• Ana Sayfa
  • .pdf
  • Linkler
  • İletişim
  • RSS
  •                      

Derin Sular

Fotoğraf Detayları
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
  • Featured Post Image
 
 

Kelebek

25 Jul2015
 

1980’lerin ortaları… Tek kanallı TRT dönemi. Herkes her akşam aynı şeyleri izliyor ve herkes her sabah aynı şeylerden bahsediyor. Ya da, misal, TRT o gün itibariyle aşağı yukarı yirmi senelik bir film olan İyi Kötü Çirkin‘i yayınlayacak olsa, ertesi sabah sokakta çocuklar “A-ğa a-ğa aaağğğ” diye bağrışıyorlar…

Kelebek adlı meşhur film, işte böyle bir dönemde yayınlanmıştı TRT’de. O gün itibariyle hayatta olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğu, belki de ilk kez izleme imkanı bulmuşlardı filmi. Ya da kim bilir, belki de TRT Kelebek‘i daha önce de yayınlamıştı… Ama dünyada ses getirmiş bir filmin Türkiye’de ancak yıllar sonra meşhur olması, o günlerde olağandışı bir şey değildi. Dahası, böyle şeyler pek kimsenin tuhafına da gitmezdi.

Yazının devamı »

 

Özal’ın Ölümü

22 Oct2010
 

17 seneden fazla olmuş, ama hala iyi hatırlıyorum tabii. Televizyon izlerken öğrenmiş ve bir süre inanamamıştım. Ne de olsa çocukluğumdan neredeyse üniversite çağına dek hemen her gün hayatımın bir köşesinde yer etmiş olan önemli bir siyasi figürdü. Bir süre sonra annem eve gelince, ona da söylemiştim. İlk önce öldürdüler sanmıştı. (Gerçi son gelişmelere bakılırsa, zaten öyle de olmuş gibi görünüyor…)

Yazının devamı »

 

Bay Yanlış ve Doğru Ahmet

21 Aug2010
 

Denebilir ki, 1980’li yılları Türkiye’de yaşamış olmanın neden olduğu en büyük talihsizlerden biri de, tek kanallı dönemde TRT’nin halkı aydınlatma adına hazırladığı kimi tuhaf programlara maruz kalmış olmaktır. “Bay Yanlış ve Doğru Ahmet” işte bu türden programlardan biriydi.

Bu programda, bacak kadar bir çocuk dedesi yaşındaki bir adama karşıdan karşıya geçmeyi falan öğretirdi! Prodüksiyonun her yönüyle ne derece vahim olduğu konusunda bir fikir vermesi adına, program hakkında internette bulduğum kısa bir değerlendirmeyi paylaşıyorum:

Yazının devamı »

 

Uğur Dündar ve İshak Bıçakçı

8 Aug2010
 

Sanırım 1995 Kasımıydı. Öyle zannediyorum… O zamanlar Tepebaşı’nda düzenlenmekte olan TÜYAP kitap fuarı genelde Kasım gibi açılırdı çünkü. Ben de hemen her gün kısa bir süre için de olsa uğramaya çalışırdım.

Yazının devamı »

 

Camdaki Etler

30 Jul2010
 

Sanırım 1998 yazıydı… Güneşli güzel bir günde Eminönü sahil yolunda araba kullanıyordum. Yanımda da kız arkadaşım oturuyordu. Sarayburnu’ndan Sultanahmet’e yaklaşmaktayken, bir parça deli tavırlarla araba kullanan ve açıkçası pek de güven telkin etmeyen bir tipin sağımızdan bizi geçmekte ve de öfkeyle bize doğru bakmakta olduğunu fark ettim. Tam olarak ne yapmıştım bilemiyorum ama hazretin tepesinin iyice attığı ve bunu gizlemek gibi bir derdi olmadığı her halinden belliydi. Bir iki dakika sonra Sultanahmet’teki ışıklara geldiğimizde en önde o durdu, arkasında da ben… Zaten etrafta başka kimse de yoktu…

Yazının devamı »

 

All You Can Eat Pizza

26 Jun2010
 

2003 yılı başları… ABD’de 11 Eylül sonrası psikoloji hala çok güçlü. Irak’ta yeni bir savaş ihtimali var. Televizyonlar sürekli bu çerçevedeki konulardan bahsediyor, ama tabii günlük hayat içerisinde bunların çok fazla hissedildiğini söylemek zor.

Yazının devamı »

 

Eskişehirspor

12 Jun2010
 

1980’lerin ortaları olmalı… Çocukluğumda babamla Eskişehirspor deplasmanına gitmiştik. Babam açık tribünden pek hazzetmeyen bir insandır. Bu nedenle de kapalı trübüne, yani Eskişehirspor taraftarlarının arasına oturmuştuk. Hala öyle midir bilmiyorum ama, bundan takriben 25 yıl kadar evvel Eskişehirspor taraftarları gayet fanatik kimselerdi – ya da belki henüz küçük olduğum için bana öyle gelmişti. Ancak tamamen dolu olan tribünlerin karşılıklı olarak “kırmızı” ve “siyah” sesleriyle stadyumu inlettiklerini hala hatırlıyorum. Hatırladığım bir diğer şey ise, binlerce insanın hep bir ağızdan “Kır-mı-zı şim-şek-ler / Ananızı …ecekler” diye bağırmasıydı.

Yazının devamı »

 

Elle Yemek

11 Jun2010
 

Sene 2000 ya da 2001 olmalı. Los Angeles civarlarında bir yerde iftar yemeği dağıtıyorlardı. Pilav ve nohuttan ibaret olan yemeği alıp oturduktan sonra karşımdaki adamın yemeği eliyle yediğini görmüştüm. Yanındaki minik oğlu da (doğal olarak) babası gibi eliyle yiyordu. Pilav hadi neyse de, sulu yemekteki nohutu elle yemek haliyle pek de hoş olmayan görüntülere yol açıyordu. Zira adam parmaklarını tabağın içine daldırıp iki üç nohut tuttuktan sonra nohutları ağzına götürürken yemeğin yağlı suyu da bileklerinden akıyordu.

Yazının devamı »

 

Arabanın Anahtarları

24 Jan2010
 

Sene 2001. Ohio’nun küçük bir şehrinde, o zamanki evimden 2000 küsür mil uzakta bir yerdeyim. Kullandığım kamyonetin römorkunun lastiği patladı. Neyse ki yükü sabitlemek için alet edevat alışverişi yapabileceğim bir yere gelmiştim. O açıdan şanslıydım yani. Hemen yakında bir lastikçi de varmış. Önce oraya gittim. Lastiğe baktılar… “Bu az bulunan bir lastik, şimdi sipariş etsek ancak yarın gelir” dediler. Haliyle hoşuma gitmedi… Ama yapacak bir şey de yok… Siparişi verdim.

Yazının devamı »

 

Fren

6 Jan2010
 

Sene 1998 ya da 99 olmalı. Geceyarısına yakın bir saatte kırsal bir bölgede, karanlık ve dar yollarda araba kullanıyordum. Ancak bir an evvel gideceğim yere varmak istediğim için köy yollarında saatte 100 kilometreye yakın bir hızla gidiyordum.

Yazının devamı »