217;ın &#8220;The Twenty Years Crisis: 1919-1939&#8243; adlı temel eserini okurken şu cümleyle karşılaştım: &#8220;Demokrasiler kitlesel düşünceleri takip etme amacındadır, totaliter devletler ise bir standart belirler ve herkesin o standarta uyum göstemesini mecbur kılar.&#8221; (Democracies purport to follow mass opinion, totalitarian [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyaset biliminin ulu çınarlarından E.H. Carr&#8217;ın &#8220;The Twenty Years Crisis: 1919-1939&#8243; adlı temel eserini okurken şu cümleyle karşılaştım: &#8220;Demokrasiler kitlesel düşünceleri takip etme amacındadır, totaliter devletler ise bir standart belirler ve herkesin o standarta uyum göstemesini mecbur kılar.&#8221; (Democracies purport to follow mass opinion, totalitarian states set a standart and enforce conformity to it.)<br />
Türkiye politikalarına aşina olan bir insanın bir cümlede özetlenen bu ayrımı okuyup da, &#8220;Hepsi bu kadar basit işte&#8230;&#8221; dememesi mümkün mü?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/bir-standart-belirleyip-dayatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Magazin Dergilerinin Timsah Gözyaşları: Marksist Bir Analiz</title>
		<link>http://derinsular.com/magazin-dergilerinin-timsah-gozyaslari-marksist-bir-analiz/</link>
		<comments>http://derinsular.com/magazin-dergilerinin-timsah-gozyaslari-marksist-bir-analiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2009 16:16:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayatın İçinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/magazin-dergilerinin-timsah-gozyaslari-marksist-bir-analiz/</guid>
		<description><![CDATA[Dün süpermarkette ödeme yaparken baktım magazin dergileri kanser hastalığının son aşamalarında olan Patrick Swayze&#8217;dan bahsediyorlar yine. Adamın bedenen çöküşü kademe kademe manşetten aktarıldı diyebilirim. Bir de tabii sürekli duygu sömürüsü: Swayze Wife Collapses!: She can&#8217;t live without brave Patrick.&#8221; Alayı timsah gözyaşı tabii&#8230; &#8220;Az sayıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün süpermarkette ödeme yaparken baktım magazin dergileri kanser hastalığının son aşamalarında olan Patrick Swayze&#8217;dan bahsediyorlar yine. Adamın bedenen çöküşü kademe kademe manşetten aktarıldı diyebilirim. Bir de tabii sürekli duygu sömürüsü: Swayze Wife Collapses!: She can&#8217;t live without brave Patrick.&#8221; Alayı timsah gözyaşı tabii&#8230;<span id="more-513"></span></p>
<p>&#8220;Az sayıda ünlü kişi&#8221; etrafında dönen ayrı bir dünya kurgulayarak ortalama zeka seviyesine sahip insanların parasını kapma tuzağından başka bir şey değil. Biraz Marksist bir yorum oldu, ama doğruya doğru. Çünkü &#8220;çok sayıda ünlü kişi&#8221; olursa, işin mantığına aykırı düşülmüş olur. Zira aynı anda yüz kişiye birden üzülmek, yüz ayrı trajedinin takibini eş zamanlı olarak yapabilmek zordur. Yok Dr. Phil&#8217;i karısı evden attı da, yok Brad ile Angelina kavga etti de falan filan&#8230; Sonra ertesi hafta yine onlarla ilgili benzeri bir başka şey&#8230;</p>
<p>Özellikle yaşlı insanlar, (beynin yapısının ve kimyasının yaşlılıkta değişiyor olmasından ötürü) önemli bir kısmına yalan da karıştırılan bu türden şeylere kolaylıkla inanabiliyor ve bu kurgusallığın tesiri altına girerek maalesef epey de üzülüyorlar. Bkz.: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Requiem_for_a_dream" target="_blank">Requiem for a Dream</a>.</p>
<p>Bu noktada bir de olumsuz popüler kültür referansında bulunayım ki denge sağlansın: <em>National Enquirer</em> okuyuculuğunu sempatik gösteren <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Finding_Forrester" target="_blank">Finding Forrester</a>.</p>
<p><img title="Magazin Dergilerinin Timsah Gözyaşları" src="http://www.derinsular.com/im/2009/0415-dergi.jpg" alt="Magazin Dergilerinin Timsah Gözyaşları" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/magazin-dergilerinin-timsah-gozyaslari-marksist-bir-analiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Batı Kültürü, Vefa Duygusu ve Üç Soru</title>
		<link>http://derinsular.com/bati-kulturu-vefa-duygusu-ve-uc-soru/</link>
		<comments>http://derinsular.com/bati-kulturu-vefa-duygusu-ve-uc-soru/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 02:03:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/bati-kulturu-vefa-duygusu-ve-uc-soru/</guid>
		<description><![CDATA[Ertuğrul Özkök&#8217;ün 8 Nisan 2009 tarihli, &#8220;Böyle Sevmek Görülmedi&#8221; yazısından: Kanadalı bir kadın. Adı Suzanne Swan. Leonard Cohen&#8217;in şarkısındaki Suzanne gibi. Türkiye&#8217;de Kaş&#8217;a yerleşmiş. 20 yıl oralarda yaşamış. Soru 1: Alıntıdaki üçüncü cümlenin işlevi nedir? Eğer o cümle orada yer almasa, yazının akışı ne şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ertuğrul Özkök&#8217;ün 8 Nisan 2009 tarihli, &#8220;<a target="_blank" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11388063.asp?yazarid=10&#038;gid=61">Böyle Sevmek Görülmedi</a>&#8221; yazısından:</p>
<blockquote><p>Kanadalı bir kadın.<br />
Adı Suzanne Swan.<br />
Leonard Cohen&#8217;in şarkısındaki Suzanne gibi.<br />
Türkiye&#8217;de Kaş&#8217;a yerleşmiş.<br />
20 yıl oralarda yaşamış.</p></blockquote>
<p><span id="more-512"></span><br />
<strong>Soru 1</strong>: Alıntıdaki üçüncü cümlenin işlevi nedir? Eğer o cümle orada yer almasa, yazının akışı ne şekilde etkilenirdi?<br />
<strong>Soru 2</strong>: İlgili ilgisiz her konudan söz ederken bir şekilde Batı popüler kültürünün kimi öğelerine referansta bulunma çabasının nedeni nedir?<br />
<strong>Soru 3</strong>: Devlet yetkililerinin taleplerine boyun eğerek manşetlerini onlara attıran, yine onların talepleri doğrultusunda arkadaşlarının &#8220;alçak&#8221; ilan edilmesine, işten atılmalarına göz yuman andıççıların, başkalarına dair benzeri karaktersizlik örneklerini hiç sıkılmadan yazı konusu yapabiliyor olmaları karşısında ne söylenebilir?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/bati-kulturu-vefa-duygusu-ve-uc-soru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ötekileştirme Nedir?</title>
		<link>http://derinsular.com/otekilestirme-nedir/</link>
		<comments>http://derinsular.com/otekilestirme-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 12:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/otekilestirme-nedir/</guid>
		<description><![CDATA[İşte budur. Ve tabii tersi yönde bir yazı yazmak da mümkündür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte <a target="_blank" href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11353205.asp?yazarid=2&#038;gid=61">budur</a>.<br />
Ve tabii tersi yönde bir yazı yazmak da mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/otekilestirme-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&quot;Kürdistan&quot; (Söyleyin Bakın Hiçbir Şey Olmayacak&#8230;)</title>
		<link>http://derinsular.com/kurdistan-soyleyin-bakin-hicbir-sey-olmayacak/</link>
		<comments>http://derinsular.com/kurdistan-soyleyin-bakin-hicbir-sey-olmayacak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2009 11:35:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/kurdistan-soyleyin-bakin-hicbir-sey-olmayacak/</guid>
		<description><![CDATA[Abdullah Gül&#8217;ün son Irak gezisinde böyle bir ifade kullanmış olup olmaması aslında çok da önemli değil. Sonuçta Anadolu&#8217;da böyle bir gerçeklik var. Bu nedenle de, onyıllardır dayatılan inkar politikasını reddetmeye ve daha da önemlisi bu reddedişi içselleştirmeye niyeti olmayan bir &#8220;Türk&#8221; vatandaşının tavrı, kendi gözlerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah Gül&#8217;ün son Irak gezisinde böyle bir ifade kullanmış olup olmaması aslında çok da önemli değil. Sonuçta Anadolu&#8217;da böyle bir <em>gerçeklik</em> var. Bu nedenle de, onyıllardır dayatılan inkar politikasını reddetmeye ve daha da önemlisi bu reddedişi içselleştirmeye niyeti olmayan bir &#8220;Türk&#8221; vatandaşının tavrı, kendi gözlerini kapayarak bir gerçekliği yok edebileceğini düşünen bir zihniyete karşılık geliyor. Kaldı ki, sırf bir kelimeyi ağzımıza aldığımızda dahi içimizde bir rahatsızlık duyacak hale getirilmişsek, o kelimenin kendisinden ziyade, söz konusu rahatsızlıktan rahatsızlık duymamız gerekli.<span id="more-508"></span></p>
<p>Tabii keşke maruz kaldığımız tek zihinsel saldırı bundan ibaret olsa&#8230; Mesela geçen yıl Montreal&#8217;de doktora eğitimi alan bir Türk kızla bir şeyler içerken Atatürk&#8217;ten, Atatürkçülükten ve tek parti zihniyetinin bugünün Türkiyesine olan olumsuz yansımalarından söz ediyorduk. Teker teker ele alındığında Kemalizmin neredeyse belli başlı bütün ayırt edici özelliklerine mesafeli görüş bildiren bu öğrenciyi demek için, &#8220;Peki sen Atatürkçü müsün?&#8221; diye sormuştum. Söyleyemediğini görünce de, (şimdi okuyunca bana darılmasın ama) epey de eğlenmiştim.</p>
<p>Ama tabii bu aslında komik olmaktan ziyade korkutucu bir durum. Zira bir insan rahatlıkla, &#8220;Dine inanmıyorum, bana mantıklı gelmiyor&#8221; diyebilirken, daha farklı düşündüğünün bilincinde olduğu halde &#8220;Ben Atatürkçü değilim&#8221; diyemiyor, hatta bunu kendisine de dürüstçe itiraf ederek, &#8220;Beynim yıkanmış bu konuda, farkındayım, ama kendimi öyle bir cümleyi telaffuz ederken düşünemiyorum&#8221; şeklinde bir ifadeyle durumu net bir şekilde açıklayabiliyorsa, o zaman gücü dinlerinki ile rahatlıkla boy ölçüşen bir dogma ile karşı karşıya olduğumuz düşüncesi de bir kez daha doğrulanmış oluyor.</p>
<p>Konu bu yönüyle ele alındığında, &#8220;Kürdofobi&#8221;nin olumsuz kodlarla eşleştirilerek zihinlere telkin edilmiş onca kavramdan sadece biri olduğu da görülebilir. Kaldı ki, &#8220;Kürdistan&#8221; diyerek aslında yeni bir şey yapmış da olmuyoruz. Yaptığımız, yüzyıllardır var olan bir gerçeğin nisbeten yakın bir tarihte uygulamaya konan <a href="http://derinsular.com/ansiklopedi/tarihi-arkaplan/yakin-tarih-7-cumhuriyet-ve-milliyetcilik">ayrımcı</a> <a href="http://derinsular.com/ansiklopedi/tarihi-arkaplan/yakin-tarih-9-cumhuriyet-kurtler-ve-siddet">politikalar</a> gereği yok sayılmasına bir son vermek sadece. Yani tek parti döneminde açılan bir parantezin daha (nihayet) kapatılması söz konusu, o kadar. O yüzden buyurun hep birlikte bir kez daha söyleyelim, hem zihinlerimizin, hem de kulağımızın pası silinsin: &#8220;&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/kurdistan-soyleyin-bakin-hicbir-sey-olmayacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Türkiye &#8211; Beyaz Türkiye</title>
		<link>http://derinsular.com/kirmizi-turkiye-beyaz-turkiye/</link>
		<comments>http://derinsular.com/kirmizi-turkiye-beyaz-turkiye/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 03:44:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/kirmizi-turkiye-beyaz-turkiye/</guid>
		<description><![CDATA[ABD&#8217;de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin çoğunlukta olduğu eyaletler Kırmızı Eyalet (Red State), Demokrat Parti&#8217;nin çoğunlukta oldukları ise Mavi Eyalet (Blue State) olarak nitelendirilir. Seçim dönemlerinde gazete sayfalarına ya da televizyon ekranlarına yansıyan haritalarda da her eyaletin eğilimi bu şekilde sunulur. Herhangi bir partinin üstün durumda olmadığı, kararsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABD&#8217;de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin çoğunlukta olduğu eyaletler Kırmızı Eyalet (Red State), Demokrat Parti&#8217;nin çoğunlukta oldukları ise Mavi Eyalet (Blue State) olarak nitelendirilir. Seçim dönemlerinde gazete sayfalarına ya da televizyon ekranlarına yansıyan haritalarda da her eyaletin eğilimi bu şekilde sunulur. Herhangi bir partinin üstün durumda olmadığı, kararsız eyaletler (<a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Swing_State">Swing State</a>) ise daha ziyade beyaz renk ile gösterilir. Bunlar, Amerikan bayrağının <a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Red_states_and_blue_states">renkleridir</a>. Bir başka deyişle, bu yaklaşımda, ülkenin farklı kesimleri farklı renklerden oluşuyor olsa da, bu renklerin aynı bayrağın farklı taraflarına karşılık geldiği ve bu farklılıkların bir araya gelmesiyle tek bir ABD&#8217;nin ortaya çıktığı iması gizlidir.</p>
<p><span id="more-509"></span><br />
Türkiye&#8217;de böyle bir sembolizasyon aslında &#8220;teknik açıdan&#8221; daha kolay. Ülkenin en büyük partisi kendisini ak/beyaz olarak nitelendiriyor. İkinci durumda olan ve daha da güzeli, kendisini birincinin antitezi olarak gören partinin bayrağı ise kırmızı. Ama yine de bu anlayış burada kolay kolay işlemez. Çünkü bizler, her iki partiye oy verenlerin de bu ülkenin eşit vatandaşları olduğunu, bu farklılığın da zaten işin doğasının bir gereği olduğunu düşünmeye pek alışık değiliz. Bu nedenle de, kırmızının da beyazın da Türkiye&#8217;nin doğasından ileri gelen iki ayrı renk olduğunu düşünmemiz, hele hele icap ederse üçüncü, dördüncü, beşinci renklere dahi yer bulabileceğimizi aklımıza getirmemiz zordur. Çünkü bu ülkenin asıl sahibi (kime sorduğunuza bağlı olarak) ya kırmızılar ya da beyazlardır. Karşı taraf ise (yine kime sorduğunuza bağlı olarak), ya yobaz, ya bidon kafalı ayı, ya da halk düşmanı elitisttir.<br />
Bu kategorizasyonlar tamamen yanlıştır da demek istemiyorum. Kiminde daha az, kiminde daha fazla da olsa hepsinde bir doğruluk payı bulmak mümkün olabilir. Zaten asıl sorun da orada&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/kirmizi-turkiye-beyaz-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vergi ve Sağlık Politikalarının Belirlenmesi ve Gazanfer Özcan Örneği</title>
		<link>http://derinsular.com/vergi-ve-saglik-politikalarinin-belirlenmesi-ve-gazanfer-ozcan-ornegi/</link>
		<comments>http://derinsular.com/vergi-ve-saglik-politikalarinin-belirlenmesi-ve-gazanfer-ozcan-ornegi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2009 21:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/vergi-ve-saglik-politikalarinin-belirlenmesi-ve-gazanfer-ozcan-ornegi/</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de geniş bir kitle tarafından sevilen sanatçı Gazanfer Özcan&#8217;ın vefatının ardından, Gazanfer Bey&#8217;in yıllardır gelirinin neredeyse tamamını vergi borcunun faizine yatırmak zorunda kaldığını öğrendik. Önce eşi ve ardından kendisi önemli sağlık sorunları yaşayınca, bu sorunların doğurduğu harcamalar nedeniyle vergi borçlarını ödeyebilmeleri mümkün olmamış. Neticesinde de, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de geniş bir kitle tarafından sevilen sanatçı Gazanfer Özcan&#8217;ın vefatının ardından, Gazanfer Bey&#8217;in yıllardır gelirinin neredeyse tamamını vergi borcunun faizine yatırmak zorunda kaldığını öğrendik. Önce eşi ve ardından kendisi önemli sağlık sorunları yaşayınca, bu sorunların doğurduğu harcamalar nedeniyle vergi borçlarını ödeyebilmeleri mümkün olmamış. Neticesinde de, söz konusu borç yüksek faizlerle katlanarak ödeyemeyecekleri bir boyuta ulaşmış.</p>
<p><span id="more-510"></span><br />
Bu konuda pek çok şey yazıldı ve söylendi, ancak aradığım sorunun yanıtını yine de bulamadım. Bir insan yıl içerisinde elde ettiği gelirin bir kısmını ya da tamamını sağlık harcamalarına ayırmak zorunda kaldığında vergi sistemi bunu görmüyor mu? Şayet böyle bir durum söz konusu ise, o zaman gelir ile kar arasındaki fark göz ardı ediliyor demektir. Bir şirket harcamalarını nasıl gelirlerinden düşerek vergi öncesi kar hesaplaması yapıyorsa, aynı şey kişisel gelir vergisi için de geçerli olmalı değil mi?<br />
Şayet durum gerçekten de bu ise, gaspın da ötesinde, insanlık dışı bir uygulama söz konusu demektir. Ve bu şartlar altında Gazanfer Özcan gibi ünlü olmadıkları için hikayelerini öğrenemediğimiz nice insan kimbilir ne denli büyük zorluklar yaşıyorlardır.<br />
Sosyal devletçi muhafazakar ve solculara sormak lazım: Böyle bir adaletsizliği sona erdirmek, herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunmaya çalışmaktan ya da çalışmak yerine neredeyse büyük ömrünü kahvelerde pinekleyerek geçiren &#8220;kimi&#8221; işe yaramaz köylülere yeşil kart dağıtmaktan çok daha kolay değil mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/vergi-ve-saglik-politikalarinin-belirlenmesi-ve-gazanfer-ozcan-ornegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DerinSular.com 4 Yaşında</title>
		<link>http://derinsular.com/derinsular-com-4-yasinda/</link>
		<comments>http://derinsular.com/derinsular-com-4-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 22:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/derinsular-com-4-yasinda/</guid>
		<description><![CDATA[Derin Sular Projesi, bugün itibariyle dördüncü yılını tamamlayarak beşinci yaşına girdi. Sitenin beşinci yaşı sona ermeden önce şunları gerçekleştirmeyi planlıyorum: Kitap Bölümü: Kitap bölümünde şu anda Falih Rıfkı Atay&#8217;ın Çankaya adlı eserine yer veriliyor. Çankaya içerisinde vurgulanmak istenen yerlerin tamamı yayına alındıktan sonra, yeniden en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derin Sular Projesi, bugün itibariyle dördüncü yılını tamamlayarak beşinci yaşına girdi.</p>
<p><img title="DerinSular.com 4 Yaşında" src="http://www.derinsular.com/im/2009/0216-derinsular-4-yasinda.jpg" alt="DerinSular.com 4 Yaşında" /></p>
<p><span id="more-506"></span><br />
Sitenin beşinci yaşı sona ermeden önce şunları gerçekleştirmeyi planlıyorum:</p>
<p><strong><em>Kitap</em> Bölümü</strong>: Kitap bölümünde şu anda Falih Rıfkı Atay&#8217;ın <em>Çankaya</em> adlı eserine yer veriliyor. <em>Çankaya</em> içerisinde vurgulanmak istenen yerlerin tamamı yayına alındıktan sonra, yeniden en başa dönerek, bügüne kadar incelenen kitapların metin analizine başlamak istiyorum. Bugüne dek nakledilen 400&#8242;ün üzerindeki metnin analizi sona erdikten sonra, <em>Kitap</em> bölümünde yayına elbette kaldığım yerden devam edeceğim. Ama şu anki niyetim, her gün iki yerine bir metni yayına almak, ancak yayına alınan her metni de eş zamanlı olarak analiz etmek. Analizi sona eren her kitabı tekil bir .pdf dosyası haline dönüştürmek de iyi bir fikir olabilir.</p>
<p><strong><em>Medya</em> Bölümü</strong>: <em>Kitap</em> bölümündekine benzer bir açılımı <em>Medya</em> bölümünde de hayata geçirmeyi düşünüyorum. Dört sene öncesinden başlayacak bir tarama ile, (1) bugün itibariyle önemini yitirmiş bulunan girdileri yayından çıkarmak, (2) hala önemini muhafaza edenleri yorumlamak, nihayetinde de, (3) herbir yıl için, o yıl yorumlanan köşe yazılarından oluşan müstakil bir <em>Medya Yıllığı</em> oluşturarak .pdf formatında yayınlamayı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Site Felsefesi</strong>: <em>Felsefe</em> sayfasını bir süre önce yayından kaldırmış ve yerine &#8220;Yeniden yazılacak&#8221; şeklinde bir duyuru koymuştum. Yayından kaldırılan metin, normları oluşmuş bir toplumda doğan insanların söz konusu normların varsayımlarını düşünmeden veri kabul edecekleri ve bu nedenle de hakim sosyal yapının bireyleri yukarıdan-aşağıya doğru etkisi altına alacağını ima ediyor, az sayıda insanın yaşadığı bir ada örneğinden hareketle kitlesel değerlerin bireysel olanlarla örtüşemeyebileceği düşüncesini vurguluyordu. Yeni metinde bu çerçeveye bir daire daha dışarıdan yaklaşmak ve varlığı anlamlandırabilme gibi bir kaygısı olan bir insanın, öncelikle kendi zihniyet oluşum sürecini doğru bir şekilde analiz etmek durumunda olduğu düşüncesini ön plana almak istiyorum. Bu düşünceyi, (1) hakim rejimin insanları şekillendirmesi, (2) insanların gerek birbirleri gerekse hakim otorite ile karşılıklı etkileşimlerinin tesirinde gerçekleşen zihniyet inşası ve de (3) önceden öğrenilenlerin sonradan karşılaşılan gerçeklikleri algılayış şekillerini <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Path_dependence" target="_blank">sınırlayıcı</a> olması ile ilgili olarak ele alacağım.</p>
<p><strong>Bibliyografi</strong>: <em>Bibliyografi</em> sayfasının (özellikle akademik makaleler alt başlığındaki) eksikliklerini tamamladıktan sonra, yine aynı sayfadan ulaşılabilecek bir <em>Açıklamalı Bibliyografi</em> başlıklı bir yan sayfa oluşturmak ve bu sayfada, <em>Bibliyografi</em> sayfasında listelenen her kaynakla ilgili bir iki cümlelik bir açıklamaya yer vererek, bu konulara ilgi duyan insanların kitap seçimlerine yardımcı olmak istiyorum.</p>
<p><strong>Yazı Dizileri</strong>: Mayıs ayına doğru <em>Ansiklopedi</em> bölümüne tekrar eğilmek ve öncelikle <em>Endoktrinasyon</em> yazı dizisini tamamlamak istiyorum. (Sonraki bölümlerin başlıklarını yayına alınan .pdf dosyasından görebilmek mümkün.) Endoktrinasyon yazı dizisinin ardından, <em>Demokratlık-Liberalizm İlişkisi</em>&#8216;ni konu alan yeni bir diziye başlamak istiyorum. Bir de, diğerlerine göre biraz daha zayıf olan <em>Demokrasi</em> ve <em>Laiklik</em> yazı dizilerini güçlendirmek gibi bir düşüncem var.</p>
<p><strong>Hakkında</strong>: Geçen yılın <a href="http://derinsular.com/memorandum/kisa-kisa/derin-sular-3-yasinda">yazısında</a>, siteye <em>Testimonials</em> gibi bir sayfa eklemeyi düşündüğümü ama &#8220;bu tür paylaşımlarda bulunmak bizim kültürümüzde pek yaygın olmadığı&#8221; için katılım adına beklentimin pek yüksek olmadığını söylemişim. Tamamen aklımdan çıkmış&#8230; Bu yılın yazısını yazmadan önce üçüncü yılın yazına bir bakınca hatırladım. Ama şimdi tekrar düşününce, <em>Hakkında</em> sayfası içerisindeki bir yan sayfada böyle bir şey yapılabileceğine karar verdim. Alıntıları da, şimdiye kadar sitenin doğum günü yazılarına yapılan yorumlardan derleyeceğim. Sonradan yorum bırakmaya karar verenler olursa, o sayfadan ekletebilirler.</p>
<p><strong>Okuduğunu Anlama Kılavuzu</strong>: Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran (ya da yanlış anlamamıza neden olan) mantık hatalarını örneklerle birlikte sıralayan bir çalışma hazırlayamayı ve bu çalışmayı <em>Yorum Kuralları</em> ile linklemeyi düşünüyorum.</p>
<p><strong>Snapshot</strong>: Sitenin her doğumgününde ana sayfadan bir snapshot alsaydım ne güzel olurdu diye de düşündüm. Hiç olmazsa şimdi başlayabilirim. İşte tıklayınca büyüyen o şok görüntü:</p>
<p><a href="http://www.derinsular.com/im/2009/0216-2009-snapshot-big.jpg"><img title="Snapshot - Şubat 2009" src="http://www.derinsular.com/im/2009/0216-2009-snapshot.jpg" alt="Snapshot - Şubat 2009" /></a></p>
<p>(Büyük snapshot görüntüsü için Enes Reyhan&#8217;a teşekkürler.)</p>
<p><strong>İstatistikler</strong>:</p>
<p>Bugün itibariyle yazı ve yorum durumu:</p>
<p><span style="font-family: Courier New;">• Son Dakika     25    57<br />
• Ansiklopedi    57   197<br />
• Makaleler     110   697<br />
• Memorandum     78   479<br />
• Alt Beyin      31    38<br />
• Deep Waters    13    20<br />
• Kitap         402     -<br />
• Medya        1379     -</span></p>
<p>Son 7 gün içerisinde siteyi,</p>
<p>- en az 7 kere ziyaret eden kişi sayısı: 437<br />
- en az 8 kere ziyaret eden kişi sayısı: 408<br />
- en az 9 kere ziyaret eden kişi sayısı: 387<br />
- en az 15 kere ziyaret eden kişi sayısı: 295<br />
- en az 26 kere ziyaret eden kişi sayısı: 236<br />
- en az 51 kere ziyaret eden kişi sayısı: 172<br />
- en az 101 kere ziyaret eden kişi sayısı: 119<br />
- en az 201 kere ziyaret eden <em>fanatik</em> sayısı: 24</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/derinsular-com-4-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Generaller, Toplum, Askerlik ve Torpil</title>
		<link>http://derinsular.com/generaller-toplum-askerlik-ve-torpil/</link>
		<comments>http://derinsular.com/generaller-toplum-askerlik-ve-torpil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2009 16:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/generaller-toplum-askerlik-ve-torpil/</guid>
		<description><![CDATA[Bugün gazetesinde yayınlanan &#8220;Generalin çürük çocukları&#8221; başlıklı habere göre, pek çok generalin yakını çürük raporu alarak askerlikten muaf olmuş. Hatta kimi generalin üç, kimininse beş yeğeni bu yöntemle askerlik yapmamış. Böyle bir haberle karşılaşınca generalleri suçlamak elbette çok kolay. Ama Türkiye&#8217;de torpille ayrıcalık edinmeye çalışmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün gazetesinde yayınlanan &#8220;<a target="_blank" href="http://www.bugun.com.tr/haber.aspx?id=52604&#038;title=generalin-curuk-cocuklari">Generalin çürük çocukları</a>&#8221; başlıklı habere göre, pek çok generalin yakını çürük raporu alarak askerlikten muaf olmuş. Hatta kimi generalin üç, kimininse beş yeğeni bu yöntemle askerlik yapmamış.<br />
Böyle bir haberle karşılaşınca generalleri suçlamak elbette çok kolay. Ama Türkiye&#8217;de torpille ayrıcalık edinmeye çalışmak sadece generallere mi mahsus? Gerek askeriyede gerekse başka yerlerde hemen herkesin işini &#8220;araya bir tanıdık koyarak&#8221; görmeye çalışması Türkiye&#8217;ye ait bir gerçeklik değil mi?<br />
Tabii sürekli askerlik mesleğinin yüceliğine vurguda bulunarak milliyetçi damara basan ve böylelikle halkı militaristleştirmek isteyen insanlar böyle bir halt karıştırınca, ortaya çok daha büyük bir çelişki çıkmıyor değil. Ancak yine de parmak uzatarak kimi insanları günah keçisi yapmadan önce biraz daha geniş düşünmek lazım. O insanlar general oldukları için mi böyle bir iş yapıyorlar, yoksa güçleri buna kolaylıkla yetebildiği için mi? Asıl sebep şayet ikincisi ise, gücünün yetmesi durumunda benzeri bir şeyi yap(tır)mak isteyecek olan milyonlarca insanı da aynı kategoride değerlendirmek gerekmez mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/generaller-toplum-askerlik-ve-torpil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suskunlar (İhsan Oktay Anar)</title>
		<link>http://derinsular.com/suskunlar-ihsan-oktay-anar/</link>
		<comments>http://derinsular.com/suskunlar-ihsan-oktay-anar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2009 18:42:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Göze Çarpanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/suskunlar-ihsan-oktay-anar/</guid>
		<description><![CDATA[İhsan Oktay Anar&#8217;ın Suskunlar adlı son romanını dün gece bitirdim. Adet olduğu üzere, romandan bir kesit sunuyorum: [E]mekli olmadan önce bir paşanın konağında haremağalığı yapan ama paşanın cariyesi bir zenci bebek dünyaya getirince, hekim tarafından yapılan muayenede zebbinin olanca görkemiyle hala yerinde durduğu tespit edilmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İhsan Oktay Anar&#8217;ın <em>Suskunlar</em> adlı son romanını dün gece bitirdim. <a href="http://derinsular.com/memorandum/goze-carpanlar/osmanliyi-hortlatan-adam-ihsan-oktay-anar">Adet olduğu üzere</a>, romandan bir kesit sunuyorum:</p>
<blockquote><p>[E]mekli olmadan önce bir paşanın konağında haremağalığı yapan ama paşanın cariyesi bir zenci bebek dünyaya getirince, hekim tarafından yapılan muayenede zebbinin olanca görkemiyle hala yerinde durduğu tespit edilmiş bir zenci olan Hadım Yaşar Ağa&#8217;nın, iki katlı ve eskice ahşap evinin önüne geldiğinde, yine sağa sola bakındı. Bir zamanlar tüm Kostantiniye, tekrar tekrar iğdiş edilmesine rağmen adamın zebbinin her defasında yeniden çıkıp apış arasında peyda olduğu, hatta aynı cariyeyle bir kez daha uygunsuz vaziyetteyken kapı yumruklanmaya başlayınca korkusundan, ürkmüş kertenkele nasıl ki kuyruğunu bırakıp kaçarsa, bu adamın da zebbini, artık her neyin içindeyse orada bırakarak, öfkeli paşa tarafından boğazlanmaktan kurtulduğu söylentisiyle çalkalanmıştı. (sayfa 101)</p></blockquote>
<p>İhsan Oktay Anar kitaplarındaki bu tür (gerek bir paragraflık, gerekse 10 sahifelik) tekil hikayeler derlenirse, ortaya defalarca okunsa da bıkılmayacak harika bir dosya çıkabilir. Hiç kimse yapmazsa bir gün ben yapacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/suskunlar-ihsan-oktay-anar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Suphi&#039;nin Akıbeti</title>
		<link>http://derinsular.com/mustafa-suphinin-akibeti/</link>
		<comments>http://derinsular.com/mustafa-suphinin-akibeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jan 2009 18:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/mustafa-suphinin-akibeti/</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Suphi&#8216;nin akıbetine bakılacak olursa, muhalefette bulunan Ali Şükrü Bey, Kazım Karabekir ve diğerlerinin başlarına neler geleceğinin daha o zamandan belli olduğu anlaşılıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mustafa+suphi" target="_blank">Mustafa Suphi</a>&#8216;nin akıbetine bakılacak olursa, muhalefette bulunan Ali Şükrü Bey, Kazım Karabekir ve diğerlerinin başlarına neler geleceğinin daha o zamandan belli olduğu <a href="http://derinsular.com/kitap/tarih/ilk-mecliste-komunistler-ve-mustafa-suphinin-sonu-atay">anlaşılıyor</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/mustafa-suphinin-akibeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Şivan biraz şarlatan bir herif. Tilki gibi bir adam!&#8221; [Süleyman Karadağ]</title>
		<link>http://derinsular.com/sivan-biraz-sarlatan-bir-herif-tilki-gibi-bir-adam-suleyman-karadag/</link>
		<comments>http://derinsular.com/sivan-biraz-sarlatan-bir-herif-tilki-gibi-bir-adam-suleyman-karadag/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2009 16:23:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/sivan-biraz-sarlatan-bir-herif-tilki-gibi-bir-adam-suleyman-karadag/</guid>
		<description><![CDATA[[STV'de Perşembe günleri yayınlanan "Tek Türkiye", Güneydoğuya ve Kürt sorununa odaklanan tek televizyon dizisi durumunda. Dizinin STV'deki sayfasında, "masum canları yakmakta oldukça becerikli, vatana düşman bir karakter" olarak nitelendirilen Şivan adlı PKK komutanını canlandıran Süleyman Karadağ ile hem Şivan, hem dizi, hem de Güneydoğu hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[STV'de Perşembe günleri yayınlanan "Tek Türkiye", Güneydoğuya ve Kürt sorununa odaklanan tek televizyon dizisi durumunda. Dizinin STV'deki sayfasında, "masum canları yakmakta oldukça becerikli, vatana düşman bir karakter" olarak nitelendirilen Şivan adlı PKK komutanını canlandıran Süleyman Karadağ ile hem Şivan, hem dizi, hem de Güneydoğu hakkında konuştuk.]<span id="more-489"></span></p>
<h3>&#8220;Şivan nefreti sevgiye dönüştürdü!&#8221;</h3>
<p><em>Serdar Kaya: Bu kadar nefret edilen bir karakteri canlandırmak nasıl bir şey?</em></p>
<p>Süleyman Karadağ (Şivan): Ben 14 sene dram oynadım. İlk kez kötü oynuyorum. Gerçi Kanal D&#8217;de, Rafet El-Roman&#8217;ın da rol aldığı bir dizide Kara Haydar adlı bir mafya babasını da canlandırmıştım. O da çok güzeldi, onu da çok sevmiştim, ama o dizi altı bölüm sonra Fox TV&#8217;de yayından kaldırıldı. Daha öncesinde Doğu&#8217;da pek çok sosyal içerikli yapımı kendim yazdım, kendim çektim, oynadım. Bir çoğu televizyonda yayınlandı. Televizyonda yayınlanan ilk Kürtçe alt yazılı film, benim yazdığım ve çektiğim &#8220;Yaralı&#8221; adlı filmdi. Kanal 7&#8242;de yayınlandı. Sonra &#8220;Toprağa Kan Düştü&#8221;yü yaptım. Korucuların ve terörün zulmünü, 2000 yılında ve hiç kimsenin cesaret edemediği bir dönemde çektim. Doğu&#8217;da çok çalıştım. Benim zaten oluşmuş bir seyirci kitlem vardı. Zaten diziye girdiğimde yansıdı bu.</p>
<p><img title="Süleyman Karadağ (Şivan)" src="http://www.derinsular.com/im/2009/0105-sivan-1.jpg" alt="Süleyman Karadağ (Şivan)" /></p>
<p>Benim rolüm çok zor bir rol; hatta şu ana kadar pek çok oyuncunun altından kalkamayacağı kadar zor bir rol. Benim için şu önemliydi: ne yapabilirim, ne verebilirim? Yani izleyicilerin çok nefret edeceklerini, belki ekran başında beddua da edeceklerini göz önüne alıyorum. Fakat zaman geçtikçe, yani her bölüm geçtikçe özel bir Şivan seyircisi de oluştu. Tabii sanatsal boyutta bakıyorlar. Hani &#8220;Sezar&#8217;ın hakkı Sezar&#8217;a&#8221; diye bir söz var ya&#8230; Oyuncunun hakkını oyuncuya veriyorlar. Ondan dolayı çok seviyorlar. Yani &#8220;Şu rolü, evet, bu adam çok iyi oynuyor&#8221; diye çok seviyorlar. Ondan dolayı özel Şivan seyircileri oluştu. Fakat benim tereddütüm şuydu: Acaba ciddi bir mesaj verebiliyor muyuz? Mesela bizim de senaryoda tıkandığımız yerler oldu. Tabii seyircinin fazla beklentisi de oldu, ama biraz sertliğe gittiğimizden ötürü RTÜK&#8217;ten uyarı aldık.</p>
<p><em>Hangi noktada olduğunu söylemeniz mümkün mü?</em></p>
<p>Mesela geçen bölüm&#8230; Orada yapılan katliamlarla ilgili olarak, &#8220;Efendim çok sert oluyoruz, yumuşatın biraz&#8221; gibi bir ihtar aldık. Ama buna rağmen çocukları, gençleri mafyacılara özendirmiyoruz; rüyalarla, masallarla, binbir gecelerle gözlerini boyamıyoruz. Biz ciddi bir şey yapıyoruz. Ama netice itibariyle şu da var: Benim sevmediğim birkaç köşe yazarı: &#8220;Bu karaktere özendiriyor, herkes Şivan gibi olmak istiyor&#8221; gibi şeyler yazdılar. Öyle değil. Mesela Kurtlar Vadisi kaç yıldır popüler bir projedir; çok izleniyor. Yani bu ülkede Polat Alemdar&#8217;a da özenenler çıktı, Muro karakterine de özendiler. Yani mafyacılığa özendiriyor olmasına rağmen, onlara bir şey yok, onlar kahraman; ama biz nefret ettiriyoruz! Bunlar oyuncu adına yazılan yorumlar olsa gerek. Yoksa Şivan nefreti sevgiye dönüştürdü!</p>
<p><em>RTÜK&#8217;ün diziyi uyarmış olması ilginç, çünkü ben hatırlıyorum, zamanında TRT&#8217;de, tek kanal döneminde, PKK&#8217;nın yaptığı vahşetler çok detaylı bir şekilde, herhangi bir flulama yapılmadan yayınlanıyordu.</em></p>
<p>Evet. Tabii. TRT 2&#8242;de özellikle.</p>
<p><em>Yani geçen bölümde de katliam vardı, tamam, ama öyle çok görülmedik, ya da herhangi bir televizyon filminde, yabancı olsun yerli olsun, görmediğimiz şeyler değildi. O nedenle çok aşırı bir vahşet tablosu sergilendiğini söylemek komik olur.</em></p>
<p>Evet, bir de şöyle düşünelim, İsrail bugün Filistin&#8217;e, bir avuç mağdur ve mazlum insan topluluğunun başına, kimyasal silah atıyor. Ölen insanlarda yara yok. Dünyada bu şeyler varken, bizim de sırtımızda kanayan bir yara varken, oraya duyarsız kalmak olmaz. Bu arada şunu da söyleyeyim, geçenlerde bir espri yaptım arkadaşlara, &#8220;Şivan&#8217;ı yönlendirelim İsrail&#8217;e&#8221; dedim. &#8220;Yani en azından gitsin oraları vursun.&#8221; Yani bir espri yaptım. Ama hakikaten de seve seve giderim. Bundan kesinlikle çekinmiyorum.</p>
<h3>&#8220;Bugün Şivan&#8217;ın pişman olup dağdan inmesi, Genelkurmay kararından daha etkilidir.&#8221;</h3>
<p><em>Yani siz şimdi böyle bir karakteri canlandırmanın o oyuncunun ötesine geçtiğini mi söylemeye çalışıyorsunuz? Yani insanlar Şivan&#8217;ı bir karakterden öte gerçek bir kişilik olarak algılamaya mı başlıyorlar ki bu tür tepkiler geliyor? Çünkü ben yine YouTube&#8217;da gördüm, PKK sempatizanları türküler eşliğinde Şivan resimlerinden oluşan <a href="http://www.youtube.com/watch?v=saSbYkB_-c0" target="_blank">videolar</a> hazırlayarak bu karakteri <a href="http://www.youtube.com/watch?v=CaU876pn23s&amp;feature=related" target="_blank">yüceltmişler</a>. Yani Şivan&#8217;ı PKK&#8217;yı temsil edecek şekilde yücelterek onun kişiliğinde bir lider imajı ortaya koymuşlar. Gerçi bu da doğal tabii. Bunun önüne geçmek zor.</em></p>
<p>Şimdi insanlara hiçbir şekilde &#8220;Dur&#8221; diyemezsiniz. Mesela bir çok memur arkadaşım var. Polis memuru. İçişlerimizdeki güvenliğimizi sağlayan bu memur arkadaşlardan biri, sohbet ederken şunu söylüyor: &#8220;Oğlum&#8221; diyor mesela, &#8220;Şivan&#8217;ı çok seviyor. O bölümde yoksa ya da az çıktıysa televizyonu kapatıyor!&#8221; Yani çok seviyorlar Şivan&#8217;ı. Şivan biraz şarlatan bir herif. Tilki gibi bir adam. Ortalığı karıştırıyor ama espri de yapabiliyor. Çok kötülüğün en yükseğine tırmanmış olmasına rağmen.</p>
<p><em>Ben forumlarda da gördüm bu doğrultuda bir şeyi. &#8220;Şivan o kadar kötü ki,&#8221; diyor bir tanesi, &#8220;Çok nefret ediyorum ama bu aynı zamanda Süleyman Karadağ&#8217;ın ne kadar iyi bir oyuncu olduğu anlamına geliyor.&#8221; Şimdi sizce insanlar bu iki noktayı her zaman ayırt edemiyorlar mı?</em></p>
<p>Demokrasi önemli ve güzel bir şey. Bu çokseslilik demek. Çünkü herkes aynı anda aynı şeyi sevecek ya da aynı şeyden nefret edecek değil. Birileri övecek, birileri yerecek&#8230; Yani birileri &#8220;Efendim bu adam çok cani&#8221; diyecek, birileri de diyecek ki, &#8220;Bu adam rolünün hakkını vermiş&#8221;. Sempatizanlar da komutan, kahraman gibi görecek. Herkesi aynı anda mutlu etmek zaten mümkün değil. Bunun önüne geçmek mümkün değil yani&#8230; Onun için ben şöyle söylüyorum: Ben birileri beni sevsin ya da benden nefret etsin diye bu işi yapmıyorum. Ben bu ülke beni sanatçı, sinemacı, oyuncu yaptıysa, ben en iyisini yapmak zorundayım diye düşünüyorum. Ve her genç nasıl gidip askerliğini yapıyorsa, her memur nasıl görevini yapıyorsa, ben de sanatçı olarak ülkeme karşı sorumluluğumu yerine getirdiğimi zannediyorum. Yani görevimi yaptım. Şunu da söyleyeyim, bugün Şivan karakteri mesela asker yakalarsa kahraman olur. Vururlarsa da kahraman olur. Ne yapacağız bu Şivan&#8217;ı? Şivan sonunda bir şekilde iyi olacak yani, olmak zorunda.</p>
<p><em>Bu biraz zorlamak olmayacak mı senaryoyu?</em></p>
<p>Zorlamak değil. Neden? Çünkü herkesin içinde bir insani bir yan vardır. Bu, bütün canilere örnek olabilir. O içindeki insanı dışarı çıkartabilir.</p>
<p><em>Keje gibi mi?</em></p>
<p>Şivan, Keje&#8217;ye herşeyi yaptırırdı. Yaptırımlarla yaptırırdı. Ama Şivan&#8217;ın üzerinde de Şivan&#8217;a yaptıranlar var. Daha görmedik.</p>
<p><em>Kısmen gördük.</em></p>
<p>Tam görmedik. Şivan&#8217;ın da bir gün içindeki o küçük şey dışarı çıkabilir. Neden bunu söylüyorum? Çünkü bugün Şivan&#8217;ın pişman olup dağdan inmesi, Genelkurmay kararından daha etkilidir.</p>
<p><em>Mutlaka. Çünkü böyle bir şey, sorunun zorla değil, kendiliğinden çözüldüğü anlamına gelir.</em></p>
<p>Çok doğru. Yani o kadar etkili bir konuma geldi ki&#8230; Şu an dizinin ana karakteri Doktor Tarık var, diğer oyuncular var, ama ben yine de Şivan&#8217;ın bu kadar sevilebileceğini tahmin etmiyordum.</p>
<p><strong>&#8220;Bugüne kadar STV&#8217;de yayınlanan diziler içerisindeki hiçbir karakterin Şivan kadar sevildiğini düşünmüyorum.&#8221;</strong></p>
<p><em>Ben de aslında tam o noktaya gelmek istiyordum. Bilmiyorum katılır mısınız ama, Türk sinemasında, özellikle Yeşilçam&#8217;da, yani eski filmlerde, bir karakter ya tamamen iyi ya da tamamen kötüdür. Hulusi Kentmen&#8217;de kötü, Erol Taş&#8217;ta da iyi bir yön pek göremeyiz. Bu senaryo açısından problemli aslında. Çünkü hiç kimse yüzde yüz iyi ya da yüzde yüz kötü değildir. Az önce belirttiğiniz gibi, iyinin içinde kötü, kötünün içinde de iyi vardır. Ama ben yanlış bulduğum bu Yeşilçam geleneğini Tek Türkiye&#8217;de de gözlemliyorum. Çünkü iyi karakterler tamamen iyi, kötü karakterler de tamamen kötüler. Hatta şu da var: Dizideki iyi karakterler çok düz ve sıradan, Doktor Tarık ya da Dila gibi. Bunlar bildiğimiz, halkın içinden, yani bir parça sıradan insanlar. Ama kötü karakterler çok nitelikli ve çok güçlü. Şivan zaten çok güçlü bir karakter&#8230; Diğer yandan, Rojhat Ağa ya da Sabo Ağa da yine epey güçlü karakterler. Biliyorsunuz, insanlar film ya da televizyon izlerken, onları daha ziyade güçlü karakterler cezbeder. Bu nedenle, bir izleyicinin Şivan&#8217;ı sevmesi için ille de PKK sempatizanı olması gerekmez. Tıpkı kimi Matrix hayranlarının Neo&#8217;yu severken, kimilerinin Ajan Smith&#8217;i sevmesi gibi. Ancak Matrix&#8217;te Neo da çok güçlü bir karakter. Ben orada Neo&#8217;yu sevmeme rağmen, Tek Türkiye&#8217;de, daha ziyade kötü karakterleri beğeniyorum. İlginç bulduğum, izlemek istediğim, hatta kendisine daha çok dakika ayırılmasını istediğim karakterler, öncelikle Şivan ve Sabo Ağa; sonra da, Rojhat Ağa. Çünkü bunlar çok ilginç ve güçlü karakterler. Böyle bir eleştiri getirsem diziye, bunu kabul eder misiniz?</em></p>
<p>Hayır. Ne Şivan Erol Taş&#8217;tır, ne de Doktor Tarık Kadir İnanır&#8217;dır. Yani zengin adam, ağa ya da fakir kız, dizide öyle bir aşk da yok, destan da yok. Bir tarafta, kaderine terk edilmiş bir köy ve onu savunmak için herşeyini vermiş bir doktor. Doktorun sevdiği, evlendiği öğretmen eşini Şivan öldürünce, ikisinin savaşı başlıyor. Bakalım kim kazanacak? Şivan çok tilki bir adam, çok uyanık; her tarafı çok iyi biliyor. Doktorun ise, yanındaki birkaç kişiyle orada korumaya çalıştığı bir şeyler var. Ama biz de bilmiyoruz ne olacağını. Çünkü biz de seyirciden ancak bir hafta önce öğreniriz öyküyü. Mesela önümüzdeki bölüm şu an çekilmeye başlandı ve ben daha bilmiyorum konuyu&#8230;</p>
<p><em>Diziyi Şivan&#8217;sız düşünmek pek mümkün değil. Bu seyirciye nasıl yansıyor?</em></p>
<p>Geçen sene son beş bölüm dizi şehire indi, yoktum, reyting oranımız direkman düştü. Ancak ben de Tek Türkiye için çok çalıştım, çok emek verdim. Dağlar, kamplar, bir sürü mekanda çalışıyorum. Haftada 6 gün çalışıyorum. Bir de dublaja gidiyorum, karda kışta. Aynı zamanda dublaj için tek seslendirenim &#8211; ses özelliğim ve şiveden dolayı. Dizi dışında hiçbir sosyal faaliyetim kalmıyor, hiçbir aktivitem yok. Bir tek zaman zaman dizi oyuncularını davet ediyorlar, oralara gidiyoruz. Mesela kuruma yakın olan okullara, kolejlere gidiyoruz. Geçen sene mesela 20 tane davet varsa 19&#8242;unda &#8220;Şivan da olsun&#8221;, &#8220;Şivan olursa iyi olur&#8221; diyorlar.</p>
<p><img title="Süleyman Karadağ (Şivan)" src="http://www.derinsular.com/im/2009/0105-sivan-2.jpg" alt="Süleyman Karadağ (Şivan)" /></p>
<p>Ciddi bir şey yakaladık seyirci olayında. Bir çok şeye tanık oldum. Mesela geçenlerde Antalya valimizin yardımcısı, dizideki Muhtar Şehmus ile (Sabri Özmener) bizi Alanya&#8217;da bir panele ve yemeğe davet etti ve ödül aldık orada. Bu tür başka panellere de katıldık ve ödüller aldık. Bunlardan birinde bana sorulan bir soru beni çok etkiledi &#8211; geçenlerde Zaman gazetesinde yayınlanan <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=773981" target="_blank">röportajımda</a> da yer vermişlerdi: &#8220;Şivan Amca, senden tek bir şey istiyoruz. Seni çok seviyoruz.. Ne olur bırak kötülerin yanında olmayı da, Doktor Amca ile Öğretmen Abla&#8217;yı sen koru.&#8221;</p>
<p><em>Acaba bizim halkımızda böyle bir şey mi var? İnsanlar dizilerde gördükleri oyuncular gerçekten de canlandırdıkları karaktermiş gibi dileklerde bulunuyorlar.</em><br />
Evet. Ama, abartmıyorum, bugüne kadar STV&#8217;de yayınlanan diziler içerisindeki hiçbir karakterin Şivan kadar sevildiğini düşünmüyorum.</p>
<h3>&#8220;Bu ülkede biz bir şeyleri aşacaksak, yasaklar olmayacak. Serbest bırak. Bırak söylesin, bırak konuşsun insanlar. İnsanların önüne barikat koyarsan, o insanlar ellerinde silah olmasa, elindeki taşı tutar atar devlete.&#8221;</h3>
<p><em>Tek Türkiye&#8217;nin bugüne dek en beğendiğim bölümü birinci bölümdü. Namus cinayetleri de son derece önemli bir konu ve bu konuyu ele alan o bölüm, dramatik olarak da çok güçlüydü. Özellikle bölümün sonunda o kızın da öldürülmesiyle doruğa ulaşan bir melodram söz konusuydu. Ancak daha sonraki bölümlerde eleştiri dozu azaldı. PKK&#8217;ya yönelik eleştirileri kast etmiyorum tabii, dizide ciddi bir örgüt eleştirisi var. Ancak Kürt sorunu hakkındaki literatüre baktığımızda, sürekli &#8220;halkın iki ateş arasında kaldığı&#8221; gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Ama bunu göremiyoruz dizide.</em></p>
<p>Dizinin namus cinayetleri konusunu kısa verip geçmesi güzeldi, çünkü herkes bu konuyu işledi. Bizim en ciddi bölümlerimiz, geçen seneki 6, 7 ve 8. bölümlerdi. O bölümlerde gerçek Özel Harekat dizide oynamıştı. Çok ciddi bir işti. Hatta zamanla yarışmasak, helikopterler falan da kaldıracaktık. Fakat zamanla yarışmak bir yana, projemiz de çok zor bir proje. Kostümlü ve çok mekanlı çalışıyoruz. Seyirciye ulaşana kadar neler çekiyoruz bir bilseniz. İki ateş arasında kalma konusu da doğrudur. Ama dizideki diyaloglarda o duruma da değiniliyor. Bu bölümde var mesela. Diyor ki, &#8220;Buralara çok gelip giderler, birileri gelir ekmek ister, ekmeğimizi alır gider, vermezsen öldürürler, diğerleri de gelir, neden verdiniz diye bu sefer onlar da döver giderler.&#8221; Şivan&#8217;ın bazı sözleri de vardır. &#8220;İhanetin hesabını içinizden sorarım&#8221; der mesela, aslında &#8220;içimizden sorarım&#8221; anlamındadır.</p>
<p>Geçen sene Roj TV de bizi çok kötü eleştirdi. Demişlerdi ki, &#8220;Onlar sadece abartıyorlar. Bizler merhametliyiz.&#8221; Sonra onlara belgeleri sunmuşlardı, &#8220;Bu mu merhamet olayı?&#8221; diye sorarak ve cevapsız da kalmışlardı. Ben Doğuyu ve Güneydoğuyu sürekli geziyorum. Doğudaki insanlar hakikaten mutlu değil. Aşiretin bitmesi lazım. Aşiretçilik demode oldu. Aşiret baskısı, terör baskısı, asker baskısı&#8230; Mesela bir Patnos var, 70 kilometre kadar geliyorsun, o 70 kilometrede 10 yerde karakol var ve çeviriyor insanların kızını çocuğunu didik didik arıyor. Bu insanları dağa da çıkartır, çıldırtır da&#8230; Çünkü bir kere görevini yapamayan devlet kurumları, merciler vardır. Şimdi ben bunu işleyelim istiyorum. Mesela önceki bölümlerde kötü bir doktor vardı, onun gibi.</p>
<p><em>Evet, Batıdaki kimi insanların Doğudakilere bakışını yansıtması açısından epey iyi bir örnekti o. Ama birkaç bölüm önce Şivan gitti bir köyü bastı, köylüleri öldürdü, hayvanlarını öldürdü, köyü yaktı yıktı&#8230; Bunları ve her türlü diğer kötülüğü sadece örgüte mal etmek, halkın diğer problemlerini göz ardı etmeye neden olmuyor mu?</em></p>
<p>Ben bir şey söyleyeyim mi? Ben nasıl bir adamım? Ben bu ülkede bir sanatçı olarak herşeyi söylüyorum. Doğru bildiğim herşeyi. Hiçbir şeyden de çekindiğim yoktur. Bir gün isimsiz birinden bir mesaj geldi: &#8220;Sen Türk milletini rencide ediyorsun, yerle bir ediyorsun. Biz seni önceki filmlerinden de tanıyoruz ve seni nefretle kınıyoruz&#8221; deniyordu mesajda. Ben de ona şunu söyledim: &#8220;Beni kınamak için benim gözümden bakman gerekir. Sen benim gözümden görmediğin için, beni kınasan ne olur, kınamasan ne olur?&#8221; Bir de &#8220;Tehdit mi ediyorsun?&#8221; diye sordum. Dedi ki, &#8220;Hayır.&#8221; Ben de, &#8220;Tehdit etseydin, dediğin yerde görüşürdük&#8221; diye cevap verdim. Böyle bir yönüm de vardır benim. Eyvallah demem hiçbir şeye. Yanlış olan herşeyin üzerine giderim. Mesela, Bingöl Depremi&#8217;ni konu alan film çekmiştim. 3 lira paramla hiçbir yardımsız desteksiz çektiğim o filmde cezaevindeki insanların çilesini işledim. İlk Zazaca ağıt da o filmin içindeydi.</p>
<p><em>Sene kaçtı o zaman?</em></p>
<p>2003 falandı. O zaman şunu söylemiştim ben: &#8220;Bu ülkede biz bir şeyleri aşacaksak, yasaklar olmayacak. Serbest bırak. Bırak söylesin, bırak konuşsun insanlar. İnsanların önüne barikat koyarsan, o insanlar ellerinde silah olmasa, elindeki taşı tutar atar devlete.&#8221;</p>
<h3>&#8220;Şivan&#8217;ın, rüyalarında öldürdüğü çocukların silüetini görüp mağarada çığlıklarla kalkıp ağlamasını isterdim.&#8221;</h3>
<p><em>Dizideki bütün olayların bölgedeki sorunları doğru bir şekilde yansıtabildiğini düşünüyor musunuz? Çünkü YouTube&#8217;da izlediğim <a href="http://www.youtube.com/watch?v=4zX6Bp1o89I&amp;feature=related" target="_blank">röportajınızda</a> dizide de bazı hatalar olduğunu söylemiştiniz.</em></p>
<p>Tabii ki. Eleştirdiğim çok bölümler oluyor. &#8220;Olmayan şeyi bana oynatmayın&#8221; dediğim çok olmuştur.</p>
<p><em>Kötünün içindeki iyi ve iyinin içindeki kötü konusunda yeniden dönecek olursak, Şivan&#8217;ın ya da örgüt içerisindeki insanların en azından bir parça iyi olabildiklerine dair bir şeyler görebilseydik, sizce daha iyi olmaz mıydı? Çünkü diziyi izleyen 80 yaşındaki milliyetçi dedem bile, Şivan&#8217;ın kötülüğünün katışıksız ve abartılı olduğunu söylüyor. Çünkü Şivan bazı sahnelerde sırf zevk için öldürüyor gibi dahi duruyor; tarıyor, kahkaha atıyor o sırada ve hiç umursamıyor. Mutlaka gözünü kırpmadan adam öldürebilen çok insan vardır dünyada, ama sadece kötülük olsun diye kötülük yapan insanlar değildir hepsi. Kötü olduğunu düşündüğümüz şeyleri yaparken kafalarında o eyleme yön veren kimi düşünceler de vardır. Mutlaka geçmişinde bir şeyler yaşamıştır ve o hale gelmiştir. Mesela maruz kaldığı kimi haksızlıklar onu kimi çevrelere karşı tepkili kılmış olabilir. Bu yaşanmışlıklar da hesaba katılırsa, bu daha insani bir tavır olur diye düşünüyorum. Bu tabii oyunculuktan ziyade senaryo ile ilgili bir durum. O nedenle öncelikle senartistlere sorulmalı. Ama siz Doğunun içinden gelen bir insan olduğunuz için size de sorabilirim diye düşünüyorum: Sizce yöre halkının arasında kaldığı her iki ateşi de göstermek kadar, bu ateşlerin her birinin içindeki iyiyi ve kötüyü de göstermek gerekmez mi?</em></p>
<p>Yani mantıklı. Zaman zaman ben de ekipteki arkadaşlara söz ediyorum bunlardan. Mesela yalnız kaldığında mağarasında hesaplaşsın. Mesela ben Şivan&#8217;ın, rüyalarında öldürdüğü çocukların silüetini görüp mağarada çığlıklarla kalkıp ağlamasını isterdim.</p>
<p><em>Harika olurdu. Mesela bazı emirleri Şivan dahi sorgulayabilir, hatta sorgulamalı. Kimi zaman tereddütte kalmalı, ama itiraz edemediği, karşı gelemediği için uygulamalı. Dizide bunları da görseydik, çok daha güzel olurdu. Gerçi önceki bölümlerde bir kere gördük. Komutanların elektrikli, halılı, konforlu mağaralarını gördükten sonra Şivan bazı şeyleri sorgulamıştı ama arkası gelmedi.</em></p>
<p>Şivan mağarada kendisiyle de hesaplaşabilir.</p>
<p><em>Örgüt mensuplarının kendi aralarındaki konuşmalarında da bu durumu görsek güzel olurdu.* &#8220;Bize bir emir geldi, biz de bunu uyguladık, ama&#8230;&#8221; gibi. Ya da flash-back&#8217;ler ile örgüt mensuplarının geçmişlerine dönülerek onları dağa çıkmaya yönelten sebepler irdelenebilir.</em></p>
<p>Aslında benim eleştirim tam tersi yönde. Ben flash-back&#8217;lerin çok olduğunu düşünüyorum. Çok rüya sahnesi var mesela.</p>
<p><em>Rüya sahneleri konusunda aynı fikirdeyim. Ama benim kastım daha çok birbirleriyle savaşma durumuna gelmiş olan insanların &#8220;Ben&#8221; ve &#8220;Öteki&#8221; algılarının zaman içinde nasıl şekillendiği ile ilgiliydi. Mesela eski bölümlerden birinde yer alan o kötü köy doktorunun Doğu halkını öyle görür hale geldiğini açıklamaya yönelik bir flash-back olabilirdi. Ya da Şivan&#8217;ın çocukluğuna baksak, jandarmadan sopa yediğini görsek, bunlar biraz daha gerçekçi kılardı diziyi ve Şivan&#8217;ın öyle doğmadığını, zamanla öyle olduğunu anlardık.</em></p>
<p>31 Aralık 2008 / İstanbul</p>
<div class="source">(*) Konuşmamızın ertesi günü yayınlanan 50. bölümde bu çerçevede değerlendirilebilecek bir iki diyalog vardı.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/sivan-biraz-sarlatan-bir-herif-tilki-gibi-bir-adam-suleyman-karadag/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet Geleneği</title>
		<link>http://derinsular.com/devlet-gelenegi/</link>
		<comments>http://derinsular.com/devlet-gelenegi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 13:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/devlet-gelenegi/</guid>
		<description><![CDATA[Bilgi kavramına olan yabancılık, Türkiye&#8217;de pek çok mesnedsiz iddianın genel kabul gören gerçekler haline gelmesine yol açıyor. Türk&#8217;ün Türk&#8217;ten başka dostunun olmadığı ya da Türklerin savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş olmalarına rağmen hep masabaşında kaybettikleri gibi gerçeklikten çok uzak tekil iddiaların (ya da ezberlerin) bir araya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgi kavramına olan yabancılık, Türkiye&#8217;de pek çok mesnedsiz iddianın genel kabul gören gerçekler haline gelmesine yol açıyor. Türk&#8217;ün Türk&#8217;ten başka dostunun olmadığı ya da Türklerin savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş olmalarına rağmen hep masabaşında kaybettikleri gibi gerçeklikten çok uzak tekil iddiaların (ya da ezberlerin) bir araya gelmesi ile oluşan siyaset algısı, doğal olarak kurgusal bir anlam dünyası ortaya çıkarıyor.</p>
<p><span id="more-504"></span><br />
&#8220;Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız&#8221; türünden hamasi söylemlerle de desteklenen bu ezberlerin bir diğeri de, Türklerin tarih boyunca çok sayıda devlet kurmuş olmalarından ileri gelen köklü bir devlet geleneğine sahip olduklarıdır. Biraz kurcalandığında aslında tipik bir hantal bürokrasi övgüsünden başka bir şey olmadığı anlaşılan bu ezber, aynı zamanda Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakları olmadığı iddiasını gerekçelendirme adına da kullanılıyor &#8211; ki bu da aslında bir diğer mesnedsiz iddia. Zira bir devlet kurabilmek için ille de tarihte (bir kısmı kimi göçebe kabilelerin gerçekleştirdikleri saldırılardan hareketle uydurulmuş olan) 16 devlete sahip olmak gerekmez. II. Dünya Savaşı bittiğinde dünyada 51 ülke vardı. 1971 yılında bu rakam 132&#8242;ye yükseldi. Günümüzde ise (192&#8242;si Birleşmiş Milletler üyesi olan) 200 civarında devlet var.<br />
Kurgulardan uzaklaşarak gerçeklik ve bilgiye itibar etmek, ve hepsinden önemlisi, artık biraz olsun büyümek bu kadar da zor olmamalı. Dahası, görünen o ki, bu denli cahilce çıkarsamalarda bulunabilmek için ekstra bir gayret sarf etmek de gerekiyor gibi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/devlet-gelenegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&quot;Yunanlılar&quot;</title>
		<link>http://derinsular.com/yunanlilar/</link>
		<comments>http://derinsular.com/yunanlilar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 03:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/yunanlilar/</guid>
		<description><![CDATA[İlkokul kitaplarında ve medyada &#8220;Yunanlılar&#8221; kelimesi hep işgal, vahşet, istila gibi kavramlarla bir arada anılmış olduğundan, bu ifade Türkiye&#8217;de &#8220;düşman&#8221; ile eş anlamlı gibidir. Ancak dünden bugüne Batı komşularımıza neden Yunanlar değil de, Yunanlılar diye referansta bulunulduğunu bilmiyorum. Normalde &#8220;-lı, -li&#8221; eki sıfatların değil, yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlkokul kitaplarında ve medyada &#8220;Yunanlılar&#8221; kelimesi hep işgal, vahşet, istila gibi kavramlarla bir arada anılmış olduğundan, bu ifade Türkiye&#8217;de &#8220;düşman&#8221; ile eş anlamlı gibidir. Ancak dünden bugüne Batı komşularımıza neden <em>Yunanlar</em> değil de, <em>Yunanlılar</em> diye referansta bulunulduğunu bilmiyorum.<br />
Normalde &#8220;-lı, -li&#8221; eki sıfatların değil, yer isimlerinin sonuna eklenir; İngilizler, İngiltereliler gibi. Yunanlar için böyle bir istisnai kullanım bulunmasının özel bir nedeni var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/yunanlilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elit Değil, Kadro</title>
		<link>http://derinsular.com/elit-degil-kadro/</link>
		<comments>http://derinsular.com/elit-degil-kadro/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2008 13:20:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kısa Kısa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://endoktrinasyon.com/kategorisiz/elit-degil-kadro/</guid>
		<description><![CDATA[Tek Parti Dönemi&#8217;nin yöneticilerine atıfta bulunulurken, zaman zaman &#8220;Cumhuriyet eliti&#8221; ifadesi kullanılıyor. Halbuki o yıllarda kurulan rejim hemen hiçbir yönüyle cumhuriyet tanımına karşılık gelmediği gibi, söz konusu kurucular da elit olmaktan uzak kimselerdi. Elit kelimesi, tanımı gereği, entelektüel bir birikime ve de belli bir seviyenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tek Parti Dönemi&#8217;nin yöneticilerine atıfta bulunulurken, zaman zaman &#8220;Cumhuriyet eliti&#8221; ifadesi kullanılıyor. Halbuki o yıllarda kurulan rejim hemen hiçbir yönüyle cumhuriyet tanımına karşılık gelmediği gibi, söz konusu kurucular da elit olmaktan uzak kimselerdi.</p>
<p><span id="more-503"></span><br />
Elit kelimesi, <a target="_blank" href="http://www.answers.com/elite">tanımı</a> gereği, entelektüel bir birikime ve de belli bir seviyenin üzerindeki ekonomik varlığa işaret eder. Kendilerine &#8220;Cumhuriyet eliti&#8221; olarak referansta bulunan kurucular ise, her iki özelliğe de sahip değillerdir.<sup>1</sup><br />
Siyaset biliminde, belli bir ajandası olan ve bu doğrultuda yapılanan, ekseriyetle devrimci niteliklere de sahip olan siyasi ya da askeri grupların çekirdeğini ya da beyin takımını oluşturan kimseler için kullanılan &#8220;<a target="_blank" href="http://www.answers.com/main/ntquery?s=cadre">cadre</a>&#8221; (kadrey) kavramı, Cumhuriyet eliti oldukları söylenen kimseleri çok daha doğru bir şekilde tanımlıyor. Cumhuriyet olduğu ve insanları özgürleştirdiği iddiasında olan bu rejimi kuran insanlara referansta bulunurken Türkçe&#8217;de &#8220;kadro&#8221; kelimesine karşılık gelen bu kavramı kullanmak, doğru kelime seçimi bir yana, örtülü bir aldatmacanın da önüne geçebilir:<br />
Zira bu insanlara <em>elit</em> değil, <em>kadro</em> demek, kendilerini &#8220;Beyaz Türk&#8221; ya da &#8220;Ülkenin gerçek sahipleri&#8221; olarak gören ve dolayısıyla kendileri gibi düşünmeyen, olmayan ve olmak da istemeyenlere türlü acılar çektirmeye hakları olduğunu düşünen bu anlayışın tarihteki ve günümüzdeki temsilcilerinin, halk için halka rağmen gerçekleştirdikleri uygulamaların farkında olmadan gerekçelendirilmesinin de önüne geçecektir. Çünkü gerçekten de onlar <em>elit</em> değil, azgın bir azınlığın mensubu olan <em>kadro</em> durumundadırlar.<br />
<font size="-2"><sup>1</sup> Türkiye&#8217;de insanlara yıllardır son derece eğitimli ve ilerici kimseler olarak tanıtılan Jön Türklerin ve spesifik olarak da Kemalist kadronun dönemin İstanbullu yetkilileri ile aralarındaki eğitim uçurumu konusunda ezber bozucu bir bahis için bakınız: Nişanyan, Sevan. 2008. <a target="_blank" href="http://www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=YUPB37G4EC3CQG38BWPP">Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru</a>. İstanbul: Kırmızı Yayınları. 267-274.</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://derinsular.com/elit-degil-kadro/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

